Müddessir sûresi 46-48.ÂYetler



Yüklə 190,38 Kb.
səhifə1/3
tarix25.06.2018
ölçüsü190,38 Kb.
  1   2   3

1241347un4ri81n5z

MÜDDESSİR SÛRESİ

46-48.ÂYETLER

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بسم الله الرحمن الرحيم الحمد لله رب العالمين وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ رَسُولِنا مُحَمَّد وَ عَلَي آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ رَبِّ اشْرَحْلِى صَدْرِى وَيَسِّرْلِى اَمْرِى وَاحْلُلْ العُقْدَةً مِنْ لِسَانِى يَفْقَهُوا قَوْلِى رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِنْ تَأْوِيلِ الأحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ أَنْتَ وَلِيِّي فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِين توفنا مسلمين وألحقنا بِالصَّالِحِين واحشرنا في زمرةالصَّالِحِينَ وأدخلنا الجنة مَعَ الأبْرَارِ يا عزيز يا غفار

KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM:
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدِّينِ (46) حَتَّى أَتَانَا الْيَقِينُ (47) فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِعِينَ (48)

TEFSİRDEN OKUNAN BÖLÜM:

{وكنا نكذب بيوم الدين} الحسب والجزاء {حتى أتانا اليقين} الموت

{فَمَا تَنفَعُهُمْ شفاعة الشافعين} من الملائكة والنبيين والصالحين لأنها للمؤمنين دون الكافرين وفيه دليل ثبوت الشفاعة للمؤمنين في الحديث إن من أمتي من يدخل الجنة بشفاعته أكثر من ربيعة ومضر
495m98apwxdih62mg3

YAKİNİN GELİŞİ

495m98apwxdih62mg3

İÇİNDEKİLER

1.Kuran’dan Okunan Bölüm

2.Tefsirden Okunan Bölüm

3.Yüce Allah’ın Büyük Kozu

4.Mümin Daima Uyarılır

5.Sınırlı Sorumlu Varlıklarız

6.Burası Noksan Âlemi

7.Cehenneme Götüren Hatalar

8.Âhir Zaman Deccalleri

9. Huzura Kabul Ediliş

10.Mahlûkata Şefkat

11.Cehennem Yakıtları

12.İmanın Yenilenmesi

13.Allah’ın Halifesi İnsan

14.İnsan Taslakları

15.Elimizdekini de Silip Süpüren Batıl

16.Nefis ve Ruh Teknesiyle Seyahat

17.Negatif Adımların Sonu

18.Yakinin Gelişi

19.Gerçekleri Gösteren Mercek Ölüm

20.Aşama Aşama Yakin

21.Âyetlere Cübbi Bir Bakış

22.Nefse Tattırılacak Tatlar

23.Rabıtatü’l-Mevt Kapanı

24.En Sağlam Mürşit

25.Mümin Egoist Değildir

26.Binbir Hatlı Mümin

27.Esma Ekranı Mümin

28.İslâm Dışındaki İstler

29.Okudukça İkna Eden Kitap

30.Şefaat eEdiciler

31.İnsanın Hizmetindeki Melekler

32.Nebiler Manevi Baba Mesabesindedir

33.Gezilerimiz Nereye

34.Müslümanlar Allah’ın Kölesidir

35.Şefaatin İki Türü

Değerli Müminler, Kıymetli Kardeşlerim;

Allah Aziz Kitabımızın şefaati, rahmeti, hidayeti ile nurumuzu ziyade eylesin. İmanımızı kemâle erdirsin. Rızasına nail eylesin. Dünyada ve ukbada Kuran’ın şefaatinden mahrum eylemesin. O’na bihakkın tutunmayı, O’nu bihakkın okuyup içeriğiyle amil olmayı Allah cümlemize nasip ve müyesser eylesin. Müddessir Sûre-i Celilesinden okumaya devam ediyoruz. Son bölümlerine yanaştık. Allah hakkıyla okuyup, anlayıp, anlatıp; gereğine hakkıyla uymayı cümlemize nasip ve müyesser eylesin. Resul-i Zişan Efendimiz’i tehdit eden, O’nu türlü şekillerde engelleyen Peygamberimiz (s.a.s.)’e sui kast tertip eden, ellerinden gelen her türlü kötülüğü yaparak O’nun tebliğatına engel olan kişilerin, kafirlerin, müşriklerin ve emsali insan müsvettelerinin, nesnasların, ölüm sonrasındaki akıbetleri gözümüzün önüne getiriliyor. Yüce Allah’ın Kuran’ında olan gerçeklerdir, bu Kur’anî bir üsluptur, tarzdır.



YÜCE ALLAH’IN BÜYÜK KOZU:

Yüce Allah’ın yegâne tehdit ettiği ve tehdidinde tabiri caizse koz olarak kullandığı, cehennem ateşi ön planda yer almaktadır. Yaratan bilmez mi?

أَلا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ

  • Yaratan bilmez mi? O en gizli şeyleri bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır.”1

Allah, insan tabiatını bu minval üzerine yaratmıştır. Yaratan bilmez mi? İnsan ateşten çok korkar. Paniğe kapılır. Ateşi gördüğü anda şuurunu kaybeder, dengesini yitirir, normal düşünemez. Derhal eli ayağına dolaşır. Elinde ayağında olanı da bilmez. Ne olduğunu görmez, biz bunu daha dünyada iken görüyoruz. İşte insanın bu yapısından ki bu yapıyı düzene koyan Allah’tır. Yüce Allah hemen yakarım ha, ateşe atarım ha dercesine hemen gazabının belirtisi olarak tehditinin hemen başında ateşe sokarım diyor.

وَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي أُعِدَّتْ لِلْكافِرِينَ

  • Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.”2

bu şekilde öcü şekliyle bizler kurtarılıyoruz, uyarılıyoruz.

MÜMİN DAİMA UYARILIR:

Yolumuza esenlikle devam etmemiz bu uyarılarla bir şekilde sağlanmış oluyor. Arabanın ayarına, balans ayarı gibi bir şekilde yanlamaya oraya buraya, sağa sola sapmaya çalışan müminler de bu sayede uyarılıyor, rotasına oturtulmuş oluyor. Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah’a. İşte bu bölümlerde, cehennem içerisinde yer alan kesimin niçin bu ateşin içerisinde yer aldıkları soruşturuluyor. Burada anlatılan olaylar, o gün olacak yani bizim akıl, nefis, ruh dengesi içerisindeki varlığımız hasebiyle gelecekte olacak ama ruh hasebiyle ezelde olmuş bitmiş bir hadisedir. Demek ki biz ruhen galü beladan beri müslümanız. Ama beden, nefis, akıl bu cevherlerin cem olduğu bir yapı ki bunun adına insan denir. Bu yönüyle gelecek vardır. Ama ruh için gelecek geçmiş yoktur.

قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي

  • Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.”3

Emirden beri o ruhun varlığı sabittir. O emir ne zaman çıktı biz bilmiyoruz. O halde bizim ezeli olan zatın varlığında bir varlığımız var. Vücud-u ilmi denilen bir mevcudiyetimiz söz konusudur. Bu mevcudiyetimiz de ruhen sabittir.

قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي4

5وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي ile

SINIRLI SORUMLU VARLIKLARIZ:

Böyle bir haldaşlığı, yoldaşlığı, soydaşlığı var. Ötesi bizim için karanlıktır. Bizim ışığımız bir yere kadar yanıyor. Her yaratılanın bir sınırı vardır. Çünkü yaratılmak sınırlı ve sorumlu olmaktır. Yaratan için ne sınır vardır ne sorumluluk vardır.



لا يُسْئَلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْئَلُونَ

  • O yaptığından dolayı sorgulanamaz, fakat onlar sorgulanırlar.6

O yaptığından sorumlu değildir. Ama Cibril de olsa, Muhammed (s.a.s) de olsa her mahlûkun bir sınırı vardır. İşte bizim de bir sınırımız var. O sınıra gelince varlığımız istop ediyor. Otomatikman bitiyor. İnteha diyor.

وَأَنَّ إِلى رَبِّكَ الْمُنْتَهى

  • Şüphesiz en son varış Rabbinedir.”7

O hazır ve nazır olunca bizim varlığımız sönüyor. Vacibül vücud zuhur edince biz batına intikal ediyoruz. Bu âlemin şartları, bu neşve, bu boyut böyledir. Ama bir gün gelecek müşeddet olan bir gün, takviyeli bir gün, lutuf ve keremin sonsuza yöneldiği, coştuğu bir gün, cuşu huruşa geldiği bir gün, o gün işte o gündür. O gün lutuf ve kerem günüdür. Kullarına görünecek, Ey Kullarım selam size, selam verecek. Bundan sonra size hiç kızmayacağım. Aman Allah’ım, bundan sonra size Cemâl’im var. Celâl’im bitti.

الْجلَال يتجلى فِي النَّار دائما

الْجمال يتجلى فِي الْجنَّة دائما

ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَام

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ

  • Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.”8

âyetinin sırrı onun bir özeti, mukaddeme hasebiyle Arafat ‘ta oldu. Arafat’ın gerçek olan timsali mahşerdir. O mahşerde el yevm gerçekten tahakkuk edecek ve bütün aksaklıklarımız, eksikliklerimiz giderilecek.

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ

Ey Kullarım! Dininizi işte bugün tamamladım, eksiğinizi giderdim. Siz benden tamamlamamı istediniz. رب تمم dediniz, yalvardınız, yakardınız. Bugün sizi cennete hazır bir pozisyona getirdim. Artık eksiğinizi bırakmadım. Yamalarınızı yamaladım. Eksiğiniz, kırığınız, çürüğünüz, çarığınız kalamdı. Hadi



ادْخُلُوهَا بِسَلَامٍ آمِنِينَ

  • Onlara: Girin oraya esenlikle, güven içinde denir.”9

emniyet içinde, sıhhat, selametle cennetime girin. Demek ki

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ

âyetinin dünyadaki geçici bir oluşumu, tezahürü var. Ama bunun gerçek tezahürü ikmal; bu dünyada ikmal tastamam olur mu?



BURASI NOKSAN ÂLEMİ:

Burası noksan âlemdir. Noksan âlemin üzerinde ikmal olur mu? Kendisi noksan, temeli noksandır. O halde dünyada kalan insanların ikmalinden, kemâlinden söz edilemez. Bu dünyanın kendisi nakıstır, noksandır, eksiği, çürüğü, çarığı çoktur. Buradan çıkmak, kemal âlemine geçmek lazımdır. O da ancak (gelecek âyet ilerde ) yakinin insana gelmesi ile hâsıl ve tahsil olur.

Cehennemin ahvalinden söz ediyordu. Bir şekilde sanki röportaj yapılıyordu. Onların ağzına sanki mikrofan tutulmuş. Söyler misiniz ey ehli nar, sizi buraya sokan nedir?



مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ

İşte bunlara cevap veriyorlar.



CEHENNEME GÖTÜREN HATALAR:

1.SEBEP: En büyük suçlarının ne olduğunu biliyorlar ve ifade ediyorlar. Biz namaz kılanlardan değildik, olmadık. Biz musalli, ehli salat değildik. Bu münafıkların kıldığı namazın namaz olmadığını ifade ediyor. Çünkü burada münafıklar vardır. Biz namaz kılanlardan değildik diyorlar ama kılmışlardı, kılıyorlardı. O muteber bir namaz değildi. Biz zaten o kıldığımız namaza itibar etmiyorduk, namaz demiyorduk. Sadece insanları aldatmak için, gösteriş için yapıyorduk. Onun için bizce de namaz değildi. Onu saymıyorlar. Zaten sayılmamıştır. Onun için bakın biz namaz kılanlardan değildik diyorlar. O halde namazın farziyetine, vucübuna inanmadan eğer öyle bir hareket yapılırsa o asla namaz değildir. Adam bakar hoşuna gider. Bir gavur, bir kafir, bir gayri müslim gelir. Ne güzel hareketler bunlar der. Hani program yapmışlar ya ne güzel hareketlermiş, yani ne pislik hareketler bunlar. Tersini anlayacaksınız.

ÂHİR ZAMAN DECCALLERİ:

Âhir zamanda kullanılmak üzere güzel sözcükler seçilecek, siz onun tersini anlayacaksınız. O güzel diyorsa bil ki o çirkindir. O kötü diyorsa bilin ki o iyidir. Çünkü şeytan iyiye kötü, kötüye iyi der. Bunu bilin. Onun için sakın onların güzel dediğinin yanında yer almayın. Bu, size vereceğim basit bir ölçüdür. Tersine yorumlayın. Bunu nerden çıkarıyorsunuz hocam derseniz. Bu ahir zamanda her şey tersine dönecek. Deccal’ı duymadınız mı? Deccal seni cehenneme atıyorum dediğinde Peygamberimiz o cennettir diyor. O’nun su dediği ateştir, ateş dediği sudur diyor. O’nun ateş dediği şeyde sizin için hayat vardır. İşte delil budur. Böyle bir deccaliyet döneminde yaşıyoruz. Deccaliyet ve Mehdiyyet çekirdek halinde Âdem babamızın zamanında da vardı. O zamandan bu zamana gelişe gelişe kemal yönünde hareket ediyor. Kendi çapında zirveye erişmek için hareket ediyor. Her zaman her Peygamber Deccale karşı kavmini uyarmıştır. Her Peygamber aynı zamanda mehdilik görevi yapmıştır. Her zaman mehdilik vardır. Dolayısıyla bu gele gele bir son noktası vardır. Deccal mı çıktı şimdi veya Mehdi mi çıktı? O beni ilgilendirmez. Son noktayı Allah koyacaktır. Benim görevim bunun her dönemde var olduğunu anlatmaktır ve bu uyarıların yapılmasıdır. Bu yönde ayırımın, temyizin yapılmasıdır. İnsanlara bunun öğretilmesidir. Bizim görevimiz Şu Deccaliyettir, şu Mehdiyettir, şu yoldan git, bu yoldan gitme diye bir tafsilde bulunmaktır. Anlatanların, öğretenlerin görevi budur. Birincisi buydu. Çok konuştuk üzerinde fazla ileri gitmemize gerek yok. Biz namaz kılanlardan değildik, ehli salat değildik. Namazın, kişinin Allah ile olan açısını ifade ettiğini belirtti. Kısaca örnek verdi. Namaz insanın Allah’la olan diyalogunun en canlı göstergesidir. Ondan daha pratik bir gösterge yoktur. Namaz bunun en canlısıdır.

الصَّلَاةُ مِعْرَاجُ الْمُؤْمِن

  • Namaz,müminin miracıdır.”10

Denilmesinin sebebi de işte budur.

HUZURA KABUL EDİLİŞ:

Her namaz ile ilahi bir vuslat vardır. Bu çok büyük bir şereftir. Bunun hamdü senasını çok yapmak lazım. Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah’a ki beni namaza kabul buyurdu. Bana namazı müyesser kıldı. Çünkü namaz kabuldür. Eğer namaz kılabildiysen kabul edilmişsin demektir. Büyük bir lutuftur. Rabbimize şükürler olsun diyeceğiz. Çünkü bir müminin hayatında bu günde beş defa gerçekleşir.

إِنَّ الصَّلاةَ كانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتاباً مَوْقُوتاً

  • Çünkü namaz, müminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.” 11

Bu vakitler erdem vakitleridir. İnsanın yıldızının doğduğu vakitlerdir. Yıldızımızın doğduğu yolumuzun açıldığı, kapımızın açıldığı, buyur edildiğimiz, ezel sultanı seni bekliyor. Ey falan seni kabul etmek üzere hazır ve nazır. Haydi gel sende hazır ve nazır ol. İki nazır bir makamda muntazır. O onu, o onu bekliyor, o ona o ona nazar ediyor. Bu, ne büyük bir şereftir. Yüceler yücesine hamdolsun.

2. SEBEP: İkinci açı, mahlûka yöneliktir.

التَّعْظِيمُ لِأَمْرِ اللَّهِ şeklindeki Allah açısından, Allah’ın emrine, buyruklarına tazim açısından bahsedildi.

MAHLÛKATA ŞEFKAT:

وَالشَّفَقَةُ عَلَى خَلْقِ اللَّهِ Mahlûkata şefkat ikinci açısıdır. Kul iki kanatlıdır. İkinci kanadı da budur. Bu da miskinlerin korunması, onların sırtının pek tutulması, onlara acı çektirmemek şeklinde gerçekleşir. Onların yüreği zaten acılarla dolu, onların gönlü zaten kırık, dolayısıyla onları görüp gözetmek sırtı pek olan, karnı tok olanlara vaciptir. İşte biz bunu da yapmadık diyorlar. Tabiri caizse bunlar hergele sürüsüne benziyorlar. Bizde hergelenin teki derler. Bu aslında kaba bir söz değildir ama birilerine göre kaba olabilir.

أُولئِكَ كَالْأَنْعامِ

  • İşte bunlar hayvanlar gibidir.”12

Allah’ın bu buyruğunun topluma yansımasından ibarettir. Bu kaba bir söz değildir. Allah onlara sığır gibi demiştir. O da hergele demiş ne çıkar ki ikisi de aynı kapıya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu hergele sürüsü dediğimiz enam cinsi sadece yemektedir. Siz hiç merkebin çayırlığa salındığı zaman sana bakıp sen de buyur dediğini gördünüz mü? O zaman o merkebi “Beni de kendine benzetti, ot yemeye davet etti” diye öldürürsün. Zaten etmez. Yani onlara en yüksek gıdaları verseniz sizi çağırmaz. Sizin o gıdalara ortak olmanızı istemez. Çünkü o enamdır, hayvandır. Hayvan başkasının ortak olmasını istemez. İşte bunlarda كَالْأَنْعامِ olduğu için fakiri fukaraya hiç düşünmediler, sofralarına çağırmadılar, yedirip içirmediler. Demek ki sığır sürülerinin bir özelliği de kendilerinin yiyip içmeleri bir ikinci bir üçüncüyü çağırmamalarıdır. Hatta bu yırtıcıları belgesellerde görmüyor musunuz? Bir laşeyi, bir leşi buldukları zaman sadece kendilerinin yemesini ister. Ötekilere hırlar. Böyle kavgaları vardır. Hele hele arslan sadece ben yiycem der, benim kalanımı ancak siz yiyebilirsiniz der. Gördünüz mü efendiler, bunlar hayvan sürüsüdür.

CEHENNEM YAKITLARI:

O halde bu cehennemde aslında insan denilen bir varlık yoktur. Burada şeyatin var. Burası,

شَياطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنّ

  • İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık.”13

in makarrıdır. Bu iki yönden iki kanat, miskinlerin gözetilmesi, yedirilmesi, içirilmesi ikinci kanattır. Başkalarına müteaddi iman gerçek imandır. Kabından taşan ve bir başkasına doğru aşan iman müteaddidir. Lazım bana lazım gayri neme lazım. Böyle lazimi bir iman değil müteaddi bir iman nafidir. Başkaları o imandan istifade eder. Bencil değildir. İmanda daima bir taşma, aşma, feveran, daima bir yükselme hareketi vardır. İşte bunun için gerçek iman sahipleri mutlaka bir başkasını düşünür. Nasıl aç mı, tok mu, yedi mi, içti mi, üşüyor mu? Komşusu başta olmak üzere, akaribi yani akrabaları, ülkesini, vatanını, milletini daima düşünür. Düşünmüyorsa onun imanı, eğer müminlik dava ediyorsa, kendinden menkuldür. Kerameti kendinden menkul şeyhlere benzer. Kendini bilmem ne zannetmiştir. Öyle iman olmaz.

İMANIN YENİLENMESİ:

قُلْ بِئْسَما يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمانُكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

  • Eğer siz müminseniz ne kötü şeyler emrediyor sizin imanınız.”14

Komşunu görmemeyi, miskinleri doyurmamayı emreden bir iman iyi bir iman mıdır? Böyle bir iman olmaz. Bu Cenabı Hakk’ın kınadığı kişilerdir. Bu âyet bölük pörçük imandan, çürük imandan söz ediyor. İman da çürür. Peygamberimiz imanda elbise gibi eskir buyurdu. Aman dikkat edin. Eskitmemeye, pörsütmemeye çalışın. Onu daima yenileyin.

أَن النَّبِي صلى الله عَلَيْهِ وَسلم قَالَ لأَصْحَابه جددوا إيمَانكُمْ قَالُوا كَيفَ نجدد إيمَاننَا قَالَ قُولُوا لَا إِلَه إِلَّا الله وَهِي لَا يعدلها شَيْء فِي الْوَزْن فَلَو وزنت بالسموات وَالْأَرْض15

Bunlar kitaplarda yazılı, çizili var. İkincisi buydu. Peki bu adamlar ne yedirmişler, ne içirmişler. Varlılklara karşı bir açılımları yok. Hele hele miskin diyarına açılan bir yolları, kapıları yok. Tamamen o diyara pencereler, bacalar duvarlarla örülmüş. Utanç duvarları var. Ayırmışlar onları insan saymamışlar, insan görmemişler. Halbuki insan esas onlardır. Kendileri hayvandır. Dünyanın böyle cilveleri vardır. Bilir kişiler ve yaşamış kişiler derler ki: Delilerin diyarına gittik, baktık ibret alalım diye. Bizi görünce delilere bakın delilere dediler. Mazhar Osman’ın diyarında mazhar olmuş kişiler bunlar diyorlar. Gördünüz mü? İşte böyledir. Onlar, o insanlara hayvan diyorlar.Gavurlar, buna benzer bir film yapmışlardı, Maymunlar Cenneti diye. Adını da Cennet koymuşlar. Maymunlar güya tam tersine bizim yerimizi almışlar. Soylu varlıklarmış. Biz pörsümüş, ne idüğü belirsiz, tuhaf yaratıklarmışız. Aklı ermezlerdenmişiz. İnsanları hayvan yerine kullanıyorlar. İşte onun gibi birşeydir. Adamlar bunu yapmışlar. Allah korusun. B ir maymunun insanın yerini alması mümkün müdür? Yüce Allah buna izin verir mi? Onun aklı buna ermez.



ALLAH’IN HALİFESİ İNSAN:

İnsanı evirip çevirecek bir başka mahlûk yaratılmadı. O zekâ onlarda yoktur. Allah insanı lider kıldı. Bu kâinatın sahibi, yöneticisi, Allah namına insandır. Bir ikinci başka varlık yoktur. Ötekiler yönetilenlerdir. Daima insana tabidirler. Belki zarar verirler ama dizginleri ele alıp da insanları yönetmeleri hâşâ ve kella mümkün değildir. Ama şu olur. İnsan kendine bakarak, kendi programını keşfederek, bir başka mekanik varlık yapabilir, buna benzer türden, insanın eliyle yaptığı ki o el yedullahın elinin altındadır. O yedin altında insan eli vardır, onun üzerinde yedullah vardır. O el ile yaptıysa

جَزاءً بِما كانُوا يَعْمَلُونَ

  • Hiç kimse yapmakta olduklarına karşılık olarak...”16

işte o zaman insana belki külahı ters giydirecek şekilde oluşum meydana gelebilir.

İNSAN TASLAKLARI:

İnanıyorum ki kıyamete doğru kıyamet bu türlü ne idüğü belirsiz insan taslaklarının ürettiği bu yaratıkların üzerine kapacaktır. Bunların adı nesnastır. İnsan taslağıdır bunlar. Ve ah ben ne yaptım ne ettim diyerek dizlerine vuracak, yüzlerini tokatlayacak, darbedecek ve nedamet duyacaklardır. İşte bu olabilir ama Yüce Allahın yarattığı sınıflar içerisinde hiç bir sınıf insanın önüne geçemez. Bu mümkün değildir. Buna izin verilmez. Bunu da belirtmiş olalım.

Bu adamlarda namaz yok, yedirip içirme gibi sosyal faaliyetler de yok. Allah’la araları da iyi değil. Hiç buluşma oluşmamış. Peki bu adamların işi nedir?



وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الخائضين buradan başlayarak devam edelim.

3.SEBEP: Biz dalıp gidenlerle beraber olur, dalıp giderdik.

أَنَّمَا الْحَياةُ الدُّنْيا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكاثُرٌ فِي الْأَمْوال

  • Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir öğünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir.”17

Oyun ve eğlence, böbürlenme, kibirlenme gidiyor. İşte biz bu türlü oluşumların içinde yer alırdık. Onlarla beraber olurduk. Nerede oyun var eğlence var, mahiyeti bu türdendir, orada mutlaka ön sıralarda yer alırdık. Onlarla dalar gider, oynar giderdik. Kumar mı oynardık. Tavla atıyoruz gel, atalım. Bilmem neyi satıyoruz, gel, satalım. Ne kadar böyle ipe sapa gelmeyen şeyler varsa biz onların içinde yer alırdık.

الخوض الشروع في الباطل ayette geçen الخوض hade خَاضَ yehudu يخوض havden خَوْضًا kelimesindeki خائض haid çoğulu cemi müzekker salim bunun kökeni olan الخوض havz الشروع في الباطل batıla dalmaktır, batıla pervasızca giriş yapmaktır.

ELİMİZDEKİNİ DE SİLİP SÜPÜREN BATIL:

Batıl deyince bütün menhiyyat buraya dâhildir. Allah’ın yasak ettiği her ne var ise bunların hepsi batıl kavramının içindedir. Çünkü hak ben burada yokum der. Hakkın olmadığı bir şey batıldır. İnsanoğlu batılla asla bir yere varamaz. Yani insanlık yönünden kemal bulamaz. Tam tersine batıl insanın elinde avucunda olanı da alır götürür. Hani derler ya insanın bulgur misali olduğunu düşünürsek; gerçek insanda pirinç olmaya bir özenti vardır. Yani daima daha daha şeklinde insan ruhu ekmeliyete doğru bir süzülüş kaydeder. Arzu vardır, himmet vardır, gayret, talep vardır. Tabi ki fıtrat bozulmamış ise. Nefiste ise daha kötüye daha kötüye bir meyil vardır.

وَما أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لَأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ

  • Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç nefis aşırı derecede kötülüğü emreder.”18

NEFİS VE RUH TEKNESİYLE SEYAHAT:

Tabi ki terbiye görmemiş ise. Doğal yapısı böyledir. Negatife devamlı daha daha hiç doymak bilmez. İşte insan bu minval üzere yaratılmıştır. Negatif olanlar tamamen zararadır. İnsanın elinde olanı da alır götürür. Yani bir bulguru örnek verdik ya Tosyaya pirince giderken evdeki bulguru da kaybedersin cinsinden. Nefis yönünden gidersen Tosyaya giderken evdeki bulguru da kaybedersin. Ama ruh yönü ile gidersen Tosya’ya değil Asya’ya da gidersin. Atalarının makamı olan yere de gidersin. Tanrı dağının olduğu yere varırsın. Onun Kaf ile olan bağı vardır. Ondan sonra




Dostları ilə paylaş:
  1   2   3


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə