Sevgili Dostlar



Yüklə 18,24 Kb.
tarix17.11.2018
ölçüsü18,24 Kb.

Sevgili Dostlar,
Bildiğiniz gibi, 1 Ocak günü başlayarak 31 Aralık günü tamamlanan zaman dilimine bir yıl adı verilmektedir. “Yılbaşı” ya da “yeni yıl” olarak adlandırılan olay, bir yılın bitmesi ve yeni bir yılın başlaması anlamını içerisinde bulunduran bir durumdur. Miladi 2011 yılının bitip 2012 yılının başladığı 31 Aralık 2011 günü akşamı yılbaşı kutlaması yapacağız. Yılbaşı kutlaması, İsa'nın doğumunun, Hıristiyan kültürü tarafından kutlanmasından çok daha farklı bir kutlamadır. Noel ve yılbaşı kutlamasının birbirine karıştırılmaması gerekmektedir.

Noel kutlamalarının saf dini inanca sonradan katılan bir bidat olduğu iddia edilir. Bu iddialara göre Antik çağlardan beri kutlanagelen Pagan kış festivalleri ile Roma'da yayılmış Mitraizm'in kış festivalleri olan Yule ve Saturnalia’daki uygulamalar Noel'in kökenini teşkil etmektedir. Roma İmparatorluğu'nda ise 25 Aralık, güneş tanrısının doğum günü olarak kabul ediliyordu. Roma halkı Hıristiyanlıktan önce büyük oranda putperestti. Meydan Larousse, ‘Noel’ maddesinde şu şekilde açıklanmaktadır: “Milattan önce güneşe tapan putperestler, tanrı saydıkları Güneş’in her gün biraz daha erken kendilerini terk etmesine üzülürlerdi. 25 Aralık’ta günler tekrar uzamaya başlayınca, Güneşin kendileri ile kalmaya razı olduğuna sevinerek kutlamalar yaparlardı.”

Hıristiyanlara 300 yıl kadar süren baskıların ardından Roma İmparatoru Büyük Konstantin, M.S. 313 yılında Hıristiyanlığı kabul etti ve Roma'da Hıristiyanlığa diğer dinlerle birlikte resmen izin verdi. Zamanla Hıristiyanlık Roma İmparatorluğu'nda en yaygın din haline geldi. Noel, Hıristiyanlıkta İsa'nın doğum günü olarak kutlanılır. İsa (d. M.Ö. 8-2 - ö. M.S. 29-36), Hıristiyanlıktaki temel figürdür. İslamiyet'e göre peygamberdir. Doğum ve ölüm tarihleri ile ilgili olarak kimi tarihçiler ve araştırmacılar farklı görüşler belirtirler. Roma İmparatorluğu'nda İsa'nın doğumu anısına kutlanan bayramlarla ilgili en eski tarih olarak, 325 ve 336 tarihleri söz konusu edilmektedir. Buna göre Noel bayramı İmparator Büyük Konstantin'in saltanatının sonundan itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Bu İznik'te yapılan Birinci Konsül (325) tarihi ile örtüşmektedir. M.S. 354 yılında Papa Liberius, 24 Aralık'ı 25 Aralık'a bağlayan geceyi İsa'nın doğum günü yıldönümü olarak ilan etmiştir.

Günümüzün Noel kutlamaları Hıristiyan ülkelerde oldukça renkli geçer. Noel hazırlıkları aylar öncesinden başlar. Çocuklar Noel'den uzun zaman önce Noel Baba'ya mektuplar yazarak istedikleri hediyelerin listesini yaparlar. Kent merkezlerinde ve alışveriş merkezlerinde kurulan temsili Noel Baba kulübelerinde, Noel Baba'nın kendisi ya da elfleri kılığına girmiş görevliler Noel'den önce çocukların isteklerini dinler ve mektuplarını Noel Baba'ya iletmek üzere toplarlar. Noel arifesi gecesi evlerde Noel Baba ve geyikleri için yiyecekler bırakılır. ABD'de yaygın uygulama süt ve kurabiye bırakmaktır. Hıristiyanların İsa'nın doğumunu bekledikleri döneme advent dönemi denir ve 24 penceresi olan advent takvimleri hazırlanır. Bu takvimlerde her pencerenin ardına resimler veya şekerlemeler gizlenir, her gün bir tanesi açılır. Bazı ülkelerde advent mumları yakılır. Noelden önce okullarda İsa’nın doğumunun canlandırıldığı oyunlar sahnelenir. Bu oyunlarda İsa'nın bir ahırda dünyaya gelişi ve doğudan gelen üç müneccimin İsa'ya hediyeler getirmesi canlandırılır. Kiliselerde ve sokaklarda çocuklardan ya da yetişkinlerden oluşturulmuş korolar Noel ilahileri söylerler. İnsanlar Noel'den önceki özellikle hafta sonlarında Noel partileri verirler. Noel ağaçları süslenir, ışıklı ev, bahçe, cadde süslemeleri yapılır. Noel günü Noel Ağacı'nın altına bırakılmış hediyeler alınıp verilir. Küçük çocuklar için dev çorapların içine hediyeler ve şekerlemeler konur. Çocuklara bu hediyeleri Noel Baba'nın getirdiği söylenir. Noel arifesinde Noel Baba'nın gelişi simgesel olarak canlandırılır. [Noel Baba, Noel gecesi çocuklara hediye bıraktığına inanılan efsanevi kişidir. Kökeni, Antalya'nın Kale (Myra) ilçesinde 4. yy'da yaşamış bir 4. yüzyıl Hıristiyan azizi olan Piskopos Nikola'ya dayanır]. Birçok ülkede 25 Aralık öğleden sonrası Noel Yemeği hazırlanır ve aile fertleri masa etrafında bir araya gelirler. Noel Yemeği ülkeden ülkeye farklılık göstermekle beraber en yaygın olanı kızarmış hindi ve sosistir.

Noel şenlikleri sırasında ışık ve süslerle donatılan çam ağacına “Noel ağacı” denir. Günümüzde Noel ağacının Pagan geleneklerinden gelen bir ritüel olduğu bilinmektedir. Yaprak dökmeyen ağaçları ve çelenkleri ölümsüz yaşamın simgesi olarak kullanmak, eski Mısırlıların, Çinlilerin ve Yahudilerin ortak bir geleneğiydi. Avrupalı putperestler arasında yaygın olan ağaca tapınma, Hıristiyanlığı benimsemelerinden sonra, İskandinavyalıların şeytanı korkutup kaçırmak ve Noel zamanında kuşlar için bir ağaç hazırlamak üzere ev ve ambarlarını yılbaşında ağaçlarla donatma geleneği biçiminde sürdü. Almanya'da da kış ortasına rastlayan tatillerde evin girişine ya da içine bir Yule (yeni yıl) ağacı konuyordu.

Günümüzdeki Noel ağacının Almanya'nın batısından kaynaklandığı düşünülmektedir. Ortaçağda Âdem ve Havva'yı canlandıran bir oyunun ana dekoru, cennet bahçesini temsil eden ve üzerinde elmaların bulunduğu bir çam ağacıydı. Almanlar, Âdem ve Havva yortusunda (24 Aralık) evlerine böyle bir cennet ağacı dikerler, üzerine Komünyon'daki kutsanmış ekmeği simgeleyen ince, hamursuz ekmek parçaları asarlardı; bunların yerini daha sonra değişik biçimlerdeki çörekler aldı, ayrıca bazı yerlerde İsa'yı simgeleyen mumlar eklendi. İngiltere'ye 19. yüzyıl başlarında ulaşan Noel ağacı, Kraliçe Victoria'nın eşi Alman Prens Albert'in desteği ile bu yüzyılın ortalarında yaygınlaştı. O dönemde Noel ağaçları, dallarına kurdele ve kâğıt zincirlerle asılmış mum, şekerleme ve keklerle süsleniyordu. Göçmen Almanların Kuzey Amerika'ya 17. yüzyılda götürdükleri Noel ağacı, 19. yüzyılda moda oldu. Gelenek Avusturya, İsviçre, Polonya ve Hollanda'da da yaygındı. Japonya ve Çin'e 19. ve 20. yüzyılda Amerikalı misyonerlerin tanıttığı Noel ağaçları ince işlenmiş kâğıt süslerle donatılmaya başlandı.

Hıristiyanların İsa'nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramı, çok eski Türklerin yeniden doğuş bayramıdır. Türklerin, tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yerin göbeği sayılan yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor. Bunun tepesi, gökyüzünde oturan Tanrı Ülgen'in sarayına kadar uzanıyor, buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz. Ülgen, insanların koruyucusu, sakallı ve kaftan giymiş olarak sarayında oturuyor; geceyi, gündüzü, güneşi yönetiyor. Türklerde güneş çok önemlidir ki inançlarına göre; gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gündüz geceyi yenerek zafer kazanıyor. Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor Türklerde. Bayramın adı Nartugan (nar=güneş, tugan, dugan=doğan). Güneşin zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar. Güneşi geri verdi diye Ülgen' e dualar ediyorlar. Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına bantlar bağlayarak Tanrıdan o yıl için dilekler diliyorlar. İnanca göre bu dilekler muhakkak yerine geliyormuş. Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar. Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar. Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme. Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş. Akçam ağacı yalnız Orta Asya'da yetişiyormuş. Filistin'de bu ağacı bilmezlermiş. O yüzden bu olayın Türklerden Hıristiyanlara geçtiği ve bunu da Hunların Avrupa'ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor. İsa'nın doğumu ile hiç ilgisi yok. Doğum, güneşin yeniden doğuşudur.

Ne kadar ilginç değil mi? Batı, en büyük bayramını göçebe, ilkel olarak tanımladığı Türklerden yürütmüş.

Yılbaşını doyasıya kutlamanız; yeni yılda sağlığınızın, mutluluğunuzun ve başarılarınızın en iyi olması dileklerimle en içten sevgilerimi ve saygılarımı sunarım…

Dr. Mustafa ALTINIŞIK

DÜŞÜNÜRKEN BULDUM KAYAYI

Düşünürken buldum kayayı.

Otlarla konuşmaktan geliyordum.

Ölü bir yaprak, adını unutmuş bir sokak, sav dolu bir tümce, suçlu bir ırmak,

bir de partal bir kuş yürüyorduk.

Bir atlıkarıncaydı yaşamak, onu yürüyorduk.

Bilirim sözcüklerin ulaştığı yere hiçbir şey erişemez.

İsa ile Karahisari'nin gömlekleri dikişsizdi.

Sözcükler bunu gördü.

(Ey görünmezlik! Elimden tut.

Gecede sözcüklerin ağırlığı daha bir artıyor.

Ve...


- Yazık, tümcemi tamamlayamayacağım. -)

Anlamdan hep kuşku duydum.

Evler odalardı, unuttum.

Dünya ki varlığının ayırdında değildir.

Trenler geçer yüzünden: Kendini varsayar.

Her şey, her şey konuşur evrende.

Evler, çocuklar, nehirler, coğrafya.

Nehirlerin vakti olmadığını okudum.

Coğrafya adına sevinmemiştir.

Anlam sıkıcıdır.

Günde üç kez aynada kendine bakar.

Yalnızlık saçar.

Anlamla ev yapılmaz.

Anladım ama yalnızlığım sürüyor.

Düşüncelerim yok benim.

Kaya bilir kaya olduğunu, ben bilmem.

Anladığımda yitirdim şiirimi.

O gün bugün bir akarsu gibi kocadım.”



İlhan Berk

Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə