Hedonist ve püRİtan etik sarmalinda postmodern gençLİk bayhan, Vehbi



Yüklə 75,68 Kb.

tarix20.09.2017
ölçüsü75,68 Kb.


 

195


 

 

 

HEDONİST VE PÜRİTAN ETİK SARMALINDA  

POSTMODERN GENÇLİK 

BAYHAN, Vehbi 

TÜRKİYE/ТУРЦИЯ 



ÖZET 

21. yüzyılın başlarında küreselleşme bütün ülkeleri etkilemektedir. Küresel 

kültür, başta gençler olmak üzere bütün toplum kesimlerini aynı tarz giyen, 

yiyen ve düşünen bireylere dönüştürmektedir. Sanayi toplumunun kültürel 

yapısı modernizm ile bilişim toplumunun kültürel yapısı postmodernizm 

arasında kültürler gidip gelmektedir.  

Püritanizm, modern toplumun etiğidir. Püritanizm; sıkı çalışma disiplinini, 

çok üretip az tüketmeyi, elinde biriken kaynağı rasyonel olarak kullanmayı 

önermektedir. Püritan çalışma etiğine karşı postmodern kültürün hedonizmi 

yücelten yapısı, tüketime dayalı “nasıl harcamalı”, “nasıl eğlenmeli” tarzındaki 

normları üretmiştir.  

 Bu  bağlamda, bir yandan aile ve okulda sürekli “çalışmak ve başarmak” 

kültürel kodu verilmeye çalışılan gençler; diğer taraftan küreselleşme ve 

postmodern kültürel kodun tüketime endeksli ve daha çok hazcılığa dayanan 

modelinden etkilenmektedir. 1980 yılından sonra Türkiye’de sunulan kısa 

yoldan köşe dönme felsefesini ve hayat tarzını televizyondan izleyen gençler, 

iki arada kalmaktadır. Bir yandan aile ve okulda çalışmanın erdemi önerilirken; 

diğer taraftan televizyondan kısa yoldan köşe dönme ve gösterişli hayat tarzları 

sunulmaktadır.  

“Kolay yoldan köşeyi dönmek” özellikle, Türkiye’de 1980’den sonra 

uygulanan ekonomi politikalar (serbest piyasa ekonomisi) ile topluma sunulan 

bir değer hâline gelmiştir. Sanayi devrimini kaçıran, dolayısıyla Batı 

toplumlarının geçirdiği kapitalist evrimi geçirmeyen toplumun, sosyal ve 

ekonomik yapı şartları, kolay yoldan köşe dönme fikrini tercih edenlerin oranını 

artırmıştır. Bu anlayışın gündeme geldiği yıllarda, sosyalleşme sürecinin 

başında olan bugünün üniversite gençliği, bu yeni anlayışın ilk kuşaklarını 

oluşturmaktadır 

Anahtar Kelimeler: Hedonizm, püritanizm, postmodernizm, gençlik, 

küreselleşme.  



ABSTRACT 

Postmodern Youth in Hedonist and Puritan Ethic Spiral 


 196

 

Globalization affects all the countries at the beginning of the 21



th

 century. 

Global culture, turns all the society sections, especially teenagers, into 

individuals who wear, eat and think in the same way. The cultures go to and 

from between the cultural structure of industrial society with modernism and the 

cultural structure of information society with postmodernism.  

Puritanism is the ethic of modern society. Puritanism offers hard working 

discipline, more producing less consuming and effective utilization of the 

accumulated source. The structure of postmodernism which elevates hedonism, 

has produced norms such as “how to spend”, “how to entertain” against Puritan 

work ethic.  

In this context, the teenagers who are tried to be given cultural code of “to 

work and succeed” in the family and school are affected at the same time from 

the globalization and postmodern cultural coded model which is consuming 

indexed and founded on hedonism.  

The teenagers who watch, the philosophy of making good and the way of 

life which is offered after 1980, on TV are left between. The teenagers are not 

only suggested the virtue of working, in the family and school but also they are 

offered making good and magnificent ways of life from television.  

“Striking it rich” has become a value which is presented to the society with 

the economic policies (free market economy) which are implemented after 

1980. The social and economic structure circumstances of the society which 

missed the Industrial Revolution and so didn’t experience the capitalist 

evolution the Western societies experienced, has increased the percentage of the 

individuals who prefer the idea of “striking it rich”. In the years in which this 

understanding comes up, the university youth who is at the beginning of process 

of socialization, forms the first generations of this new understanding.  

Key Words: Hedonism, puritanism, postmodernism, youth, globalization.  

GİRİŞ 

Sanayi toplumunun modern kültürü yerine, bilişim toplumunun postmodern 

kültürü, küreselleşme sürecinde bilişim vasıtalarıyla herkesi etkilemektedir. Bu 

süreçten en yoğun biçimde etkilenen kesim gençler olmaktadır. Bilişim 

teknolojisini en yetkin ve en fazla kullanan gençlik, başta televizyon olmak 

üzere  İnternet vasıtasıyla bütün dünyadan haberdar olmaktadır. Bilişim 

araçlarının sunduğu rol modelleri ve yaşam kültürü gençlere rehber olmaktadır. 

Bu bağlamda, modernitenin puritan etiği yerine postmodernitenin 

hedonist/narsisist etiği davranışlara ve zihniyetlere model olmaktadır.  

 Bu bildiride, üniversite gençliğine uygulanan anket verilerinden yola 

çıkılarak, üniversite gençliği başta olmak üzere, gençliğin postmodern 

zamanlarda bir yandan hedonist etik, bir yandan da püritan etikten ne derecede 

etkilendiği analiz edilmektedir. Bildiride kullanılan veriler, 2001 yılından 2007 

yılına kadar 6 yıldır yapılan “İnönü Üniversitesi Öğrencilerinin Sosyolojik 




 

197


Profili” araştırma bulgularından derlenmiştir. Örneklem sayıları  şu  şekildedir: 

Şubat 2001’de 3223 öğrenci, Eylül 2001’de 2690 öğrenci, 2002 yılında 2706 

öğrenci, 2003 yılında 2625 öğrenci, Şubat 2004’te 1767 öğrenci, Eylül 2004’te 

2434 öğrenci, 2005 yılında 3.409 öğrenci, 2006 yılında 2.639 öğrenci. 

Dolayısıyla uygulanan anketlerin kümülatif sayısı 21.493’tür. Sonuçlar, bütün 

üniversite gençliğine genelleştirilemez, ancak bulgular yapılan kamuoyu 

araştırma bulgularıyla da örtüşmektedir.  

Küreselleşme ve Postmodern Gençlik 

Küresel kültür, bütün dünya ülkelerini etkilemektedir. Besin, müzik ve moda 

alışverişi bağlamında, evrensel hayat tarzı imajının itici gücü “tüketici” 

olmaktadır. Nescafe içen, Benetton’dan giyinen, Hyundai marka arabası ile 

McDonalds’a doğru yol alırken, Amerikan-İngiliz rock müziği dinleyen 

tüketici. İnternette “chat” (sohbet) yapan, bunalıma girdiğinde anti-depresan ilaç 

kullanan “Küresel İnsan”. (Bayhan, 2000).  

Gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde yaşayan orta sınıftan gençler, 

logolarla süslü, medyanın yarattığı kalıba dökülmek isteyen küreselleşmenin en 

güçlü sembolleri hâline gelmişlerdir. Dünyada küresel genç nüfusun bir milyar 

civarında olduğu tahmin edilmektedir ve bu gençler aile gelirlerinin büyük bir 

bölümünü harcamaktadır.  

Küresel gençlik, küresel tüketici grubunun içinde yaşamaktadırlar; cep 

telefonlarından, internet haber gruplarına, Sony Playstationlar, MTV videoları 

ve NBA maçları ile birbirine bağlıdırlar. Küresel genç nüfus üzerine yapılmış en 

kapsamlı ve en fazla referans verilen çalışma 1996 yılında New York merkezli 

reklam ajansı DMB&B’nin Brainwaves birimince gerçekleştirilmiştir. “Yeni 

Dünya Gençliği  İncelemesi” ile kırk beş ülkede on beş ile on sekiz yaşları 

arasındaki orta sınıftan 27.600 genç üzerine yapılan araştırma sonucuna göre, 

“farklı kültürlerine rağmen, tüm dünyada orta sınıftan gençler hayatlarını paralel 

evrendelermiş gibi yaşamaktadırlar. Sabah kalkıyorlar, Lewis ve Nike’larını 

giyiyorlar,  şapkalarını ve sırt çantalarını ve Sony discman’lerini alıyorlar ve 

okula gidiyorlar.” (Clein, 2000).  

Küreselleşme, bir yandan bütün toplumların ve kültürlerin birbirlerinden 

haberdar olmasını getirirken; diğer yandan, eşitsizlikleri daha da şeffaf hale 

getirmektedir. Bilişim araçlarına sahip olan güçlü ve hâkim ülkelerin kültürel 

kodlarının, diğer ülkelere ve kültürlere tek boyutlu enjekte edilmesi –bu 

bağlamda “Hayat Alanlarının Amerikanlaşması”– sorgulanmaktadır/ 

eleştirilmektedir. Küresel ekonomik eşitsizlikler, tek boyutlu kültürel 

hegemonyaya karşı, gelişmekte olan ülkelerde ve diğer gelişmiş ülkelerde; bir 

içe kapanma (şizoid) ve kuşkucu (paranoid) bir ruh hali oluşmaktadır. (Bayhan, 

2002a: 200-201).  

Küreselleşmeye bağlı olarak yeni ekonomik düzenin liberal politikaları 

sonucu ortaya çıkan başka bir sosyal sorun, sosyal sınıflar arası “eşitsizlik”tir. 




 198

 

Bir yanda küreselleşmeye ayak uyduran toplumsal kesimler, ekonomik çıkar ve 



değerleriyle ulus-ötesi bir düzeye geçerken, diğer yanda bu yeni süreci ve yeni 

tüketim kalıplarını yeni iletişim araçlarıyla olduğu gibi gözlemleyen, ancak 

nimetlerinden yararlanamayan bir başka kesim, en basit terimiyle “hayal 

kırıklığı” (frustration) yaşamakta ve bu süreci yakalamak ve “altta kalmamak” 

için cemaat dayanışmalarında kendini yeniden kurmaya çalışmaktadır. Ayrıca, 

Türkiye gibi ekonomik, toplumsal dönüşümlerin çok hızlı gerçekleştiği, yoğun 

göç ve gecekondulaşma olgusunun yaşandığı ülkelerdeki özgül koşullar 

kutuplaşmaları daha da bariz hâle getirmektedir. (Kentel, 2005: 12) 

Küreselleşmenin toplumsal yapıda meydana getirdiği anomik durum 

yaşanırken, bireyin kimliğinin oluşumunda da çoğulluğu ürettiği görülmektedir.  

Bu bağlamda, küreselleşme ve postmodern zamanlar, bireyin kimliğinin 

“çoğul kimlik” çerçevesinde yapılanmasını getirmektedir. Aslında, farklı 

toplumsal rollerin kolajı olan kimlik, küreselleşme ile daha da “çoğul 

kimlikler”e ve “parçalanmış hayatlar”a dönüşmektedir. Postmodernitenin 

özünde bulunan “anything goes” yani “her şey mübah”, “hem o hem de o” 

mottosu, parçalı bir kimlik yaratmaktadır. Modern zamanların ruhu ile başlayan 

“tükettiğin kadar varsın” ilkesi, postmodern zamanlarda da bireyin kimliğinin 

tüketimle var olması ile devam etmektedir. (Bayhan, 2005) 

“Üniversite Gençliğinin Sosyolojik Profili” konulu araştırma bulgularına 

göre; gençler, bir yandan hayatta çok çalışırsa mutlu olacağını ifade ederken, 

diğer taraftan kolay yoldan köşe dönmek felsefesini benimsemektedir. Bir 

yandan sürü psikolojisine sahipken, diğer taraftan bireyci tutum sergilemektedir.  

Bu kültürel kod dışında, üniversite gençliğinin diğer özellikleri şu  şekilde 

özetlenebilir: Gençler üniversite öğreniminin amacını, meslek edinmek ve iş 

bulmak olarak ifade etmektedir. Türkiye’nin ve gençliğin en önemli sorunu 

işsizlik olarak tanımlanmaktadır. Salt üniversite okumak için ilgisi olmadığı 

bölümü tercih eden, yurtdışında yaşamak isteyen, kendi geleceği ve Türkiye’nin 

geleceğinden ümitli, dünyanın geleceğinden ümitsiz olan, en fazla güvendiği 

kurum Ordu (Silahlı Kuvvetler) olan, Türkiye’nin en çok Avrupa Birliği ile iş 

birliği yapmasını isteyen, siyasete ve siyasetçilere yabancılaşan, hayatta en 

önemli şeyi para olarak gören, bir yandan “günü yaşa” (carpe diem) felsefesini, 

diğer yandan çalışmanın erdemini kabul eden “postmodern bir gençlik”. 

(Bayhan, 2005a) 

Bu çerçevede, bir yandan modernitenin püritan etiğinin etkisi görülürken 

diğer yandan, postmodernitenin hedonist/narsisist etiğinin etkisi yaşanmaktadır.  

Püritan Etiğe Karşı Hedonist/Narsisist Etik 

Weber, “Protestan Ahlâkı ve Kapitalizm‘in Ruhu” adlı çalışmasında, 

kapitalizmin gelişmesinde Protestan etiğin rolünü ve işlevini irdelemiştir. “İdeal 

Tip” olarak Püritan Etik Kuramı‘nı geliştiren Weber, modern kapitalizmin 

kökeninde püritan etiğin olduğunu ifade eder. Püritan etik, arzularını bastırmayı, 



 

199


kendini kontrol etmeyi öğütler; çalışmayı yücelterek bir ibadet hâline 

dönüştürür; olabildiğince çok üretip az tüketmeyi telkin eder; meslek kavramını 

tanrı buyruğu sayar; hedonist yaşam biçimi ve gösteriş tüketimine karşı  çıkar; 

yaşama zevkini bırakıp, çileci (asketik) varoluşu tek kabul edilebilir yaşam 

biçimi olarak görür. (Bozkurt, 2000: 21-33)  

Püritan etiğe göre, tutumluluk ile çalışkanlık maddi başarıya ve ruhsal 

doyuma açılan kapının anahtarlarıdır. “Tanrı kendi kendine yardım edenlere 

yardım eder. Kaybedilen zaman asla bir daha ele geçmez. Bugün yapabileceğin 

işi asla yarına bırakma.” gibi söylemler püritan etiğin ilkeleridir. (Lasch, 2006: 

95-98) 


Çalışmanın erdemi ve önemini sosyalleşme sürecinde özümseyen bireyler 

püritan etiğe göre yetiştirilmektedir. Bu bağlamda, örneklemi oluşturan gençler, 

“hayatı daha çok çalışırsam severim” görüşüne % 85 oranında katılmaktadır. 

“Hayatı daha çok boş vaktim olursa severim” görüşüne  ise  örneklemin             

% 15’i katılmaktadır. Dolayısıyla, gençler toplumsallaşma sürecinde aileden 

başlayarak okulda sunulan “bir erdem olarak çalışmak.” amaç ve ilkesini 

içselleştirmiştir. Modern iş ahlakındaki, daha rahat ve refah içinde yaşamanın 

anahtarının çalışmak ile sağlanacağı gerçeğinin bilincindedir. Modern toplumun 

etiği olan püritanizm; sıkı çalışma disiplinini, çok üretip az tüketmeyi, elinde 

biriken kaynağı rasyonel olarak kullanmayı önermektedir. Püritan çalışma 

etiğine karşı postmodern kültürün hedonizmi yücelten yapısı, tüketime dayalı 

“nasıl harcamalı”, “nasıl eğlenmeli” tarzındaki normları üretmiştir.  

Bu bağlamda, bir yandan aile ve okulda sürekli “çalışmak ve başarmak” 

kültürel kodu verilmeye çalışılan gençler; diğer taraftan küreselleşme ve 

postmodern kültürel kodun tüketime endeksli ve daha çok hazcılığa dayanan 

modelinden etkilenmektedir. 1980 yılından sonra Türkiye’de sunulan kısa 

yoldan köşe dönme felsefesini ve hayat tarzını televizyondan izleyen gençler, 

iki arada kalmaktadır. Bir yandan aile ve okulda çalışmanın erdemi önerilirken; 

diğer taraftan televizyondan kısa yoldan köşe dönme ve gösterişli hayat tarzları 

sunulmaktadır. Bu çerçevede, hem hayatını sürdürmek hem de daha iyi şartlarda 

yaşamak için, “hayatta en önemli şey paradır” görüşüne gençlerin % 53’ü 

katılmaktadır.  

Diğer yandan “geleceğe yönelik en büyük isteğiniz nedir?” sorusuna 

örneklemin % 52’si “iş bulmak” cevabını vermiştir. Bu anlamda, “hayatı daha 

çok çalışırsam severim” görüşüne katılma oranının fazlalığı, iş bulmak ve para 

kazanmak önceliği ile de ilintilidir.  

“Birine özenmek ve model almanız için aşağıdakilerden hangisi etkili olur?” 

sorusuna, örneklemin % 74’ü “başarılarını kanıtlamış olmalı”, % 21’i 

“söyledikleri etkileyici olmalı”, % 3’ü “karizmatik ve gizemli olmalı” cevabını 



 200

 

vermiştir. Bu bulgu da, başarının dolayısıyla çalışmanın ve püritan iş etiğinin 



etkisini ifade etmektedir. (Bayhan, 2006)  

Benzer bir bulgu başka bir çalışmada da görülmektedir. “Başarılı olmanın ve 

insanlar üzerinde iyi izlenim bırakmanın önemli olduğunu” düşünen gençlerin 

oranı % 79’dur. (Kazgan, 2006: 73)  

Gençler bir yandan püritan etiğin, diğer taraftan hedonist etiğin etkisi 

altındadır. Çalışmayla ilgili tutumlar değişmektedir. Çalışma yanında boş 

zamanların da önemi artmaktadır. Dolayısıyla gençler, çalışmayı artık 

biriktirmek için değil, boş ve hoş zaman satın alabilmek için gerekli 

görmektedir. (Yaraman, 2003: 84) 

Günümüzün post-modern veya geç-modern dönüşüm sürecinde, modern 

/endüstriyel toplumların simgesi hâline gelen toplumun her alanında varlığını 

hissettiren rasyonelleştirme, bu dünya için arzularını denetim altına alma ve çok 

çalışma gibi püritan değerler, işlevselliklerini kaybetmeye başlamıştır. Ortaya 

“hayatın tadına bak” diyen, hedonist/ narsisist özelliklere sahip yeni bir etik 

çıkmaktadır. Başka bir söylemle, kapitalizmi yaratan modern bireyin “ideal tip”i 

olan püritan, yerini karşıtı olan, arzularını öne çıkartan hedonist (hazcı) 

tüketiciye bırakmaktadır. (Bozkurt, 2000: 3) 

Daniel Bell, “Kapitalizm'in Kültürel Çelişkileri” adlı incelemesinde, 

Amerika’da 1950’lerde başlayan “Pop Hedonizm” olarak nitelendirdiği bir 

hedonistik kültürün meydana geldiğini öne sürer. Dünyada her gün, günlük 

eşyalar, karikatür ve ilanlarla, kitle iletişim araçları ve filmlerin sunduğu 

imajlar, Coca-Cola ve hamburger gibi yiyecekler, giyim-kuşam vb. gibi şeylerle 

pop sanatının ikonografisi yayılır. Hedonistik çağ, simgeler, mesajlar, 

sloganların karşılıklı alış-verişiyle yayılır.  

Kitle üretimi ve kitle tüketimin artışı orta sınıfların hayatlarında değişime 

yol açmıştır. Orta sınıflar için, bir hayat tarzı ve sosyal gerçeklik olarak 

protestan ahlâkının etkileri azalarak, yerini psikolojik eudaemonism almıştır. 

(Bell, 1976: 72-75).  

Featherstone’a göre, tüketim kültürünün hedonizmi, “burada” ve “şimdi 

zevk peşinde” koşulmasını, dışavurumsal hayat tarzlarının yeşertilmesini, 

narsisistik ve bencil kişilik tiplerinin geliştirilmesini vurgulaması çerçevesinde 

din açısından muazzam yıkıcı olmuştur. Genelde dinin, özel olarak da püritan 

mirasın öğrettiği çilecilik, çalışkanlık, basiret ve tutumluluğun karşı yönünde, 

“şimdi yaşa sonra öde” felsefesiyle tüketimciliğin ruhsal fakirliğe ve hedonist 

bencilliğe yol açtığı sıkça savunulmuştur. (Featherstone, 1996: 187) 

Giderek hâkimiyetini daha çok artıran “tüketim toplumu”, Daniel Bell’in 

ifadesiyle, “gündüz püritan, gece playboy” tipini yaratmıştır. (Bozkurt, 2000: 

34) Yani, postmodern birey oluşmuştur. Hem geleneksel hem de modern 




 

201


kültürü yaşayan, eklektik bir kültürü taşıyan esnek birey günümüzün kişilik 

tipini meydana getirmektedir.  

Bu çerçevede, postmodern kültür, hem dindar olmayı hem de hedonist (hazcı) 

yaşam tarzını üretebilmektedir. Çoğul kimlik çerçevesinde gençler, hem kendini 

çok dindarım diye tanımlamakta hem de hedonist özellikler gösterebilmektedir.  

Kendini “Çok dindarım.”  şeklinde niteleyen örneklem, aynı zamanda 

“hayatta en önemli şey paradır”, “günümüz şartlarında en iyisi gün ve gün 

yaşamak ve yarını yarına bırakmak şarttır”, “kolay yoldan köşe dönmek iyidir”, 

“insan önce toplumu değil, kendini düşünmelidir” görüşlerine; kendilerini orta 

düzeyde dindarım ve hiç dindar değilim, diye niteleyenlere göre daha fazla 

oranda katılmaktadır.  

Aynı  şekilde “Çok dindarım.” diyenlerde, içki kullanma oranı, sigara 

kullanma oranı ve çevresinde uyuşturucu madde kullanan arkadaşlarının 

bulunma oranı; kendilerini orta düzeyde dindarım ve hiç dindar değilim olarak 

niteleyenlere göre daha fazladır.  

Aynı zamanda, kendisini “Çok dindarım:” diye ifade edenler “giysi alırken 

en çok markaya” önem vermektedir.  

2005 araştırma bulguları, 2001 araştırma sonuçları ile örtüşmektedir. 2001 

araştırma bulgularında da kendini “Çok dindarım” diye ifade edenlerin; “kısa 

yoldan köşe dönme” fikrine katılmaları ve “içki içmeleri” çoğul kimlik modelini 

yansıtmaktadır. (Bayhan, 2005) 

Üniversite gençliğinde hedonist kültürün diğer görünümleri şu şekilde analiz 

edilebilir:  

“Kolay yoldan köşe dönmek iyidir.” ifadesine örneklemin % 56’sı 

katılmazken; % 9’u evet ve % 35’i bazen olmak üzere toplam % 44’ü 

katılmaktadır.  

“Hayatta en önemli şey paradır” ifadesine örneklemin % 47’si katılmazken; 

% 10’u evet ve % 43’ü bazen olmak üzere toplam % 53’ü katılmaktadır.  

Bayhan’ın 1994 yılında yaptığı araştırmada, hayatta en önemli şey paradır 

görüşüne katılma oranı % 30 idi. Bu bağlamda, 12 yıl öncesine göre gençler için 

paranın önemi, 2006 yılında daha fazla artmıştır.  

“İnsan önce toplumu değil, kendini düşünmelidir” ifadesine örneklemin % 

25’i katılmazken; % 17’si evet ve % 58’i bazen olmak üzere % 75’i 

katılmaktadır. Bireyci düşünce de hedonist etiğin özelliklerinden biridir.  

“Günümüz  şartlarında en iyisi gün ve gün yaşamak ve yarını yarına 

bırakmak şarttır” ifadesine örneklemin % 46’sı katılmazken; % 23’ü evet ve % 

31’i bazen olmak üzere toplam % 54’ü katılmaktadır.  

Bayhan’ın 1994 yılında yaptığı araştırmada, “günü yaşa” ifadesine 

örneklemin katılma oranı % 21 idi. Dolayısıyla, 12 yıl öncesine göre “günü 



 202

 

yaşa” felsefesine katılma oranı artmıştır. Carpe diem (günü yaşa) felsefesi, 



hedonist/narsisist kültürü ifade etmektedir. (Bayhan, 2006) 

Bir insanın sahip olduğu değerler, içinde bulunduğu kültürün, kurumların ve 

bireylerin kişiliğinin ürünüdür. 1980 sonrası Türkiye’de yaşanan toplumsal, 

ekonomik ve kültürel değişmeler sonunda hem geleneksel değerler hem de 

bireyci değerler birlikte görülmektedir. 1970’li yıllarda dünyada ve Türkiye’de 

özgürlük, barış, kardeşlik, sevgi, vb. gibi kavramlar daha çok vurgulanırken; 

aileye ve devlete sadakat, otoriteye itaat, büyüklere saygı ve milliyetçilik gibi 

değerler gündemde iken; 1990’lı  yıllarda bireyselleşme ve evrenselleşme 

yönünde eğilimlere rastlanabilmektedir. Güç, eğlence, para, kalite, kolaycılık, 

kullanışlılık, konfor ve karizma bu dönemin yükselen değerleri olarak 

tanımlanabilmektedir. (Artan, 2005: 14-17) 

Bu bağlamda, 2000’li yılların üniversite gençliğinde yaygın olan bir kültürel 

kodla, gençliğin belli bir kısmı, temel hedefi olan kariyer yapabileceği bir 

şirkette istihdam edilmek için üniversiteyi bir araç olarak kullanarak şunları 

yapmaktadır: Not ortalamasını mümkün olduğunca yüksek tutmak; double 

imkânı varsa çift diploma almak; her yaz tatilinde çok uluslu şirketlerde staj 

yapmak; kulüpçülük vasıtasıyla piyasadakilerle dirsek temasında bulunmak; 

sektörü dergiler, konferanslar, seminerler yoluyla takip ederek sürekli nabız 

tutmak; şirketlerin işe alım ve staj için yaptıkları yazılı sınavlara ve mülakatlara 

ayrıca çalışmak;  şirketlerin misyonu ile kişisel beklentilerin örtüştüğünü 

ispatlamak adına  şirketlerin geçmişini, çalışma prensiplerini, departmanlarının 

yapısını öğrenmek, ezberlemek; ikinci bir yabancı dili öğrenmese bile başlangıç 

dersini almak; hobileri liderlik, takım çalışmasına yatkınlık, sorumluluk 

alabilme, iletişime açıklık vb. şirketlerin stresli ve tempolu yaşantısına ayak 

uydurabilmek ve iş tanımını karşılaması için gerekli gördüğü vasıflara göre 

seçmek, kantinlerdeki tabiriyle “cv sosyalleşmesi”; gazetelerin hafta sonu 

ilâvelerini takip ederek, piyasanın “in”lerini, trend’lerini kaçırmamak… Bu 

mantıkla, üniversitenin formaliteleşmesi, formalitenin tabiatındaki ‘bitse de 

gitsek’ yaklaşımıyla derslerin ve ödevlerin de, şu ya da bu oranda formaliteler 

olarak görülmesini sağlamaktadır. Bu duruma bir örnek “google etkisi” 

varsayımıdır. Öğrenci,  İnternette arama motorları ve veri tabanları sayesinde 

dünyanın dört bir yanında üretilmiş bilgiye kolayca ve ücret ödemeden 

ulaşabilmekte, dolayısıyla daha rafine çalışmalar, ‘paper’ler, projeler ve 

ödevlerle daha donanımlı olmaktadır. Ne yazık ki, bu varsayım tam anlamıyla 

doğrulanamamaktadır. Zaten, kitap okumama sorunsalı olan gençlik gerçeği 

vardı. Kimse aslında kimseyi okumuyor, okunması gerekenleri okuyanların 

okuduklarını değerlendirdiği metinler okunuyordu. İnternet, okumaya ve 

düşünmeye hevesli nispeten az sayıdaki öğrenci için muazzam bir fırsat 

sunmakla birlikte, okulu ve dersleri piyasa öncesi formalite olarak gören 

ortalama öğrencilerin ayağını kütüphanelerden, kitaplardan ve araştırmadan 

tamamen kesti. “Copy-paste” olarak ifade edilen yöntemle, bariz hatalar 



 

203


yapılmadıkça ödevlerin veya projelerin çalıntı olması neredeyse 

engellenememektedir. (İnanır, 2005: 45-47) Bilişim çağı ve bilişim toplumunun 

sembolü olan bilgisayar ve İnternet, bir yandan enformasyona kolay erişimi 

sağlarken, diğer yandan olumsuz davranış kodları da üretebilmektedir. İnternet, 

sanal ve yapay bir ilişki ortamı oluşturmaktadır. Bu yapay ilişki ile belki 

bireyler yüzyüze yaşayamadığı sosyal iletişimi, “sanal-sosyal iletişim” ile 

gidermektedir. Ancak, sanal-sosyal ilişki, birebir gerçek sosyal ilişkinin yerini 

tutamayacağı için, bilgisayar ağları ortamındaki ilişki geçici kalmaktadır. 

Psikiyatride “İnternet Bağımlılığı”, patolojik internet kullanımını betimlemek 

için kullanılmaktadır. (Bayhan, 2002: 94-96) İnternet, doğru ve yerinde 

kullanılmadığında “bilgi çöplüğü”dür.  İnternette her yayınlanan bilginin 

doğruluğu tartışmalıdır.  İnternet bağımlılığı, “asosyal” bireyler üretmektedir. 

İnternetteki olumsuz davranış modelleri, gençlerin problemli kişilik yapıları 

kazanmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda,  İnterneti verimli ve bilinçli 

kullanabilmek için ilköğretim seviyesinden başlamak üzere dersler verilmelidir. 

(Bayhan, 2006a: 579) Ancak, bilişim toplumu olmak için salt İnterneti 

kullananların oranının fazlalığı yeterli ölçüt değildir. Bilgi üreten ve ürettiği 

bilgiyi internette paylaşan, inovasyon sağlayan toplumlar bilişim toplumu 

aşamasına gelirler. Başkasının ürettiği bilginin doğruluğunu anlamak için bilgi 

sahibi olmak gerekmektedir. Ayrıca, bilgi zengini bir ülke olabilmek için de, 

bilimsel bilginin birikimsel olarak üretilmesi ve kullanılması önem taşımaktadır.  

SONUÇ  

Bilişim çağında ve bilişim toplumu sürecinde postmodern kültür bütün 

ülkeleri etkilemektedir. Türkiye, hem tarım toplumu, hem sanayi toplumu, hem 

de bilişim toplumunu bir arada yaşayan bir ülkedir. Dolayısıyla, Türkiye’de 

geleneksel kültür, modern kültür ve postmodern kültürü yaşayan toplumsal 

kesimler vardır. Türkiye’nin modernleşme projesini henüz tamamlanmadan 

postmodern kültürün etkisine maruz kalması, postmodernitenin merkezinde yer 

alan “hem o hem de o” ilkesinin yaşanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durum, 

kaos ve anomi riskini beraberinde getirmektedir.  

Hızlı toplumsal ve kültürel değişmelerden en fazla etkilenen, belki de bu 

değişimlere en hızlı uyum sağlayan kesim, gençlik kesimidir. Gençlik, bir 

yandan ebeveynlerinin ve okul sisteminin önerdiği püritan etikle yetiştirilirken, 

diğer yandan başta medyadan olmak üzere tüketim toplumu ve 

postmodernitenin hedonist etiği sürekli zihinlerine inşa edilmektedir. Bu 

bağlamda, günümüzün postmodern gençliği çoğul kimlik taşımaktadır. Hem 

püritan etik hem de hedonist etik kişiliklerinde yer etmektedir. Orta ve daha 

yaşlı kuşakların, genç kuşakları pragmatist, bencil, duyarsız ve umarsız diye 

nitelemeleri her çağda yaşansa da; postmodern zamanlarda bu durum daha 

somut bir gerçeklik olarak gözlemlenmektedir.  



 204

 

Yaşlı kuşakların sürekli genç kuşakların yeni zamanların hedonist etiğinden 



etkilendikleri imgesine karşı yapılması gereken; çevresine, ailesine, toplumuna 

ve tüm insanlığa karşı daha duyarlı ve sorumlu bireyler yetiştirmektir. Bunun 

için liseler başta olmak üzere, ilköğretimden başlayarak insanın kendisini ve 

toplumu daha iyi tanıyabilmesini sağlayacak olan felsefe, sosyoloji, psikoloji ve 

mantık derslerinin yeni yetişen kuşaklara zorunlu ders olarak verilmesi 

gerekmektedir.  

Kendini bilmeyen başkasını da bilemez. Sokrates’in “Kendini bil.” 

mottosunu ve Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir./İlim kendin bilmektir./Sen 



kendini bilmez isen./Ya nice okumaktır.”  dizelerini unutmadan yaşamak 

dileğiyle.  



KAYNAKÇA 

Artan, İnci Erdem vd., (2005), Üniversite Gençliği Değerler Araştırması

TESEV Yayınları, İstanbul. 

Bayhan, Vehbi, (2006a), “Türkiye’de Gençlik: Sorunlar, Değerler ve 

Değişimler”, Editör: Mehmet zincirkıran,  Dünden Bugüne Türkiye’nin 

Toplumsal Yapısı, Nova Yayınları, Ankara, 563-583.  

-----, (2006), “Üniversite Gençliğinin Sosyolojik Profili-2006”, Malatya. 

-----, (2005), “Gençlik ve Postmodern Çoğul Kimlik”, Uluslararası 

Sosyoloji Kolokyumu, Parçalanmalar Çağında Yeni Toplumsallıklar, 12-14 

Mayıs 2005, Galatasaray Üniversitesi, İstanbul.  

-----, (2005a), “Üniversite Gençliğinin Sosyolojik Profili-2005”, Yerleşkem 

Gazetesi, Ekim, Malatya. 

-----, (2002a), “Risk Toplumu”, Doğu Batı Dergisi, Sayı: 19, Mayıs-

Haziran-Temmuz, Ankara. 

-----, (2002), Genç Kimliği-Üniversite Gençliğinin Sosyolojik Profili 

(İnönü Üniversitesi Uygulaması), İnönü Üniversitesi Yayınları, Malatya. 

Bell, Daniel, ( 1976), The Cultural Contradictions of Capitalism, New 

York.  

Bozkurt, Veysel, (2000), Püritanizmden Hedonizme Yeni Çalışma Etiği



Bursa.  

Clein, Naomi, (2000), No Logo (Çeviren: N. Uysal), Bilgi Yay., İstanbul.  

Featherstone, Mike, (1996), Postmodernizm ve Tüketim Kültürü

(Çeviren: M. Küçük), Ayrıntı Yay., İstanbul. 

İnanır, Samet, (2005), “Bildiğimiz Gençliğin Sonu”, Birikim Dergisi

Ağustos 2005, İstanbul.  




 

205


Kazgan, Gülten, (2006), İstanbul Gençliği. Gençlik Değerleri 

Araştırması, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul.  

Kentel, Ferhat, (2005), “Türkiye’de Genç Olmak: Konformizm ya da 

Siyasetin yeniden İnşası”, Birikim Dergisi, Ağustos 2005, İstanbul.  

Yaraman, Ayşegül, (2003), Toplumsal Değişme ve Kişilik Özellikleri, 

Bağlam Yayınları, İstanbul.  

  



 206

 

 





Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə