Aseksüalite ve hiperseksüelite: Temel kavramlar



Yüklə 79,01 Kb.

tarix26.11.2017
ölçüsü79,01 Kb.


Aseksüalite ve hiperseksüelite: Temel kavramlar

Cinselliğe  atfedilen  önem,  yıllar  boyunca  insanların 

seks yapma nedenlerinin tartışılmasına, kategorize edilme 

ve önceliklendirme çabalarına yol açmıştır. Cinsel haz, ra-

hatlama isteği ve üreme cinselliğin yaşanmasında neden 

olarak kabul görmektedir (1). Cinselliğe bakış cinsiyetlere 

göre  farklılık  göstermektedir.  Leigh,  erkeklerin  cinselliğe 

daha  çok  yalnızca  cinsel  haz,  zafer  ve  rahatlama  olarak 

anlam yüklediğini, kadınların ise duygusal yakınlığın ifade 

biçimi olarak gördüğünü saptamıştır. Ayrıca kadınların cin-

sellikten kaçınma nedenlerinin sekse karşı ilginin olmama-

sı, seksten hoşlanmama ve gebe kalma korkusu olduğu, 

erkeklerin  kaçınma  nedeninin  ise  HIV  bulaşma  korkusu 

olduğu belirlenmiştir (2). Meston ve Buss seks yapma ne-

denlerini fiziksel haz, aşkın ifadesi, partnerin cinsel isteği, 

partnere  duyulan  saf  cinsel  istek,  merak,  kutlama,  fırsat, 

ilişkinin  derinliğini  arttırmak  ve  kontrol  edilemeyen  du-

rumlar olarak dokuz kategoride incelemiştir (1).

Cinselliğin geniş demografik yapısını araştıran çalışma-

lar; cinsel arzu, cinsel kimlik ve cinsel davranışın faklı anla-

yışlar ile sunumunu sağlamaktadır. Bu bağlamda cinselliğe 

atfedilen  değerin  kişiden  kişiye  değiştiği  görülmektedir. 

Bu derlemede cinsel arzu/davranış bozukluklarının iki ayrı 

kutbu  olan  aseksüalite  ve  hiperseksüelitenin  tartışılması 

amaçlanmıştır.

Aseksüalite

Aseksüalite; kişinin her iki cinse karşı da hiçbir cinsel 

istek ya da cazibe duymamasıdır. Son on yılda bilimsel ve 

popüler literatürde giderek daha fazla ele alınması dikkat 

çekmektedir  (3,  4).  En  yaygın  sosyal  varsayımlardan  biri 

tüm insanların cinsel arzuya sahip olduğudur. Ancak cin-

sellik ve cinsel kimliğin sosyal yapıları tartışılırken, cinsellik 

arzusu/davranışı olmayan bireylerin literatürde yeterli ta-

nımlanmadığı görülmektedir (5). 

Tarihsel süreçte; kadın ve erkek seksüel davranışlarının 

araştırıldığı çalışmalarda, homoseksüel veya heteroseksü-

Öğr. Gör. Meltem Aydın Beşen

1

, Doç. Dr. Ergül Aslan

2

1

Mersin Üniversitesi, Sağlık Yüksekokulu;

2

İstanbul Üniversitesi, Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi

el davranışların dışında yeni bir kategori olduğu belirtilmiş 

ve 1948’de bu kategori (kategori X) “bireyin hiçbir sosyo-

seksüel temas veya tepkisinin olmaması” olarak tanımlan-

mıştır.  Kinsey  ve  ark.’nın  yaptığı  çalışmada  evli  olmayan 

erkeklerin %3-4’ünün kategori X’de yer aldığı, evlilerin ise 

bu davranışı göstermediği bildirilmiştir (6). Aynı araştırma-

cının 1953’te 20-35 yaş arası kadınlarla yaptığı çalışmada 

ise, evli olmayan kadınların %14-19’unun, evli olanların da 

%1-3’ünün aseksüel özellik gösterdiği saptanmıştır (6).

Konu  1970’lerde  dikkat  çekmesine  rağmen,  araştır-

macılar tarafından derinlemesine ele alınmamıştır. İlk kez 

“aseksüalite”  terimi,  aseksüel  kadınların  mektuplarından 

oluşan bir magazin dergisinin editörü Johnson tarafından 

kullanılmıştır ve “otoerotik kadın” ile arasındaki farka dik-

kat çekilmiştir. Aseksüel kadın hiçbir seksüel arzuya sahip 

değilken, otoerotik kadın bu hisleri tanımakta, ancak onları 

yalnız yaşamayı tercih etmektedir (3, 6, 7). 

Akademik  literatürde  ilk  tanımlayanlardan  biri  olan 

Stroms 1979’da, Kinsey ve ark.’nın tanımladığı heterosek-

süalite ve homoseksüalite kavramlarına, biseksüaliteyi ve 

aseksüaliteyi eklemiştir. Geliştirdiği modele göre; hetero-

seksüel  bireyler  çoğunlukla  karşı  cinse,  homoseksüeller 

kendi  cinsine,  biseksüeller  her  iki  cinse  cinsel  ilgi  duy-

makta, aseksüeller ise hiçbir cinse karşı cinsel istek duy-

mamaktadır (3, 6-8). Ayrıca aseksüel birey bu durumdan 

rahatsızlık hissetmemektedir (4, 6).

Bir  cinsel  kimlik  olarak  bildirilen  aseksüalite  olguları 

(3), günümüz kliniğinde ise cinsel işlev bozuklukları kap-

samında incelenmektedir. DSMV’te, “Kadında cinsel ilgi/ 

uyarılma bozukluğu (KCİUB)” ve “Erkekte düşük cinsel is-

tek bozukluğu (EDCİB)” olarak ayrı ayrı ele alınmıştır. KCİ-

UB; cinsel ilgi/uyarılmanın yokluğu ya da az olması, ED-

CİB; cinsel içerikli düşüncelerin ya da düşlemlerin ve cinsel 

etkinlik için isteğin, sürekli ya da yineleyici olarak az olması 

ya da olmaması olarak tanımlanmış ve her birinin tanı öl-

çütleri belirtilmiştir (Tablo1, Tablo 2) (9).

KADIN CİNSEL SAĞLIĞI

Derleme

304



Aseksüalitenin  tanımlanması  ile  birlikte  sorulan  en 

önemli soru “prevalansı nedir?” olmuştur. Kişinin aseksü-

el olması beklenebilir ancak yaşam boyu aseksüalite çok 

nadir  rastlanmaktadır.  Bogaert’in  geniş  ölçekli  çalışma-

sında  (n:  18450)  aseksüalitenin  prevalansı  %1,05  olarak 

belirtilmiş  ve  bu  bireylerin  genel  profili  sorgulanmıştır. 

Aseksüel bireylerin seksüel bireylere göre, daha ileri yaşta, 

çoğunlukla kadın, daha düşük eğitim ve sosyo-ekonomik 

düzeyde ve kısa süren ilişkilerinin olduğu bildirilmektedir 

(3). Ayrıca ilk cinsel deneyim yaşı, partner sayısı ve seksü-

el  sıklık  açısından  değerlendirildiğinde,  aseksüel  bireyle-

rin ilk deneyim yaşının daha yüksek, partnerlerinin daha 

az sayıda olduğu ve cinsel ilişkiye daha seyrek girdikleri 

saptanmıştır (3, 10). Poston ve Baumle (11) ise yaptıkları 

çalışmada; yaşamları boyunca hiç cinsel ilişkide bulunma-

yanların oranını kadınlarda %6, erkeklerde %5 ve kendi cin-

sel çekimlerinden emin olmayanların oranını ise %1 olarak 

bildirmektedir.

Brotto  ve  ark.,  (12)  seksüel  bozukluğa  sahip  kişilerle 

yaptığı çalışmada psikopatolojiyi belirlemeyi amaçlamış-

tır. Erkek katılımcıların %80’i, kadın katılımcıların ise %73’ü 

aseksüel  olduklarını  belirtmiş  ve  %85’i  bu  durumdan  ra-

hatsızlık duymadığını bildirmiştir. Yaşam boyunca en uzun 

süren ilişki süresini; erkekler bir yıldan az, kadınlar 1-5 yıl 

arasında olduğunu ifade etmişlerdir. Erkeklerin %7’si, ka-

dınların %43’ü asla mastürbasyon yapmadıklarını ve hiçbir 

zaman cinsel fantezi kurmadıklarını (erkekler: %32, kadın-

lar: %64) belirtmiştir. Ayrıca aseksüel bireyler kendi ifade-

lerinde; “aylık hormonal ve menstrüal siklusun düzenli de-

vam ettiğini, zaman zaman tahrik olma hissinin olduğunu, 

ancak bunun herhangi birine karşı olmadığını”, “herhangi 

bir ilişkide birlikte güzel vakit geçirmenin ve ona dokun-



Tablo 1. 

Kadında cinsel ilgi/uyarılma bozukluğu- DSM V (9)

A. 

Aşağidakilerden en az üçü ile kendini gösteren, cinsel ilgi/uyarilmanin yokluğu  



 

ya da belirgin olarak az olmasi:

A.1.  

Cinsel etkinliğe karşi ilgisizlik ya da çok az ilgi gösterme



A.2. 

Cinsel içerikli düşüncelerin ya da düşlemlerin olmaması ya da çok az olması

A.3. 

Cinsel etkinliği başlatmama ya da çok az başlatma, eşinin başlatma girişimine  



 

karşılık vermeme

A.4. 

Her iki cinsel karşılaşmada ya da neredeyse her cinsel karşılaşmada, cinsel  



 

etkinlik sırasında, cinsel coşku/hoşlanma olmaması ya da çok az olması

A.5. 

Içten ya da dıştan gelen hiç bir cinsel imgeye karşı cinsel ilgi/uyarılmanın  



 

olmaması ya da çok az olması

A.6. 

Her cinsel karşılaşmada ya da neredeyse her cinsel karşılaşmada, cinsel etkinlik  



 

sırasında, cinsel organlarda ya da cinsel organların dışında bir duyum olmaması  

 

ya da çok az olması



B. 

A tanı ölçütündeki belirtiler, en az, yaklaşık altı aydır sürmektedir

C. 

A tanı ölçütündeki belirtiler, kişide, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya neden olur



D. 

Bu cinsel işlev bozukluğu, cinsel kökenli olmayan bir ruhsal bozuklukla daha  

 

iyi açıklanamaz ya da ağır bir ilişki bozukluğundan ya da gerginlik yaratıcı  



 

önemli başka etkenlerden kaynaklanmamaktadır ve bir maddeye/ilaca ya da  

 

başka bir sağlık durumuna bağlanamaz.



Tablo 2. 

Erkekte düşük cinsel istek bozukluğu - DSM V (9)

A. 

Cinsel içerikli düşüncelerin ya da düşlemlerin ve cinsel etkinlik için isteğin,  



 

sürekli ya da yineleyici olarak az olması ya da olmaması. Klinisyen, kişinin  

 

yaşı ve yaşamındaki genel ve toplumsal-kültürel durum gibi cinsel işlevselliğini  



 

etkileyebilecek etkenleri göz önünde bulundurarak böyle bir yargıya varır.

B. 

A tanı ölçütündeki belirtiler, enaz yaklaşık aydır sürmektedir.



C. 

A tanı ölçütündeki belirtiler, kişide, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya neden olur.

D. 

Bu cinsel işlev bozukluğu, cinsel kökenli olmayan bir ruhsal bozuklukla daha  



 

iyi açıklanamaz ya da ağır bir ilişki bozukluğundan ya da gerginlik yaratıcı  

 

önemli başka etkenlerden kaynaklanmaktadır ve bir maddeye/ilaca ya da bir  



 

sağlık durumuna bağlanamaz.



KADIN CİNSEL SAĞLIĞI

Derleme

305


manın tadını çıkartmak istediğini, ancak bunun asla cinsel 

amaçlı  olmadığını”  belirtmişlerdir.  Prause  ve  Graham’ın 

(13) kalitatif çalışmasında da benzer ifadeler yer almış ve 

aseksüel bireyler kendilerinde cinsel arzu veya davranışın 

olmadığını ya da çok nadir geliştiğini belirtmişlerdir.

Bogaert (14), birçok çalışma sonucunu dikkate alarak; 

aseksüel  bireylerin  cinsel  fantezilerinde  ve  cinsel  uyarıl-

malarında,  bilinmeyen  kişilerin  veya  hayali  karakterlerin 

yer aldığını, her iki durumda da gerçek yaşam kimlikleri-

nin dışında kaldıklarını bildirmektedir. Bu bağlamda; klinik 

literatürde  parafiliye  benzer  vakaların  olduğunu  ve  bazı 

aseksüel  bireylerin  parafili  kapsamında  değerlendirilebi-

leceğini, ancak daha fazla kanıta ihtiyaç olduğunu belirt-

mektedir.

Amerika  Birleşik  Devleri’nde  bir  üniversite  öğrencisi 

olan  David  Jay,  2001  yılında  Aseksüel  Görüş  ve  Eğitim 

Ağı’nı  (Asexual  Visibility  and  Education  Network-AVEN) 

kurarak,  aseksüellerin  uluslararası  boyutta  birleşmesinde 

öncü olmuştur. Önceleri sadece üniversitede popülerliği 

olan  AVEN,  kısa  zamanda  hızla  üye  toplamış,  yerel  top-

lantılar düzenlemiş ve medyayı bu konuda bilgilendirme 

görevi üstlenmiştir (4, 10). 

Aseksüel  topluluk,  bu  kavramın  cinsel  işlev  bozuk-

lukları  kapsamında  değerlendirilmesinin  yanlış  olduğunu 

bildirmektedir. Aseksüalitenin, KCİUB/EDCİB ile benzerlik-

lerinin olduğu kabul görmekle birlikte, farklılıkların da ol-

duğuna dikkat çekilmektedir. Cinsel işlev bozukluğu klinik 

açıdan belirgin bir sıkıntıya ve kişiler arası zorluğa neden 

olmasından dolayı kişi bundan rahatsızken, aseksüel birey 

bu  durumundan  şikayetçi  değildir  ve  bunun  bir  yönelim 

olduğunu  düşünmektedir.  Aseksüel  bireyin  hayat  boyu 

cinsel arzu/davranışı yoktur ya da çok azdır. Ancak buna 

karşılık  KCİUB/EDCİB’a  sahip  hastalar  yaşamlarının  belli 

döneminde  bu  sorunu  yaşamakta  ve  bundan  kurtulmak 

için çözüm arayışına gitmektedir (15, 16). 

Storm  ve  Bogaert  aseksüaliteyi  cinsel  istek  üstünden 

tartışırken,  diğer  araştırmacılar  cinsel  davranış  olarak  da 

tartışmıştır.  Davranışsal  tanıma  odaklanan  araştırmacılara 

göre aseksüalite; az ya da hiç cinsel davranışın olmayışı ile 

ilgilidir. Paralel olarak AVEN, önceki yapılan tanımları geniş-

letmiş, cinsel çekimin olmamasının yanı sıra, ‘her aseksüel 

kişi cazibe ve uyarılma yaşayabilir” demiştir. Aseksüalite-

nin kavram kargaşası devam etmekle birlikte, son yıllarda 

cinsel  arzunun  azalması  ya  da  olmamasına  değil,  cinsel 

davranışa odaklanılmaktadır (7, 12). Ayrıca aseksüalite kli-

nikte  cinsel  işlev  bozukluğu  kapsamında  ele  alınırken,  li-

teratürde KCİUB/EDCİB ile aseksüalite arasında kavramsal 

köken farklılıklarının olduğu da tartışılmaktadır (15, 16).



Tablo 3. 

Hiperseksüel bozukluk tanı ölçütleri - DSM V (17,19)

A.1.  

Cinsel fantezi ve dürtüler ve cinsel davranışları planlama ve uygulamaya yönelik  



 

aşırı zaman harcamak

A.2. 

Hoşa gitmeyen duygu durumlarına (örn. kaygı, depresyon, sıkıntı, (irritabilite)  



 

tepki olarak tekrarlayan biçimde cinsel fantezi, dürtü ve davranışlara yönelmek.

A.3. 

Strese yol açan gelişmelere tepki olarak tekrarlı bir biçimde cinsel fantezi, dürtü  



 

ve davranışlara yönelmek.

A.4. 

Bu cinsel fantezi, dürtü ve davranışları kontrol etmek veya kayda değer biçimde  



 

azaltmaya yönelik tekrarlayan başarısız çaba ve girişimler.

A.5. 

Kendisinin veya başkalarının fiziksel veya duygusal zarar görme riskini göz ardı  



 

eden biçimde tekrarlayıcı cinsel davranışlara yönelmek.

B. 

Sosyal, mesleki veya diğer önemli işlev alanlarında, bu cinsel fantezi, dürtü ve  



 

davranışların sıklık ve yoğunluğuyla ilintili, klinik anlamda kayda değer kişisel  

 

sıkıntı veya bozukluk söz konusudur.



C. 

Bu cinsel fantezi, dürtü ve davranışlar herhangi bir maddenin (örn. uyuşturucu  

 

veya ilaç) veya manik nöbetlerin direkt psikolojik etkilerinden kaynaklanmaz.



D. 

Kişi en az 18 yaşındadır.

Belirtiniz:

• 

Mastürbasyon



• 

Pornografi

• 

Yetişkinlerle Cinsel ilişki



• 

Siber Seks

• 

Telefon Seksi



• 

Striptiz Kulüpleri

• 

Diğer…


KADIN CİNSEL SAĞLIĞI

Derleme

306


Hiperseksüelite 

Geçmişte  genellikle  ağır  tıbbi  bozukluklar  ya  da  kafa 

travması,  nörolojik  hastalıklar,  beyin  tümörleri  gibi  pato-

lojilerin  sonucu  olarak  incelenen  aşırı  seksüel  davranışa 

ilişkin ilk yazılı bilgiler, 1700’lü yılların ikinci yarısında Ben-

jamin  Rush’a  aittir  (17,  18).  Ancak  son  10-20  yılda  hızla 

gelişen teknoloji, yaygınlaşan internet ve medya uygula-

maları, artan refah düzeyi nedeniyle kişilerin hazza ve do-

yuma  odaklı  aktivitelere  daha  çok  zaman  ayırabilmeleri, 

telekomünikasyon  ve  bilgi  çağının  getirdiği  yeni  yaşam 

tarzları, ilişki kurma ve cinsel davranış biçimleri, yeni so-

runlar ortaya çıkarmış ya da geçmişte de var olan sorunlar 

konusunda farkındalık yaratmıştır (19).

Hiperseksüelite olguları ilk kez DSM-IV’de “başka tür-

lü adlandırılamayan cinsel işlev bozuklukları” kapsamında 

ele alınmıştır ve bu bozukluğa özgü tanı ölçütleri tanımlan-

mamıştır (20). DSMV’te ise “hiperseksüel bozukluk” olarak 

adlandırılarak  cinsel  disfonksiyonlara  eklenmiş  olup,  tanı 

ölçütleri  ve  alt  belirleyenleri  ayrıntılı  olarak  tanımlanmış-

tır (Tablo 3). Bu ölçütlerden en az 4’ü veya daha fazlasıyla 

ilintili, en az 6 aylık bir süre boyunca, tekrar eden ve yo-

ğun cinsel fanteziler, cinsel dürtüler ve cinsel davranışlar 

olarak tanımlanmıştır (17-19). Rory ve ark.’nın hiperseksü-

el bozukluğu olan hastalarla yaptığı çalışmada, DSM-V’in 

önerdiği tanı ölçütleri ve alt belirleyenlerinin güvenirlik ve 

geçerliliği yüksek bulunmuştur (21).

Olası  kriterlerin  çeşitliliği  nedeniyle,  hiperseksüel  bo-

zukluğun  prevalansını  saptamak  güçleşmektedir.  Hiper-

seksüelite  kriterlerinin  toplanarak  yapıldığı  çeşitli  epide-

miyolojik  çalışmalarda,  oran  tüm  popülasyonda  %3-6 

olarak bildirilmekle birlikte, herhangi bir ulusal veya büyük 

veri tabanlı çalışma yoktur (18, 22).

Hiperseksüelite etiyolojisi, psikolojik ve fizyolojik fak-

törleri içeren karmaşık bir mekanizmadır. Frontal lob işlev 

bozukluğu  cinsel  davranış  bozukluklarına  dolayısıyla  hi-

perseksüeliteye  neden  olabilir.  Temporal  lob  patolojileri 

de  hiperseksüelite,  fetişizm,  parafili,  pedofili  gibi  davra-

nış  bozuklukları  ile  ilişkili  bulunmaktadır.  Kafa  travmaları, 

beyin  operasyonları,  frontal  ve  temporal  lob  lezyonları, 

frontal lobotomi, demans, inme, Klüver Bucy sendromu, 

Huntington’s hastalığı, Tourette’s hastalığı, Parkinson has-

talığının  tedavisinde  kullanılan  dopaminerjik  ajanlar  gibi 

birçok fizyolojik nedenler de etiyolojide rol oynar (18, 22-

24).  Nörotransmitter  çalışmalar  ise  serotonin,  dopamin, 

norepinefrin gibi monoaminlerin seksüel davranışları etki-

leyebileceğini belirtmektedir. Ayrıca hiperseksüel hastala-

rın  öyküsünde  amfetamin  ve  kokain  gibi  madde  kullanı-

mı söz konusudur (18, 22). Hiperseksüel bozukluğu olan 

hastaların kişilik özelliklerinin araştırıldığı çalışmada her iki 

cinste de dürtüsellik, stresle baş etmede güçlükler, duygu-

sal düzensizlikler ve özdisiplin eksikliği ilk sırada yer almış-

tır. Kadın hastalar erkeklere göre daha fazla özgüven ek-

sikliği, başkalarına güven duymama, başkaldırı, başarı için 

çabalamama ve heyecan arama özelliği taşımaktadır (24).

Çocuk ve adelösanlarda görülen hiperseksüelite bipo-

lar bozukluğun, cinsel travmanın ya da posttravmatik stres 

bozukluğunun bir sonucu olarak görülebilmektedir. Ayrı-

ca çocukların ebeveyn ya da diğer yetişkinlerden gördü-

ğü veya duyduğu cinsel davranışları taklit ettiği, ailedeki 

stresten, şiddetten veya aşırı cinsel uyarıcılardan (örn. bir-

likte banyo yapmak, çıplak dolaşmak vb.) dolayı çocukta 

cinsel  davranış  bozukluğu  gelişebileceği  bildirilmektedir 

(26).  Bazı  teorisyenlere  göre  hiperseksüelite,  yeme  bo-

zuklukları  gibi  hastalıklara  yol  açan  duygudurum  bozuk-

luklarının bir sonucudur. Bazılarına göre ise dürtü kontrol 

bozukluğu olarak kavramsallaştırmak en iyisidir (18).

Hiperseksüelitenin kompleks bir hastalık olduğu açıktır. 

Altta yatan bir hastalığa bağlı durumlarda, etyolojinin belir-

lenmesi ve buna yönelik tedavi uygun yaklaşımdır. Ayrıca 

sağaltımda nüks önleme tedavisi, psikodinamik psikoterapi 

ve psikofarmakolojik tedavi dahil olmak üzere bir çok te-

davi  yaklaşımları  yer  almalıdır  (18).  Farmakolojik  ajanların 

kullanımında birincil amaç dürtüselliğin azaltılmasıdır. An-

tiandrojenler,  östrojen,  gonadotropin  releasing  hormon 

(GnRH)  analogları  ve  serotonerjik  vb.  birçok  farmakolojik 

ajan hiperseksüelite tedavisi için incelenmiştir. Erkek hasta-

ların tedavisinde kullanılan antiandrojenler, testosteron se-

viyesini azaltarak cinsel işlevselliği bozmakta ve hipersek-

süel davranışları ortadan kaldırmaktadır (18, 23, 27). Ayrıca 

östrojenler, hiperseksüel davranışların tedavisinde sık kul-

lanılmamakla  birlikte  çözüm  olabilmektedir.  Kadınlarda 

ise GnRH analogları, folikül stimüle edici hormon (FSH) ve 

luteinizing hormon (LH)’u uyararak östrojeni yükseltmekte 

ve testosteronu düşürmektedir. Ayrıca gonadotropin salgı-

latıcı hormon-GRH (löprolid asetat)’un hiperseksüel davra-

nış ve parafili tedavisinde etkin olduğu bildirilmektedir (18, 

23).  Farmakolojik  olmayan  tedavide  ise  özellikle  bilişsel-

davranışsal terapi, kabul ve kararlılık terapisi, 12-adım prog-

ramı, çift terapisi ve nörofeedback etkin olmaktadır (28).

KADIN CİNSEL SAĞLIĞI

Derleme

307



Hiperseksüel bozukluk, korunmasız cinsel ilişki, güven-

li  olmayan  cinsel  davranışlar,  paralı  seks  gibi  birçok  riskli 

davranışı  beraberinde  getirebilmektedir.  Hiperseksüel  bi-

reylerin çoğunluğunda, sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi, 

kumar, madde ve ilaç bağımlılığı gibi diğer riskli davranışlar 

da bulunduğunu bildirilmektedir (17, 18). Ayrıca hastaların, 

HIV başta olmak üzere cinsel yolla bulaşan hastalıklar yö-

nünden de yüksek risk taşıdığı bilinmektedir (18).

Sonuç olarak, cinsel arzu/davranış aşırılığı olan hiper-

seksüelite  ve  hiç  cinsel  arzu/davranışın  olmadığı  asek-

süalite  konusunda  cinsel  sağlığın  yükseltilmesi,  yeni 

önerilerin  getirilebilmesi  ve  daha  geniş  bir  perspektifle 

incelenebilmesi  için  daha  fazla  literatür  bilgisine  ihtiyaç 

olduğu düşünülmekte ve özellikle prevalans, etyoloji, sos-

yal ilişkiler ve yaşam kalitesi yönünde araştırma yapılması 

önerilmektedir.



1.  Meston CM, Buss DM. Why humans have sex. Arch Sex Behav 2007; 36: 

477–507.

2.  Leigh BC. Reasons for having and avoiding sex: gender, sexual orienta-

tion, and relationship to sexual behavior. The Journal of Sex Research 

1989; 26(2): 199-209.

3.  Bogaert AF. Asexuality: Prevalence and associated factors in a national 

probability sample. The Journal of Sex Research 2004; 41(3):279-287.

4.  Yule MA, Brotto LA, Gorzalka BB. Biological markers of asexuality: hand-

edness, birth order, and finger length ratios in self-identified asexual 

men and women. Arch Sex Behav 2013; 42(8): 1615-25.

5.  Scherrer KS. Coming to an asexual identity: negotiating identity, negoti-

ating desire. Sexualities 2008; 11(5): 621–641.

6.  Houdenhove EV, Gijs L, T’Sjoen G, Enzlin P. Asexuality: few facts, many 

questions. Journal of Sex & Marital Therapy 2014; 1: 1-18.

7.  Chasin CJD. Theoretical issues in the study of asexuality. Arch Sex Behav 

2011; 40: 713–723.

8.  Storms MD. Theories of sexual orientation. Journal of Personality and 

Psychology 1980; 38(5):783-792.

9.  Amerikan  Psikiyatri  Birliği:  Psikiyatride  Hastalıkların  Tanımlanması 

Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı. Beşinci Baskı, (DSM-

V-TR). Köroğlu E (Çeviren), Ankara: Hekimler Yayın Birliği, 2013: 208-211.

10.  Carrigan M. There’s more to life than sex? Difference and commonality 

within the asexual community. Sexualities 2011; 14(4): 462–478.

11.  Poston DL, Baumle AK. Patterns of asexuality in the United States. De-

mographic Research 2010; 23(18): 509-530.

12.  Brotto LA, Knudson G, Inskip J, Rhodes K, Erskine Y. Asexuality: a mixed-

methods approach. Arch Sex Behav 2010; 39: 599–618.

13.  Prause  N,  Graham  CA.  Asexuality:  classification  and  characterization. 

Arch Sex Behav 2007; 36: 341–356.

14.  Bogaert  AF.  Asexuality  and  autochorissexualism  (identity-less  sexual-

ity). Arch Sex Behav 2012; 41:1513–1514.

15.  Hinderliter A. How is asexuality different from hypoactive sexual desire 

disorder?. Psychology & Sexuality 2013; 4(2): 167-178.

16.  Brotto LA. The DSM diagnostic criteria for hypoactive sexual desire dis-

order in women. Arch Sex Behav 2010;39(2):221-39

17.  Kafka MP. Hypersexual disorder: a proposed diagnosis for DSM-V. Arch 

Sex Behav 2010; 39:377–400.

18.  Kaplan MS, Krueger RB. Diagnosis, assessment, and treatment of hyper-

sexuality. Journal of Sex Research 2010; 47(2–3): 181–198.

19.  İncesu C. DSM-5 ve cinsel işlev bozuklukları. Nöropsikiyatri Arşivi 2011; 

48 Özel Sayı 1: 1-6.

20.  Amerikan  Psikiyatri  Birliği:  Psikiyatride  Hastalıkların  Tanımlanması 

Mental  Bozuklukların  Tanısal  ve  Sayımsal  El  Kitabı.  Dördüncü  Baskı, 

(DSM-IV-TR). Köroğlu E (Çeviren), Ankara: Hekimler Yayın Birliği, 2007: 

203-208.

21.  Reid R, Carpenter BN, Hook JN, Garos S, Manning JC, Gilliland R. at all. 

Report of findings in a DSM-5 field trial for hypersexual disorder.jJ Sex 

Med 2012; 9: 2868–2877.

22.  Fong  TW.  Understanding  and  managing  compulsive  sexual  behaviors. 

Psychiatry 2006; 1: 51-58.

23.  Chughtai B, Sciullo D, Khan S, Rehman H, Mohan E, Rehman J. Etiology, 

diagnosis & management of hypersexuality: a review. The Internet Jour-

nal of Urology 2010; 6(2): 25-30.

24.  Atagün  İ,  Mutlu  A,  Özer  F,  Atmaca  B,  Çetin  S.  Parkinson  hastalığında 

dopaminerjik tedavi ile seksüel davranış ilişkisi. Parkinson Hastalığı ve 

Hareket Bozuklukları Dergisi 2010; 13(2): 29-35.

25.  Reid RC, Dhuffar Mk, Parhami I, Fong TW. Exploring facets of personality 

in a patient sample of hypersexual women compared with hypersexual 

men. Journal of Psychiatric Practice 2012; 18: 262–268.

26.  Adelson  S.  Psychodynamics  of  hypersexuality  in  children  and  adoles-

cents with bipolar disorder. Journal of The American Academy of Psy-

choanalysis and Dynamic Psychiatry 2010; 38(1): 27-46.

27.  Cordoba  OA,  Chapel  JL.  Medroxyprogesterone  acetate  antiandrogen 

treatment of hypersexuality in a pedophiliac sex offender. Am J Psychia-

try 1983; 140: 1036-1039. 

28.  Reid RC, Davtian M, Lenartowicz A, Torrevillas RM, Fong TW. Perspectives 

on the assessment and treatment of adult ADHD in hypersexual men. 

Neuropsychiatry 2013; 3(3): 295–308.

Kaynaklar

KADIN CİNSEL SAĞLIĞI

Derleme

308



Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə