Berraklaştirilamayan bir kavram: "yargisal aktiVİZM" a term that can’t be clarified: judicial activism



Yüklə 147,95 Kb.

tarix22.11.2017
ölçüsü147,95 Kb.


BERRAKLAŞTIRILAMAYAN BİR KAVRAM: 

“YARGISAL AKTİVİZM” 

A TERM THAT CAN’T BE CLARIFIED: JUDICIAL ACTIVISM

Ozan ERGÜL

*

Özet: Yargısal aktivizm Anayasa Mahkemesi’nin tartışmaya açık 

kararlarına eleştiri yöneltenlerin sıklıkla başvurduğu bir kavramdır. 

Kavramı eleştiri ve değerlendirmelerde kullananlar yargısal aktiviz-

min nesnel bir kavram olduğu ve dolayısıyla eleştirilerinin de öznel 

değer  yargılarından  bağımsız  olduğu  izlenimi  yaratmaktadırlar.  Bu 

ise, eleştirinin haklı ve bilimsel açıdan doğru olduğuna inanılmasını 

sağlamaktadır.  Bununla  birlikte,  doktrinde  yargısal  aktivizm  kavra-

mıyla ilgili derin  bir  inceleme yapılmamıştır. Bu çalışmada, yargısal 

aktivizmin  bir  yargı  kararına  yönelik  eleştiride  kullanılmasında,  o 

eleştiriyi yapanın değer yargılarını da içselleştiren bir kavram haline 

dönüştüğü ileri sürülmektedir. Ayrıca, yargısal aktivizmin ne anlama 

geldiğini daha iyi anlayabilmek için göz önünde tutulması gereken 

diğer bir doktrin olarak yargının sınırlılığı da incelenmektedir. 

Anahtar Kelimeler: Yargısal aktivizm, yargının sınırlılığı, Anaya-

sa yargısı, yargısal davranış, yargısal tutum, anayasal demokrasi 



Abstract:  Judicial  activism  is  a  term  which  is  used  often  by 

those who criticize the controversial judgments of the Turkish Cons-

titutional Court. The main reason for referring to this term seems 

to be that it makes the impression of an objective criticism free of 

subjective prejudice. Therefore the critics are believed to be legiti-

mate and accurate. However, the Turkish doctrine has not deeply 

surveyed the term judicial activism until recently. In this article it is 

claimed that the term judicial activism inherently refers to the sub-

jective beliefs of the person using it when directing a criticism to a 

judicial decision. On the other hand, believing that it is impossible to 

conceive the term judicial activism without considering the doctrine 

of judicial restraint, this latter term is also studied.



Keywords:  Judicial  activism,  judicial  restraint,  Constitutional 

review of legislation, judicial attitude, constitutional democracy 

1

 

*



  Yrd.  Doç.  Dr.,  TOBB  ETÜ  Hukuk  Fakültesi.  Bu  makale  Kıbrıs  Yakın  Doğu 

Üniversitesi’nde 19-20 Mayıs 2011 tarihlerinde gerçekleştirilen “Küreselleşen Dün-



yada Anayasal Demokrasi” konulu Kamu Hukukçuları Platformu toplantısında su-

nulan tebliğin genişletilmiş halidir. 




Berraklaştırılamayan Bir Kavram: “Yargısal Aktivizm” 

38

 I.   YARGISAL AKTİVİZM NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Yargısal  aktivizm  Anayasa  Mahkemesi  kararlarıyla  ilgili  de-

ğerlendirmelerde  sıkça  kullanılan  bir  tabirdir.  Ne  zaman  Anayasa 

Mahkemesi’nin tartışılan bir kararı olsa, Anayasa Mahkemesi hemen 

yargısal aktivizm sergilemekle eleştirilmiştir. Bunun yanında, Anaya-

sa Mahkemesi’nin yaklaşım ve kararlarını yargısal aktivizm üstünden 

değerlendiren eserlere rastlamak da mümkündür.

1

 Ergun Özbudun’un 



yakın tarihli bir çalışmasında da Türk Anayasa Mahkemesi’nin yargısal 

aktivizmi ele alınmıştır.

2

 Özbudun söz konusu çalışmasında, Anayasa 



Mahkemesi’nin 1961 Anayasası döneminde işlettiği ve 1982 Anayasası 

döneminde  de  sürdürdüğü  anayasa  değişikliklerinin  anayasaya  uy-

gunluğu denetimini, siyasi parti yasaklarına yaklaşımını, özelleştirme 

politikalarına set çekmeye çalışmasını, türbanı yasaklayan kararlarını 

ve  Cumhurbaşkanı  seçiminde  nitelikli  toplantı  yetersayı  gerektiğini 

belirten meşhur “367 kararını” aktivizm örnekleri olarak ileri sürmekte 

ve eleştirmektedir. Özbudun’a göre, “Anayasa yargısını benimsemiş ül-

kelerde yargısal aktivizm oldukça sık rastlanılan bir durum olmakla beraber 

sorun, Türkiye’de özel bir ağırlık kazanmaktadır. Çünkü Türk Anayasa Mah-

kemesinin aktivizmi, temel hakların genişletilmesi ve güçlendirilmesi yolunda 

bir aktivizm değil, devletin temel değerlerini ve çıkarlarını korumaya yönelik 

bir aktivizmdir.”

3

Anayasa Mahkemesi ile ilgili genel bir çalışmada dahi kullanılabi-



len “yargısal aktivizm” ne anlama gelmektedir? Şüphesiz, yargısal ak-

tivizmi anlamanın, tek başına bu kavramı mercek altına almakla bir 

yere kadar mümkün olduğunu da vurgulamak gerekmektedir. Yargı-

sal aktivizmin ne anlama geldiğini tespit edebilmek için, onun karşıtı 



“yargının sınırlılığını” (judicial restraint) da ele almak zorunlu görün-

mektedir.

4

 

1



  Hakyemez,  Yusuf  Şevki,  Hukuk  ve  Siyaset  Ekseninde  Anayasa  Mahkemesinin 

Yargısal Aktivizmi ve İnsan Hakları Anlayışı, Yetkin Yayınları, (2009).

2

  Özbudun, Ergun, “Türk Anayasa Mahkemesi’nin Yargısal Aktivizmi ve Siyasal Elitle-



rin Tepkisi”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi (Prof. Dr.Yavuz 

Sabuncu’ya Armağan), Cilt: 62, Sayı: 3, (2007), ss. 258-68.

3

  Ibid., s. 264. 



4

  “Judicial restraint” karşılığı olarak zaman zaman “yargısal sınırlılık” teriminin ter-

cih edildiği görülse de, burada ifade edilmek istenen yargı organına ait olan, diğer 

bir deyişle yargısal olan yetkinin sınırlı oluşu değil, daha çok yargının kendi ken-

dine koyduğu sınırlar olduğu için “yargının sınırlılığı” ifadesini tercih etmekteyiz. 



TBB Dergisi 2013 (104) 

 

Ozan ERGÜL



39

Öncelikle yargının sınırlılığı bir ortak hukuk (common law) ku-

rumudur. Yargısal aktivizm ise, anayasal siyaset ekseninde Amerikan 

hukukunda görece yeni ortaya çıkmış, son derece tartışmalı ve hala 

da ne anlama geldiği konusunda net bir doktrin geliştirilememiş bir 

terimdir. Aslında, yargısal aktivizm, doğası gereği ne olduğu ortaya 

konamayacak bir terimdir. Özellikle, Amerikan Anayasa Hukuku’nda 

sıklıkla kullanılan bu kavramları ele alan kitaplar yanında, söz konusu 

terimlerin ya da daha doğrusu bu terimlerin kullanılma biçimlerinin 

eleştirildiği  çalışmalar  da  dikkat  çekmektedir.  Bu  nedenle,  öncelikle 

bu terimlerin ne anlama geldiğine ilişkin açıklamalar yapmakta yarar 

bulunmaktadır. 

Bu iki terim de yargısal davranışları açıklamakta başvurulan te-

rimlerdir. Bununla birlikte, kullanılma biçimleri hakim siyasal atmos-

fere göre değişmektedir.

5

 Dolayısıyla, bu iki terim, belli bir mahkeme 



kararını yorumlayan kişinin (siyasal) görüşüne göre şekil verebildiği 

bir oyun hamuruna benzetilebilir. Amerikan hukukunda “aktivist mah-



keme” (activist court) tabiri genel olarak, yerleşik hukuk ilkelerinden 

ayrılan  ya  da  onları  değiştiren,  diğer  bir  deyişle  “kürsüden  yasa  ya-



pan” mahkeme için kullanılmaktadır. Buna karşılık, “sınırlı mahkeme” 

(restraint court) tabiri, emsal kararlara (precedent) uyan, sosyal siya-

sa üretimi işine girişmeyen mahkeme için kullanılmaktadır.

6

 Bu genel 



tanımlamanın bir sonucu olarak, çok da doğru olmayan bir biçimde, 

muhafazakar mahkemeler sınırlı (restraint), liberal mahkemeler ise ak-

tivist (activist) olarak değerlendirilmişlerdir. Bugün, Amerikan anaya-

sal siyasetinde sağda aktivist (activist on the right) mahkeme tabirinin 

sıklıkla  kullanılması,  “muhafazakâr-sınırlı”  ve  “liberal-aktivist”  eşleş-

mesinin her zaman isabetli olmayabileceğini, ya da en azından böyle 

bir  eşleşme  zorunluluğunun  bulunmadığını  anlatmaktadır.  Gerçek-

ten de, muhafazakar eğilimli Baş Yargıç Rehnquist döneminin mah-

5

  Banks, Christopher ve O’Brien, David, Courts and Judicial Policymaking, Pear-



son Prenctice Hall, (2008), s. 328. Ayrıca, konuya ilişkin eserinde Kermit Roose-

velt, bir yargısal aktivizm teorisi geliştirmeye çalışmadığını, çünkü uygulamada 



“aktivist”in, “kişilerin katılmadıkları kararları ifade etmek için kullandıkları retorik yük-

lü” bir terim haline geldiğini ifade etmektedir. Bkz. Roosevelt, Kermit, The Myth 

of Judicial Activism: Making Sense of Supreme Court Decisions, Yale University 

Press, (2006), s. 3. 

6

  Banks ve O’Brien, (2008), s. 328. 




Berraklaştırılamayan Bir Kavram: “Yargısal Aktivizm” 

40

kemesi, muhafazakar ama aktivist olmakla eleştirilmektedir.

7

 Çünkü 


söz  konusu  dönemde  Amerikan  Yüksek  Mahkemesi,  Cumhuriyetçi 

muhafazakâr eğilimli politikaları ayakta tutmak için federalizm, ceza 

yargılaması ve kongrenin yetkileri gibi konularda “aktivist” bir tutum 

takınmıştır.

8

  Dolayısıyla,  değerlendirmeyi  yapan  kişinin  görüşüne 



göre, “olması gerekenin” dışına çıkan mahkeme kararları ve söz konusu 

karara imza atan yargıçlar “aktivist” olarak etiketlenebilmektedir.

9

Şüphesiz,  aktivizm  eleştirilerinin  ülkemizde  itibar  görmesinin 



önemli nedenlerinden birisi, atanmış bürokratlar olarak görülen yar-

gıçların, seçilmişlerden oluşan parlamentonun ve çok dillendirilmese 

de onu hakimiyeti altında tutan siyasal iktidarın siyasa tercihlerini et-

kisiz kılmasının, demokratik yönetim ilkesi ile bağdaşmadığı iddiası-

dır.  Böyle  bir  temellendirme  karşısında,  Mahkeme’yi  ya  da  kararını 

savunmak bir yana, karara teknik olarak katılmadığınız durumlarda 

girişilebilecek “kararının sebeplerini anlama” çabası dahi, anti-demokra-

tik eğilimli Mahkeme’yi savunmak olarak nitelendirilme riskini taşıya-

bilir. Bu inşası kolay ama yıkılması zor iddia, aktivizm taraftarı olmayı 

olanaksız ya da güç hale getirmektedir. Bir kişi, “temel hak ve özgür-



lükleri korumak için aktivizm” tezinin doğruluğuna inanmasına rağmen, 

“Mahkeme’nin seçilmiş organlar üzerindeki tahakkümü” fikrine yakın dur-

duğunda,  kendisini  temel  hak  ve  özgürlükleri  korumayı  amaçlayan 

ya da böyle bir amaca elverişli olan mahkeme kararlarını eleştirirken 

bulabilir. Bu nedenle olsa gerek, “yargının sınırlılığı”, ya da “sınırlı yar-



gı” yaklaşımı “demokratik yönetim” ilkesine daha yakın görünmekte ve 

savunulması daha kolay olmaktadır. 

Yargısal aktivizmin, belli bir an itibariyle subjektif yargılara dayan-

ması gerçeği bir yana, zaman içinde değişen subjektif yargıların varlığı 

da ayrıca durumu ilginç kılabilmektedir. Amerikan anayasal tarihin-

de, “yargısal aktivizm” tartışmalarının yaşandığı en bilinen örneklerden 

7

  Başyargıç William Rehnquist, 1986 yılında Federal Yüksek Mahkeme’de göreve 



başlamış ve vefat ettiği 2005 yılına kadar görevini sürdürmüştür. 

8

  Bu konuda yazılmış bir eser için bkz. Schwartz, Herman (ed.), The Rehnquist Co-



urt: Judicial Activism on the Right, Hill and Wang, (2002).

9

  ABD’de çok satanlar listesine giren bir kitapta da bu görüşlere rastlanmaktadır. 



Bkz. Mark Levin, Men in Black: How the Supreme Court is Destroying America, 

Regnery Publishing, (2005). Bu eserin yazarına göre “yargıçlar kişisel önyargılarını 



ve inançlarını toplumun geri kalanına dayatmak suretiyle anayasal yetkilerini suistimal 

etmişlerdir”. Levin, (2005), s. 10. 


TBB Dergisi 2013 (104) 

 

Ozan ERGÜL



41

birisi, Brown v. Board of Education davasında Yüksek Mahkeme’nin ver-

miş olduğu  karardır.  Yüksek  Mahkeme bu  kararıyla,  “ayrı  ama eşit” 

ilkesi çerçevesinde siyah ve beyaz ırktan çocukların farklı devlet okul-

larında eğitim almalarının zorunlu kılınmasını anayasaya aykırı bul-

muştur.


10

 Bu kararın verildiği 1953 yılında, karara yönelik eleştirilerin 

başında kararın “katıksız bir aktivizm” örneği olduğu iddiası gelmek-

teydi. Çünkü bu iddia sahiplerine göre, söz konusu karar ahlaken ve 

siyaseten savunulabilirse de, Anayasa’ya dayandırılması olanaksızdı. 

Oysa bugün, Yüksek Mahkeme’nin bu kararı çok eleştirilmemektedir. 

Ama bu kararın geçersiz kıldığı, “eşit ama ayrı” ilkesini ortaya koyan 

daha  önceki  tarihli  Plessy v. Ferguson  davası  eleştirilebilmektedir.

11

 

Bu durum, aktivizmin, kişiden kişiye olduğu kadar, zaman içinde de 



değişebilen yargılara eşlik ettiğini bize göstermektedir. Bu çerçevede 

ülkemizde “temel hak ve özgürlüklerin korunması açısından” Anayasa’ya 

aykırı müdahaleleri en kısa yoldan engelleyebilecek “yürürlüğü dur-

durma” yetkisinin Anayasa Mahkemesi tarafından kullanılmasının, sa-

dece ortaya çıkış biçimi nedeniyle hala eleştirilebilmesi ilginçtir. Genel 

olarak bugün yürürlüğü durdurma yetkisinin haklılığı üzerine eleş-

tiri olmamasına rağmen, “aktivizm” yaklaşımı, yetkinin kullanılmaya 

başlanmasının üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen eleştiriyi “haklı” 

gösterebilmektedir. 

Sorun  “yargısal  aktivizmin”  ister  istemez  sübjektif  yargılara  kay-

naklık etmesi ile de bitmemektedir, çünkü aktivizm ithamlarının altın-

da, somut kararların hatalı olduğunun iddia edilmesinden daha fazlası 

yatmaktadır. Söz konusu olan basit bir hata değil, yargıcın Anayasa’yı 

savunma  görünümü  altında  kendi  görüşlerini  bilerek  ve  isteyerek 

dayatmasıdır. Bu nedenle, aktivizm iddiaları, en azından anayasanın 



“açık” bir cevap barındırdığı iddiasını da içerir.

12

 Bazı durumlarda ise, 



zaman zaman ülkemizde de dile getirildiği gibi Anayasa’da “açıkça ta-

nınmamış” bir yetkinin Mahkeme tarafından kullanıldığı iddia edile-

bilmektedir. 

Bu  sorunu  çözmek  için  başvurulabilecek  yollardan  birisi, 

Anayasa’nın  açık  anlamına  sadık  kalmaktır.  Ne  var  ki,  anayasalar 

10

  O’Brien, David, Storm Center – The Supreme Court in American Politics, 6th ed., 



Norton, (2003), s. 322-3.

11

  Roosevelt, (2006), s.14.



12

  Ibid., s.15.




Berraklaştırılamayan Bir Kavram: “Yargısal Aktivizm” 

42

nadiren böyle açık hükümler içerirler. Anayasa hükmünün ne anla-

ma geldiği veya ne tür bir hukuki sonuç doğurması gerektiği konu-

sundaki belirsizlik nedeniyle sorunun çözümü güçleşebilir. Anayasa 

Mahkemesi’nin,  kanunun  ve  Anayasa’nın  anlamını  ortaya  koymak 

için yaptığı yorumlar da benzer eleştirilere muhatap olabilmektedir. 

Ancak, benzer bir biçimde, Anayasa Mahkemesi’nin “açık anlam” ola-

mayan yerde açık anlamı bulmasını beklemek de haksızlık olarak de-

ğerlendirilebilir. Bu durumun bir sonucu olarak “aktivizmin” ne oldu-

ğunu tanımlamak daha da güç hale gelmektedir. 



“Yargısal aktivizm” fikri, yargısal aktivizm teriminin ortaya çıkma-

sından çok önce var olan bir fikirdir. Yirminci yüzyıldan önce hukukçu 

akademisyenler yargıçların pozitif hukuk yaratmalarına atfen “yargı-

sal yasama” terimini kullanmaya başlamışlardı. Blackstone’un yargının 

yasa koymasını ortak hukukun en güçlü özelliği olarak övmesine kar-

şı, Bentham bunu yasama yetkisinin gasp edilmesi ve bir maskaralık 

ya da “zavallı bir safsata” olarak görmüştü.

13

Yargısal  aktivizm  terimi  ABD’de  ilk  kez,  akademik  niteliği  bu-



lunmayan bir dergide hukukçu olmayan bir yazar tarafından kaleme 

alınan bir makalede kullanılmıştır. Ocak 1947’de Fortune dergisinde 

çıkan makalesinde Arthur Schlesinger isimli bir yazar, “yargısal akti-

vizm” terimini ilk kez kullanan kişi olarak kabul edilmektedir. Dokt-

riner bir tanımlama çalışmasına girişmemekle birlikte, yazarın kayda 

değer değerlendirmeleri bugün de geçerliliğini korumaktadır.

14

 Schle-



singer makalesinde bazı yüksek mahkeme yargıçlarını aktivist, bazıla-

rını sınırlılık yanlısı ve bazılarını da ortada diye sınıflandırmıştır.

Schlesinger’e  göre  aktivistler  hukuk  ve  siyasetin  ayrılmazlığına 

inanıyorlardı. Onlar, yargı kararlarını “sonuç odaklı” görüyordu çün-

kü hiçbir sonuç önceden öngörülmüş değildi. Bu açıdan bakıldığında, 

Frankfurter ya da Jackson gibi yargıçların yargısal sınırlılık ideali daha 

çok sorumluluktan kaçma gibi görünüyordu.

15

 Yargıç Frankfurter’in 



13

  Kmiec, Keenan D., “The Origin and Current Meaning of Judicial Activism”, California 

Law Review, Vol. 92, (2004), s.1444.

14

  Ibid., s.1446.



15

  Felix Frankfurter Yüksek Mahkeme’de 1939 ile 1962 yılları arasında görev yapmış 

ve yargının sınırlılığına olan inancıyla tanınan Baş Yargıçtır. Metin içinde Ergun 

Özbudun’un atfı nedeniyle, Frankfurter’in yargının sınırlılığı tezine değinilecek-

tir. Robert H. Jackson ise 1941 – 1954 yılları arasında Mahkeme’de göre yapmış 



TBB Dergisi 2013 (104) 

 

Ozan ERGÜL



43

yargısal  sınırlılığın  manifestosu niteliğindeki  görüşleri  bu  bağlamda 

aktivistlerin hedeflerinden biriydi. Yargıç Frankfurter’in yargısal sınır-

lılık  tezini  savunan  ve  sıkça  alıntılanan  görüşü  şöyledir:  “Bu  kanun, 



Anayasa ile kendisine yasama yetkisi verilen Kongrenin bu yetkiyi kullan-

masının ve Başkanın teklifi onaylamak ve böylece onu ‘bir kanun’ haline ge-

tirmek yönündeki anayasal yetkisini kullanmasının sonucudur. Onu onayla-

mak, hükümetimizin halk iradesine karşı doğrudan doğruya sorumlu olan ve 

Anayasa gereğince kanunun isabetliliğini tayin yetkisine sahip bulunan iki 

dalının işlemine saygı göstermek demektir. Bu mahkemenin böyle bir kanunu 

geçersiz kılma konusundaki müthiş (awesome) yetkisi, azami ihtiyatla kulla-

nılmalıdır; çünkü pratikte Mahkeme, kendi anayasal fonksiyonunun sınırla-

rını belirlemede, sadece kendi basiretimizle bağlıdır”.

16

Frankfurter  ve  Jackson  gibi  yargıçlar  özünde  “yasama iradesine 



uyma adına, ister sağda, isterse solda olsun yargının üstünlüğüne karşı çık-

maktadırlar ve bunun yerine kuvvetler ayrılığı ve demokratik sürece dayan-

maktadırlar. Yargısal sınırlılık taraftarlarına göre, yasama hata yapmış ise, 

onu telafi edecek olan yasamanın kendisidir. Aksi bir yaklaşım, mahkemelerin 

hatalarını düzelteceğini düşünen yasama organının sorumsuz davranmasına 

ve demokrasimizin zayıflamasına sebep olacaktır.” Yine sınırlılık yaklaşımı, 

hukukun siyaset olmadığı paradigmasına dayanır. Bu yargıçlar, ortak 

hukukun,  yasaların  ve  anayasanın  boş  damarlar  olduğuna  inanma-

maktaydılar. Bunların sağladığı anlamlar ve doğru yanıtlar bulunmak-

tadır. Yine bu denli önemli bir diğer husus, mantıklı herkesin farklı 

adalet tasarımları olabileceğinden, bir kişinin diğerlerini kendi görü-

şünü dayatmasının doğru olmamasıdır. Bu yöndeki herhangi bir giri-

şim, “demokratik süreci tehlikeye sokan bir yargısal despotizm olacaktır.”

17

 Aktivistlere göre hukuki statükoya “uymak” (deference), o statü-



kodan yararlanma amaçlı menfaatleri kayırmak anlamına geliyordu. 

Schlesinger’e  göre,  yargısal  aktivistler  şöyle  düşünmekteydi:  “Mah-



keme  siyasetten  kaçınamaz,  bu  nedenle  onun  sosyal  amaçlar  için  yargısal 

yetkisini kullanmasına izin verin.” Yargısal sınırlılık, en iyimser görüşle 

burada anılan Brown v. Board of Education davasındaki meşhur muhalefet şerhi ile 

tanınan yargıçtır. 

16

  Koopmans, Tim, Courts and Political Institutions: A Comparative View, Camb-



ridge University Press, (2003), s. 51-2. (Çeviri, Özbudun (2007), s. 258’den alınmış-

tır).


17

  Kmiec, (2004), s.1447.




Berraklaştırılamayan Bir Kavram: “Yargısal Aktivizm” 

44

bir “seraptır”. Schelesinger’e göre, yargısal sınırlılık taraftarları, yargıç-

ların adalet tasarımına şüphe ile yaklaşmaktadırlar. Onlara göre, ya-

saların belli anlamları vardır ve hangi grubun menfaatine olduğuna 

bakmaksızın bu anlamlardan sapmamak gerekir.

18

 Schlesinger makalesinde farklı görüşleri bir diyalogda karşı karşı-



ya getirir. Ancak, yargısal sınırlılık tezi, “kendini inkar” olarak diyalog-

da yer almaktadır. Bu ilginç kurmaca diyalog şöyledir: 



“Bu nedenle “kendisini inkar” şöyle dedi: Yasama organı yasayı yaptı; 

onu almasına da izin ver. “Yargısal aktivizmin” yanıtı şöyledir: gerçek ha-

yatta yasama o yasayı geri almayacak – en azından savunmasız insanlara, 

muhtemelen telafisi olanaksız zararlar gelmeden bunu yapmayacaktır; bu ne-

denle Mahkemenin harekete geçmesi gerekir. “Kendisini inkar” yanıt verir: 

yaptığın tamamen bizim eski Mahkeme’yi

19

 kınamamıza sebep olanın aynısı; 

yargısal kötüye kullanmadır bu yaptığın. Aktivizm yanıtlar: zayıf durumda-

kilerin korunması veya temel insan haklarının güvence altına alınması için 

giderek muhafazakârlaşan seçmene güvenemeyiz; kendimiz müdahale etmedi-

ğimiz takdirde Anayasa’nın ruhuna ve amacına ihanet etmiş oluruz.”

20

Görüldüğü gibi, bu diyalogda yargısal aktivistin dile getirdiği as-



lında anayasal demokrasi tasarımıdır ve bir bakıma çoğunlukçu de-

mokrasi anlayışına karşı duruşu sergilemektedir. 

Zaman içinde yargısal aktivizmin farklı tanımlamaları gelişmiştir. 

Bunların başında yargısal aktivizmi, bir mahkemenin “diğer organların 



tartışmalı anayasal işlemlerini geçersiz kılması” olarak kabul eden tanım-

lama gelmektedir. Gerçekten de, ABD’de bazı hukukçu akademisyen-

ler, yasama işlemlerinin yargı tarafından geçersiz kılınmasını genellik-

le “yargısal aktivizm” olarak tanımlamaktadırlar. Bir yazarın belirttiği 

gibi, “En geniş anlamıyla yargısal aktivizm, mahkemenin usule uygun ola-

rak  yapılmış  bir  yasayı  müdahalede  bulunarak  geçersiz  kılmasıdır.”

21

  An-



cak bu tanımlama sorunludur. Söyle ki, bir mahkeme usul yönünden 

18

  Ibid., s.1447.



19

  Burada “Eski Mahkeme” ile anlatılmak istenen, Amerikan siyasal yaşamının en so-

runlu dönemlerinden birisi olan Yeni Düzenin (New Deal) hayata geçirilmesini 

önce engelleyen, ama sonradan Yeni Düzen’in öngördüğü sosyal politikalarla il-

gili katı tutumunu terk eden Mahkeme’dir.

20

  Kmiec, (2004), s.1448-9.



21

  Jones, Greg, “Proper Judicial Activism”, Regent University Law Review, Vol. 14, 

(2002), s.141-43. 



TBB Dergisi 2013 (104) 

 

Ozan ERGÜL



45

değil  ama  esas  yönünde  açıkça  anayasaya  aykırı  bir  yasayı  geçersiz 

kılsaydı, hiç kimse o mahkemenin yargısal aktivizm sergilediğinden 

söz etmeyecekti. Bu nedenle “yargısal aktivizm” yargısal denetimle eş 

anlamlı olamaz. Bu nedenle Sunstein, tanımını sadece anayasaya uy-

gunluğu tartışmalı yasaların geçersiz kılınması olarak daraltmaktadır. 

Sunstein’e göre Anayasa belirsizlikler barındırır ve bunların yarataca-

ğı tartışmalar makul bir biçimde çözülmelidir.

22

 

Lino Graglia da yargısal aktivizmi şöyle tanımlamaktadır: “yargı-



sal aktivizm ile söylemek istediğim çok basit ve özgül bir biçimde, diğer devlet 

yetkililerinin ya da kurumların yaptığı ve anayasanın açıkça yasaklamadığı 

siyasa tercihlerine yargıçların müsaade etmemesidir.”

23

 Diğer bir deyişle, 



Mahkeme Anayasa’nın açık sınırlarının dışına çıkıp diğer devlet or-

ganlarının  işlemlerini  yasakladığında  “yargısal  aktivizm”  sergilemiş 

olur.

24

 



Bu aktivizm anlayışı çerçevesinde uygun yargısal karar ile yargı-

sal aktivizm arasındaki fark, haliyle kişinin anayasadan ne anladığına 

göre değişmektedir. Graglia’nin ifade ettiği “anayasa’nın açıkça yasakla-

madığı” konular üzerinde anlaşılmadığı sürece, bu konuda anlaşmak 

da mümkün görünmemektedir. 

Yargısal aktivizmin ikinci anlaşılma biçimi, yargı kararlarında em-

sali  (benzer  konuda  verilmiş  önceki  tarihli  içtihadı)  görmezden  gel-

mektir. Burada da, ortak hukuk kültürünün emsal hukukuna verdiği 

önem belirleyici rol oynamaktadır. Ancak, emsal kararların stare decisis 

kurumu çerçevesinde bağlayıcılığı, iki başlık altında incelenmektedir. 

Bunlardan ilki, alt derece mahkemelerinin kontrol amaçlı emsalle bağlı 

olması anlamına gelen “dikey emsaldir”. Üst derece mahkemesinin bir 

emsal nitelikteki kararını alt derece mahkemesinin reddetmesi, yargı-

sal aktivizm olarak kabul edilebilmektedir.

25

“Yatay emsal” doktrini ise, bir mahkemenin “benzer davalardaki kendi 



içtihadına uymasını” ifade etmektedir. Bazı durumlarda yatay emsalin 

22

  Kimiec (2004), s. 1463’den naklen; Sunstein, Cass R., Editorial, Taking Over the 



Courts, N.Y. Times, Kasım (2002), s. 19. 

23

  Graglia, Lino A., “It’s Not Constitutionalism, It’s Judicial Activism”, Harvard Journal 



of Law and Public Policy, Vol 19, (1996), s. 296.

24

  Kmiec, (2004), s.1465.



25

  Ibid., s.1466-67.




Berraklaştırılamayan Bir Kavram: “Yargısal Aktivizm” 

46

terk edilmesinin yerinde olduğu ifade edilmektedir. Bir mahkemenin 

daha önceki hatalı kararına uymasını beklemenin, anayasaya aykırı-

lıkta ısrar etmek anlamına gelebileceği durumlarda içtihat değişikliği 

iyi bir uymama hali olarak nitelendirilebilir. Diğer bir deyişle, hatalı 

içtihattan dönmek anayasaya uygun karar vermek olabilir.

26

 

Yargısal aktivizm görüşünün en baskın ortaya çıkış biçimlerinden 



bir diğeri, yargıçların kürsüden yasa yapmalarına işaret eden “yargısal 

yasama” durumundaki “yargısal aktivizmdir.” Bu görüş, ana hatları iti-

bariyle, mahkemelerin yamasa organına göre siyasa üretimine daha az 

ehil olduğunu savunan bir görüştür.

27

 



Bu görüşün zayıf noktası ise, yasamaya müdahale olarak görülen 

kararlardan  bir  kısmının  sonradan  genel  kabul  görmüş  olmalarıdır. 

Amerikan hukukunda bu konudaki ilginç örneklerden birisi Miranda 

v. Arizona kararıdır. Baş yargıç Warren döneminde verilmiş olan Mi-

randa v. Arizona kararı, verildiği tarihte aktivizm örneği olarak eleşti-

rilmesine rağmen, polisin zorunlu olarak şüpheliye ihtarda bulunması 

gerektiğine  hükmeden  bu  karar,  sonradan  hem  Amerikan  toplumu, 

hem de polisi tarafından benimsenmiştir. Hatta Yüksek Mahkeme de, 

bu duruma sonraki bir kararında atıfta bulunmuştur. Bu örnek de gös-

termektedir ki, aktivist eleştirisi neyin iyi, neyin kötü olduğunu açık-

lamaktan uzaktır. 

Son olarak yargıçlar belli bir amaca ulaşma odaklı hareket ettik-

lerinde  de  aktivist  olarak  nitelendirilebilmektedirler.  Burada  ifade 

edilen aktivizm diğerlerinden farklıdır, çünkü içinde kast unsuru da 

barındırmaktadır. Diarmuid O’Scannlain bu anlamda aktivizmi şöyle 

tanımlamaktadır: “Yargısal aktivizm basitçe siyasal organlara uymama ha-



tasında bulunma veya öngörülebilirlik ve yeknesaklık kurallarından intikam 

alma anlamına gelmez; sadece gayri resmi başka bir amaç için böyle bir hatada 

bulunma anlamına gelir.”

28

 Diğer bir deyişle bu görüşe göre bir karar şu 



hallerde aktivisttir: a- bir yargıç gizli bir saikle kural koyduğunda; b- 

karar doğruluğun bazı temellerinden ayrıldığında. Dolayısıyla kararın 

ne  kadar  aktivist  olduğu,  temelden  ne  kadar  uzaklaştığına  bağlıdır. 

26

  Ibid., s.1468.



27

  Ibid., s.1471-72.

28

  Ibid., s.1476’dan naklen, Diarmudi O’Scannlain, On Judivcial Activism, Open Spa-



ces Quarterly, Volume 3, No: 1.


TBB Dergisi 2013 (104) 

 

Ozan ERGÜL



47

Bununla birlikte, bizzat yargıç O’Scannlian’ın da ifade ettiği gibi, soyut 

bağlamda çok cazip görünen bu tanımlama, bütünlük içermemekte-

dir: “yargısal aktivizm, her zaman çok rahat bir biçimde tespit edilemez, çün-



kü yargısal aktivizmi eleştirirken ileri sürülenler ya sübjektiftir, ya da açık ve 

somut tanımlar sunmaktan uzaktır.” 

Başka yazarlardan da yargısal aktivizmin boyutlarına ilişkin de-

ğerlendirmeler, ya da bu kavrama ilişkin tanımlama çabaları bulmak 

mümkündür. Örneğin, Bradley Canon’a göre yargısal aktivizmin altı 

boyutu ve anlamı şöyledir: 

1.   Çoğunlukçuluk: demokratik süreçler sonucunda kabul edilmiş si-

yasaların yargı tarafından etkisiz hale getirilmesinin derecesini;

2.   Yorumlama İstikrarı: daha önceki mahkeme kararları, doktrinler 

veya yorumların değiştirilme ölçüsünü;

3.   Yorumlamada Sadakat: anayasa hükümlerinin onları kaleme alan-

ların açık niyetlerinin ya da kullanılan dilin açık anlamının aksine 

yorumlanmasının ölçüsünü;

4.   İçerik/Demokratik  Süreç  Ayrımı:  yargı  kararlarının  demokratik 

siyasal süreçlerin korunması yerine maddi siyasaları yaratmasının 

ölçüsünü; 

5.   Siyasanın Belirlenebilirliği: yargı kararının diğer kurum ve birey-

lere takdir hakkı bırakmak yerine siyasayı kendisinin yaratması-

nın ölçüsünü; 

6.   Alternatif  Bir  Siyasa  Yapıcının  Bulunması:  aynı  sorunun  başka 

devlet kurumları tarafından ciddi biçimde ele alınmasının yargı 

kararı ile engellenmesinin ölçüsü.

29

Boyutları ile ilgili bu açıklamalara rağmen yargısal aktivizm yar-



gı kararlarına kolaylıkla uygulanamayan bir terimdir. Bunun başlıca 

nedeni, yargısal yorumun ve onun algılanma biçiminin ister istemez 

muğlâk olmasıdır: “bir yargıcın yorumladığı kelimeler, içine hemen istediği 

her şeyi koyabileceği boş kanallardır.”

30

29



  Banks ve O’Brien, (2008), s. 328’den naklen; Canon, Bradley C., “Defining the Di-

mensions of Judicial Activism”, Judicature (December/January) 1983, s. 236-39. 

30

  Roosevelt, (2006), s. 5.




Berraklaştırılamayan Bir Kavram: “Yargısal Aktivizm” 

48

Kermit Roosevelt eserinde, yargısal aktivizm çerçevesinde yargıya 

ilişkin subjektif değerlendirmelerin nasıl genel geçer bir doğruymuş 

gibi dile getirildiğini kanıtlayan bir anekdot aktarmaktadır. ABD Baş-

kanı Bush, 2005 yılında Yüksek Mahkeme üyesi Sandra O’Connor’dan 

boşalan  koltuğa  önce  Beyaz  Saray  danışmanı  Harriet  Miers’ı  öner-

miş,  Miers  hukuki  tecrübesinin  azlığı  nedeniyle  muhafazakarlardan 

bile onay görmeyince, adayı geri çekip yerine Samuel Alito’yu aday 

göstermiştir. Başkan Bush her iki adayını da “insanların iradesini değil, 

hukukun  gereğini  yapacaklar”  diye  savunmuştur.  Başkan  Bush’a  göre 

Yüksek Mahkeme adayı Alito, “yargıçların, kendi tercih ve önceliklerini 



insanlara dayatan değil, hukuku yorumlamayan kişiler olduğunu anlamakta-

dır.” Dahası adayı mülakata tabi tutan senatörler de “yasa ya da anaya-

saya dayanmayan kararlardan” şikayet etmektedirler. Kermit Roosevelt 

işte bu anekdot ile ilgili olarak şu tespiti yapmaktadır: Aktivizmin ne 

olduğu konusunda anlaşamıyorsak, aktivizmin kötü olduğu konusun-

da anlaşmamız hiçbir şey ifade etmez.

31

Roosevelt, yukarıda Kimiec’in makalesinde ele alınan ama değin-



meyi burada uygun gördüğümüz bir başka aktivizm tanımı çerçeve-

sinde yargıçların yerleşik yorumlara aykırı kararlar vermesini de ele 

almaktadır. Roosevelt’in de ifade ettiği gibi, Mahkeme aslında kelime-

lere hayat vermekten ziyade, doktrin yaratmakta ve incelediği işlemin 

Anayasaya  değil  doktrine  uygunluğunu  denetlemektedir.  Nitekim, 

meşru mahkeme kararını “anayasaların açık hükmünü” uygulayanlara 

indirgediğimizde, modern mahkeme kararlarının hiçbirinin meşru sa-

yılmaması gibi bir sonuçla karşı karşıya kalırız. Fakat bazı doktrinler 

meşru görüldüğü için hiç kimse mahkemeyi eleştirmekte bu denli ileri 

gitmemektedir.  Önemli  olan  bir  doktrini  neyin  meşru  kıldığıdır.  Bu 

çerçevede  mükemmel  uygulama,  anayasanın  açık  anlamının  doğru-

dan uygulanması gibi yanlış bir inanış olarak betimlenmektedir. 

Roosevelt,  aktivizm  yerine  meşruiyet  fikrini  koymaktadır.  Buna 

göre,  “bir  Yüksek  Mahkeme  kararının  meşru  olması,  eylemini  denetlediği 



devlet organına – duruma göre Başkan, Kongre ya da federal hükümet ve-

yahut eyalet yasama meclisleri olabilir bunlar – uymak ya da uymamak nok-

tasında Mahkeme’nin makul bir pozisyon almış olmasını ifade eder. Kararın 

meşruiyeti,  anayasanın  o  kararı  zorunlu  kılması  anlamına  gelmediği  gibi, 

31

  Ibid., s. 2.




TBB Dergisi 2013 (104) 

 

Ozan ERGÜL



49

Mahkeme’nin önündeki sorunun tek çözümünün o olduğu anlamına da gel-

mez. Fakat tercih edilen çözümün kabul edilebilir bir yargısal davranış oldu-

ğunu ve Mahkeme’nin bundan dolayı kınanamayacağını ifade eder.”

32

 



Bu  saptama  isabetli  görünmektedir,  çünkü  çoğu  kez  bizler  de 

Mahkeme’yi  eleştirinin  ötesinde  kınamayı  seven  bir  hukuk  camiası-

na sahibiz. Kabul edilebilir bir yargısal davranış olup olmadığını bir 

kenara bırakıp, sonucu itibariyle beğenilmeyen kararlara yapıştırılan 



“aktivist” etiketi, benzer bir çözüm önerisinin ülkemizde de değerlen-

dirilmesinin  yerinde  olacağını  düşündürmektedir.  Bunun  yanında, 



“sınırlı” yargı uygulaması olarak değerlendirilebilecek bazı kararların 

eleştirilmek  bir  yana,  açık  ya  da  örtülü  bir  övgüyle  karşılanması  işi 

iyice  içinden  çıkılmaz  hale  getirmektedir.  Bu  noktada,  kararların  si-

yasi sonuçlarına katılıp katılmamanın karara yönelik eleştirileri tetik-

lemesi de sadece ülkemize özgü değildir. Muhafazakar bir Amerikalı 

politikacının Yüksek Mahkeme’den şikayeti ile bir Türk siyasetçisinin 

Anayasa Mahkemesi’nden şikayeti bu anlamda da şüphesiz benzerlik 

taşımaktadır.

33

 Akademisyenler cephesinde de durum bazen bundan 



çok farklı görünmemektedir. 

32

  Roosevelt, (2006), s. 3. Bir Amerikalı Yargıç Frank Johnson da 1979 yılında verdiği 



bir konferansta şöyle bir saptama yapmaktadır: “Bugün, Cumhuriyetin ilk yılların-

da olduğu gibi, federal yargıçların, hukukta emsal içtihadı ve öngörülebilirliği bir 

kenara bırakarak ve Anayasa’daki muğlak terimleri kullanarak kendi adalet man-

tıklarını topluma dayatmak suretiyle Kongre’nin ve eyaletlerin yetkilerini gasp et-

tikleri iddia edilmektedir. 1819’da, konu Amerikan Merkez Bankası ve Başyargıç da 

John Marshall idi. O günün sloganı “keyfi iktidar” olmuştu. Spencer Roane “Hamp-

den” makalelerinde Yüksek Mahkeme’yi “yasama yetkisini üstlenmekle” itham et-

mişti. Ona göre Mahkeme, “devleti değiştirme yetkisini kendinde görmekte”ydi. 

1861’de konu habeas corpus ve Baş Yargıç da Roger Taney idi. O günün sloganı 

“tiranlık”dı. The New York Tribune gazetesi, yargının iktidarını insanlığı etkileyen 

“en sinsi, en tahammülsüz ve tehlikeli” iktidar olarak ilan etmişti. Bundan yirmi yıl 

önce, konu ırk ve slogan da “Earl Warren’ı suçlandırın” idi. Bugün, Mahkeme’de 

yeni yüzler ve yeni konular bulunmakta. Fakat yeni slogan, eski mesajı iletmekte. 

Dikkat buyurun, eleştiri sahipleri bugün “Emperyal Yargı”’dan söz etmekteler. / 

Bu eleştiri korosu federal mahkemeler üstünde değerli bir denetim işlevi görebi-

lirler.  Fakat,  bu  denetim  anayasadan  kaynaklanmayan  ve  mantıksal  bir  tutarlığı 

olmayan bir denetimdir. Vurgulamak istediğim nokta, yargısal aktivizmin, yargı 

yetkisinin kötüye kullanılması ile eş tutulamayacağıdır. Bkz. Frank M. Johnson, “In 

Defense of Judicial Activism”, Emory Law Journal, Vol. 28, (1979), s. 901-2.

33

  Stalin’in “Ölüm her şeyin çaresidir: adam yoksa, sorun da yok” sözüne atıfta bulunup, 



mahkemelerden şikâyetini bu uygunsuz sözlerle ifade etmeye kalkanların ülke-

mizde  olmamasına  şükretmeliyiz!  İlginçtir,  2005  yılında  ABD’nin  Başkentinde 

gerçekleştirilen bir konferansta bir araya gelen Mahkeme muhaliflerinden birisi, 

işi bu noktaya kadar götürmüştür. Bkz. Roosevelt, (2006), s. 11. 




Berraklaştırılamayan Bir Kavram: “Yargısal Aktivizm” 

50

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, yargısal aktivizm ve onun karşıtı 

yargısal sınırlılık ortak hukuk (common law) kültürünün birer kuru-

mudur. Nitekim, son yıllarda Avustralya Yüksek Mahkemesi’nin ka-

rarlarıyla ilgili siyasal tartışmalarda bu iki kavrama sıkça gönderme 

yapıldığını belirten John Daley, yargısal sınırlılığı tanımlamaya yöne-

lik bir çaba içine girmektedir. Şimdi yargısal sınırlılığa ilişkin açıkla-

malarımıza geçebiliriz. 



II.   YARGININ SINIRLILIĞI

Anayasal  meselelerde  yargının  sınırlılığı  yargıcın  rolüne  ilişkin 

belirleyici  bir  yaklaşımdır  diyen  Daley,  bu  kavramın  iki  alt  iddiayı 

içerdiğini belirtmektedir: 

1.   Anayasal meselelerde yargıçlar karar verirken, bireyin davranışını 

belirleyebilmesi adına, daha önce ortaya konmuş kurallar çerçeve-

sinde kararlar vermelidirler. 

2.   Yargıçlar kendi rolleri üzerinde kararlar vermek ve kişi davranışı-

nın belirlenmesini kolaylaştırmak üzere, kurallar koymak dışında 

işlevler görmekten uzak durmalıdırlar.

34

Yargının sınırlanması, yargıçların hiç hukuk yaratmaması iddiası-



nı değil, daha karmaşık bir iddia olarak, geçmişte konmuş kuralların 

uygulanmasının gerekli olduğu hallerde, hukuk yaratmamalarını ifa-

de eder. Bu anlamıyla yargısal sınırlılığın esas olarak, ortak hukuk kül-

türünde ayrı bir öneme sahip olduğuna yukarıda değindiğimiz emsal 

hukuku açısından değerlendirildiği görülmektedir. 

Ortak hukuk çerçevesinde yargının sınırlılığı özellikle hukuki gü-

venlik  yönünden  değerlendirilmektedir.  Bununla  birlikte  çok  farklı 

doktrinler  üzerinden  yargının  sınırlılığının  açıklandığı  durumlar  da 

bulunmaktadır.  Örneğin,  metne  bağlılık  doktrini  yargıcın  metinde 

açıkça yer almayan hususları hukuk yaratma yoluyla metne dahil et-

memesi gerektiğini savunur. Dworkin’e göre, sınırlı bir yargı, haklılaş-

tırmaya daha az, metnin lafzına uygunluğa daha çok ağırlık verir.

35

 Bu 


çerçevede, mevcut dilsel uygulamalara uygun olmak daha önemlidir. 

34

  Daley, John, “Defining Judicial Restraint”, Judicial Power, Democracy and Legal 



Positivism,  Tom  Campbell ve Jeffrey  Goldsworthy  (Editörler),  Ashgate,  (2000) 

içinde, s. 279. 

35

  Ibid.,  s.285’den  naklen;  Dworkin,  Ronald,  Law’s  Empire,  Harvard  University 



Press, (1986), s. 338-40. 


TBB Dergisi 2013 (104) 

 

Ozan ERGÜL



51

Diğer  taraftan,  bazı  durumlarda  anayasal  hakların  sınırlandırıcı 

yorumunun, “sınırlılık” doktrininin bir sonucu olduğu düşünülür. Bu 

bazı durumlar için doğrudur. Ancak, bu durum, sınırlandırılmış yar-

gıcın ahlaken de olsa haklı görülen siyasete dayalı kararlar almama 

politikasında somut bir biçimde görülebilmektedir. 

Hangi  doktrinlerin  yargısal  sınırlılığın  çerçevesinin  çizilmesinde 

esas alınacağı konusunda da farklı görüşler bulunmaktadır. Örneğin, 

Canon “yasama organına uyma”, “emsale saygı”, “metincilik”, “maddi içe-

rik itibariyle siyasa tercihi içeren kararlardan kaçınma” ve “yetkili kurum-

ların ve bireylerin kararlarına uymayı” yargısal sınırlılık doktrini içinde 

değerlendirmektedir.

36

 Posner ise, sınırlama doktrininin arka planını oluşturan üç farklı 



yaklaşım belirlemiştir:

1.  Uyma:  Yargıçlar,  devletin  diğer  organlarının  kararlarıyla  çatış-

maktan kaçınmalıdır. 

2.   Çekinme (reticence): Yargıçlar ahlaki ve belki de siyasal, sosyal ve 

ekonomik tercihlerde bulunmaktan kaçınmalıdır. 

3.   Doğruluk (prudence): Yargıçlar başka kararlar alma kapasitelerini 

yok edecek kararlar almaktan kaçınmalıdırlar. 

“Uyma”, mahkemelerin değil, ama diğer organların kararlarını ko-

rumayı amaçlar. Bu organlar, devletin diğer organları olabileceği gibi, 

Anayasa koyucu da ya da diğer mahkemeler de olabilmektedir. Pos-

ner, sınırlanmış olmayı federal ve eyalet yasama ve yürütme organla-

rının kararlarına uyma olarak tanımlamıştır.

37

 



Galligan’ın aktivizm tanımı da “yargının sınırlılığı” için ipucu ver-

mektedir: “yargının, siyasal kurumlar, süreçler ve sonuçlar üstünde dene-



tim ve etkide bulunması”. Bu tanım ölçüm açısından açık olmak gibi bir 

erdeme sahip olarak kabul edilir, çünkü bir mahkemenin yasama işle-

mi ya da idari işlemi geçersiz kılmak suretiyle bu ikisinin kararlarını 

baskıladığını belirlemek görece kolaydır.

38

 

36



  Ibid., s.286’dan naklen; Bradley C. Canon, “A Framework for the Analysis of Judicial 

Activism”, Supreme Court Activism and Restraint, Stephen C. Halpern ve Charles 

M. Lamb (Editörler) içinde, Lexington, 1982, s.386-7.

37

  Ibid., s.287.



38

  Ibid., s.289.




Berraklaştırılamayan Bir Kavram: “Yargısal Aktivizm” 

52

III.  SONUÇ

Anayasa  yargısının  işletilmesi  sonucunda  ortaya  çıkan  kararları 



“doğru”  bulmamamız,  kararı  veren  mahkeme  ve  yargıçlara  yönelik 

eleştirileri tetikleyebilir. Hal böyle olmakla birlikte, yargısal aktivizm 

üzerinden eleştiri getirmek çok isabetli görünmemektedir. Bunun ne-

denlerini  şöyle  sıralayabiliriz:  1)  Aktivizm  yukarıda  da  aktarmaya 

çalıştığımız  gibi,  yorum  sahibinin  bakışına  göre  sübjektif  bir  değer 

yargısını içermektedir; 2) Aktivizm sadece bireysel anlamda değil, za-

mansal ve mekansal anlamda da görece bir kavramdır; 3) Aktivizm, 

gerçek anlamda yargının sınırlılığı doktrininden bağımsız olarak oku-

namaz ve değerlendirilemez; 4) Anayasa yargısından beklenen işlev, 

onun  sınırlı  değil,  aktivist  olmasını  beklemeyi  haklı  kılar.  Zira  yine 

yukarıda  aktarıldığı  üzere,  sınırlı  yargı  büyük  ölçüde  yasamaya  ve 

ona hükmeden iktidara “uyan”, yani ona “karşı çıkmayan” yargı anla-

mına gelir. Böyle sınırlı bir yargı, kuvvetler ayrılığı ilkesinin, fren ve 

dengeler sistemi olmaksızın uçuruma yuvarlanmasına sebep olabilir/

olur.  Yargının  bağımsız  olması  yetmez,  çünkü  yargıçların  bağımsız 

olmadığı  bir  yerde  yargı  bağımsızlığının  bir  anlamı  olmayacaktır.

39

 

Bu nedenle, son derece kaygan bir zemine oturan aktivizm üzerinden 



Mahkeme’nin genel bir değerlendirilmeye tabi tutulması çok yerinde 

sonuçlara bizi götürmeyebilir. Örneğin, Anayasa Mahkemesi’nin Ana-

yasa değişikliklerinin anayasaya uygunluğunu denetlediği için aktivist 

tutum takınmakla eleştirildiği kamuoyunun malumudur. Oysa, Ana-

yasa  Mahkemesi’nin  2010  Anayasa  değişiklikleri  ile  kısmen  çözülen 

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurullarının işlemlerine karşı yargı yo-

lunun kapatılması sorununu 1961 Anayasası döneminde ele aldığını, 

sınırlayıcı Anayasa değişikliğini hukuk devleti ve temel bir hak ve öz-

gürlük olarak hak arama hürriyetini korumak adına iptal ettiğini, yani 

tam da olması gereken gibi “aktivist” bir tutum sergilediğini söylemek 

de mümkündür. Benzer yaklaşımlar 2010 Anayasa değişikliği ile ilgili 

verdiği çok sınırlı ve kısmi iptal kararı için de geçerlidir. Dozu azal-

mış olsa da, Anayasa Mahkemesi’nin sahip olmadığı Anayasa değişik-

liklerini denetleme yetkisini kullandığını iddia edenler yanında, söz 

konusu değişikliklerin hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı açısından 

39

  Ferejohn, John A. ve Kramer, Larry D., “Independent Judges, Dependent Judiciary: 



Institutionalizing Judicial Restraint”, New York University Law Review, Vol. 77, ss. 

962-1039.




TBB Dergisi 2013 (104) 

 

Ozan ERGÜL



53

meydana getireceği sakıncalara değinip daha kapsamlı bir iptal kararı 

verilmesi gerektiğini iddia edenler de olmuştur. Bu durumda, bazıları 

için “aktivist” ama bazılarına göre “yasama organına ve kısmen de iktidara 



uyan” sınırlı bir yargı vardır. Bu yargılar üzerinden hangisinin geçer-

li olduğu ancak sonuç ve amaç üzerinden değerlendirilebilir. Meşru 

bir denetim çerçevesinde, meşru bir amaca yönelik tutumların hepsini 

toptan aktivist diye eleştirmek kendi içinde sorunlu görünmektedir. 

Sadece temel hak ve özgürlükleri korumak için aktivizme sıcak bak-

makla başlayan değerlendirme süreci, giderek “olması gerekene yönelik 



sübjektif yargılara aykırı olanın” eleştirilmesine dönüşme riski taşımak-

tadır. Kaldı ki, sorun sadece metodolojik ya da mantıksal da değildir. 

Yargının sınırlılığını üstü örtülü biçimde öven ve sempatik gösteren 

bu eleştiriler, yasama ve karar alma mekanizmaları başta olmak üzere 

yargının yönetene “uymasını”, diğer bir deyişle ona karşı çıkmamasını 

bir ödev haline getirdiği ölçüde, anayasal demokrasi ve onun temelini 

oluşturan  hukuk  devleti,  sınırlı  iktidar  ve  çoğulculuk  tasarımları  ile 

temel hak ve özgürlükler korunmasız kalabilecektir.



KAYNAKLAR

Banks,  Christopher  ve  O’Brien,  David,  Courts  and  Judicial  Policymaking,  Pearson 

Prenctice Hall, (2008).

Canon, Bradley C., “Defining the Dimensions of Judicial Activism”, Judicature, (Decem-

ber/January) (1983), ss. 236-39.

Canon C., Bradley, “A Framework for the Analysis of Judicial Activism”, Supreme Court 

Activism and Restraint, Stephen C. Halpern ve Charles M. Lamb (Editörler) için-

de, Lexington, (1982).

Daley, John, “Defining Judicial Restraint”, Judicial Power, Democracy and Legal Positi-

vism, Tom Campbell ve Jeffrey Goldsworthy (Editörler) içinde, Ashgate, (2000).

Ferejohn, John A. ve Kramer, Larry D., “Independent Judges, Dependent Judiciary: Insti-

tutionalizing Judicial Restraint”, New York University Law Review, Vol. 77, (2002), 

ss. 962-1039.

Graglia, Lino A.,“It’s Not Constitutionalism, It’s Judicial Activism”, Harvard Journal of 

Law and Public Policy, Vol 19, (1996), ss. 293-300.

Hakyemez, Yusuf Şevki, Hukuk ve Siyaset Ekseninde Anayasa Mahkemesinin Yargı-

sal Aktivizmi ve İnsan Hakları Anlayışı, Yetkin Yayınları, (2009).

Johnson, Frank M., “In Defense of Judicial Activism”, Emory Law Journal, Vol. 28, (1979), 

ss. 901-12.




Berraklaştırılamayan Bir Kavram: “Yargısal Aktivizm” 

54

Jones, Greg, “Proper Judicial Activism”, Regent University Law Review, Vol. 14, (2002), 

ss.141-80.

Kmiec, Keenan D., “The Origin and Current Meaning of Judicial Activism”, California 

Law Review, Vol. 92, (2004), ss.1441-78.

Koopmans, Tim, Courts and Political Institutions: A Comparative View, Cambridge 

University Press, (2003).

Levin, Mark, Men in Black: How the Supreme Court is Destroying America, Regnery 

Publishing, (2005).

O’Brien, David, Storm Center – The Supreme Court in American Politics, 6th ed., Nor-

ton, (2003).

O’Scannlain, Diarmudi, “On Judivcial Activism”, Open Spaces Quarterly, Vol.3, No: 1, 

(2004).

Özbudun,  Ergun,  “Türk  Anayasa  Mahkemesi’nin  Yargısal  Aktivizmi  ve  Siyasal  Elitlerin 



Tepkisi”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi (Prof. Dr.Yavuz 

Sabuncu’ya Armağan), Cilt: 62, Sayı: 3, (2007), ss. 258-68.

Roosevelt, Kermit, The Myth of Judicial Activism: Making Sense of Supreme Court 

Decisions, Yale University Press, (2006).

Schwartz, Herman (ed.), The Rehnquist Court: Judicial Activism on the Right, Hill and 

Wang, (2002).





Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə