TüRKİye turizm coğrafyasi



Yüklə 310,19 Kb.
səhifə1/4
tarix26.09.2018
ölçüsü310,19 Kb.
  1   2   3   4

KENTLER VE TARİHSEL ÇEVRE




Ders Notları

Kelime anlamı olarak eski yunanca Paleos= Eski ve Lithos= taş kelimelerinden türemiş ve dilimize “ Eskitaş veya Yontmataş Çağı” olarak çevrilmiştir. Günümüzden yaklaşık 400 bin yıl önce başlayan bu dönem yaklaşık 7 bin yılına kadar süregelmiştir. Bu dönemde uzunca bir süre buzul çağı yaşanmış olması sebebiyle insan toplulukları mağara yerleşimlerinde yaşamak zorunda kalmışlardır. Bu dönemde ortaya çıkan Homo Erectus insanın ilk atası olarak sayılmaktadır. Üretim konusunda hiçbir bilgisi olmayan, geçimini avcılık toplayıcılık ile sağlayan bu insanlar günlük yaşantılarını doğada kolaylıkla bulunan çakıl taşlarından kaba aletler yaparak sağlıyorlardı.


Anadolu’da Paleolitik Çağ’ın en eski yerleşim yeri İstanbul’da Küçük Çekmece Gölü’nün kuzey ucundaki Yarımburgaz Mağarası’dır. İki doğal oyuktan oluşan bu mağara çift girişlidir. Anadolu’da Yarımburgaz’dan hemen sonraya ait stragrafik nitelikte buluntu veren en önemli yerleşim yeri Antalya’nın 30 km kuzeybatısında, denizden 450 m yükseklikte yer alan Karain Mağarası’dır. Bu mağara yerleşiminin korunaklı konumu, ağzının güneye açık oluşu ve geniş bir oturum alanının bulunması sebebiyle her devrede insanların sığınabileceği bir alan olmuştur. Mağara duvarlarına yapılmaya başlayan ilk duvar resimleri din, büyü ve sihirle karışık bir av kültürünün ortaya çıkmaya başladığına işarettir. (Antalya, Karain, Beldibi, Belbaşı, Öküzini, Kızılin, Çarkini, Adıyaman; Palanlı, Kars; Camuşlu).
Çağımızın sosyal ve ekonomik düzeninin temelini oluşturan ve neos=yeni, lithos=taş sözcüklerinden türetilerek Neolitik yani Yeni Taş Dönemi insanlığın kültürel gelişimindeki en önemli süreçtir. Bu dönemin ana öğeleri, geçici doğal barınaklardan kalıcı köysel yaşama; avcılık ve toplayıcılıktan da üretime yani tarım ve hayvancılığa geçiş olarak özetlenebilir. Böylece avcılık ve toplayıcılık yerini önce yerleşik düzene geçiş, sonra da çiftçilik almaya başladı. Akdeniz havzasının günümüzdekinden daha yağışlı ve serin iklim koşullarının değişikliğe uğraması yani kuraklaşma yüzünden eskiden geniş coğrafi alanlarda dağınık halde yaşayan insanlar artık giderek seyrekleşen su kaynakları yakınına doğru özellikle vadi tabanlarında toplanmaya başladılar. (Çatalhöyük) Günümüzde “Gelişmiş Köy Toplulukları Dönemi” olarak adlandırılan Kalkolitik Çağ, gerçekten de Neolitik Çağ’da kurulan ilk köy topluluklarının gelişmiş köy topluluklarına dönüştüğü dönemdir. Neolitik’te başlayan çiftçiliğe dayalı köy hayatı ve ekonomisi bu çağda giderek batıya ve kuzeye doğru yayılmış, daha önemlisi bu yeni model artık kendi kurumlarını oluşturmaya başlamıştır.
Kalkolitik çağ’da tahıl alım satımıyla birlikte ticaretin üretime yönelmesi toplumsal yapıda köklü değişikliklere yol açtı: artı ürün sayesinde yiyecek derdine düşmeden yaşamını sürdürebilen zanaatçı, yönetici, din adamı ve bürokrat gibi toplumsal sınıflar ortaya çıktı; gerçek savaşlar başladı;ekonomik açıdan ayrıcalıklı bölgeler belirmeye ve devlet kurumunun çekirdeği olan ilk kent toplumları oluşmaya başladı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da adını ilk tanımladığı yer olan Kuzey Suriye’deki Tel Halaf höyüğünden alan Halaf kültürünün, Orta Anadolu’da ise Hacılar ve Canhasan kültürlerinin geliştiği bilinmektedir. Bir çok yerleşmenin etrafı savunma amacıyla surlarla çevrilmiştir.

Eski Tunç Çağı’nda ilk defa kentleşme süreci başlamıştır. Kent niteliğindeki yerleşmelerin gelişmesiyle önce kent devletlerinin, giderek bugünkü anlamda devletlerin ortaya çıkması (polis’ler) bu döneme rastlar. Kent tipi yerleşmelerin temel özelliği, yiyeceğini artık kendisi üretmeyen, kentlerin çevresindeki çiftçi –köylülerin artı ürünleriyle yaşayan toplumsal sınıfların ( din adamları, yöneticiler, askerler, tacirler, zanaatçılar ve bürokratlar) doğması ve toplumsal örgütlenmenin çok daha karmaşık bir nitelik kazanmasıdır. Kentleşme olgusu, bütün kültür tarihi içinde Neolitik Çağ’daki üretim devriminden sonra en önemli aşama olarak kabul edilmektedir.


Bu yeni toplum modeli yalnız siyasi örgütlenmeyi değiştirmekle kalmamış, yeni sistemin getirdiği çeşitli kurumlar ve buluşlarla bugünün uygarlığını da biçimlendirmiştir. Mesela yazının bulunmasının sonuçlarından biri, bütün işi kayıt tutmak olan ve bu becerisini yöneticilere, tacirlere bile öğretmeyerek toplumda ayrıcalıklı duruma gelen katip, arşivci ve bürokrat sınıfın doğuşudur. Ekonomik zenginliğiyle parlayan bölgeler uğruna ilk savaşların başlaması da daha önce bütün gücü elinde tutan din adamlarına rakip bir asker sınıfının ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Siyasi gücün din adamları ve askerler tarafından paylaşıldığı bu düzen Ortaçağ’a kadar sürecektir. Önemli bir gelişme olan atın evcilleştirilmesi ve tekerleğin kullanılmaya başlamasıdır. Askeri ve ticari amaçlarla çok uzak bölgelere bu sayede ulaşılması, bir sonraki aşama olan imparatorluk kurumunu hazırlayan ortamı yaratmıştır.

Anadolu’nun, özellikle Kalkolitik Çağ’da oldukça tenha olan Orta ve Batı Anadolu’nun nüfusunun İlk Tunç Çağı’nda birdenbire çok fazla artması, kuzeydeki bozkırlardan kaynaklandığı sanılan bir göç dalgasının bu dönemde Anadolu’ya gelmesi şeklinde açıklanır. Daha önceleri orman ve otlak olan bir çok alan tarıma açılmış, büyük hayvan sürüleri de geri kalan bitki örtüsünü hızla yok etmeye başlamıştı. Bu nedenle Anadolu büyük bir toprak aşınması sürecine girmiştir. Bu dönemde, Anadolu’yu kuşatan coğrafi bölgeler arasında ekonomik ve toplumsal açıdan büyük farklıklar vardı. Bu durum farklı kültür bölgelerinin oluşmasına yol açtı. İlk Tunç Çağı’nda Anadolu kentlerinin büyüklüğü bölgeler göre çok değişir: güneydoğuda nüfus 10.000’i aşan kentlere karşılık, batıda kentin bütün özelliklerini taşıyan ancak birkaç yüz kişilik nüfusu barındıran birimler vardı. İlk sulama kanallarının açılması da bu döneme rastlamaktadır. Bu gelişme sadece ekonomiye ivme kazandırmakla kalmamış, toplumsal örgütlenme açısından da önemli sonuçlar vermiştir.



İstanbul

Ayasofya Müzesi


Ayasofya 916 yıl kilise, 481 yıl cami olmuş, 1935'ten bu yana müze olarak tarihi işlevini yerine getirmiştir. Bizans tarihçileri tarafından İmparator I. Constantine (324-337) zamanında yapıldığı ileri sürülen ilk Ayasofya, bir ayaklanma sonunda yanmış, bu yapıdan günümüze hiç bir kalıntı kalmamıştır. İmparator II. Theodosius, Ayasofya'yı ikinci defa yaptırmış ve 415'te ibadete açmıştır. İmparator Iustinianus (527-565) ilk ikisinden daha büyük bir kilise yaptırmak istemiş, çağın ünlü mimarlarından Miletos'lu İsidoros ve Tralles'li Anthemios'a günümüze ulaşan Ayasofya'yı yaptırmıştır.

Türk İslam Eserleri Müzesi


Müzede Türk ve İslam Sanatı eserleri sergilenmektedir. Bina, 1524 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın Baş Veziri İbrahim Paşa tarafından kendi ikametgahı olarak yaptırılmıştır.

Yerebatan Sarnıcı


Bazilika Sarnıcı, Roma ve Bizans İmparatorları’nın yaptırdığı sarnıçların en büyüğüdür. 80.000 metreküp su alabilen ve 140x70 metrekarelik bir alana yayılan sarnıç, 6. yüzyılda Justinianos tarafından öncelikle saray ihtiyaçlarını karşılamak üzere yaptırılmıştır. 336 sütunun bazılarında bezemeler yer almaktadır.
Arkeoloji Müzesi

19. yüzyıl sonlarında ünlü ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey tarafından, İmparatorluk Müzesi olarak kurulan İstanbul Arkeoloji Müzesi, çeşitli kültürlere ait sayısı bir milyonu aşan eserleriyle, dünyanın en büyük müzeleri arasında yer almaktadır.


Yedikule Hisarı

Hisar, İmparator II. Theodosios (408-450) devrinde, kara tarafı Bizans şehir surlarının en önemli girişi ve ayrıca Bizans tarihinde önemli bir yeri olan Altın Kapı (Porta Aurea) arkasına bir ek inşası ile İstanbul'un fethinden dört yıl sonra, 1457-1458 tarihinde Sultan II. Mehmed (Fatih) tarafından bir iç-kale olarak yaptırılmıştır.



Anadolu Hisarı


Yedi dönümlük alanı kaplayan ve bulunduğu mevkiiye adını veren bu hisar, 1395 yılında Osmanlıların ileri bir karakolu olarak Sultan I. Bayezid (Yıldırım) tarafından yaptırılmıştır.

Rumeli Hisarı


Sarıyer İlçesi sınırları içinde yer alan ve bulunduğu mevkiye adını veren hisar, otuz dönümlük (30.000 m²) bir alanı kapsamaktadır. Rumeli Hisarı'nın adı Fatih vakfiyelerinde Kulle-i Cedide, Neşri Tarihi'nde Yenice-Hisar, Kemalpaşazade, Aşıkpaşazade ve Nişancı Tarihleri'nde Boğazkesen Hisarı olarak geçmektedir.

Topkapı Sarayı


Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'da yönetim sarayı ve hanedanlık ikametgâhı olarak kullanılan Topkapı Sarayı, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethetmesinden kısa bir süre sonra 1473 yılında tamamlanmıştır. Osmanlı hanedanı,
Topkapı Sarayı'nı 19. yüzyılda Boğaziçi saraylarına yerleşene kadar kullanmıştır. Saray, Cumhuriyet'in ilanından sonra 3 Nisan 1924'te Atatürk'ün emriyle müze haline getirilmiştir. Topkapı Sarayı, İstanbul topoğrafyasını oluşturan Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasında tarihsel İstanbul yarımadasının ucundaki Sarayburnu'nda Bizans akropolü üzerinde inşa edilmiştir.

Dolmabahçe Sarayı


19. yüzyılda Sultan I.Abdülmecit tarafından yaptırılan Dolmabahçe Sarayı'nın cephesi, Boğaz'ın Avrupa kıyısında 600 m. boyunca uzanmaktadır. Dolmabahçe Sarayı, Avrupa sanatı üsluplarının bir karışımı olarak 1843-1856 yılları arasında inşa edilmiştir.


Çırağan Sarayı


Yeni saray 1871 yılında Sultan Abdülaziz tarafından Mimar Serkis Balyan'a yaptırılmıştı. Dört yılda dört milyon altına mal olan yapının ara bölme ve tavanı ahşap, duvarlar da mermer kaplıydı. Taş işçiliğinin üstün örnekleri olan sütunları, zengin döşenmiş mekanlar tamamlanmıştır.

Beylerbeyi Sarayı


Beylerbeyi Sarayı 1861-1865 yıllarında, eski ahşap bir sahil sarayının yerinde Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılmıştır. Cephe ve iç dekorasyonda Doğu ve Türk motifleri, Batı süs öğeleri ile birlikte kullanılmıştır. Dolmabahçe Sarayı’nın havasını taşıyan üç katlı yapı, harem ve selamlık bölümlerini oluşturan 26 oda ve altı salondan ibarettir.

Kapalı Çarşı


Dev ölçülü bir labirent gibi, 60 kadar sokağı, üç binden fazla dükkanı ile dünyanın en eski ve en büyük kapalı çarşısı olan "Kapalı Çarşı", İstanbul şehrinin merkezinde yer alır. Adeta bir şehri andıran, bütünü ile örtülü bu site, zaman içerisinde gelişip büyümüştür. Geçmişte Kapalı Çarşı, her sokağında belirli mesleklerin icra edildiği, el işi imalatın sıkı denetim altında bulundurulduğu, bir çarşıydı.

Mısır Çarşısı


Mısır Çarşısı, tarihi boyunca her derde deva olmuş kurutulmuş bitkilerin, çeşit çeşit otların ve yüzlerce tür baharatın buluştuğu dev bir pazardır. Dünya doğal ürünlere yönelmeyi daha yeni yeni keşfederken, Lokman Hekimler yetiştiren Anadolu, bitkilerin şifalı gücünü Mısır Çarşısı üzerinden yüzlerce yıldır dağıtmaktadır.

Kız Kulesi


Batı kaynakları burayı sevgilisi Hera'ya kavuşmak için yüzerken boğulan Leander'in kulesi olarak tanıtır. Bir diğer hikayeye göre de burası, kızının yılan tarafından sokulacağını rüyasında gören İmparator’un, emniyette olması için genç kızı yerleştirdiği kuledir.

Galata Kulesi


Bizanslıların düzenlediği saldırılardan korunmak amacıyla Cenevizliler tarafından yapılmıştır. Kulede büyük sahanlığa kadar duvar içinde dönerek çıkan bir taş merdiven vardır. Kule 1967'de restore edilmiş, içine asansör konmuş, diğer katlarına da lokanta yapılmıştır.

Beyazıt Kulesi


Bugünkü İstanbul Üniversitesi Merkez Binası’nın bulunduğu yerdeki yapı (eski saray), II. Mahmut Devri’nde Milli Savunma Bakanlığı (Seraskerlik) olarak kullanılmıştır.
Seraskerliğin avlusundaki ahşap kule, yangın gözcüleri için uzun süre varlığını sürdürmüştür. II. Mahmut, daha güzelini yaptırtmak için bu kuleyi yıktırmıştır. 1828 yılında Serasker Hüseyin Paşa tarafından o devrin mimari özelliklerini yansıtan, kagir bir kule yapılmıştır.

Theodosius Dikili Taş


Aslı eski Mısır eseridir. MÖ 1547 yıllarında Firavun III. Tutmosis (Toothmesis) adına Heliopolis'de dikilmiştir. Pembe granitten tek parça halinde yapılmıştır. Üzerinde hiyeroglif yazısı ile II. Tutmosis'in zaferleri yazılmıştır. 390 yıllarında Bizans İmparatoru Theodosius tarafından İstanbul'a getirilerek Hipodrom’a dikilmiştir.

Yılanlı Sütun (Burmalı Sütun)


Bu sütun Delphi'deki Apollon Tapınağı’ndan 4. yüzyılda İstanbul’a getirilmiştir. İstanbul’daki en eski anıtlardan birisidir. Orijinalinin M.Ö. 409' da yapıldığı bilinmektedir. Birleşmiş olan çeşitli Helen kentlerinin Perslere galip gelmesi üzerine Pers ordusunun silahlarının eritilip dökülmesinden meydana getirilmiştir.

Hipodrom


Orijinali, Roma İmparatoru Septimius Severus tarafından yaptırılan ve daha sonra Büyük Constantinus tarafından genişletilen ve İmparatorluğun değişik yerlerinden getirilen eserlerle donatılan Hipodrom'un eni 117, boyu ise 480 metreye, kapasitesi ise 100.000 kişiye ulaşıyordu.

Çemberlitaş (Konstantin Sütunu)


MS 330'da başkentin Roma'dan İstanbul’a nakli sebebi ile kentin ikinci tepesindeki büyük oval bir meydan ortasında, Konstantin’in şerefine dikilmiş olan ve Çemberlitaş sütunu olarak da bilinen bu abide, orijinalinden daha kısa olarak günümüze gelebilmiştir.

Beyazıt Meydanı


İmparator Teodosius Devri’nde şehrin en büyük meydanı olarak inşa edilmiştir. Ortasındaki dev boyutlu zafer takının üzerinde yer alan bronz boğa başlarından dolayı buraya "Forum Tauri ” ismi verilmiştir. Üzerinde İmparatorun da heykeli yükselen zafer takından günümüze bir kaç mermer blok ve sütun kalmıştır.

Hürrem Sultan Hamamı


Ayasofya ile Sultanahmet Camii'nin arasında bulunan Haseki Hürrem Hamamı, Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi Ukrayna asıllı Hürrem Sultan (Roxan) tarafından ısmarlanmış ve Mimar Sinan tarafından İstanbul'daki en büyük hamam olarak inşa edilmiştir.

Cağaloğlu Hamamı


18. yüzyıl başında yapılmış olan Cağaloğlu Hamamı, günümüzde de hizmet vermektedir.

Alman Çeşmesi


Sultanahmet Meydanı’nda parkın içindedir. Alman İmparatoru II. Wilhelm'in İstanbul'u ikinci ziyaretinin anısı için bütün kısımları ile Almanya'da yapılmış, İstanbul'a getirilerek hazırlanan kemerlerin üzerlerine konmuştur.

Sultanahmet Camii


Sultan I. Ahmet tarafından İstanbul'da adıyla anılan meydanda, 1609-1616 yılları arasında yaptırılmıştır. Mimarı Sedefkâr Mehmet Ağa'dır. Türkiye'nin altı minareli tek camisidir.

Bayezit Camii


Kendi adı ile anılan meydandadır. Bu büyük cami ve külliyesi, (medrese, mektep, imaret, kervansaray ve hamam), Fatih'in oğlu II. Bayezit tarafından 1501-1506 yıllarında yaptırılmıştır.

Süleymaniye Camii ve Külliyesi


Camii, Kantarcılar Mahallesi’ne bakan bir tepe üzerinde Bâb-ı Vâlâ-yı Seraskeri (Genelkurmay Başkanlığı bugünkü İstanbul Üniversitesi Rektörlük ve diğer binaları) ile Bâb-ı Vâlâ-yı Fetvâ- Penâhî (bugünkü İstanbul Müftülüğü binası) arasındadır.

Mimar Sinan Türbesi


Süleymaniye Camii’nin avlusundadır. Baş Mimar Sinan dikkat çekici bir güzellik ve sadelikte olan bu seçkin türbeyi kendisi için inşa etmiştir.
Şehzade Camii

Saraçhane'de Belediye Sarayı karşısındadır. Kanuni, 1543'de ölen oğlu Mehmet için Mimar Sinan'dan bir cami yapmasını istemiş, 1544'de başlayan yapım 1548'de tamamlanmıştır. Mimar Sinan'ın ilk önemli eseridir. Etrafında pek çok türbe vardır.



İmrahor İlyas Bey Camii (Studios Manastırı)


Samatya ile Yedikule arasında, 463 yılında yapılmıştır. İstanbul'un eski Bizans yapılarından olan bina, vaftizci Yohannes'e ithaf edilmiştir.

Kariye Müzesi (Khora Manastırı)


İstanbul'un Edirnekapı semtinde bulunan Kariye, eski Helence'de kent dışı kırsal alan anlamına gelen Khora sözcüğünden gelir. Khora Kilisesi, daha önce burada mevcut olan bir şapelin yerine İmparator Justinianus zamanında inşa edilmiştir. Zamanla harap olan yapı, XI. yüzyılda yeniden yapılmıştır. Latin istilası sırasında çok harap durumda bulunan kilise XIV. yy. başlarında Theodoros Metekhites tarafından onarılmıştır.

Fethiye Cami (Pammakaristos Manastır Kilisesi)


İstanbul'un Fatih Semti’ndedir. Bizans Dönemi’nde yaptırılan Pammakaristos Manastırı’nın kilisesidir. Latin istilasının son bulmasıyla XIII. yüzyılda eski kilise kalıntıları üzerine yeniden yaptırılmıştır. Fetihten sonra, HIristiyanların elinde kalıp kadın manastırı olarak kullanılmış, 1455 yılında Patrikhane buraya taşınmış, 1586 yılına kadar Patrikhane olarak kalmıştır. Bu kilise III. Murat (1574-1595) zamanında camiye çevrilmiş ve Fethiye Cami adı verilmiştir.

Aya İrini Anıtı (St. İrene)


Topkapı Sarayı I. avlusunda yer alan Aya İrini VI. yy. da İmparator Justinianus zamanında inşa edilmiştir. Malzeme ve mimarisi ile tipik bir Bizans yapısıdır. 1453 yılında İstanbul'un fethinden sonra kilise, camiye çevrilmediği için yapıda önemli bir değişiklik yapılmamıştır.


Küçük Ayasofya Cami (Sergios-Bakhos Kilisesi)


İmparator Justiniaus tarafından 527-536 yılları arasında yaptırılmıştır. Sergios ve Bakhos adlı iki azize ithaf edilmiştir.


Zeyrek Cami (Pantakrator Manastır Kilisesi)


Bizans'ın önemli bir manastır kompleksinin baş kilisesidir. Üç kiliseden meydana gelmiştir. Büyük kilise II. İoannes Komnenos'un birinci eşi Eirene tarafından (1118-1143) yaptırılmış ve Hz. İsa'ya ithaf edilmiştir.

Neve Şalom Sinagogu


Galata'da, Büyük Hendek Caddesi üzerindeki sinagogun adı "Barış Vahası" anlamına gelmektedir. 25 Mart 1951 tarihinde açılışı yapılan bu sinagog halen İstanbul'un en modern ve görkemli sinagogu olup düğün, bar, mitzva (ergenlik töreni) ve cenaze gibi birçok dini törene sahne olmuştur.

Yanbol Sinagogu


Makedonya'nın Yanbolu Kasabası’ndan göç edenlerin kurup adını verdikleri Balat'taki bu sinagog, yörenin halen hizmette olan ikinci tarihi Musevi yapıtıdır.

İtalyan Sinagogu


Galata'da Şair Ziya Paşa Yokuşu üzerindedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan, özellikle İtalyan ve Avusturya tebaalı Musevilerin kurduğu bu sinagog 1886 da hizmete girmiştir. Gotik stilde cephesi ve mermer merdivenleri bulunmaktadır.

Zülfaris Sinagogu


Galata'da bulunan ve 17. yüzyıldan beri mevcut olan bu sinagogun bugünkü binası 19 yüzyıla aittir. Neve Şalam Sinagogu inşa edilmeden önce birçok dini törenin yapıldığı bu sinagog, birkaç yıldan beri hizmette bulunmamaktadır.



Bursa
17. Yüzyıl Osmanlı Evi Müzesi

Muradiye semtinde II. Murat külliyesinin karşısında bulunan ahşap ev, plan ve süslemeleri bakımından 17. yüzyıl özelliklerini taşımakta olup Bursa’da halen ayakta kalan en eski evlerden bir tanesi ve en güzel olanıdır. Bahçeye açılan eyvanlı bir sofa ve iki odadan oluşan planda alt kat odaları alçak tavanlı kışlık odalardır.


Türk-İslam Eserleri Müzesi (Yeşil Medrese)

İlk Osmanlı medreselerinden olan Yeşil Medrese, Sultaniye Medresesi adıyla da tanınmaktadır. Birçok ünlü bilgin yetiştiren medrese Yeşil Külliyesi ile birlikte Mimar Hacı İvaz Paşa tarafından 1414-1424 yılları arasında yapılmıştır.


Mudanya Mütareke Evi Müzesi

11 Ekim 1922 tarihinde TBMM hükümeti ile İhtilaf Devletleri arasında Türk-Helen savaşına son veren ateşkes anlaşmasının Mudanya sahil yolu üzerinde yer alan 19. yüzyıl başlarına ait Art Nouveo üsluplu yalı,1937 yılından beri müze olarak kullanılmaktadır.
Koza Han

Ulu Cami ile Orhan Cami arasında bulunan bu Han’ı, II. Bayezid, İstanbul'daki hayır yapılarına gelir getirmek amacıyla 1490 yılında yaptırmıştır. Bursa'nın en güzel ve günümüzde en yoğun olarak kullanılan hanıdır.


İznik Kalesi

İznik Kalesi’nin geçmişi M.Ö. 258 tarihlerine dayanır. İznik surları bir çok kez tamir görmüş olup büyük ölçüde eski kent kalıntıları surlarda kullanılmıştır. Bizans devrinde, Arap akınlarından korunmak için bir çok yapı malzemesi surlarda kullanılmıştır.


Roma Tiyatrosu (İznik)

M.S. 98-117 yıllarında imparator Trajanus zamanında inşa edilmiştir. Büyük ölçüde yıkılmıştır. Tiyatro bilimsel kazısı 1980 yılından bu yana sürmektedir. Kazılar sonunda bulunan iskeletlerin incelenmesi sonucunda çeşitli dönemlerde bu yapının bir toplu kıyım alanı olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.
İznik Antik Kenti

Bursa’nın 74 km. kuzeydoğusunda bulunan İznik Kenti tarihi açıdan büyük bir öneme sahiptir. M.Ö. 316’da kurulmuştur. M.S. 2. yy’de İmparator Hadrianus tarafından yeniden kurulan kent Gotlar tarafından yıkılmıştır ve Romalılarca yeniden onarılmıştır. Roma ve Bizans döneminde önemli bir dini merkezdir. Hıristiyanlar arasında ortaya çıkan sorunları çözmek üzere 20 Mayıs 325’te yapılan I. Konsül İznik’te toplanmıştır. (II. Konsül, 24 Eylül- 23 Ekim 787’de Ayasofya Kilisesi’nde toplanmıştır) Konsülün toplandığı Senato Binası, göl

suları altında kalmıştır.Kent 1261’e kadar Bizans’ın merkezi olmayı sürdürmüş, 1331’de Orhan Bey’in kenti yeniden alması ile 1335’e kadar Osmanlı Beyliği’nin merkezi olmuştur.Kenti tümüyle çevreleyen surlar günümüze kadar ulaşmıştır. Dört ana kapısından üçü ayaktadır. Halkın Saray Bahçesi dediği yerde Roma Tiyatrosu ortaya çıkarılmıştır. Kent merkezinde dört yol ağzındaki Ayasofya Kilisesi Cami-i Atik adıyla camiye dönüştürülmüştür. Yeni Mahalledeki Koimesis Kilisesi’nin yalnızca temeli ve tabanı günümüze ulaşabilmiştir. Kuzey yönünde Hagios Triphanos Kilisesi yer almaktadır.


İznik Kilisesi (İznik)

7. yüzyılda yapılmış olan kilise dikdörtgen planlıdır. Kilisenin içinde dokuz faklı mekan bulunur. Duvarları taş ve tuğla ile örülmüş olan yapının tonozları tuğladır.


Yıldırım Camii

Yıldırım Bayezid tarafından 1390’lı yıllarda yaptırılmıştır. Kentin en görkemli anıtıdır.


Yeşil Cami (Bursa)

1419 yılında Çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Ters planlı camilerden olan Yeşil Cami, Bursa'nın olduğu kadar ülkemizin de en güzel tarihsel yapılarından biridir. Caminin mimarı Hacı İvaz Paşa’dır. Yapıda, bazı Bizans döneminden kalma yapı malzemesi de kullanılmıştır. Caminin tüm süsleme ve çini süslemeleri, ünlü şair Lami Çelebi’nin babası olan Nakkaş Ali tarafından yapılmıştır.
Yeşil (Çelebi Sultan Mehmet) Türbesi

Yeşil Camii'nin karşısında bulunan ve Bursa'nın en değerli anıtsal yapısı olan bu türbe, 1421 yılında Çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Türbenin mimarı ise Hacı İvaz Paşa’dır.


Osman Gazi Türbesi

Tophane'de Orhan Gazi Türbesi'nin yanında yer alan bu türbede Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey yatmaktadır. Bu türbenin olduğu yerde, Bursa'nın fethi sırasında kubbeli bir kilise yer almaktaydı.


Muradiye (II. Murat) Cami

Muradiye semtinde bulunan cami, Sultan II. Murat tarafından 1425 yılında yaptırılmıştır..


Cumalıkızık

Cumalıkızık, Osmanlı dönemi konut dokusunu günümüze kadar koruyan bir köyümüzdür. Osmanlı dönemi sivil mimarisini günümüze taşıyan Cumalıkızık evleri, koruma altına alınmıştır. Bursa'nın doğusunda, Ankara karayolunun 10. kilometresinden güneye Uludağ yamaçlarına giden yol 3 km sonra, Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerini günümüze kadar, koruyan Cumalıkızık yerleşimine ulaşır.



Çanakkale

Alexandreia-Troas


Büyük İskender'in komutanlarından Antigonos tarafından Antigoneia adı ile M.Ö. 310 yılında kurulmuştur. Kent, M.Ö. 4. yüzyıl sonlarına doğru Lysimakhos tarafindan çevre şehir halklarının bu kente getirilmesi sonucu genişletilmiş ve bu tarihten sonra Alexandreia-Troas olarak anılmaya başlanmıştır..

Assos


Çanakkale İli'nde bulunan antik yerleşme merkezlerinin en önemlilerindendir. Assos (Behramkale)'un tarihi M.Ö. 2000’li yıllara kadar dayanmaktadır. M.Ö. 1000 yıllarında Lesbos (Midilli) adasından gelen Aiol kolonisi tarafından kurulduğu bilinmektedir.

Troia


Troya'da ilk düzenli kazılar, W. Dörpfeld tarafından başlatılmış ve bunu da 1923 - 1938 yılları arasında Prof. Carl Blegen'in kazıları izlemiştir. Blegen'nin kazıları sonucu ortaya çıkartılan Troya'nın stratigrafisine göre M.Ö. 3000 ile M.S. 400 yılları arasında, dokuz değişik tabaka halinde yerleşme merkezlerinin oldugu tespit edilmiştir.

Kilitbahir Kalesi


Deniz kilidi anlamına gelen Kilitbahir Kalesi, boğazların kontrolü ve İstanbul'un emniyeti için Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Daha sonraları ihtiyaca göre genişletilmiş, kule ve tabyalarla takviye edilmiştir.

Gülpınar


Ayvacık çevresinde kalıntıları bulunan antik eserlerden biri olan ve İlyada Destanı’nın da birinci bölümünün geçtiği Apollon Smintheus Tapınağı, Gülpınar’da bulunmaktadır. Tapınak kalıntıları ve tapınaktan çıkan eserler buradaki müzede sergilenmektedir.

Apollon Smintheus Tapınağı


Apollon Smintheus Tapınağı Biga Yarımadası’nın güneybatı ucunda, eski adıyla Külahlı olarak bilinen Gülpınar beldesinde yer almaktadır

Zeus Altarı


Küçükkuyu beldesine bağlı Adatepe Köyünün üst tarafında bulunan, ön tarafı diklemesine uçurum olan mağara, Zeus’un mağarası olarak bilinmektedir. Oda büyüklüğünde olup, eski taş duvarlarla örülmüş olan mağarada kaynak suyu vardır.

Neandria


Kayacı Köyü yakınında Çığrı Dağı’ndadır. Kenti çevreleyen surlar 3 m. Kalınlıkta ve 3200 m uzunluktadır.

Bozcaada Kalesi


Kanuni Sultan Süleyman ve II. Mahmut dönemlerinde de onarılarak ihtiyaca göre genişletilen Bozcaada Kalesi,1965-1970 yılları arasında yeniden onarılmıştır.

Büyük Cami (Hüdavendigar Camii)


Çanakkale’nin Gelibolu İlçesindedir. Ulu Camii, Camiikebir, Büyük Cami, Gazi Süleymanpaşa Camii ve Hüdavendigar Camii olarak tanınır.

Fransız Mezarlığı


Gelibolu'da Keşan Caddesi üzerinde, Hamzakoy'a karşı ve çevresi duvarlarla çevrili ortasında yüksek bir kule bulunan çok bakımlı bir yerdir. 1854 yılında Kırım Savaşı'nda ölen Fransız askerleri için yapılmıştır. Fransızlar ve İngilizler bir koldan Kırım Savaşı'na gemilerle Gelibolu'ya asker çıkararak, Trakya üzerinden gitmişlerdir.

Gelibolu Milli Parkı


1973'te kurulmuş ve Birleşmiş Milletler Milli Parklar ve Koruma Alanları listesinde olan Park, Çanakkale ili sınırları içerisinde, Gelibolu Yarımadasının güney ucunda, Çanakkale Boğazı'nın Avrupa yakasında 33.000 hektarlık bir alanı kapsamaktadır.Ayrıca M.Ö 4000’li yıllara dek uzanan birçok "Arkeolojik sit alanı ve anıtı" bulunmaktadır. Çok çeşitli "doğal sit alanları ve anıtlar" içerisinde ise kumsallar, koyaklar, Akdeniz çalıları (maki) ile karışık koru parçaları, çarpıcı görünümlü jeolojik ve jeomorfolojik oluşumlar, bir tuz gölü ve askeri mimarisinin eşsiz örneklerini içeren ilginç bir "kültürel miras" kolleksiyonu vardır. Milli Parkta; Kilitbahirtaş Yaylası, Seddülbahir Savaş Alanı, Maeste Koyu,Tekke Köyü, Ertuğrul Koyu, İkizler Koyu, Hisarlık Tepe, Alçı Tepe, Zığındere, Kereviz Dere, Arıburnu, Anafartalar Savaş Alanlarında; Kaba Tepe, Kanlı Şist, Conkbayırı, Savla ovası, Kakma Dağı ayrıca Türk Şehitlik ve Anıtları, Yabancı Mezarlık ve Anıtlar, Savaş kalıntıları (Tabyalar-silahlar, siperler, batıklar) Arkeolojik ve Tarihi Sitler, Müzeler ve Yerleşmeler görülmesi gerekli yerlerdir.

İzmir

İzmir Arkeoloji Müzesi


İasos, Çandarlı (Pitane), Bergama, Bayraklı (Eski İzmir) antik kentlerine ait arkeolojik eserler, prehistorik çağlardan M.Ö. III. bin yıllarına tarihlenen pişmiş topraktan İasos kazısı seramik buluntuları, Protogeometrik ve Geometrik Dönem Batı Anadolu keramikleri, Arkaik Dönem siyah ve kırmızı figürlü Batı Anadolu vazoları, Hellenistik Devir hydriaları, çeşitli kaplar, cam vazolar, şişeler, masklar, heykelcikler, Myrina (Aliağa) Eros heykelcikleri sergilenmektedir. Hazine Salonu'nda Arkaik, Hellenistik, Roma ve Bizans devirlerine ait altın, gümüş ve kıymetli taşlardan süs eşyaları, cam eşyalar, sikkeler ve bronz Demeter heykeli bulunmaktadır. Arkaik Dönem'den Roma Dönemi sonuna kadar tarihlenebilen heykeltraşlık eserleri içeren; büyük heykeller, büstler, portreler de bu müzede yer almaktadır.
Bayraklı (Eski İzmir)

İzmir Körfezi'nin kuzeydoğusunda Tepekule mevkiinde bulunan yerleşim alanı, İzmir'in ilk yerleşim alanı olarak bilinmektedir. Kentin M.Ö. 3000 yıllarında kurulduğu arkeolojik bulgulardan anlaşılmaktadır. Bayraklı'nın üst kesiminde 205 m. yüksekliğindeki burun üzerinde mitolojik kral Tantalos'un mezarı olarak bilinen ve M.Ö. 7. yüzyıla tarihlenen yapı bulunmaktadır.



Kadifekale (Pagos)


M.Ö. 4. yüzyılda İzmir'de Büyük İskender'in generallerinden Lysimakhos'un körfeze hakim bir konumda kurduğu kent, bugünkü Kadifekale (Pagos) Tepesi ile tepenin iç limana bakan yamacında gelişmiştir.

Agora


İzmir'in Konak İlçesi'nde, Namazgah-Tilkilik mevkiinde bulunan Agora, Roma Dönemi'ne ait bir devlet agorasıdır. Politik toplantıların ve seçimlerin yapıldığı bir yerdir. Kazılarda agoranın büyük bir bölümü ortaya çıkarılmıştır.

Pergamon


Yapılan araştırmalarda Arkaik devirlere kadar ulaşan buluntulara tastlanılmıştır. Bu devirde Pergamon küçük bir yerleşim yeridir. İÖIV:Yüzyılın sonunda Pergamon Lysimakhos ‘un verdiği paranın korunduğu yer olarak karşımıza çıkmaktadır. Lysimakhos’un ölümünden sonra Philetairos parayı kentin kurulması için harcamıştır. İÖ133 yılında topraklarını Roma’ya bırakıncaya dek sınırlarını genişletmiş, tüm batı Anadolu’yu ve Trakia’yı ele geçirmişlerdir. İÖ III.Yüzyılda Galat’lara karşı Phileitaros’un yerine geçen I.Eumenes (263-241) tribut ödeyerek tehlikeyi durdurmuş, fakat onun yerine geçen I.Attalos (241-197) Galat’lar üzerinde kazandığı politik ve askeri başarıdan sonra tehlikeyi atlatmıştır. Bu dönem hem askeri,hem de politik yönden bir zafer devridir. Bunun yanısıra şehre sanat ve kültürel yönden bir çok yapı kazandırılmıştır. II.Eumenes zamanında (İÖ197-159) izlenilen politika ile Galat’lar, Makedonya ve Seleukos krallığı ve Roma gibi süper bir güç ile ittifak yapmışlardır. II.Eumenes’i takiben yönetimi sıra ile elinde tutan II.Attalos (İÖ159-138) ve III.Attalos (İÖ138-133) döneminde şehrin imarı ve geliştirilmesiyle ilgili çalışmaların devam ettiği ve Roma ile aynı politika izlendiği bilinmektedir. Nitekim sözü edilen bu üç kral zamanında Pergamon’a rakip olabilecek durumda Antiokheia ile Alexandria şehirleridir.Bergama topraklarının bir vasiyetle Roma’ya bırakılması sonucunda ,

Pergamon’da Roma hakimiyeti başlamış oldu. Augustus idaresi ile birlikte tüm Anadolu kentlerinde olduğu gibi Pergamon’da da refah dönemi başlamış, daha önceki kralların yaptıkları yapılara revizyon yapılmıştır. Traian döneminde, akropolde bir mabet inşa edilmiş, Hadrian idaresinde ise Traian’ın başlatmış olduğu mabet tamamlanmış, M.S.II Yüzyılda önemli bir konumda olan Asklepios’a ekler yapılmıştır. Daha sonraki imparatorlar döneminde de , örneğin Caracalla döneminde Dionysos mabedi yeniden düzenlenmiş, amphiteatron ile Stadion bu devirde yapılmıştır.M.S.II hatta , M.S.III.Yüzyılda kentte bir piskopos bulunduğu bilinmektedir. Sardis’de olduğu gibi ilk yedi kiliseden birisinin burada olduğu bilinmektedir.Bizans döneminde eski parlak dönemimden uzaklaşmış olmasına rağmen , Pergamon hala büyük sayılabilecek kentler arasındadır. Akropolü bir surla takviye edilmiştir.


Ephesos

İlk yerleşmeciler Karialı’lar ve Anadolu’nun yerli halkı olan Lelegler. Efsaneye göre Atina kralı Kodros sülalesinden gelen Androklos kentin kurucusu. İÖ10.yy.’dan sonra kolonize edilmeye başlanıyor. Bugün St.Jean Bazilikasının olduğu Ayazoluk tepesinde bulunan en erken buluntular Miken’lere aittir.İÖ560 yılında Lydia Kralı Kroisos kenti ele geçirerek, şehri Artemis Tapınağı’nın olduğu yere nakletmiştir. Artemision sütunlarında kabartmalı olarak bulunan sütün tanburlarında “ Kroisos yardım etti” ibaresi bunu kanıtlamaktadır. Lydia egemenliğinden sonra Pers idaresi altına giren Ephesos, (İÖ547) İÖ479 Grekler’in Persler’e karşı kazanılan Platia ve Salamis zaferleriyle Attik-Delos Deniz birliğine üye olur.İÖ.yy’ın son çeyreğinde Pelepponesos savaşında ise Sparta’nın yanında yer almıştır.Alexandros’un Asya seferiyle Pers egemenliğinden kurtulan kent gelişimine devam etmiş, Alexandros’un ölümüyle yerine geçen genarellerinden Lysimakhos, Artemision’ da bulunan yerleşmeyi Panayır dağı ile bülbül dağı arasındaki kısma taşımış ve surları yaptırmıştır. İÖ281 yılında Lysimakhos idaresi sona ermiş . İlk önce II.Antiokhos tarafından Seleukos’lar daha sonra Mısır’da egemenliklerini sürdüren Hellenistik krallardan Ptolemaioslar idaresine giren kent İÖ196 yılında tekrar III.Antiokhos yönetimindeki Seleukoslar idaresine geçmiştir.İÖ188 yılında Apameia Barışı ile kent Pergamon krallığına bırakılmıştır. İÖ133 yılında da Pergamon Krallığının bir vasiyetle Roma’ya bırakılmasıyla Kentte Roma idaresi başlamıştır.İÖ88 yılında Roma’ya karşı başkaldıran Pontus kralı Mithridates tarafında yer alan kent Roma komutanı Sulla’nın seferiyle cezalandırılarak tekrar Roma topraklarına bağlanmıştır. İÖı.yy’ın son yarısında Marcus Antonius ve Augustus’un merkezi durumunda olan kent, özellikle Augustus döneminde ve 2.yy içersinde büyük gelişmelere sahne olur. Augustus döneminde eyaletlerin yeniden düzenlenmesi sırasında Asya eyaletinin başkenti ve Romalı prokonsül’un oturduğu yer burasıdır


St. Jean Bazilikası

Bizans İmparatoru Justinyen 'in M.S. 6. yüzyılda St. Jean adına yaptırdığı bazilika Ayasuluk Tepesinde yer almaktadır. 40X110 m. boyutlarında batıdan girişi olan yapı haç planlı, kubbeli bir bazilikadır.


Yedi Uyurlar

M.S. 5. ve 6. yüzyıla rastlayan dönemde yapıldığı sanılan Yedi Uyuyanlar ören yeri, dini bir merkez hüviyetindedir. Rivayete göre Hıristiyanlığın resmi din olarak kabulünden önce, putperestlerden kaçarak buraya sığınan yedi genç uykuya dalıp iki yüzyıl sonra uyanmışlardır.



Meryem Ana Evi

Bülbül Dağı üzerinde Hıristiyanlığın kutsal anası Hz. Meryem'in Evi bulunmaktadır. Hıristiyanlarca ''Panaya Kapulu'' olarak da adlandırılan kutsal yerin M.S. 4. yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır.


Ayasuluk Tepesi ve Kale

Bu tepe Erken Hıristiyan, Bizans ve Selçuklu devirleri boyunca iyi tahkim edilmiş bir kale ile savunulmuştur. Halen ayakta duran sur, Erken Hıristiyanlık Devri'nde inşa edilmiş olup sonradan Selçuklular zamanında büyük bir restorasyona uğramıştır.



İsa Bey Camii


Ayasuluk Tepesi'nde St. Jean Bazilikası'nın batı yamacında bulunan cami, bir Selçuklu eseridir. 1375 yılında Aydınoğlu İsa Bey tarafından yaptırılmıştır.

İzmir Kilisesi


İncil'de adı geçen yedi kilisenin ikincisi olan İzmir Kilisesi'nin "takip edilen" ve "sadık ol" anlamına geldiği söylenir. İzmir kilisesinin önemli olduğu çağ, M.S. II. ve III. yüzyıllardır. Bu kilisenin kalıntılarının, Çeşmelik semtinde St. Polikarp Kilisesinin yerinde olduğu bazı arkeologlar ve Hıristiyan din yazarlarınca belirtilmektedir.

Bergama Kilisesi


İncil'de adı geçen yedi kiliseden kesin olarak yeri bilinen tek kilise olup, Bergamalılar tarafından "Kızıl Avlu" diye adlandırılan bazilika, "Serapien" (Serapis adlı tanrı için yapıldığından) ve "Ne yerde ne gökte" anlamı da taşımaktadır. Bergama Kilisesi İsa'dan sonra 313-500 yılları arasında önemli rol oynamıştır.

Karataş Beth İsrael Sinagogu


Mithat Paşa Bulvarında olan Sinagog geçen yy. sonlarına özgü Viktorya stili mimarisi ile düğün törenlerine sahne olmaktadır.





Aydın
Nysa

Sultanhisar ilçesinin kuzeyindeki Malgaç Dağı eteklerinde zeytin bahçeleriyle dolu yamaçlara kurulmuş Nysa (Nisa) antik kentinin tarihinin kaynağı coğrafyacı Strabon'dur. Sel yatağından dolayı, iki kısımdan oluşan kent Atymbra isimli eski bir yerleşmenin üzerine Selekvos Kralı I. Antiochus tarafından kurulmuş ve kralın eşinin adını almıştır. Nysa'da yetişmiş olan Aristodem'in kurduğu iki katlı kütüphane, Hellenistik çağa ait su deposu, Roma dönemine ait stadyum ve köprü, halk meclisi ve Acharaka yolu üzerindeki şehir nekropolü görülebilecek başlıca kalıntılardır.



Alabanda


İsmi, Karia dilinde at ve zafer anlamına gelen ALA ve BANDA sözcüklerinden oluşmuş bir Karia kentidir. Helenistik ve Roma dönemlerinden kalma kuleli sur, tiyatro, senato, halk meclisi binası, Agora ve anıt mezar görülebilecek kalıntılardandır. Ayrıca güney yönündeki Kemer Deresi üzerinde Roma yapısı bir su kemeri uzanır. Alabandanın Antik Çağda ilgi çeken ürünleri, kendine özgü sanatlarından olan kristal, siyah renkli sert bir taş cinsinden yapılan çeşitli süs eşyaları, balık ağı ve gül çiçekçiliği idi.

Priene


Bizans çağının önemli piskoposluk merkezi olan antik kent Prienne, Milet'in kuzeyinde, dik açılarla kesişen bir geometrik düzene göre kurulmuştur. Kentin en önemli yapısı, tepesine kurulmuş olan Athena Tapınağıdır. Bundan başka, kentin kuzeydoğusunda bulunan ve Hellenistik devirde yapıldığı belirtilen yaklaşık 5000 kişilik tiyatro da görülmeye değerdir.

Miletos


Didim’in kuzeyinde bulunan Miletos İyonia’nın en önemli yerleşimlerinden biri ve 4 limanı olan bir kıyı kentiydi. Miletos en parlak dönemini M.Ö. 7. ve 6. yy.larda yaşamıştır. O dönemde Batı Dünyasının pozitif bilim ve kültürünün temellerini oluşturmaktaydı. Helenistik dönemde inşa edilen 5300 kişilik tiyatroya, Roma döneminde ekleme yapılmıştır ve böylece tiyatro 15.000 kişi alabilecek hale getirilmiştir.

Tralles (Tiral)


Aydın İl merkezine 1 km. kadar uzaklıktaki bu antik kent hakkındaki bilgiler, coğrafyacı A. Strabon'un anlattıklarıyla sınırlı kalmaktadır. Tarihte adına ilk kez, Ispartalı general Thibron'un MÖ. 400 yıllarında Perslere karsı giriştiği bağımsızlık savaşında rastlanan Tralles, Hellenistik krallıklar arasında sık sık el değiştirmiştir. MO. 26 yılında Roma İmparatorluğuna bağlı olduğu sırada, bir yer sarsıntısında hasar gördükten sonra. İmparator Augustus tarafından onarılıp ismi Caesarca olarak değiştirildi.

Aphrodisias


Bu kent Antik Çağın önde gelen mimarlık, sanat, heykeltıraşlık ve tapınma merkezlerindendir. Bizanslı yazar Stephanos, kentin kuruluşunu M.Ö. 13. yy.a kadar dayandırmaktadır. Karacasu ilçesinin 12 km. güneydoğusunda bir Karia kenti olarak kurulan Aphrodisyas, altın çağını Roma döneminde yakalamıştır. Bu dönemde olağanüstü güzellikte mermer heykeller ve yapılar inşa edilmiş ve Aphrodisyas stili olarak bilinen bir sanat ekolü de gelişmiştir.

Didyma


Didim ilçesi yakınındadır. Antik çağın kehanet merkezidir. Didim Apollon Tapınağı en önemli bölümüdür. Tapınak dipteros planlı (çift sıra sütun) olup, hiçbir zaman tamamlanamamıştır.

Magnesia


Germencik ilçesi, Ortaklar beldesi yakınındadır. Önemli olaylara sahne olduğu için “olaylar kenti”olarak tanımlanır. M.Ö. 3. yy.a ait Artemis ve Zeus tapınakları, agora, hamam, tiyatro, gymnasium, stadium ve Bizans surlarına ait kalıntılar mevcuttur.
Dilek Yarımadası Milli Parkı

Dilek Yarımadası - Büyük Menderes Deltası Millî Parkı, dünyada bir örneği daha olmayan, bir yanda Akdeniz'den Kafkasya'ya kadar kıyılarda yayılım gösteren neredeyse tüm bitkilerin doğal olarak bir arada görüldüğü bir botanik bahçesidir. Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Millî Parkı 27.675 hektarlık bir alana sahiptir. Bu alanın 10.985 hektarı


1966 yılında Millî Park ilan edilen Dilek Yarımadası’na, 16.690 hektarı 1994 yılında Milli Park ilan edilmiştir. Karşısında Sisam adası bulunan Millî Parkın Dilek Yarımadası bölümü, Samsun Dağları'nın Ege Denizi'ne doğru uzanan son noktasıdır. 20 km uzunluğunda ve ortalama 6 km genişliğindedir. Jeolojik yapısı; Paleozoik şistler, Mezozoik kalkerler ve mermerler ile Neojen tortul kütlelerden meydana gelmiştir. Yarımadanın morfolojik yapısı içinde bir çok tepe, vadi, kanyon ve koy bulunur. Ortalama 650 m yüksekliğe sahip yarımadanın en yüksek yeri Millî Parkın adını aldığı Mykale yani Dilek Tepe'dir ve 1237 m yüksekliğindedir. Ayrıca kumlu, killi, yatık ve yüksek kıyı şekillerini içeren plajlarıyla ilgi çekici kıyı özelliklerine sahiptir

Denizli

Çardakhan Kervansarayı


Çardak İlçe merkezinin hemen dışındadır. Yazıtından anlaşıldığına göre, I. Alaaddin Keykubad zamanında, 1230 yılında yaptırılmıştır.  Büyükçe bir avlu ve beş sahanlı bir kapalı mekandan oluşmaktadır. Sultan hanları tipinde bir kervansaraydır.

Hierapolis (Pamukkale)


Denizli İli’nin 18 km kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin arkeoloji literatüründe Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanmaktadır. Hierapolis coğrafi konumu ile kendisini çevreleyen çeşitli tarihi bölgeler arasında yer almaktadır. İlk Çağ’da yaşayan Strabon ile Ptolemaios verdikleri bilgilerde, Karia bölgesine sınır olan Laodikeia ve Tripolis kentlerine yakınlığı ile Hierapolis'in bir Frigya kenti olduğunu ileri sürerler. Hierapolis olarak adlandırılmadan önce kentte bir yaşamın var olduğunu Ana Tanrıça kültünden dolayı biliyoruz. Kentin kuruluşu hakkında bilgilerin kısıtlı olmasına rağmen, Bergama krallarından II. Eumenes tarafından M.Ö. II. yy başlarında kurulduğu ve Bergama'nın efsanevi kurucusu Telephos'un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera'dan dolayı, Hierapolis adını aldığı bilinmektedir.  

Laodikeia


Çürüksu (Lykos) Irmağı’nın güneyinde kurulmuştur. Kentin adı antik kaynaklarda daha çok “Lykos'un kıyısındaki Laodikeia” şeklinde geçmektedir. Diğer antik kaynaklara göre ise, kent MÖ. 261-263 yılları arasında II. Antiokhos tarafından kurulmuş ve kente Antiokhos'un karısı Laodikeia'nın adı verilmiştir.Laodikeia, MÖ. I. yüzyılda Anadolu'nun en önemli ve ünlü kentlerinden biridir.

Colossae


Denizli İli’nin 25 km doğusunda, Honaz İlçesi’nin 2 km kuzeyinde yer almaktadır. Denizli-Ankara karayolunun 16. km.sinde bulunan Organize Sanayi Bölgesi'nden, Honaz'a giden karayolu Colossae kentinin içinden geçmektedir. Antik kent, Honaz (Cadmos) Dağı’nın kuzeyinde, Aksu Çayı’nın kenarına kurulmuştur. Antik çağdan beri kullanılan güney şark yolu üzerindedir. Büyük Frigya içinde bulunan en önemli merkezlerdendir. Ksenephon'a göre Frigya'nın 6 büyük kentinden biridir. Pers egemenliğinde de en parlak çağlarını yaşamıştır. MÖ. 3 yüzyıldan itibaren Hierapolis ve Laodikeia'nın kurulması ile önemini yitirmiştir. MS. 1.yy da Neron döneminde meydana gelen depremle harap olmuştur. MS. 692-787 yıllarında şimdiki Honaz İlçe merkezinin bulunduğu yerde Chonae adıyla kurulan kent nedeniyle tamamen terkedilmiştir.

Colossae ( Honaz)

Şehir, ünlü Aziz Paulus'un Colossaeli Aziz Ephapra'ya gönderdiği mektuplarında önemli bir yer tutmaktadır. Yuhanna İncili’nde de yer alan Colossea'da Hıristiyanlığın ilk kilisesi bulunduğundan Hıristiyan alemi için kutsal şehir olarak kabul edilmektedir.


Laodikeia ( Goncalı)


Denizli'nin 6 km kuzeybatısındaki Eskihisar Köyü yakınlarındadır. Şehir Hristiyanlığın yayılma devrinde dini merkez haline gelmiş, Anadolu’da kurulan 7 Apokalips kilisesinden biri de Laodikeia'da yapılmıştır. Hıristiyanlık döneminde Frigya'nın metropolisi olmuştur.

Herakleia Salbace ( Tavas )


Denizli İli, Tavas İlçesi’nin 10 km kuzeybatısında bulunan Vakıf Köyü sınırları içindedir. Herakleia ile Aphrodisias'ı Küçük Tmelos'u (Kırpınar Çayı) doğal sınır olarak ayırmaktadır. Her iki kentin de tanrısı Nehir Tanrısı Tmelos’tur. Herakleia, batısında Aphrodisias , güneyinde Apollonia ve Tabea, güneydoğusunda Sebastopolis ve Kidramos ile çağdaş bir kent durumundadır. Bizans döneminde kentte kiliselerin mevcudiyeti bilinmektedir




Muğla

Muğla Müzesi


Müzenin "Turollan Parkı" bölümünde, Merkez İlçeye bağlı Özlüce Köyünün yaklaşık 1 km. Kuzeydoğusunda, Kaklıca Tepenin kuzey yamaçlarında bulunan 3 adet fosil yatağından getirilen fosiller sergilenmektedir. Turollan, günümüzden 5-9 milyon yıl kadar öncesine tarihlenen ve Doğu Asya'dan İspanya'ya kadar uzanan geniş bir alanda yaşamış ve yok olmuş canlıları içeren bir dönemdir. Adını, fosillerin ilk buluntu yeri olan İspanya'daki Teruel havzasından almıştır.

Stratonikeia


Stratonikeia Antik Kenti, Muğla'nın Yatağan İlçesi'nin 6-7 kilometre batısındaki Yatağan-Milas karayolu üzerindeki Eskihisar Köyü sınırları içerisinde bulunmaktadır. Kent, I.Ö. 3. yüzyılda kurulmuştur. Yapılan araştırmalara göre; Suriye Kralı I. Seleukos eşi Stratonike'yi oğlu Antiokhos'a vermiş, Antiokhos da önce üvey annesi sonra eşi olan Stratonike adına kenti kurmuştur.

Lagina


Lagina-Hekate Kutsal Alanı, Muğla İlinin, Yatağan İlçesi'ne bağlı Turgutreis Beldesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Yatağan-Milas karayolu üzerindeki termik santralin yanından sağa ayrılan asfalt yoldan 9 km. gidilerek Lagina Harabelerine varılır. Karialılar'ın önemli kült merkezi olan Lagina Kutsal Alanı'nın ünü zamanımıza kadar gelmiş olup, bu yöre halen Leyne ismi ile tanınır..

Sedir Adası


Ula İlçesi sınırları içerisinde, Gökova Körfezi'nde yer alan Sedir Adası (Kedriai Antik Kenti) arkeolojik doğal yapısı ile yörenin kültür turizminin en yoğun yaşandığı bölgelerden birisidir. Sedir Adasına, Gökova - Akyaka Beldesi'nden ya da Çamlıköy'den teknelerle ulaşılabilmektedir.

Gemile Adası


Fethiye'ye takriben 9 kilometre güneyinde bulunan adaya Gemile Koyu'ndan deniz yoluyla ulaşılabilir. Ortaçağda Sybola adıyla bilinen Ölüdeniz Havzası içinde yer alan Gemiler, diğer bir deyişle Aya Nikola Adası M.S. 5. yüzyıldan itibaren özellikle dinsel içerikli yerleşimlerin oluşmasıyla önemli bir konuma gelmiştir.

Kadyanda


Fethiye'ye 24 kilometre uzaklıkta olup, büyük bir bölümü asfalt, 8 kilometre'lik kısmı stabilize bir yolla ulaşmak mümkündür. Likçe kitabelerde ismi Kada Wanti olarak okunan Kadyanda'nın ismindeki "–ND" takısı nedeniyle, kuruluş tarihinin M.Ö.3. binlere kadar indiği ileri sürülmektedir. Ancak antik kentten günümüze ulaşan yüzeydeki en eski kalıntılar M.Ö. 5. yüzyıldan daha eskiye gitmez.

Kaunos


Köyceğiz ilçesi sınırları içerisinde kalan antik kente, Ortaca İlçesi, Dalyan Kasabası'ndan karayolu ile ulaşılabildiği gibi, ayrıca deniz yolu ile de ulaşılabilmektedir.



Kayaköy


Fethiye'ye 8 km. mesafede bulunan Kayaköy'ün geçmişi filolojik açıdan M.Ö. 3. binlere kadar gitmesine rağmen Antik Dönem kalıntılarından günümüze M.Ö. 4. yüzyıla tarihlenen az sayıda lahit ve kaya mezarları ulaşmıştır. Kentte, yamaca dayalı olarak izlediğimiz yapı gruplarının tamamı, Osmanlı İmparatorluğu'nun geç dönemlerinde azınlıklara tanınan haklarla 19. yüzyılın 2. yarısı ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinde iskan edilen Rumlar'ca yapılmıştır.

Letoon


Fethiye - Kaş karayolunun 65 km. güneye sapılan yoldan takriben 3 kilometre gidildiğinde Letoon Antik Kenti'ne ulaşılır.Antik kent merkezinde, yan yana dizilmiş üç tapınak mevcut olup, bunlardan en batıdaki olanı Leto'ya, daha küçük olan ve ortada yer alan tapınak Artemis'e, en doğuda, Dor düzenindeki tapınak ise Apollon'a aittir.

Pınara


Antik kent, Fethiye'ye 40 kilometre mesafede, Fethiye-Kaş karayolu üzerinde, Minare köyü yakınlarında olup, köyden 2 km. stabilize bir yolla ulaşılmaktadır. Antik yazarlardan Stephanos, Byzantion Menekrotes'den alıntı yaparak "Xanthos'un nüfusu çok artınca yaşlılardan bir grup, Kragos dağının yüksek olan tepesinde bir kent kurup adına da yuvarlak anlamına gelen Pınara ismini verdiler" diyerek kentin kuruluşunu anlatmaktadır.

Telmessos


Akdeniz kıyı bandında, kurulmasından günümüze dek yerleşimin kesintisiz olarak sürdürüldüğü tek merkez durumundaki Telmessos antik kenti tarihinin, filolojik bazı tespitlere göre M.Ö. 3. binlere kadar gittiği tahmin edilmektedir.

Tlos


Antik kent Fethiye'ye 40 km. uzaklıkta bulunan Yaka Köyü sınırları içinde bulunmaktadır. Dik yamaçlarla doğal açıdan korunaklı akropol tepesinin çevresi, yer yer sur duvarları ile takviye edilerek tahkim edilmiştir. Akropolün kuzey-doğu yönündeki erken döneme ait sur duvarları ile kaya mezarları Likya kültürünün örneklerindendir.

Milas


Stephanos Byzantinos, Ethnica adlı eserinde, Mylasa'nın adını Sisyphos Aiolos torunu Khrysaor oğlu Mylassos'tan aldığını yazar. Eski Helenlılar Karlar'ı Leleg ve Plasglar'la birlikte Ege'nin en eski halkı olarak gösterirler. Mylasa, M.Ö. 5. yüzyılda İonia ihtilali'ne ve Pers Savaşları'na karışır. M.Ö. 446'da Endymion Savaşı'ndan sonra, Persler'in hakimiyetinden kurtularak Attika - Delos Deniz Birliği'ne dahil olur. M.Ö. 334'de Asya seferine çıkan Büyük İskender, Güneybatı Anadolu'yu ve dolayısıyla Milas'ı da almış, fakat hemen sonra elde ettiği toprakları Karya Kraliçesi Ada'ya vermiştir.

Euromos


Milas İlçe merkezine 10 km mesafede İzmir karayolu üzerinde yer alan Euromos, antik çağda Mylasa'dan sonra yörenin en önemli kenti kabul edilmektedir. Kentin adı M.Ö.5 yüzyılda "Kyramos" ya da "Hyramos" biçiminde telaffuz edilmekte olup, Asya'nın en iyi korunmuş yarım düzine tapınağından biri, Euromos' daki Zeus Tapınağı'dır.

Labranda


Zeus Labrandos'un kutsal alanı olan Labranda, Milas'ın 14 km. kuzey doğusunda yer almaktadır. En eski buluntular yaklaşık M.Ö. 600 yılına ait olup, kutsal alan, sonradan tapınak terası olarak kullanılan küçük suni bir düzeltiden oluşmaktadır. Bölgedeki araştırmalarda bulunan bir yazıtta, M.Ö. 497 yılında, kutsal alanda bir savaş yapıldığı ve Karia ordusunun müttefikleri Miletliler'le beraber Pers ordusuna yenildikleri anlatılmaktadır. M.Ö. 4. yüzyıl tapınağın en önemli devri olup, Mausolos (377-352) ve Idrieus (351-344) adlı satraplar zamanında yeni bir görünüm kazanmıştır.

Herakleia


Herakleia antik kentine, Milas - Söke karayolu üzerindeki Çamiçi Beldesi'nden ayrılan bir yolla ulaşılmaktadır. Kent bugünkü Kapıkiri Köyü içerisinde kalmakta olup, Milas'a 39 km. uzaklıktadır. Antik çağda kentin kıyısında kurulduğu, Ege Denizi'nin bir uzantısı olan Latmos Körfezi, Menderes Nehri'nin getirdiği alüvyonlarla dolması sonucu bugünkü Bafa Gölü'ne dönüşmüştür.

Iasos

İasos, Milas'a 28 km. uzaklıktakı Kıyıkışlacık Köyü içerisindeki üç tarafı denizle çevrili bir yarımada üzerine kurulmuştur. Mitoloji'de, Argos'tan gelenler tarafından kurulduğu ve ismini kolonistlerin başı Iasos'tan aldığı söylenmektedir.



Knıdos

Datça Yarımadası'nın en uç kısmında Ege ve Akdeniz'in birleştiği noktada Tekir Burnu üzerinde yer alan Knidos antik kenti Batı Anadolu kıyı kentlerinin en önemlilerinden biridir. Muğla İli, Datça İlçesi, Yazı Köyü sınırları içinde bulunan kente, turizm sezonu boyunca gezi tekneleri ve yatlarla ulaşılabilmektedir. Bölgenin Pers hakimiyetinde olduğu M.Ö. 360 tarihlerinde Knidoslular, kentlerinden ayrılarak, yarımadanın en uç noktasında Hippadamos planında yeni bir Knidos kenti kurmuşlardır.


Bodrum Kalesi


Kale iki liman arasında kayalık bir alan üzerinde kurulmuştur. Antik Çağ'da önce ada olan bu alan sonraları anakaraya bağlanarak yarımada şeklini almıştır. 1406 - 1523 tarihleri arasında St. Jean Sövalyeleri tarafından inşa edilen kale, kare planlı olup, 180 x 185 metre ölçülerindedir. İç kısımda değişik ülke adları verilmiş kuleler yer almaktadır. Kale bugün Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmaktadır. Müze kolleksiyonlarında bulunan eserler Türk Hamamı, Amphora galerisi, Doğu Roma Gemisi, Cam Salonu, Cam Batığı, Sikke ve Mücevherat Salonu, Karyalı Prenses Salonu, İngiliz Kulesi, Zindanlar ve Alman Kulesi gibi bölümlerde sergilenmektedir.

Halikarnassos


Antik Çağ'ın en ünlü kentlerinden biri olan Halikarnassos'un, M.Ö. 11. yüzyılda kurulduğu tahmin edilmektedir. Kent Dor Kolonistleri tarafından kurulmuş olmasına karşın, tam bir iyon kenti görünümündedir. M.Ö. 5. Yüzyılda Pers Satrabı Mavsolos, Halikarnassos'u Karya Bölgesi başkenti yapmış ve halkı üç büyük kentte oturmaya mecbur etmiştir.

Aşağı Kilise (Panayia Pirgiotissa Kilisesi)


Kaya Köyü sınırları içerisinde bulunan kilise, büyük oranda ayakta olup, yakın zamana kadar kullanılmıştır. Kilisenin naosuna, kuzey yönden açılan giriş kapısının önündeki

mozaik üzerinde 1888 tarihi okunmakta olup, bu tarihin onarım tarihi olduğu tahmin edilmektedir..


Gemile Adası Kiliseleri


Kaya Köyü, Gemile Adası üzerindeki M.Ö. 5.yüzyıla ait yoğun kalıntılar arasında dört büyük kilise ve bir çok şapel bulunmaktadır. Adanın zirvesinde bulunan iki büyük kilise ile doğu yönde yer alan kiliseyi birbirine bağlayan üzeri tonozlu, yaklaşık 80 m. uzunluğundaki tünel ilginç bir görünüm oluşturmaktadır.

Antalya

Perge


Antalya’nın 18 km. doğusunda, Aksu Bucağı’nın sınırları içindedir. Kilikya – Pisidya ticaret yolunun üstünde yer aldığı için önemli bir Pamphylia şehridir. Şehrin kuruluşu diğer Pamphylia şehirleriyle aynı zamana rastlar (İsa’dan Önce 7 yy.). Ana tanrıçası Perge Artemisi olan Perge, hristiyanlar için önemli bir kent idi. İsa’dan Sonra Aziz Paulos ve Barnabas, Perge’ye gelmiştir. Magna Plancia gibi kimi zenginler Perge’ye önemli anıtlar kazandırmışlardır. Perge’deki diğer yapılar, nekropol, surlar, gymnasium, Roma Hamamı, anıtsal çeşme, Helenistik ve Roma Kapılarıdır.

Termessos


Roma ve Grek kentlerinin aksine Termesos Anadolu’nun içlerinden gelen Solymler tarafından kurulmuştur. Önemli kalıntılardan olan 4200 kişi kapasiteli tiyatro, Roma stiliyle, İmparator Augustus tarafından İ.S. 1.yy.ın hemen başlarında yaptırılmıştır. Üstü örtülü meclis toplantı binası olan Odeon’un 600 kişilik oturma yeri bulunmaktadır. Birbirine bağlı beş sarnıçtan oluşan yer altı sarnıcı su depolamak ve zeytinyağı saklamak için kullanılmıştır. Batı tarafı açık, diğer tarafları sütunlu galerilerle çevrili Agora; 6 m. yükseklikteki platform üstünde oturan kahramanlık anıtı Hereon, Korint düzenli tapınak, Zeus Solymeus Tapınağı, Küçük ve Büyük Artemis Tapınakları, Gymnasium ve gözetleme kuleleri diğer önemli kalıntılarıdır. Bunların dışında pek çok anıt ve kaya mezarları bulunmaktadır.

Aspendos


Pamphilya kenti olan Aspendos Antalya’nın 48 km. doğusundadır. Aspendos’a Antalya-Manavgat yolundan ayrılan bir asfalt ile ulaşılır. Kent, Serik İlçesinin 8 km. doğusunda Köprü Çayı’nın dağlık bölgeden düzlüğe ulaştığı yerde, biri büyük, diğeri küçük iki tepe üzerine kurulmuş zengin şehirlerden biridir. İlk ismi bastığı sikkeler üzerinde de görüleceği gibi Estvadiiys’tir. Antik dünyada en güçlü para Aspendos sikkesidir.M.Ö. 7. yy. başlarında kurulan şehir, Perslerin, Attik Delos Deniz Birliği’nin, Büyük İskender’in, Bizans, Selçuklu ve Osmanlıların egemenliklerini tanımıştır. Evrimedon Çayı ağzındaki konumu ile önemli bir liman ve ticaret kenti olarak ünlenen Aspendos, mısır, gül ağacından yapılmış süs eşyaları, şarap, tuz ve at ticareti yapmıştır. Kent ayrıca antik dünyanın en iyi atlarını yetiştirmesi ile de ünlüdür.

Sillion


Perge’ nin kuzeydoğusunda, denizden 12 km. içerde, ova ortasında, yayvan biçimli yalçın ve yüksek bir tepe üzerinde kuruludur. Antalya-Alanya Karayolunun 29. km.sinde yer alan Eski Yörük Köyü’nden sapıldığında, 5 km. lik bir yoldan sonra antik kente varılmaktadır. M.Ö. IV. yy. da kurulan ve Bizans Döneminde Psikoposluk merkezi olan kent, Selçuklu çağlarını yaşamıştır.

Alanya Kalesi


Alanya Kalesi zamanımıza kadar korunan tek Selçuklu kalesidir. 1225 yılında Roma Kale kalıntılarının yerine Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yeni bir kale yaptırılmıştır. 83 kule ve 140 burca sahip , üç sıra surlarla çevrili olan kale, bütün olarak iç ve dış kale bölümlerinden oluşur. Aya Yorgi Kilisesi, Kanuni Sultan Süleyman Camii,

Akşabe Sultan Türbesi, Selçuklu Hamamı, Arasta, Bedesten, Sitti Zeynep Türbesi, Sultan Alaaddin Sarayı, irili ufaklı sarnıçlar, deniz feneri ve zindandan oluşmaktadır.


Kızıl Kule


Adını alt ve üst kısımlardaki kesme taşlardan alan Kızıl Kule, 1226 yılında yapılmıştır. Bugün bile sapasağlam ayakta duran kalenin doğu cephesi ile batı cephesi arasındaki oturduğu yerin konumu nedeniyle, 2 m.lik bir yükseklik farkı vardır. Sekizgen şeklindeki kule beş katlıdır. Zemin katın ortasından yukarı doğru, beşinci kata kadar yükselen bir bölüm bulunmaktadır. Su sarnıcı görevini üstlenen bu bölüm kulenin omurgası durumundadır. Zemin kat etnografik müze olarak hizmet vermektedir.

Selçuklu Tersanesi


1228 yılında yaptırılan tersane 56,5 m. uzunluğunda , 44 m. derinliğinde ve 5 gözlüdür. Tersane güneyden gelebilecek tehlikelere karşı, iki katlı, iki odalı bir kule ile güçlendirilmiştir.


Ovagelemiş (Patara)


Kaş’a 41 km. mesafededir. Antik kent, limanın doğu yakasında geniş bir alana yayılmış durumdadır. Kent ve limanı, yaklaşık 3 km. uzunluğundaki vadinin girişindedir. Patara Limanı, Xanthos (Eşen) Çayı’nın getirdiği alüvyonlarla dolunca bugünkü görünümünü almıştır. Şehrin tarihi M.Ö. VI. ve V. yüzyıla kadar çıkarılmaktadır. Büyük İskender’e kapılarını açarak yıkılmaktan kurtulan antik şehir, İskender’in ölümüyle işgallerden kurtulamamıştır. Daha sonra Mısır’ın eline geçen kent, M.Ö. 190 yılında III. Antiokhos tarafından zapt edilmiştir. Bir süre Roma yönetiminde kalan kent; M.S. 2. yy.da Likya hakimiyetine girmiştir. Likya Birliği içinde altı büyük şehir vardır. Bunlar: Patara, Pınara, Xanthos, Olimpos, Myra ve Tlos’dur. Likya Birliği toplantıları genellikle Patara’da yapılmıştır ve Patara üç oy hakkına sahiptir. Kent, Roma egemenliğine geçtikten sonra, Roma valilerinin adli işlerini gören bir merkez olmuş ve deniz üssü olarak ayrıcalığını korumuştur.Şehir, Bizans Dönemi’nde de önemli bir konum edinmiştir. Zira “Noel Baba” olarak adlandırılan Saint-Nicholas Patara’lıdır. Hz.İsa’nın havarilerinden Saint Paul, Roma’ya gitmek için Patara’dan gemiye binmiştir ve Patara, Erken Hıristiyanlık Dönemi’nde Piskoposluk merkezi olmuştur. Patara’ya girilirken yol üzerinde, Likya tipi Roma Devri mezar anıtları görülür. Girişte üçgözlü Zafer Takı, sular altında kalmış üç nefli Liman Kilisesi ve Hurmalık Hamamının kalıntıları vardır. Bunun 100 m. ilerisinde son kazılarda Likya şehirleri arasındaki mesafeyi gösteren yol kılavuzu bulunmuştur. Klavuz, Dünya karayollarının en eski ve en kapsamlı yol levhasıdır.

Xanthos


Kaş’a 45 km. mesafede Kınık beldesindedir. Eşen Çayı’nın doğu kıyısında kurulmuş, Likya Birliği’nin başkentidir. Kentin akropolisinden elde edilen yüzey buluntuları, yerleşme tarihinin M.Ö. 8. yüzyıla kadar uzandığını ortaya koyar. M.Ö. 545’deki Pers işgali sırasında,

Harpagos’a karşı sonuna kadar direnen kent halkı, tüm Likya’ ya örnek olmuştur. Ancak Xanthos’ lular, bu kahramanca savaşıma karşın işgali engelleyememişlerdir. Antik kentte, Büyük İskender’in fethinden sonra Seleukoslar’ ın ve Roma’nın egemenliği yaşanır. Xanthos, M.Ö. 168’de Likya Birliği’nin lideri olur. Kentin asıl gelişimi de Roma Dönemleri’nde gerçekleşmiştir. M.Ö. 42’de Roma’daki iç savaşlar sırasında Brutus’ un yıkıma uğrattığı kent, hemen hemen yeniden kurulmuştur. M.Ö. 43’de pamphilya ile birlikte imparatorluk eyaleti olur. İmparator Neron zamanında kısa süre bağımsızlığını kazanır. 73-74’te ise yeniden Likya-Pamphiya Eyaleti sınırları


içerisine alınır. Bizans Dönemi’nde surlar onarılır ve tepenin doruğuna bir manastır yapılır. Hıristiyanlık Dönemi’nde Piskoposluk haline getirilen Kent, 7. yüzyılın sonundan 10. yüzyılın başına değin Arap akınlarıyla sarsılır.

Andriake


Part Savaşını planlayıp Asia ve Lykia' ya gelen Traian, Myra' da konakladığında Lykia’ nın güneyinde güzel bir limanın yapılması gerektiğini belirtmiştir. Ancak planlama ve uygulama Hadrian Döneminde gerçekleşmiştir.Andriake kenti, büyük ölçüde limanın güneyindeki tepenin eteğine yayılmıştır. Şehrin bir kısım kalıntıları ile nekropolü liman ağzının kuzeyinde bugünkü Demre' ye çok yakın bir kesimde bulunmaktadır.Kalıntılar arasında su kemerleri, Nymphaion, agora, sarnıç görülebilir. Agoranın batısında ünlü Norrea veya granarium (silo, hububat deposu) yer alır. Yapı 7 odadan oluşmaktadır. Cephede granariumun yapılış zamanını kesin olarak saptamamıza yarayacak bir yazıt bulunmakta olup, tam ortasında da Hadrian ve karısı Sabina’ nın portreleri görülmektedir.

Karatay Medresesi


Yat Limanı üzerinde Karadayı sokağındadır. 1250 yılında Selçuklu veziri Abdullahoğlu Emir Celaleddin Karatay tarafından yaptırılmıştır.

Alara Han


Alanya – Manavgat sınırını oluşturan Alara Çayı’nın denizden 9 km. kuzey yönünde inşa edilmiştir. Alanya’ ya 35 km. uzakta olan Alara Kervansarayı, 1232 yılında Sultan Alaaddin Keykubat tarafından 2000 m² lik bir alanda tamamen kesme taşlardan yaptırılmıştır. Kervansaray girişindeki ikinci kapı, konukların kalacağı yerlere açılır. Nöbetçi Kulübesi, bugün bile tüm özelliğini koruyan çeşmesi, mescidi ve hamamı ile görülmeye değer bir eserdir..

Antalya Müzesi


1922 yılında Süleyman Fikri Erten tarafından kurulan ve Kaleiçi’ndeki Alaaddin Camii ile Yivli Minare'de faaliyet gösteren müze, daha sonra bugünkü binasına taşınmıştır. Müze, 12 adet sergi salonu ile bahçe ve açık galerilerden oluşur. Salonlarda Antalya topraklarının ilk insanla başlayan ve günümüze kadar kesintisiz sürenbinlerce yıllık öyküsü kronolojik olarak öğretici sergilerle izlenebilmektedir.

Yivli Minare (Alaaddin Camii)


Antalya şehir merkezindedir. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad'ın 1230 yılında kiliseden camiye dönüştürdüğü Alaaddin Caminin minaresidir. Yivli Minare, ilk bakışta göze çarpan bir anıt gibi yükselmekte ve kentin bir simgesi olarak kabul edilmektedir.

Kale Camii (Sultan Süleyman Camii)


Alanya'da, tersanenin batısındadır. Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubad tarafından yaptırılmıştır. 1530-1566 yıllarında Sultan Süleyman tarafından tekrar yaptırıldığı için Sultan Süleyman Cami adıyla da anılmaktadır. Moloz taştan olan yapı, kare planlıdır. Sekizgen kasnak üzerine, kiremitli bir kubbesi vardır. Son cemaat yeri, dört ayak üzerine kiremitli üç kubbe ile örtülüdür.

Aziz Nicolas Kilisesi


Myra (Demre), Hıristiyan dünyasında Noel Baba diye bilinen Aziz Nicolaus'un piskoposluk ettiği yer olarak tanınmaktadır. Kilise, ölümünden sonra Aziz Nicolaus'un anısına 6. yy.da inşa edilmiştir.Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında, İtalyan
denizcilerince kırılarak Bari kentine kaçırılan Aziz Nicolaus Lahdinden kalan bir kaç parça, Antalya Müzesinde sergilenmektedir. Her yıl 6 ve 8 Aralık tarihleri arasında Demre ve Kaş'ta düzenlenmekte olan Uluslararası Noel Baba Festivali, son yıllarda Antalya'da yabancıların da katıldığı bir sempozyum şekline dönüşmüştür.

Aya Yorgi Kilisesi


Alanya Kalesi içinde yer alan Kilisenin, M.S. VI. yy.da Bizans döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

Karain Mağarası


Antalya’nın 30 km. kuzeybatısında eski Antalya-Burdur karayoluna 5-6 km. uzaklıkta bulunan Yağca Köyü sınırları içinde bulunur.Türkiye’nin en büyük doğal mağaraları arasında yer alan Karain mağarası, önünde bulunan traverten ovasından 150 m., denizden ise 430-450 m. yüksekliktedir. İnsanlık tarihinin başlangıcındaki süreç içinde mağara, alt Yontmataş’tan başlayarak, orta ve üst Yontmataş evreleri, Neololitik, Nalkolitik, Eski Tunç gibi Protohistorik Çağlarda ve Klasik Çağda insanlar tarafından sürekli bir biçimde iskan edilmiştir. Bunun doğal bir sonucu olarak da yaklaşık 11 m. yi bulan kalın bir kültür dolgusu içermektedir. Ancak mağaranın en uzun süren ve en önemli iskanı Paleolitik (Yontmataş Çağı) ile ilgilidir.Klasik dönemlerdeki kullanım daha çok Adak Mağara (tapınak) niteliğinde olup, mağara alnı ve dış duvarları üzerinde Grekçe kitabe ve nişler bulunmaktadır. Karain Mağarasında yapılan kazalarda elde edilen arkeolojik buluntular, Antalya Müzesinde ve mağaranın hemen yakınında bulunan Karain Müzesinde sergilenmektedir.

Beldibi Mağarası


Antalya-Kemer sahil yolunun yaklaşık 40. kilometresinde, Çamdağ tünelinin hemen çıkışında yer alan bir kaya altı sığınağıdır. Oba köy mevkiindedir.Deniz seviyesinden 25 m. yükseklikte sığınak biçiminde bir mağaradır. Doğal tahribatla büyük ölçüde zarar gördüğünden, içindeki dolgu tabakaları, yağmur suları ve rüzgarla sürüklenerek akıp gitmiştir. Tümü Mezolitik kültürleri içeren 6 tabaka tespit edilmiştir. Burada bulunan kültürler; Avrupa’nın azilren, solutrien ve tardenovasior kültürleri ile benzerlik gösterir. Yapılan kazılarda Üst Paleolitik ve Nezolotik döneme ait çakmaktaşı aletler ele geçirilmiştir. Ayrıca kaya altı sığınağının duvarlarında, şematize insan, dağ keçisi ve geyik resimleri bulunmaktadır. Yerli ve yabancı turistlere devamlı açık olan bir arkeolojik sit alanıdır.

Termessos Milli Parkı


Antalya’nın kuzeyinde geniş düzlükler meydana getiren travertn basamaklarından sonra yükselen Torosların Güllük Dağı yamaçlarında yer alan antik Termessos şehrini, Anadolu’nun yerli ırkı olan Solimler kurmuştur. Termessos ve Solimler hakkında kesin bilgi olmamakla birlikte Bellerofontes efsanesine bağlı olarak Homeros’un İlyada’sında Solimler’den Termessos halkı olarak bahsedilmektedir. Termessos’un tarih sahnesine çıkışı M.Ö. 334’de İskender’in bölgeden geçtiği tarihle başlar. Aşağı şehir, şehir merkezi ve mezarlık olarak 3 bölümde gelişen şehir, Roma döneminde en parlak çağlarını yaşamıştır. Şehrin surları, kuleler, kral yolu, Hadrian Kapısı, gymnasium, agora, tiyatro, odeon, zengin süslemeli mezarlar, şehrin suyunu sağlayan sarnıçlar ve drenaj sistemi Termessos’un en görkemli yapılarının kalıntılarıdır.    

Gaziantep

Yesemek Açık Hava Müzesi


Gaziantep Müze Müdürlüğü’ne bağlı olarak faaliyet gösteren Yesemek Açık Hava Müzesi, İslahiye ilçesinin güneydoğusunda bulunan Yesemek Köyü yakınlarındaki bir dağ yamacı üzerinde yer alır. Yapılan araştırmalar yörede Hititler zamanında bir taş ocağı ve atölyesinin işletmeye açıldığını ve burada yörenin yerli halkı Hurların çalıştırıldığını göstermektedir. Yesemek Açık Hava Müzesi’nde 300’ün üzerinde yontu taslağı mevcuttur.



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə