Ahmed Hulûsi’de Kavramlar ahmed hulûSİ’DE



Yüklə 193.2 Kb.
tarix05.10.2017
ölçüsü193.2 Kb.
:

Ahmed Hulûsi’de Kavramlar



AHMED HULÛSİ’DE

KAVRAMLAR

AV. ASUMAN BAYRAKÇI

www.allahvesistemi.org

KİTSAN


Kavramlar İ,

İstanbul


Yayın Dağıtım: Kitsan



Bu kitabın telif hakkı yoktur.

Dileyen herkes, tüm eserlerimiz gibi

bu kitabı da,yazar ve kaynak belirtmek ve

orijinaline sadık kalmak kaydıyla

çoğaltabilir, çevresiyle paylaşabilir,

yayınlayabilir, tercüme edebilir…





KİTSAN KİTAP

BASIM YAYIM DAĞ.

SAN. ve TİC. LTD. ŞTİ.

Alemdar Mah. Ticarethane Sk.

No: 41/3-4 34400

Sultanahmet - İSTANBUL

Tlf: (0212) 513 67 69 - Fax: 511 51 44

http://www.kitsan.com

“VAHYE DAYALI MUHAMMEDİ ÖĞRETİ”DE

“KUR’ÂN RUHU”YLA “OKU”MA

Bu kitabımızda, öncekilerden farklı olarak, ilgili kavramlara dönük, Kurân-ı Kerim âyetlerine("Allah ilminden YANSIMALAR"-Ahmed Hulûsi) geniş yer verilmiştir.

Bir Kurân öğrenicisi olarak, Vahye dayalı Muhammedi öğretinin verdiği bakış açısıyla Kurân-ı Kerim’in ruhunu algılayabilmek ve bu anlayışla değerlendirebilmek amacıyla yaptığımız bu çalışmanın,

okuyuculara da ışık tutacağını ümid ediyorum.



Asuman Bayrakcı

Sizi rahimlerde (ana karnında-Rahîmiyetinde-varlığınızı oluşturan Esmâ mertebesinde) dilediği gibi şekillendiren (oluşturan-programlayan) "HÛ"dur! Tanrı yoktur sadece "HÛ"; Azîz'dir, Hakîm'dir.

"HÛ"dur; ki sana inzâl ettiği BİLGİ (Kitap) işaretlerinin bir kısmı muhkemdir (açık-net anlaşılır hükümler ihtiva eden), bilginin (Kitabın) anası-temelidir; diğerleri de müteşabihâttır (teşbih-misal benzetme yollu anlatım). Kalplerinde zey (art niyetli, olayı saptırmak isteyen düşünceye sahip) olan kişiler, fitne amaçlı tevilini (yorumunu-neye işaret ettiğini) yapmak üzere müteşabih olanlarıyla hükmederler. Bunların tevilini (kesin olarak ne kastedildiğini) ancak Allah bilir. İlimde Rasih olanlar (derinlikli düşünenler-tahkik ehli): "İman ettik, onların tamamı Rabbimizin indîndendir" derler. Derin düşünen akıl sahiplerinden (Ulül Elbab) başkası bunu anlayamaz. (Âl-i İmran/6-7)

FİHRİST

  • "İDRAKIN ASLI(İlim-Mânâ-Elle tutamadığın, gözle göremediğin, 5 duyu ile tesbiti mümkün olmayan…)

  • İdrâk, "Mânâ"dır.

  • İdrâkın Aslı, "İlim"dir.

  • İdrâkı ne elle tutabilirsin, ne de gözle görebilirsin...

  • İdrâkta inanç olmaz!

  • RUH'TAKİ İDRAK

  • İDRAK MELEKESİ[İdrâk Kuvvesi-İdrâk Gücü-“Ruh beden şuuru"ndaki idrâk özelliği-"Ruh"taki idrâk kapsamı, kapasitesi-Birimde açığa çıkan melek(salt bilinçli enerji)-Enerji-madde sıralamasında bir katman-Allah İsimlerinin bileşimi-Esmâ hakikatini şuurunuza yansıtıcılar-“Müdrike”-"Fuad"-“Kalb Gözü”-Şuur Gözü-“Basiret”-Kavrama gücü]

  • İdrâk melekesi, Esmâ mertebesinde meydana gelir.

  • "Ruh"unda belli idrâkları ortaya koyan, "Allah İlmi"dir...

  • İdrâk(Kavrama) gücünü veren...

  • İDRAK GÜCÜNÜ ARTTIRAN->"NUR" İSMİ!

  • Mikrodalga boyutta, "Ruhundaki idrâk kapsamı" oranında enerjiye ulaşırsın...

  • Kişide idrâk ilerlemesinin neticesinde belli kuvvetler gelişir.

  • Değerlendirerek şükredenlerden olasınız diye, size idrak kuvvesi(Fuad)  verdi.

  • İdrâk melekesini kilitlemek...

  • OLUŞUMU

  • İdrâk, bilinçte açığa çıkar.

  • İdrâk, "İdrâk gücü"ne dayanır.

  • İdrâk merkezine, beş duyu verileri olmadan da mesaj oluşur.

  • Beyindeki hücreler grubunun deşifresi, "İdrâk"ı meydana getirir

  • İdrâk, beyin sentezinin sonucu ve deşifresidir.

  • İdrâkın oluşması için, fikirleri beynimizde hayâl ederiz.

  • Otomatik olarak şekillenen fikirler, "İdrâk gücü"(melekesi) ile idrâk edilir

  • İdrâk edemediğin konuda aklın stop etmesi dolayısıyla durmayıp ilerlemeye devam etmek için gereken, "İman"dır!

  • GÖRDÜĞÜ

  • İdrâkın gördüğü, "Mânâ"dır.

  • ALLAH'I FARK ETME İDRAKI

  • Allah'ı idrâk edebilecek varlık mevcud değildir.

  • Allah'ı idrâk, O'nun kavranılamayacağını fark etmektir

  • İdrâk, Zâtı itibariyle Allah'ı idrâk edemez fakat O, görüşleri idrâktadır.

  • Allah'ı fark etme idrâkının oluşması için...

  • HAKİKİ İDRAK(Hüda)

  • GERÇEĞİ İDRAK ETME KAYNAĞI

  • "KESİN İDRAK"TAN KAYNAKLANAN KABUL->"İKAN"

  • Yeni idrâklar (İdrâk edilenin fiile dönüştürülmesi-Şükür)

  • Beyinde zikir ile açılan ek kapasiteye yeni veriler yüklenir. Bu veriler de yeni idrâklara yol açar.

  • İnsan, kendi sandığı bedeni vasıtasıyla Evrende idrâkı kadar yer kaplamaktadır.

  • İnsanın bilinçli yaşamı, idrâkı kadarıyladır.

  • Tatbikat, idrâka bağlıdır. Tatbikat olmuyorsa idrâk yeterli bir biçimde yoktur!.

  • İdrâk edilen fiile dönüştürüldükçe, yeni idrâklar oluşur.

  • Kişi, idrâkının sonucunu yaşar.

  • Ölümden sonra idrâk kapasitesinde dikey genişleme yolu kapanır.

  • İDRAK VE "HİLÂFET SIRRI"

  • İdrâk kapasiteni arttırarak "Hilâfet Sırrı"nı yaşayabilirsin ancak...

  • İDRAK YOLCULUĞU

  • İSLÂM DİNİ'NİN AÇIKLADIĞI  "İDRAK YOLCULUĞU"NUN AŞAMALARI [Fenâfillah(İdrâkın yok olduğu nokta…-Tefekkürün sözkonusu olmadığı mertebe)-Bekâbillah(“Sünnetullah”ta yaşam) aşamaları]

  •  İDRAKIN DOĞAL SONUCU

  • İdrâk, kişiyi Allah'a teslimiyete götürür.

  •  İnsanın doğal davranışı, idrâk ettiklerine göre oluşur.

  • İdrâkın sonucu olan yaşamın açığa çıkması için "Önce yaşamak"tan-> "Önce düşünme"ye geçmek!

  • İdrâkın kadar yanlışlardan korunursun.

  • İDRAK KÖRLÜĞÜ("Sistem"li düşünememe-A’mâlık-“Oku”yamamak-“Oku”duğunu anlamamak)

  • Geçen zaman neyi idrâk ettirdi?

  • İDRAKTAN NASİBİ OLMAYAN

  • İnsan, idrâkı ve idrâkının sonu fiillerin karşılığını alacaktır ölümötesinde...

  • İnsan, insanlığını yitirir, idrâk melekesini kilitleyip taklitle yaşadığı zaman!

  • İDRAKI HÜKMÜ ALTINA ALAN->"VEHİM"!

İDRÂK


  • "Mânâ"

  • İlâhî isimlerin mânâsı...

  • İlâhi İsimlerin mânâlarından oluşan terkip...

  • İlâhi İsimlerden oluşan bir mânânın açılması

  • İsim mertebesinde meydana gelmiş bir mânânın, fiil mertebesindeki ifadesi...

  • Sistemli Düşünmek

  • Kavrayış

  • İlim

  • Basar(Hakiki görme)

  • Beyindeki hücreler grubunun deşifresi...

  • Beyindeki sentez kapasitesi...

  • Beyin sentezinin sonucu ve deşifresi…

  • İçgüdüsel davranışları kontrol altına alan-bilinçli yaşamı oluşturan beyin sentezi sonucu…

  • "Hakikat"ı bilgi yolu ile algılamak...

  • Görmek değil…Tanımak!

  • Gördüğünü çözebilmek...

  • Analiz gücü

  • Yaşamın ilk basamağı...



İDRÂKIN ASLI



  • İlim

  • Mânâ

  • Elle tutamadığın, gözle göremediğin, 5 duyu ile tesbiti mümkün olmayan…

İDRAK, ”MÂN”DIR!

İdrâk fiil değil, bir manâdır!.. İdrâk, denen şey, bir fiil değildir, bir mânâdır.

İdrâk” denen şeyi, ne elle tutabilirsin ne gözle görebilirsin.

Kısacası, idrâkın, 5 duyu ile tesbiti mümkün değildir.

İdrâk denen şeyi, ne elle tutabilirsin, ne gözle görebilirsin. Kısacası, idrâkın, 5 duyu ile tesbiti mümkün değildir.

İdrâk bir mânâdır. Mânâdır ki, mânâyı görür!



"İDRÂK"IN ASLI, İLİMDİR!



Allah'ı görmek” veya “Hak’kı görmek” denen şey, bir idrâktan, bir ilimden başka bir şey değildir!.

İdrak dediğin şeyin aslı, ilimdir!.. Yani, mânâların ne olduğunu bilme, yaşama, hissetme, kendinde bulma ilmi! Yoksa bir nesne, bir cisim değildir ki, bu mânâlar, gözle görülsün!...

Senin, gözle görüyorum dediğin şey bir hayâlden başka bir şey değildir!..

Şimdi buradan ince bir noktaya daha kayıyoruz.



Gözle görüyorum dediğin şey, bir hayâlden başka bir şey değildir!..

Hakiki görme, idraktır, ilimdir!..



"İDRÂK"I NE ELLE TUTABİLİRSİN…



NE DE GÖZLE GÖREBİLİRSİN…

İdrâk” denen şeyi, ne elle tutabilirsin ne gözle görebilirsin.

Kısacası, idrâkın, 5 duyu ile tesbiti mümkün değildir.

İdrâk denen şeyi, ne elle tutabilirsin, ne gözle görebilirsin. Kısacası, idrâkın, 5 duyu ile tesbiti mümkün değildir.



İDRAK’TA İNANÇ OLMAZ!



İdrâkta, inanç olmaz.

Öğrenen değil; idrâk eden, tatbikçidir!.

İdrâk, yaşamın ilk basamağıdır.



“RUH”TAKİ İDRÂK



  • Ruh beden şuurundaki idrâk özelliği

  • “Kalb Gözü”

  • Şuur Gözü

  • “Basiret”

"Kalb gözü" denildiği zaman gaye "şuur gözü”dür. Bedende nasıl bir "şuur" mevcut ise, aynı şekilde ruh bedende de bir şuur mevcuttur ki; işte bu "şuur"dan, bu şuurdaki idrâk özelliğinden "kalb gözü" veya "basîret" isimleriyle bahsedilmiştir!



İDRÂK MELEKESİ



  • Birimin sarıldığı varlığındaki Esmâ hakikatinden (uzanan) Allah ipi

  • İdrâk Kuvvesi

  • İdrâk Gücü

  • “Ruh beden şuuru"ndaki idrâk özelliği

  • "Ruh"taki idrâk kapsamı, kapasitesi

  • Birimde açığa çıkan melek(salt bilinçli enerji)

  • Enerji-madde sıralamasında bir katman

  • Allah İsimlerinin bileşimi

  • Esmâ hakikatini şuurunuza yansıtıcılar

  • “Müdrike”

  • "Fuad"

  • “Kalb Gözü”

  • Şuur Gözü

  • “Basiret”

  • Kavrama gücü

De ki: “Sizi inşa eden (mülk âleminde meydana getiren) ve  sizin (kendinizi-hakikatınızı tanımanız, bilmeniz) için sem’ (işitme azası-işlevi; hakikatınızı algılama kuvvesi), ebsar (gözler; görme-idrak kuvvesi) ve fuadlar (kalbler) oluşturan O’dur...

Ne kadar az şükrediyorsunuz!”. (Mülk/23)

 


Melek, birimde açığa çıktığında “meleke” olarak algılanır.

Meleke”nin hakikati ise “Melek”tir.

 

Meleki kuvvetler, isimlerin mânâlarının aşikâre çıkışı halindeki, çeşitli adlarıdır!

Yani her melek veya her meleki kuvvet gücünü bir ilâhi isimden alır!



İDRAK MELEKESİ



(İdrâk kuvvesi-idrâk gücü)

ESMÂ MERTEBESİNDE MEYDANA GELİR

   İdrâk, “müdrike”ye dayanır, “idrâk gücü”ne dayanır! Bu idrâk gücü de, esmâ mertebesinde meydana gelir.

 


ALLAH,

VARLIKLARINDAKİ ESM HAKİKATİNDEN (uzanan) ALLAH İPİ”NE SARILANLARIN ŞUURLARINDA AYNI İDRÂKI OLUŞTURARAK BİR ARAYA GETİRİR

Hep birlikte varlığınızdaki Esmâ hakikatinden (uzanan) Allah ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin. Üstünüzdeki Allah nimetini hatırlayın. Hani sizler düşman idiniz de, şuurlarınızda aynı idrakı oluşturarak sizi bir araya getirdi; O'nun sizde açığa çıkan bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz ateşten bir çukurun tam kenarındaydınız; kurtardı sizi o ateşten. İşte böylece, hakikate eresiniz diye, Allah size işaretlerini açıklıyor. (Âl-û İmran)



“RUH”UNDA BELLİ  İDRÂKLARI ORTAYA KOYAN,



“ALLAH İLMİ”DİR

İlim sıfatının esmâ mertebesindeki mânâsı, efâl âlemine yansır, “idrâk”ı oluşturur.

İlim, sıfat mertebesindeki var oluştur.

 


Hayat sıfatının adı “Hay”, ilim sıfatının adıAlim”, irade sıfatının adı “Mürid”.



Evreni meydana getiren bilince “İLİM” denir. Senin ruhunda belli idrâkları ortaya koyan ALLAH’IN İLMİdir.



 

İDRÂK (KAVRAMA) GÜCÜNÜ VEREN…

İdrâk (kavrama) gücünü Güneşin ruhaniyeti verir.



 İDRAK GÜCÜNÜ ARTTIRAN,



“NUR” İSMİDİR

"NÛR" ismi insanın idrâk gücünü, kapasitesini artıran bir isimdir. Kişinin hem ruh gücünün artması, hem de idrâk gücünün gelişmesi hep bu ismin neticesidir.



MİKRODALGA BOYUTTA



“RUHUNDAKİ İDRÂK KAPSAMI” ORANINDA

ENERJİYE ULAŞIRSIN…

İdepya, Kurgas dize yıldızlarının en yücesi... Dünya bilimine göre ise yıldız bile sayılmaz! Çünkü, onun maddesel bir yapısı ve görüntüsü hiç yoktur!

Dünyalılar, gelişmemiş 5 duyulu yaşantıları îcabı, sadece maddesel yapıya önem veren ve örneğini gördükleri şeye göre, başka şeyler hakkında yargıda bulunan varlıklardır...

Her ne kadar bazı kısmî gelişme göstermiş bilim adamları, madde ötesinde ışınsal yapıları bulmuş; ve bunların maddesel yapıyı meydana getirdiklerini öne sürmüşse de, toplum henüz ilkel beş duyuya dayanan fikir yaşantısından kurtulamamıştır.

Evet İdepya, dünyalılar, yani gelişmemiş 5 duyulu insanlar diliyle, "ışınsal kitle" yıldızıdır. Bu kitlenin hacmi, üzerinde gelişen ışınsal yapılı akıl birimlerinin her biriyle daha büyümekte ve güçlenmektedir...

Evreni var eden tümel akıl, burada enerji birimlerine, öz vasfı olan kudret ve aklı bağışlamıştır... Orada her bir birim, idrâkının kapsamı oranında enerjiye ulaşır...

Ve tümel akıl, Onda kendini seyreder!



KİŞİDE İDRÂK İLERLEMESİNİN NETİCESİNDE



BELLİ KUVVETLER GELİŞİR

Kişide, idrâk ilerlemesi vardır. Kişideki idrâk ilerlemesinin neticesinde Ruh`da yani astral-ışınsal bedende gelişen belli kuvvetler vardır.



DEĞERLENDİREREK



ŞÜKREDENLERDEN OLASINIZ DİYE

İDRAK KUVVESİ(Fuad) VERDİ



Semâların ve arzın algılanamayanları Allah içindir... O Saat'in (kıyametin) oluşması hükmü (Allah'a göre) bir göz kırpması gibi yahut daha da yakındır! Muhakkak ki Allah her şeye Kâdîr'dir.

Allah sizi analarınızın karınlarından bir şey bilmez bir hâlde çıkardı... Değerlendirerek şükredenlerden olasınız diye, size sem' (algılama), basarlar (görüp değerlendirme) ve fuadlar (idrak kuvvesi) verdi.

Havada Allah hükmüne uymakta olan kuşları görmüyorlar mı? Onları Allah'tan (Esmâ'sının kuvvelerinden) başkası tutmuyor... Bu işaretlerde de aklını kullananlar için bir ibret vardır! (Nahl/77-79)



İDRÂKIN OLUŞUMU



İDRÂK,

“İDRÂK GÜCÜ”NE DAYANIR

 “İdrâk“ dediğin şey, isim mertebesinde meydana gelmiş bir mânânın, fiil mertebesindeki ifadesidir!. İdrâk, müdrikeye dayanır; idrâk gücüne dayanır! Bu idrâk gücü de esmâ mertebesinde meydana gelir.

 


İDRAK MERKEZİNE, BEŞ DUYU VERİLERİ

OLMADAN DA MESAJ ULAŞIR

-Elf, sen misin?.

- Evet!


- Ama neredesin?. Göremiyorum seni?.

-Beni algılayabilmen için mutlaka görmen şart değildir ki! Bırak görmeyi, gerçekte, şu anda sesimi bile duymuyorsun! Ancak idrâkı, duymaya, mutlaka sese bağlama yolundaki şartlanman, benim sesimi duymakla anladığın zannını meydana getiriyor sende!

Gerçekte ise, ben, senin, direkt olarak algılama merkezine hitâb etmek sûretiyle naklediyorum sana anlatmak istediklerimi...

- Anlayamadım!?.

-Şöyle anlatayım... Sendeki, beş duyu şartlanması, ancak, maddenin ortaya çıkardığı ses dalgalarını kulağınla algılayıp değerlendirebileceğin, zannını ortaya koymuştur... Dolayısıyla, sen, meselelere daima bu şartlanma içinde baktığın için, bundan başka bir şekil olabileceğini düşünemiyorsun!

Halbuki, kendini bu şartlanmalardan kurtarmış olarak meseleye baksan, işitme denilen meselenin, ses olmadan da, idrâk merkezine ulaşan bir mesaj olarak ortaya çıkabileceğini farkedebilirsin!

İlham” dediğiniz de budur işte!

 


BEYİNDEKİ HÜCRELER GRUBUNUN DEŞİFRESİ,

İDRÂK’I MEYDANA GETİRİR

İnsan” dediğimiz varlıktaki bazı zihinsel fonksiyonları sayalım:

Nefs (ben kavramı), akıl, fikir, hayâl, idrâk (kavrayış), vehim (varsayım), himmet ve hâfıza (yani bellek).

 


Beyin hücrelerimizin her biri, belirli anlamlar ihtiva eden belirli frekanslarla programlanarak yeni düşünsel anlamlara sahip olur; ya da genetik yoldan gelen verilerin ortaya çıkışına yolverir.

Esasen bizden ortaya çıkan ya da çıkmayıp zihnimizde kalan her düşünce, gerçekte, "Allah İsimleri”yle işaret edilen kavramların beynimizdeki bir terkibidir!.



Beyin hücrelerinin kendisine ulaşan elektriksel impulsın frekansı ile programlandığı, çağdaş bilimce tespit edilmiş durumda...

Beyinde görme yoktur.

Beyinde işitme yoktur.

Beyinde şekil yoktur.

Beyinde sadece ve sadece “KAVRAMLAR” sözkonusudur!.

Nasıl ki bir bilgisayarın içinde entegreler, diyotlar, transistörler mevcutsa ve bunların içinden geçen mikrovolt cinsinden elektrik akımı sözkonusuysa; aynı biçimde beyin hücreleri içinden de mikrovolt cinsinden elektrik akımı geçer. Bu geçen elektrik akımı, o hücre grubu hangi frekansa göre programlanmışsa o frekansın kavramını-anlamını algılar, hisseder, değerlendirir.

İşte işin ana püf noktası burasıdır!.

İnsana Din’in gelmesinin sebebi de bu noktadır...

Yaşamımızın bütün sırları da, bu noktada mevcuttur...

Hangi frekansa programlanmışsa o hücreler, o hücreler grubunun deşifre edilmesi, bizde o mânâyı anlama-idrâk etme dediğimiz olayı meydana getirir.

Hangi kelimeyi veya kavramı düşünüyor ise; o anda, o kavramı meydana getiren hücreler grubunda bir bioelektrik akış ve bu elektrik akışın faaliyete soktuğu hücreler grubundaki frekansın deşifresi sözkonusudur.

Benden bu kelimeler çıkmadan önce, elbetteki çok çok kısa bir süre içinde, önce beynimde bu kavramların yerleştiği hücre gruplarında bir elektrik akışı meydana geliyor. O elektrik akış neticesinde o hücre grubundaki titreşim, frekans deşifre ediliyor; bunun neticesinde o anlam, “ses” olarak benden size ulaşıyor!.

 

İDRÂK,


BEYİN SENTEZİNİN SONUCU VE DEŞİFRESİDİR

İdrâk, beyin sentezinin sonucudur ve deşifresidir!.

Deşifre edilemeyen, idrâk edilemez!.

İnsanın bilinçli yaşamı, idrâkı kadarıyladır! İçgüdüsel davranışlar, idrâk kadarıyla kontrol altına alınır.

Dünyadaki hiç bir şey ölümötesinde unutulmaz, değerlendirilir; kapasitesi kadarıyla kişinin...

 

"İDRÂK"IN OLUŞMASI İÇİN,



FİKİRLERİ BEYNİMİZDE HAYÂL EDERİZ!

Fikir; çeşitli konularda aklımıza gelen yeni yeni düşüncelerdir. Bize herhangi bir konuyu düşünmemizi sağlayan ana materyaldir. Kökeni ya beynin üretimi ya da dış etkilerdir; ilham, astrolojik etkiler vs...

Sonrasında hayâl gelir. Yani, o fikirleri kafamızda hayâl ederiz.. Anlayıp kavramak için bir suret hâline sokarız. Bu hayâl edişe aynı zamanda "musavvire gücü" denilir.

Yani tasvir etme, şekillendirme.

 


OTOMATİK OLARAK ŞEKİLLENEN FİKİRLER

"İDRÂK GÜCÜ"(melekesi) İLE İDRÂK EDİLİR

Beyinde şekillendirme olayı vardır. O fikirler otomatikman şekillenerek anlaşılır.

O da nasıl anlaşılır?



Müdrike yani idrâk gücü ile idrâk edilir.



  İDRÂK, BİLİNÇTE  AÇIĞA ÇIKAR



İdrâk, beyindeki sentezden sonra bilinçte açığa çıkar!.

Beyin son sentezini açığa çıkarıyor; biz de o senteze uygulamamızla katkıda bulunuyoruz.

 

İDRAK EDEMEDİĞİN KONUDA



AKLIN STOP ETMESİ DOLAYISIYLA DURMAYIP

İLERLEMEYE DEVAM İÇİN GEREKEN, İMANDIR



Seni istediğin sonuca ulaştırmayacak fiiller içindeyken, o konuya iman ettiğini söylemen, yalnızca kendini aldatmak, kandırmaktır ve sonucu da hüsrândır!

Allah Rasûlü’nün senin imanına ihtiyacı yoktur!.

Meleklerin de senin imanına ihtiyacı yoktur!.

Kısaca, hiç bir yaratılmışın ve de Yaratanının senin imanına ihtiyacı yoktur!.

İmana sen muhtaçsın!.

Niye?...


Kafan yeterli derecede çalışıp, o konudaki gerçeği, sistemi idrâk edemediğin için, söylenene iman yollu yaklaşıp onun gereği fiilleri ortaya koyarak neticede, elde etmek istediğine ulaşmak için!..

Yani netice şudur ki... İman, idrâk edemediğin konuda aklının stop etmesi dolayısıyla durmayıp ilerlemene devam için gereklidir!..

 

"İDRAK"IN GÖRDÜĞÜ



"İDRAK"IN GÖRDÜĞÜ,

“MÂN”DIR!

İdrâk bir mânâdır. Mânâdır ki, mânâyı görür!

Mânâ olan idrâkın gördüğü de mânâdır! Yâni, ilâhî isimlerin mânâsı!

Dolayısıyla senin her idrâk ettiğin şey, eğer ona sonradan konmuş olan ismi kaldırırsan, ilâhi isimlerin mânâlarından oluşan bir terkibi mânâ olup, onun ötesinde bir varlığı yoktur.

 

ALLAH’I FARK ETME İDRÂKI



ALLAH’I İDRÂK EDEBİLECEK VARLIK

MEVCUD DEĞİLDİR



Bilelim ki...

"ALLAH VÂHİD-ül AHAD"dır... Kendisinin gayrı olarak, kendisini anlayacak, idrâk edecek, değerlendirecek ve de övebilecek, varlık, vücud ve özellikler sahibi ikinci bir bilinç mevcut değildir!.

"ALLAH"ı ancak, Allah bilir... "ALLAH"ı ancak ALLAH değerlendirir.... "ALLAH"ı ancak ALLAH över yani metheder!. "ALLAH" a ancak ve sadece ALLAH SENÂ eder!.

 


ALLAH’I İDRÂK,

O’NUN KAVRANILAMAYACAĞINI FARK ETMEKTİR

(Hz. Ebu Bekir Sıddık)

Kısacası, "HAMD ALLAH'A AİT iŞTİR"!.

Ve bu konuda da ortaktan münezzehtir!.

Nitekim bu hususta, Kur'ân-ı Kerim’i ele aldığımız ilk anda, uyarılmaktayız "FÂTİHA" Sûresi’nin ilk âyetleriyle :



-Aklınızı başınıza alın ve O'nu basit bir gök tanrısı gibi düşünüp, övmeye, methetmeye, ona yaranmak için bin türlü hallere girmeye kalkmayın!. Siz bu konuda O'nu değerlendirmekten âcizsiniz... ALLAH'ı ancak ALLAH değerlendirip, ALLAH'a ancak ALLAH HAMD eder!.. Size de yakışan, HAMD'ı ancak Allah'ın yapabileceğini idrak ederek, bu konuda yetersizliğinizi farketmiş bir halde haddinizi bilmektir!.

Ayrıca... Hazreti Rasûlullah yanındaki derecesi malûmumuz olan Hazreti Ebu Bekir Sıddık bu konuda şöyle uyarmıştır bizleri:

-ALLAH'ın kavranılamayacağını farketmek, "ALLAH"ı idrâkın ta kendisidir.

 


İDRAK,

ZÂTI İTİBARİYLE ALLAH’I İDRÂK EDEMEZ.

FAKAT O GÖRÜŞLERİ İDRAKTADIR…

İdrâk, Allah'ı idrâk edebilir mi?



"GÖZLER O'NU İDRÂK EDEMEZ; FAKAT O, GÖRÜŞLERİ İDRÂKTADIR" (6-103)

İdrâk. Zâtı itibariyle Allah'ı idrak edemez, çünkü idrak dediğin şey, isim mertebesinde meydana gelmiş bir mânânın, fiil mertebesindeki ifadesidir!..idrak, müdrikeye dayanır, idrak gücüne dayanır! Bu idrak gücü de esmâ mertebesinde meydana gelir.ilim sıfatının esmâ mertebesindeki mânâsı, efâl âlemine yansır idrakı oluşturur. İlim, sıfat mertebesindeki var oluştur.

Öyleyse sen bunların hangi düzeyinden bakarsan bak, neticede Allah isminin mânâsını senin görebilmen muhaldir!.. Ama şu da bir gerçek ki; Allah'tan başka bir varlığını görüyorum dersen, o da yalandır, iftirâdır!..

 


ALLAH’I FARKETME İDRÂKININ

OLUŞMASI İÇİN…



Kim, neye kaç saatini ayırıyorsa, o yolda o kadar ilerler!.

Arpa ekip, gül derleyemezsin!.

10 saat mal satmayı düşünürken, on saatlik tefekkürün getireceği Allahı farketme idrakı sende oluşmaz!. Beynini ne yolda kullanıyorsan onun neticesine erersin!

Allah”ı “kıymetini bilerek tanımamanın, nefsine yaptığın en büyük zulüm olduğunu idrak edemiyorsan; mübarek olsun dünyalığın!.

Ama bu arada, “Allah”ı ebeden tanımaktan mahrûm bir hâlde; “Allah”ın gazâbına ve lânetine uğramış olarak bu dünyadan ayrılacağını da bilmelisin!.

Bak aynaya!. Seyret kendini, yaptıklarını!…

Günün ne kadarını, “Allah”ı bilmeye ayırıyorsun; günün ne kadarında, dünyada bırakacağın şeylerle meşgulsün?!.

 

HAKİKİ İDRÂK



(Hüda)

Bkz.İ/İdrâk/Gerçeği idrâk etme kaynağı



GERÇEĞİ İDRÂK ETME KAYNAĞI



Hakikat ve Sünnetullah BİLGİsi (KİTAP)

Eliif, Lââââm, Miiiim.

Hakkında şüphe edilmesi mümkün olmayan o Hakikat ve Sünnetullah BİLGİsi (KİTAP), korunmak isteyenlere gerçeği idrak etme kaynağıdır.

İşte onlar gayblarındaki (algılayamadıkları) hakikate (Nefslerinin Allah Esmâ'sının anlamlarının bir terkip-bileşimi şeklinde meydana geldiğine) iman ederler, salâtı ikame ederler (fiilen edâ yanı sıra anlamını yaşarlar) ve kendilerine verilen maddi-manevî yaşam gıdasını Allah adına karşılıksız paylaşırlar.

Onlar hakikatinden sana (boyutsal geçişle) inzâl olunana ve öncekilere inzâl olmuşlara iman ederler; geleceklerindeki sonsuz yaşam süreçlerine de ikân (kesin idrakten kaynaklanan kabul) hâlindedirler.

İşte onlar, Rablerinden (nefslerini oluşturan Esmâ bileşiminden kaynaklanan) HÜDA (hakikati idrak) hâlindedirler ve onlar kurtuluşa ermişlerdir. (Bakara/1-5)

 


“KESİN İDRÂK”TAN KAYNAKLANAN KABUL

(Îkan)


  • "Yakîn" ehlinin hâli

  • Basiretinin görüşü ve tasdiki...

  • İman ettiğin şeyi görür hâle gelmek...

 

YENİ İDRÂKLAR

(İdrâk edilenin fiile dönüştürülmesi-Şükür)

.......


Artık bir sistemin varolduğu ve bu sistemin kendine has olan kurallarının kendi içinde işlediğini görmekteyiz!

Benim yaşım şu, artık bunları anlamam için geç.. Bu konuları anlamam da nasibimde yokmuş, ben ne yapabilirim?” gibi sözler, az gelişmiş varlıklara has düşüncelerdir!



Herkesin yaşı, idrâkı ve ilmi kadardır!

Benim yaşımla sizin yaşınız arasındaki fark, benim ilmimle sizin ilminiz arasındaki fark kadardır!

Bugüne dek anlattıklarım, zorlama ile insanın kafasına sokulmaz! Herkes nasibi kadar olanını alacaktır.

Burada kullanılan “nasip” kelimesi, ”O birimin esmâ terkibi”ni anlatmaktadır! Esmâ terkibinin oluşturacağı açılımın izin verdiği ölçüde, anlamındadır!

ŞÜKÜR; idrâk edilenin fiile dönüştürülmesidir!

Bunun sonucu olarak da artış başlayacaktır!

Siz idrâk ettiğinizi fiillerinize dönüştürürseniz, beyninizde ek kapasiteler oluşacak ve o amel oranında beyin kapasiteniz artacak ve bunun karşılığında artan beyin kapasitesi ile yeni idrâkler oluşacaktır!

Allah Rasûlü’nün “Şükreden bir kul olmayım mı?” ifadesi, bunun en yalın anlatımıdır.

Hz. İsa’nın yeryüzüne gelip Hz. Muhammed kaynaklı bu ilmi alması diyeti olarak Deccal’i öldürmesi istenmiştir!



 İNSAN,


TEFEKKÜR KÂBİLİYETİNE GÖRE,

BİLİNEN BOYUTLARIN ÇOK ÖTESİNDE BİR

YAŞAM ŞEKLİNE GEÇEBİLME İMKÂNINA SAHİPTİR

(Bunu beyninde başarabilenlere

"Ricâlullah" diyorlar!)

Gerçekte, zamanın ve mekânın olmadığı bir âlemin içinde yaşamaktayız da, bunun bilincinde değiliz!. Ve belki de şartlanmalarımız o kadar ağır basmakta ki; idrakımızın önünde olan bu gerçeği gene yapımız ve şartlanmalarımız sebebiyle inkâra kalkışmaktayız.

Evrensel boyutlarda meseleye bakarsak sürekli bir oluşum ve dönüşüm sözkonusudur. Bu oluşum ve dönüşüm sırasında insan algılama araçlarına nisbetle, o günün cehli içinde bir aydınlık devreyi bir karanlığın takibetmesini bir gün olarak kabullenmiş ve bunu da o günkü anlayış içinde güneşin doğup batmasına bağlamıştır.

Düz tepsi gibi bir dünya ve bir yandan doğup bir yandan batan, sonra dünyanın altından dolaşıp yine öbür taraftan yükselen güneşe bağlı olarak oluşan bir gün!.

Sonra bir başka grup çıkmış ve ayın doğup kayboluşu esasına nisbetle 28 günlük ayları ve bunun 12 defa tekrarlanmasından ibaret olan yılı kabullenmiş.

Bir başka topluluk Güneşin dönümü esasına dayanarak 360 günlük seneyi ve 12'ye bölümü olan ayları kabûl etmiş. Ve böylece dünya üzerinde yaşayan bedenlerin çevrelerinde dönen ay ve güneşe izafetle kabûllendikleri zaman birimleri oluşmuş.

Oysa bilimsel açıdan ya da felsefî açıdan ve hatta dinin tefekkür yanı olan tasavvuf açısından meseleye bakılırsa, tek bir varlık ve nesne olan âlem yönünden zaman parçalarından sözetmek mümkün değildir. Her nesneye göre, ya o nesnenin yapısı bakımından izafi zamanlar sözkonusudur, ya da evrensel tek bir an sözkonusudur. Bu açıdan da devam edilince, zaman denilen şeyin olayların birbiri ardınca sıralanması olduğu ortaya çıkar.

Evet, tefekkürü itibariyle zamanın, idrâkı itibariyle de mekânın sözkonusu olmadığı bir evrende yaşamını sürdüren insan, ne hikmettir ki, gerek şartlanmaları ve gerekse de kendisi sandığı bedeni vasıtasıyla, zaman ve mekân kayıtları ötesinde, evrende idrakı kadar yer kaplamaktadır.



İnsan gerçek algılama aracına yani tefekkür kabiliyetine göre bilinen boyutların çok ötesinde bir yaşam şekline geçebilme imkânına sahip olduğu halde, acaba neden ve ne şekilde kendini madde kayıtları içinde, «dünya zindan»ında yaşamak zorunda bulmaktadır ki?..

 


YENİ İDRÂKLAR VE

BİLİNEN BOYUTLARIN ÇOK ÖTESİNDE

BİR YAŞAMA GEÇEBİLMENİN YOLU-> ZİKİR!

BEYİNDE ZİKİR İLE AÇILAN EK KAPASİTEYE

YENİ VERİLER YÜKLENİR…

BU VERİLER DE YENİ İDRAKLARA YOL AÇAR

Kitapların orijinal seslendirilmiş kasetlerini almış olanların dikkatine... Elinizdeki kitap kasetlerinin başkalarına karışmasını istemiyorsanız, yeni Kitap kasetlerinin kutuları çıktı, her kitap için... Onları Kitap fuarından veya KİTSAN da temin edebilirsiniz...

Bilgisayarı bilir misiniz?

Bilgisayarın bedeni vardır, motherboard, derler... Bir de ana hızını sağlayan CPU'su... Benimki öyle yüksek bir zekâ değil, yalnızca II 233!. Onun yanı sıra bir de Hard diski vardır, hafızası... Aklının olduğu merkez!... Bir de ram denen, ön bellek yani acil devreye giren zekâ gibi... Alır o, ana belleğe hard diske yükler... Ve orada her şey değerlendirilir!.

Neye göre değerlendirilir?...

Daha önce veri tabanına neler yüklenmiş ise, onlara göre!..

Ham pc'nin hard diski, önce veri kabulü için formatlanır, gelen verileri kabul etsin diye...

Biz doğarken, beynimizin yüzde üç-beşi, gelen kozmik etkilerle, genetik tabanımızdaki bilgilere göre formatlanır...

Eğer yeni bir formatlama yapmazsak ilk formatlanan alana ek olarak; daha sonra o ilk formatlanan alandaki kadarlık veri tabanına göre; mevcut bilgilerimizi değerlendirmek sûretiyle ölene kadar yaşar; ve gideriz bu dünyadan!.

Harddiskteki bilgiler formatlandığı alanı aşamaz...

Bu alan doldu ise, biz ram kapasitemizi kullanarak; pc açık olduğu sürece onları kullanırız; ama, pc kapanınca, ram'daki yani geçici bellekteki tüm bilgiler havaya uçar; ve bizde yalnızca hard diskimizin formatlanmış bölümündeki eski bilgilerimizle başbaşa kalırız...

Bu arada elbette, internet bağlantısı kurarak, modemimizin hızına ve interneti kullanma kabiliyetimize göre başka dünyalara da girebiliriz ki bunu beyninde başarabilenlere "Ricâlullah" diyorlar galiba!...

Beynimizde âcil olarak ne yapabiliriz?...

Benim gibi yaşı geçiklerin ilk yapabileceği şey, hard diske yeni alan formatlayana kadar ram belleği arttırmaktır!...

Ram belleğimizi arttırmanın yolu da ZİKİR den geçer!...

Yeni veriler buraya yüklenerek; yaşamımızda bazı yeni idrâklara yol açar ki; insanın ortaya koyduğu bütün fiiller, idrâkının doğal sonuçlarıdır...

Hard diskin yeni formatı, doğumdan sonra, ancak, fiîle dönüşen bilgilerle oluşur!...

Fiîle dönüşen bilgiler ise, ram'e yani zikirle açılan geçici alana yerleşmiş bilgilerin idraki yönlendirmesi ile mümkündür!...

Ram, yani geçici belleğin çok sınırlı ise, -zikrin yetersizse-, bu defa aldığın bilgiler kayda girmez, taşa dökülen su misâli üstünden akar gider!..

Ram'e, yani zikirle açtığın ek kapasiteye yüklediğin bilgiler doğrultusunda eyleme geçemezsen; bunlar harddiske yüklenemeyeceği için; kısa süre el malıyla iş görürsün; sonra da onlar uçar gider başını ellerin arasına alır, düşünmeye başlarsın, niye ben adam olamıyorum diye!...

Beynini, yani ilminin gereğini, ister duygusallık, ister başka bir sebeple değerlendiremezsen, bunun sonuçları otomatik yaşanır; kimse de bunu değiştiremez!..

Temelde, görüntüyü sağlayan video kartın, ses kartın, iletişim araçların hep hard diskinin kapasitesiyle orantılıdır... O kapasite yetersiz ise, video kartının gelişmişi orada kendini gösteremez; yüklenemez ..daha başka özellikler de!...

Olay , beynini kullanmaktan; mâzeretlerden geçmekten, sistemin gereğini uygulamaktan geçer!...



İnsanca duygular ve insanca düşünme, kozalıların ilkel yaşantılarından başka bir şey değildir!...

İsa aleyhisselâmın şu uyarısına dikkat edin:



"Sen insanca düşünüyorsun; Allah gibi değil!."

Hz. Muhammed’in şu uyarısını da "ahmak"lar veya "aptal"lar gibi değerlendirmeyin sakın!...



"Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanın!."

"ALLAH" adıyla işaret edilen, evren içre evrenler ve içlerindeki tüm oluşumları yaratanın "ahlâk"ı ne ola ki?...

Bunu adam gibi bir düşünsenize, eğer düşünebilecek kapasite var ise; yeterli veri tabanı bulunuyorsa beyninizde!...

  

(Soru: Ram’deki bilgiler genetiğe işlenmiyor mu; ki ölüm ötesinde harddiskte bulalım..)



Ram bilgileri fiillerle harddiske yüklenir... Bilip de uygulamıyorsan harddiske yüklenmez!... Yani, beyindeki olayı anlatıyorum.

 


İNSANIN BİLİNÇLİ YAŞAMI,

İDRAKI KADARIYLADIR

(Soru: Üstadım, sadece idrâk ettiklerimi yaşayabileceğime göre; idrâk etmek melekî tesirle mi olur?... Öyleyse sisteminden biraz bahseder misiniz? Teşekkür ederim .)

İnsanın bilinçli yaşamı, idrâkı kadarıyladır... İçgüdüsel davranışlar idrâk kadarıyla kontrol altına alınır...

 

İDRÂK EDİLEN FİİLE DÖNÜŞTÜRÜLDÜKÇE,



YENİ İDRÂKLAR OLUŞUR

Nankörlük, değerini bilmemek veya değerlendirmemektir!.

ŞÜKÜR, idrâk edilenin fiile dönüştürülmesidir!

Bunun sonucu olarak da artış başlayacaktır.



Siz idrâk ettiğinizi amele dönüştürürseniz beyninizde ek kapasiteler oluşacak ve o amel oranında beyin kapasiteniz artacak ve bunun karşılığında artan beyin kapasitesi ile yeni idrâklar oluşacaktır.

Hz.Muhammed  aleyhisselâtu vesellemin;

Şükreden bir kul olmayayım mı?”

hadisi, bunun en yalın anlatımıdır.

Kendisinde açığa çıkanları namaz içinde değerlendirmeye çalıştığını ifadedir, amaç... Artık o namazın nasıl bir fiil olduğunu siz hayal edin!.

 


Fiiller, idrâkı arttıracak şekilde beyinde açılımlar getireceği için gerekli ve önemlidir.



ÖLÜMDEN SONRA İDRAK KAPASİTESİNDE



DİKEY GENİŞLEME YOLU KAPANIR

(Soru: “İnsan ve Sırları” kitabınızda bahsettiğiniz ölümden sonraki idrâk kapasitesindeki genişleme yatay mı, yoksa dikey olarak bir genişlemeden de söz edilebilir mi?...)

Ölümden sonra idrakte yatay genişleme söz konusudur... Dikey genişleme sadece Dünya hayatı içinde mümkündür... Ölümle birlikte, dikey yolu kapanır.

 


İDRÂK VE “HİLÂFET SIRRI”

İDRAK KAPASİTENİ ARTTIRARAK

“HİLÂFET SIRRI”NI YAŞAYABİLİRSİN…

Nitekim, zikirden amaç da, ötendeki bir tanrıyı hoşnud etmek değil; beyin kapasiteni ve buna bağlı olarak, anlayış ve idrâk kapasiteni arttırarak, özündeki Allah`ı tanımak; o güzel isimlerin anlamlarının sende kuvvetli olarak açığa çıkmasını sağlayarak “hilâfet sırrını” yaşamaktır!.

 

İslâm Dininin açıkladığı)



İDRÂK YOLCULUĞUNUN AŞAMALARI

  • Fenâfillah (İdrâkın yok olduğu nokta-Tefekkürün sözkonusu olmadığı mertebe)

  • Bekâbillah(“Sünnetullah”ta yaşam) aşamaları

Tasavvufî tâbiriyle “fenâfillah” denilen bu yolculukta, kişi kendisinin ve evrenin “var”lığının gerçekte ismi “Allah” olan indinde, “yok”luktan ibaret olduğunu; “Yok”tan yaratılmış olduğunu; gerçekte yalnızca “var” olanın “ALLAH” ismiyle işaret edilen olduğunu fark eder... Bu fark ediş, sonuçta kendi “yok”luğunu, “HİÇ”liğini fark etmesi realitesine erer!  İdrâk veya anlayışının “yok” olduğu noktadır bu!. “Vahdet” anlayışından çıkılarak yürünülen “seyri afâkî”de ise, önce kademe kademe tüm varlığın gerçekte “birimlerden oluşmamış tek bir varlık olduğu” yani “tekillik-vahidiyet” fark edilir; sonra kapasite elverirse bu anlayış “ahadiyyet” yani “HİÇ”likte noktalanır!. Sonuç, “mutlak karanlık yaşantısı”dır; “âmâ”dır bilinç açısından!. İsmi “ALLAH” olanın, “Ahadiyyet” yani “HİÇ”lik sıfatı dolayısıyla, tefekkürün söz konusu olmadığı bu mertebenin yaşantısından dahi söz edilemez!.

Ve bundan sonra nasiplileri için “bakâbillah” kemâlâtı başlar...

Sünnetullah”da yaşam!.

 


İDRÂKIN SONUCLARI

KİŞİ


İDRAKININ SONUCUNU YAŞAR

Mukallit, söylenmişleri ve “dün”ü tekrar ederek yaşayıp, kendisi “OKU”yamayandır!.

Muhakkik, “Kitab”ıOKU”yarak, söylenmemişleri dile getirendir. Biri eskiyle avunur; biri yeniyi keşfeder.

‘’Allah Sistem ve Düzeni’’ni yani “Sünnetullah”ı "OKU"yan, Sistem’in açıklanmamış taraflarını açıklar; mukallit ise dünün mecazlarıyla ömür tüketir.



Kişinin hâli, ilminin dışa vurmasıdır. Ya, ilmi doğrudur, hâli de yerindedir; ya da hâli yanlıştır, ilim de yanlıştır!.

Kişi idrâkının sonucunu yaşar. Eğilen testiden içindeki dökülür yalnızca!.

 


İDRAK,

KİŞİYİ ALLAH’A TESLİMİYETE GÖTÜRÜR

Fiiller ya idrâka dayanır, ya korkuya yâni vehme dayanır! İdrâkında meydana getirdiği teslimiyet vardır, korkunun da meydana getirdiği teslimiyet vardır.

Neticede teslimiyet oluşur ama; temelinde ne var?..İdrâk mı var; yani o şeyin öyle olmasını idrâk etmen dolayısıyla mı teslim oldun; yoksa korkuyla mı oldun?..

Nitekim insanların Allah’ın emirlerine teslimiyeti iki yönlüdür... Bir nebînin, bir velinin ilâhi emirlere teslimiyeti idrâk yolludur.

Mühim olan, senden meydana gelecek olan teslimiyetin veya senden meydana gelecek fiillerin, duygu yoluyla değil yani vehmin hükmüyle değil; idrâkının hükmüyle olmasıdır! Gaye, neticede, bu idraka gelmektir; bu idrâka gelmek için de o aşamadan geçmek lâzım...

Ama bazısına direkt idrâk yolu ile de gidebilirsin...

İstidadı müsaittir, ona direk o yolla da girebilirsin. Ama genelde, en aşağı seviye olan duygularına hitâp yoluyla onu belli bir noktaya getirmektir.

Neticede iş idrâkla Allah’a teslim olmaktır!

 


 İdrâk edebilenin hâlidir haşyet ve huşû....



İNSANIN DOĞAL DAVRANIŞI,



İDRÂK ETTİKLERİNE GÖRE OLUŞUR

Bilmek ayrı şeydir, idrâk yâni inceliği kavramak ayrı şeydir!.



İnsanın doğal davranışı, bildiklerine göre değil kavradığı kadarına göre oluşur!.

 


Herkesin gerçeği, onun idrâkinin eriştiği kadarıdır!.

 


İDRÂKIN KADAR

YANLIŞLARDAN KORUNURSUN!

Önemli olan her an şuurlu bir şekilde ve belli bir noktaya, hedefe doğru yürümektir. İdrâkın kadarıyla yanlışlardan korunursun... Nasıl yakacağını idrak ettiğin ütüye dokunmazsan sana pişmanlık verecek yanlıştan da kendini öylece korursun.

 


İDRAKIN SONUCU OLAN YAŞAMIN AÇIĞA ÇIKMASI İÇİN,

ÖNCE YAŞAMAK”TAN->“ÖNCE DÜŞÜNME”YE GEÇMEK!

(Soru: Düşünmekten, yaşamaya nasıl geçeceğiz Üstadım?)

Önce taklitçi bilgilenmeyi terk edip tahkikçi idrakı elde etmemiz gerekir ki, bundan sonra, yani idrakın doğal sonucu olarak yaşam açığa çıksın!..

Taklitçilikle yaşam asla oluşmaz...

Taklidi terketmenin yolu da, kabullenmeyi terkten geçer!... Sürekli tefekkürle yaşamakla başlar...

“Nasılsın?” sorusuna -iyiyim-, veya- iyidir- gibilerden bir cevap bile taklitçiliğin eseridir!...

Oysa taklit, en mükemmeliyle maymuna ait bir özelliktir; insana yakışmaz!...

Demek ki önce yaşamaktan --> düşünmeye geçmek lâzım...

 


İDRAKTAN NASİBİ OLMAYAN

Câhil, idrâktan nasibi olmayandır.



İDRÂK YETERSİZLİĞİNİN SONUCU



(Taklid!.)

İnsan idrâk ettiğini yapar!

İnsanın tatbikatı, ilmi kadardır!.

Onda o fiil görülmüyorsa, o konuda henüz onda idrâk yoktur; açılım yoktur demektir.

“Niye” diye suçlamak abestir, cehâlettir!.

Câhil suçlar; ârif ise hikmetini idrâk ettirmeye çalışır!.

İdrâk ederse, idrâkının gereğini zaten yapacaktır.

Hiç kimse bile bile elini yanan ateşe sokmaz

Tatbikat, idrâka bağlıdır. Tatbikat olmuyorsa idrâk yeterli bir biçimde yoktur!. O idrâkı oluşturacak bir biçimde olayı vermek gerekir.

İşte bu sebeple; bilmek değil, idrâk etmek gerekir!

Yani görmek değil, tanımak!

Daha başka bir ifadeyle gördüğünü çözebilmek, bir başka ifadeyle ANALİZ GÜCÜ!



Tatbikattan gaye, onu idrâk hâline sokabilmektir. Ama tahkikat, taklit yollu olursa o zaman ilimde ilerleme olmaz.

İlimde terakki, tahkike dayandığı sürece geçerlidir.

  


İNSAN, ÖLÜMÖTESİNDE,

İDRAKI VE İDRAKININ SONUCU FİİLERİN

KARŞILIĞINI ALACAKTIR

(Soru: İnsan her idrâk ettiğinin gereğini mutlaka yaşar mı yoksa genetiği müsaade etmeyip ölüm ötesine kalan olur mu??..)

İnsan yaşadığının ve ortaya koyduğu fiillerinin karşılığını alacaktır ölümötesinde...

İdrâkı ve idrâkının sonucu olan fiilleri...



İDRÂK MELEKESİNİ KİLİTLEMEK



  • Taklitle yaşamak

  • Robotik yaşam

  • İnsanlığını yitirmek

Bildiğiniz gibi, bilgi yükleme işini, harf ya da virgül bile kaçırmadan bilgisayarlar da yapıyor...

İnsanı, "insan" kabul ettiren faktör, bilgisi değildir!.

İdrâkı oluşmamış ilim, yüklenilmiş yüktür!.

"İnsan" ancak başkalarına birşeyler verebilirse "insan" olur!.

Karşınızdakine, "acaba ona ne verebilirim" diye mi yaklaşıyorsunuz, gidiyorsunuz, kabul ediyorsunuz evinize?...

Yoksa, acaba ne alırım; diye mi gidiyorsunuz?...

Kendinize bunu sorun!. Kendinizi aldatmayın!.

Kim olursa olsun, onunla bir araya gelmeden önce, niye ben bununla görüşüyorum; almak için mi, vermek için mi? diye sorun kendinize!.

Görüştüklerinizden kaçıyla birşeyler vermek için görüşüyorsunuz?...

Sakın kaçmayın sağa sola!. Ben de verecek bir şey yok ki, ne vereyim, gibilerden cevaplarla konuyu saptırmayın, kendinizi aldatırsınız!.

İnsan, insanlığını yitirir, idrâk melekesini kilitleyip, taklitle yaşadığı zaman!.

Toplumun robotu "insan" olmaz!.

İnsan yolunu kendi aklıyla seçmelidir!.

Bunun için de ilim elde edip; aklı ile kendi yolunu kendisi çizmek zorundadır!.

Söylenenleri tekrarlamak ve nakletmek, insanı "insan" yapmaz!.

İnsan, özünden ürettikleri kadarıyla insandır!.

Lokomotif olun, vagon değil!.

Bunun için de tek şart, düşünmesini öğrenmektir!. Ezberciliği terktir!.

Konuşmadan önce düşünün; bu cümlede şu kelimeyi söylersem, neler anlaşılır; bu kelimeyi kullanırsam neler anlaşılır diye!.

Her an ne yaparsan yap; niye yapıyorum, sorusunu sormaya alıştır kendini!.



Bütün mahlûkat kendi menfaati için yaşar!. Vermek ise, "ALLAH" ahlâkıyla ahlâklı olana aittir!.

"Allah ahlâkıyla ahlâklanma"nın lâfını çokça ediyoruz da; bir de bunun anlamı nedir, diye düşünsek ya!.

"Allah" ahlâkı nedir?... Soru bu!.

Sen, "Allah" ahlâkıyla ahlâklandın mı; demeden önce, bunun ne olduğunu idrâk etmek; ve dahi hissetmek gerek!.

Kim bana târif edecek, "ALLAH AHLÂKI" nedir?...



İDRAK KÖRLÜĞÜ



  • Sistemli düşünememek

  • “Oku”yamamak

  • “Oku”duğunu anlamamak

  • Âmâlık

İlim odur ki, günlük yaşamında seni kendi doğrultusunda yaşatır... PC ‘de harf kaybolmadan bilgiler saklanıyor, ama insan demiyoruz, ona!...

Dünyadan a'mâ olarak ayrılmak, “idrâk körlüğü” olduğuna göre; bilgimiz ne kadarıyla beynimizde "setup" oldu?...

Sanırım ana problem, aldığımız ilim programını set up yapamamamız! Yani sistemli düşünemememiz!...

Bu yüzden de konuşurken veya düşünürken çelişkilerimiz bitmiyor!...



 İDRAKI HÜKMÜ ALTINA ALAN,



VEHİMDİR

Bu idrâkın hemen sonrasında, o idrâkı hükmü altına alan vehim vardır.



Vehim özetle şudur:

Var olmayan şeyi varsanmak!. Var olan şeyi de yoksaymaktır. "Varsayım" dediğimiz cevherdir.





Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə