İsmail arabaci kiMDİR


KAF DAĞINDA BİR MASAL ÜLKESİ; KARAÇAY-MALKAR



Yüklə 2,91 Mb.
səhifə22/59
tarix30.12.2017
ölçüsü2,91 Mb.
1   ...   18   19   20   21   22   23   24   25   ...   59

KAF DAĞINDA BİR MASAL ÜLKESİ; KARAÇAY-MALKAR


  

  Kafkas dağlarına haklı şöhretini kazandıran iki bölge var. Bunlar Orta Kafkaslar'da yer alan Karaçay-Malkar ve Osetya bölgeleri. Her iki bölge de Tolstoy'un tasvir ettiği karlı doruklara sahip. Bu iki bölge içinde Kafkasya'nın en sarp ve yüksek dağları ise Karaçay-Malkar bölgesinde yükseliyor. Karaçay-Malkar yalnızca Kafkaslar'ın değil, Avrupa'nın da en yüksek zirvesine sahip. Bu zirve 5642 metre yüksekliği ile Kafkaslar'ın ortasında yükselen efsanevi "Elbruz Dağı". Elbruz'u uzaktan, yaşadıkları ovalardan gören Adige-Kabardeyler ona kendi dillerinde nurlu dağ anlamına gelen "Oşhamafe" adını verirler. Elbruz'un üzerinde yaşayan Karaçay-Malkarlılar'ın dilinde onun adı "Mingi Tav"dır. Mingi Tav Karaçay-Malkar dilinde “ebedi, sonsuz dağ” anlamına gelir.Bu isim binlerce yıldan beri Elbruz dağını bir tanrı kabul eden Karaçay-Malkar halkının eski şamanist inançları ile ilgilidir.

   Karaçay-Malkarlılar, Kafkasya ile ilgilenenlerin dışında adını hemen hiç kimsenin duymadığı, sarp ve derin vadilerde yer alan köylerde yaşayan, Kafkaslar'ın küçük bir "dağlı" halkı. Tarih boyunca kendilerine "Tavlu"(Dağlı) ve "Alan" isimlerini veren Karaçay-Malkarlılar Sovyetler döneminde ikiye ayırılmışlar. Karaçaylılar Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti idaresi altına alınırken, Malkarlılar da Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyetine bağlanmışlar. Bugün iki ayrı halkmış gibi görünseler de gerçekte aynı dil, kültür ve tarihi paylaşan tek bir halklar. Elbruz dağı yaşadıkları bölgenin tam ortasında yükseliyor ve iki halkı birbirinden ayırıyor. Elbruz'un doğusundaki dağlık arazi Malkar (Balkar) bölgesini oluştururken, batısındaki dağlık arazi de Karaçay adını alıyor.

   Karaçay-Malkarlılar Dağıstan'da yaşayan Kumuklarla birlikte Kafkasya'nın Türk kökenli halklarını oluşturuyorlar. Her iki halk da bugün Türk dilinin Kıpçak lehçesi grubuna giren dillerde konuşuyor. Ancak Karaçay-Malkar dili Kumukça'ya göre eski Türkçenin arkaik özelliklerini daha fazla koruyor.


   Tarihi geçmişi çok eski devirlere dayanan bir bölgede yaşayan Karaçay-Malkarlılar yüzyıllar boyunca Kafkasya'yı hakimiyetleri altında tutan, etnik unsurlarını ve kültürlerini Kafkasya'da bırakarak Kafkas kültürüne damgalarını vuran eski atlı göçebe kavimlerin torunları. Günümüzden 3500 yıl önce kuzey bozkırlarından gelerek Kafkaslar'a giren ve burada yaşamakta olan tarımcı-yerleşik kabileleri egemenlikleri altına alan Kimmerler ile başlayan Proto-Türk kavimlerinin akınları İskitlerle devam eder. M.Ö. 1200-1000 yılları arasında Kafkasya'da Beştav bölgesi ile Kuban ırmağı başlangıcında bazı kurganlar bırakan Kimmerler Kafkasya'daki katakomb mezarları kültürünün de yaratıcısı olurlar. M.Ö. 7 ile 5. yüzyıllar arasında İskitler'in baskısı neticesinde Kimmerler Kafkas dağlarını aşarak Kafkas Ötesi'ne ve Anadolu'ya yayılırlar.Bu arada kendilerinden bazı grupları Kafkas dağlarında bırakırlar. İşte bunlar Karaçay-Malkarlılar'ın Kafkasya'daki ilk atalarıdır. Onların arkasından Kafkaslar'a gelen İskitler Kafkas halklarını hakimiyetleri altına alırlarken, onları kültürel açıdan da çok etkilerler. Bronz çağını bırakarak demir çağına geçen İskitler de Kafkas dağlarında küçük gruplar bıraktıktan sonra tarih sahnesinden çekilirler. Artık sahnede Hunlar vardır. Hunlar M.S. 370 yıllarında Kafkaslar'ın kuzeyine gelirler ve kendileri gibi Orta Asya'dan gelip Kafkasya'da aşağı Kuban boylarına yerleşen soydaşları Alanlar'ı boyundurukları altına alırlar. Hunlar Kafkasya'dan çekilirken Kuban ırmağı kıyılarında Bulgar adlı kabilelerini bırakırlar. Bulgarlar hayvan yetiştirme, ziraat, sosyal ve idari örgütlenme konularında çok gelişmişlerdir. Orhun yazıtlarından 400 yıl önce Kafkasya'da runik harfli yazıtlar bırakan Bulgar Türkleri, egemenlikleri altındaki Kafkas halklarını kültürel yönden çok etkilerler. Bulgarlar bir süre sonra soydaşları Alanlar ile birleşirler. Bu sırada bir başka Türk imparatorluğu Kafkasya'yı yine egemenliği altına almak üzeredir. Bu Hazar imparatorluğudur. Hazarlar Kafkas halkları üzerinde büyük bir siyasi ve kültürel hakimiyet kurarlar. 9. yüzyılda Hazarlar'ın bir kabilesi olan Kabar Türkleri imparatorluğa isyan ederler. 10. yüzyılda Hazar imparatorluğu çöker ve Hazar Türklerinin soylular sınıfını oluşturan pek çok aile ve soy Kafkasya'ya sığınarak burada yaşamakta olan Kafkas halklarının arasına karışırlar. Hazar imparatorluğunun dağılmasıyla Kafkasya'ya gelen Kıpçak Türkleri de yaklaşık 300 yıl boyunca Kafkasya'nın tek hakimi olurlar. 1237 yılında Kafkasya'yı işgal eden Cengiz Han'ın torunu Batu Han'ın ordusu Kıpçaklar'ı yener. Kıpçaklar'ın bir bölümü Kafkas dağlarına sığınarak orada yüzyıllardan beri yaşamakta olan Kimmer-İskit-Hun-Bulgar-Alan-Hazar kavimlerinin kalıntısı soydaşlarıyla birleşirler. Kafkasya artık Cengiz Han'ın torunlarının kurduğu Altın Orda imparatorluğunun egemenliğindedir. Altın Orda imparatorluğu dağıldıktan sonra, Altın Orda Hanları'nın soyundan gelen aileler Kafkasya'ya gelerek daha önce hakimiyetleri altına aldıkları halkların başına yönetici egemen sınıf olarak geçerler. Bu dönemde Karaçay-Malkarlılar da kendilerine özgü bir halk olarak Kafkas dağlarında ortaya çıkarlar. Yüksek dağlar arasında, sarp ve derin vadi içlerinde, dış dünyadan tecrit edilmiş bir biçimde yaşayan Karaçay-Malkarlılar bu sayede 3500 yıl öncesine dayanan kültürlerini korumayı başarırken, Kafkasya'da kendilerine özgü bir yaşam tarzı da geliştirirler. Kafkas dağlarının en yüksek zirveleri artık Karaçay-Malkar halkının yurdudur.
   Karaçay-Malkarlılar'ın Kafkas dağlarındaki hayatları kolay geçmez. Dağlılar doğanın zor şartları altında yaşam mücadelesi verirlerken, Kafkasya'nın kuzey düzlüklerini ele geçiren Altın Orda Hanları'nın soyundan gelen Kabardey prensleri Kafkasya'da hakimiyetlerini ilan ederler. Abhazya'dan Dağıstan'a kadar bütün bölgelerde egemenlik kuran Kabardey prensleri Kafkas kabilelerini vergiye bağlarlar. Karaçay-Malkarlılar o yıllarda Elbruz dağının doğu eteklerindeki Bashan(Baksan) vadisinin yukarı kısımlarında, sarp ve ulaşılmaz bir bölgede yaşamaktadırlar. Kabile Karça adında bir beyin liderliğinde, Kabardey prenslerinin baskısından uzak, dağlar arasında yaşamını sürdürmektedir. Bir gün kabilenin beyi Karça, Bashan ırmağına bir köprü yaptırmak ister. Köprü yapılırken ağaç parçaları ve yongalar ırmağa düşer. Irmak ağaç parçalarını alarak dağların eteklerine, Kabardey'in büyük prensi Kaytuk oğlu Aslanbek'in köyüne götürür. Irmağın yukarısından gelen ağaç parçalarını ve yongaları gören Kabardeyler, ırmağın yukarı kısımlarında bir kabilenin yaşamakta olduğunu anlarlar. Kabardey prensi Kaytuk oğlu Aslanbek kendisine vergi vermeden yaşayan bir kabilenin varlığını öğrenince çok hiddetlenir. Ordusuyla birlikte Bashan ırmağının yukarısına çıkar ve orada Karça'nın kabilesiyle savaşır. Kaytuk oğlu Aslanbek'e yenilen Karça Kafkas dağlarının arkasında yaşayan Svan kabilesinden yardım ister. Svanlar Karça'nın yardımına savaşçılarını yollarlar. Karça'nın Svanlar'dan yardım aldığını öğrenen Kaytuk oğlu Aslanbek Karça'nın barış teklifini kabul eder. Kabardeyler Karça'nın kabilesinden aldıkları mal ve esirleri iade ederler. Kaytuk oğlu Aslanbek, Karça'nın kabilesinden savaşta ölen iki gencin yerine, Kafkas geleneklerine göre kan davasının sürmemesi için Kabardeyler'den iki delikanlıyı verir. Bunlar Kaytuk soyunun Dohşuk sülalesi ile Tambiy soyundan iki gençtir. Kabardey'den gelen bu iki gencin soyundan Karaçay'da Tohçuk ve Tambiy adlı iki soy ortaya çıkar. Bir süre sonra Karça kabilesini alarak Elbruz dağının batısına, Kuban ırmağının doğduğu yüksek dağlık araziye göç eder ve kabilesi burada Karaçay adıyla yayılır. İşte efsaneler Karaçaylılar'ın Kabardeylerle mücadelelerini ve şimdiki topraklarına göç edişlerini böyle anlatır.
   Karaçay-Malkarlılar günümüzde de Kafkas dağlarında 19. yüzyılı aratmayan bir yaşam tarzını sürdürüyorlar. Bu Dağlı halkın hayatını onlara atalarından miras kalan hayvancılık ve onunla ilgili faaliyetler biçimlendiriyor. Hayvancılık günümüzde Karaçay-Malkar halkının hemen her şeyi. Hayvan sürüleri kışı Elbruz dağının kuzey eteklerindeki Biyçe-Sın yaylasında geçiriyorlar. Mayıs ayı başlarında dağ otlaklarına açılan dağ geçitleri henüz kar altında iken, at sürüleri karla kaplı geçitlerden geçirilerek dağ otlaklarına çıkarılıyorlar. Koyun sürüleri ise Biyçe-Sın'daki kışlaklarda kalmaya devam ediyorlar. Mayıs'ta yeni doğan kuzular biraz büyümeye başladıktan sonra, koyunlar kırkılıyor ve dağ otlaklarına göç hazırlığı başlıyor. Karaçay-Malkarlılar'ın dağ otlaklarında "cay koş" adını verdikleri ağılları ve barınakları bulunuyor. Bunlar genellikle 3 bin metre yükseklikte, buzulların hemen yanında yer alıyor. Koyun ve at sürüleri Ağustos sonuna kadar 3 bin metrenin üzerindeki otlaklarda yayılıyorlar. Ağustos sonunda koyun sürüleri 2200 metre civarındaki ikinci "koş"a indiriliyor. Eylülün 15'inde dağların zirveleri yeniden karla kaplanıyor. Bu, koyun sürülerinin daha aşağılara, vadiye indirilme zamanının geldiğinin bir işareti. At sürüleri ise dağda kalıyor ve ancak otlaklara kar düştükten sonra kışlağa indiriliyor.
   Hayvancılık bugün Rusya'da para getirmediğinden, Kafkas dağlarında zor şartlar altında koyun sürüleri beslemenin Karaçay-Malkarlılar için ekonomik yönden pek cazibesi kalmamış. Et ve süt ürünlerini genellikle kendi tüketimleri için kullanıyorlar. Ancak hamarat Karaçay-Malkar kadınları sayesinde ailelere oldukça iyi para kazandıran bir iş var ki, neredeyse bütün aileler nakit para ihtiyaçlarını bu şekilde sağlıyorlar. Karaçay-Malkar'da yediden yetmişe genç kızlar, orta yaşlı hanımlar ve hatta nineler bile ellerinde örgü şişleri, bütün gün kazak, şal, çorap, bere, eldiven örüyorlar. Kendi yetiştirdikleri koyunların yünlerinden iğirdikleri saf yün ipliği ile ördükleri kazaklar Çerkessk, Karaçayevsk, Nalçik, Kislovodsk, gibi şehirlerin pazarlarında Rus ve Çerkes kadınları tarafından adeta kapışılıyor.

   Karaçay-Malkar dağları baştanbaşa buzullarla kaplı. Kilometrelerce uzunluğa sahip bu buzullar Kafkasya'nın büyük ırmaklarının da su kaynakları. Kafkas dağlarının ortasında bir koni gibi yükselen Elbruz'un buzulları dağın dört bir yanına sarkıyor. Zirveden 2500 metreye kadar inen buzulların her biri Karaçay-Malkar dilinde ayrı bir isim taşıyor. Ullu Azav, Ullu Kam, Kükürtlü, Ters Kol, Garabaşı, İrik, Ullu Çıran bunlardan bazıları. Malkar bölgesindeki Bızıngı vadisi ile Karaçay bölgesindeki Teberdi-Dombay vadisi adeta birer buzul cenneti. Burada buzullar neredeyse orman sınırının altından başlıyor ve yalçın zirvelerle son buluyor. Bızıngı, Alibek, Amanavuz, Cuguturlu Çat buzulları muhteşem görünümleriyle seyredenleri büyülüyor.


  Hayat tarzlarından doğaya ve bağımsızlıklarına çok düşkün oldukları dikkati çekiyor. Zaten bağımsızlık ve hürriyet aşkları yüzünden başlarına gelmeyen kalmamış. Çarlık döneminde bir avuç nüfuslarına bakmadan Rusya'ya defalarca baş kaldırmışlar. 1886 ve 1905 yıllarında içlerinden bir grup Türkiye'ye göç etmek zorunda kalmış. Geride kalanlar Sovyetler döneminde de uslanmamışlar. 1920'den 1943 yılına kadar rejime karşı defalarca ayaklanarak silahlı mücadeleye girmişler. İkinci Dünya Savaşı'nda Alman ordusunun Kafkasya'ya girmesi üzerine silahlı çeteler kurarak Sovyet Kızıl Ordusu'na savaş açmışlar. Ancak Almanlar'ın Kafkasya'dan çekilmesiyle birlikte Kızıl Ordu yurtlarını işgal etmiş ve Karaçay-Malkarlılar 1943-1944 yıllarında topyekün Orta Asya ve Sibirya'ya sürülmüşler. Stalin tarafından "Sovyet rejiminin amansız düşmanları" ilan edilen Karaçay-Malkarlılar, 1957 yılında Stalin'in ölümünden sonra Kruşçev tarafından affedilerek Kafkasya'daki yurtlarına iade edilmişler.
Sovyetler döneminde inşa edilen bütün turistik tesislerin, kayak ve dağcılık merkezlerinin bomboş beklediği şu günlerde Karaçay-Malkar bölgesi dünya cennetini görmek isteyenlerin yanı sıra, ulaşılmaz zirvelere tırmanmayı arzulayan dağcıların ve Kafkas dağlarında yüzlerce yıldan beri yaşatılan ilginç bir otantik kültürle tanışmak isteyenlerin mutlaka uğraması gereken bir ülke.
Karaçay-Malkar Türkçesi :
Dilbilim araştırmaları Karaçay-Malkar dilinin ana çizgileriyle tipik bir Kıpçak Türkçesi olduğunu ortaya koymaktadır. Karaçay-Malkar dili Türk dilerinin Kıpçak kolunun Kafkasya'daki güney bölümünü meydana getirir. Sovyet Türkologlarından A.N. Samoyloviç'in 1992 yılında Petrograd'da yayınlanan "Nekotorie depol neniya k klassifikatsi turetskih yazıkov" adlı eserindeki Türk dilleri sınıflamasına göre Karaçay-Malkar dili Türk dillerinin "z" kolunun "y" bölümünün "tav-,bol-,kalgan" grubuna girer. Buna göre Karaçay-Malkar dilinde eski Türkçe azak (adak) yerine ayak, tag (dağ) yerine tav, olmak yerine bolmak, kalan yerin kalgan biçimleri kullanılır. Bunlardan başka Karaçay-Malkar dilinde ben yerine men, biçiminin kullanılması, kelime başlarında -d- yerine t,g yerine -k- seslerinin kullanılması, -y- sesinin -c- sesine dönüşmesi de Kıpçak Türkçesinin özellikleridir.
Kaynak: www.kafkas.gentr. Dr. Ufuk TAVKUL

DAĞISTAN TÜRKLERİ: KUMUKLAR
Tarihçe

Kumuk Türkleri, bugün büyük çoğunluğu (260.000 kişi) Rusya Federasyonuna bağlı Dağıstan Özerk Cumhuriyetinde, geriye kalan kısmı (yaklaşık 50.000 kişi) Çeçen ve Osetya Özerk Cumhuriyetlerinde yaşayan, toplam 310.000’lik nüfuslarıyla Azerbaycan Türklerinden sonra Kafkaslardaki en kalabalık Türk kavmidir. Kumukların bir kısmı, Çarlık Rusya'sının Kuzey Kafkasya'yı istilâsı yıllarında ve bilhassa Şeyh Şamil'in esir düşmesinden sonra Osmanlı Devletine sığınmışlardır. Bunlar hâlen belli başlı olarak Tokat'ın Üçgözen ve Kuşoturağı, Sivas'ın Yavu köyünde yaşamaktadırlar.

Kumuk Türkleri, Kuzey Kafkasya'daki Dağıstan Kumuk ovasının yerli halklarındandır. Fizikî coğrafya bakımından Dağıstan iki bölgeden oluşur: Güneydeki Azerbaycan sınırına yakın olan ve Hazar denizi kıyısındaki Derbent şehrinden başlayıp kuzey-batıya uzanan dağlar, ülkenin güney-batısında üçgen şeklinde bir dağlık bölge oluşturmaktadır. Bu dağlık bölgeyle Hazar denizi arasında ve ülkenin kuzeyinde ovalık bölge yer alır. 1970'li yıllara kadar önemli yerleşim merkezlerinin de yer aldığı ovalık bölge, neredeyse tamamen Kumuk ve Nogay Türkleri ile meskûndu. Kumuk Türklerinin çoğu, özellikle aydınlar kendilerini Dağıstanlı olarak kabul etmemektedirler. Çünkü kendi yaşadıkları topraklar, ismi "dağlık ülke" manasındaki bugünkü Dağıstan'ın dağlarından uzakta, Hazar Denizinin kıyısındaki ovalık bölgedir ki Kumuk Türkleri buraya ‘’Kumuk Tüz’’, yani "Kumuk ovası" demektedir.

Kumuk Türklerinin yaşadığı rayonlar ve şehirler şunlardır: Hasavyurt, Buynaksk, Kumtorkalı, Kızılyurt, Haydak, Kayakent, Kızılyar, İzberbaş, Babayurt, Karabudahkent ve Mahaçkala. Bu rayon merkezleri ve şehirlerden başka bunlara bağlı yaklaşık 100 Kumuk köyü bulunmaktadır. 20-30 hanelik köyler, Kumuk Türkleri tarafından köyden sayılmamaktadır. 60'a yakın köy, büyük köy kabul edilmektedir. Kumuk köylerinin bazılarının nüfusu on binden fazladır. Ayrıca Çeçen Cumhuriyetinde iki (Borağan, Darbanhi veya İssisuv) ve Osetya Cumhuriyetinde iki (Kızlar veya Güçükyurt ve Predgorneye veya Borasuv) Kumuk köyü daha vardır.

Etnik bakımdan Kıpçak ve Oğuz boylarının bu sahada kaynaşmasından meydana geldikleri ileri sürülen Kumuk Türklerinin dillerindeki Kıpçak ve Oğuz grubu özellikleri bu görüşü desteklemektedir.

Kumuk Türkleri, daha XI. yüzyılda kendi adlarıyla tarih sahnesindedirler.

Kumukların ülkesi VII. yüzyıldan itibaren Hazar Devletinin sınırları içine alınmıştır. Bugün Kumuk bilim adamları da Kumukları, Hazar Devletinin kurucuları olarak göstermektedirler. Hazar Devletinin son başkenti Semender, Kumuk ülkesi sınırları içindeydi. Kumuklar arasında yayılmış olan "Anci-name", "Derbent-name", "Karabudaxkent-name" adlı tarihî âbideler, Hazar Devleti devrinden bahseder. Hattâ, Hazarlar arasında yaşamış olan Ebu Hamid el-Garnati'nin tespit ettiği ve Hazar sözü dediği bütün kelimeler bugün Kumuk Türklerince kullanılmaktadır.

Zeki Velidi Toğan'ın verdiği bilgilere göre Kumuklar, Oğuz destanının Müneccimbaşı tarafından istifade olunan bir rivayetinde, Oğuz Han zamanında Derbent'in muhafazasıyla memur edilen Kıpçakların bir boyu olarak zikredilmiştir. Toğan'a göre, Azerbaycan ile Derbent Arapların idaresinde iken de Kumukların burada bulundukları, Tarih al-Bab va'l-Abvab'dan anlaşılmaktadır.

Dağıstanlı Kumuk âlimlerinden S. M. Aliyev, M. R. Mahammadov'dan; Dağıstan'ı Arapların işgal etmesiyle Hazarların İdil boyuna çekilmelerinden sonra Hazar denizi kıyısında ve Temirkazık Dağıstan'da liderlik rolünün Kumuklara geçtiğini naklediyor ve bu bilginin birinci kısmına katıldığını belirtiyor; fakat onun Kumukları Hazarlardan ayrı göstermesine karşı çıkıyor. Aliyev'in fikrince Hazarlar ile Kumuklar, tarihî bakımdan da, kültürel bakımdan da aynı kavimdir.

Hazar Devletinin yıkılmasından sonra Kumuk Türklerinin kurdukları ilk müstakil teşkilat, 1578'de Sultan But'un kurduğu ve tamamıyla millî bir Kumuk beyliği hüviyetinde olan emarettir. Bu beyliğin Dağıstan'ın en kuzeyinde yer alması sebebiyle, Kazan ile Astırhan hanlıklarının yıkılmasından sonra daha güneye inme imkânı bulan Ruslarla Kumuklar karşı karşıya gelmiş oldu. Kumuk Türkleri, 1594 yılından itibaren başlayan Rus saldırılarına ve işgal hareketlerine karşı, diğer Müslüman Kafkas kavimleriyle birlikte XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar kahramanca mukavemet ettiler. Ancak Ruslara karşı sürdürülen mücadelenin son bayraktarı Şeyh Şamil'in 1859'da esir edilmesiyle Dağıstan ve diğer Kafkas bölgeleri hızla Rusların eline geçmeye başladı. Zaten yüzyıllar süren savaşlar Kumukları ve diğer Kafkas kavimlerini bîtab düşürmüştü. Böylece Ruslar 1867'ye kadar bütün Kafkasya'yı istilâ ettiler.

Rus Çarlığının 1917'de yıkılması sırasında Rusya'da meydana gelen iç karışıklıkta hürriyet ve istiklâlleri için ayaklanan Kuzey Kafkasya Türk ve Müslüman camiası içinde Kumuklar yine ön safta yer alırlar. Osmanlı devletinin de desteğiyle Dağıstan, 11 Mayıs 1918'de Dağıstan ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti adı altında bağımsızlığını ilân etti. Kuzey Kafkasya kabilelerinin bu sırada yapılan millî kurultaylarında Kumuk Türkçesinin, yalnız Dağıstan için değil, bütün Kuzey Kafkasya için birleştirici, müşterek bir dil olarak kabul edildiğini de bu arada vurgulamak isteriz. Dağıstan ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti henüz toparlanamadan Mondros Mütarekesinin imzalanması sonucu Osmanlı Ordusu Kafkasya'yı tahliye edince, Dağıstan Kızılordu'nun istilâsına uğradı. 20 Ocak 1921'de Rusya Federatif S.S.C.'ne tâbi Dağıstan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. 1936 Sovyet Anayasası, Kafkasya'nın etnik çeşitliliğini yansıtmayan bir siyasî ve idarî bölümlenmeyi belirledi. Bu bölümleme sonucunda Kumuk Türklerinin büyük bir kısmı Dağıstan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinde, bir kısmı da Çeçen ve Osetya bölgelerinde kalmış oldu. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Dağıstan, Rusya Federasyonuna bağlı bir özerk cumhuriyet hâline geldi.



Din

Bugünkü Dağıstan'da Kumuk Türkleriyle birlikte büyük bir çoğunluğu Sünnî Müslüman olan otuz civarında etnik grup yaşamaktadır. Bölgede özellikle XVIII. yüzyıldan itibaren Nakşibendî tarikatı büyük bir nüfuz kazanmış ve Ruslara karşı yürütülen cihad hareketlerini organize ederek prestij sağlamıştır. Dağıstan halkı dinine bağlı olup ilme önem vermiş ve hemen her köyde bir medrese yaptırmıştır. 1913'te Dağıstan'da 360'ı ulucami olmak üzere 2060 cami vardı. Günümüzde Kumuklar, dinlerini yeniden öğrenme seferberliği başlatmışlardır.



Dil ve Edebiyat

Kumuk edebiyat tarihçileri, Kumuk edebiyatının XV. yüzyılda yaşamış olan şair Ummu Kamal (Ümmî Kemal) ile başladığını, o devre kadar ise Kumukların edebiyatının Umumî Türk Edebiyatı ile birlikte mütalâa edilmesi gerektiğini söylerler. Osmanlı devletine de gelen Ummu Kamal, eserlerini Kumuk Türkçesiyle değil, Osmanlı Türkçesiyle yazmıştır. Osmanlı Türkçesi, ünlü Kumuk şairi Yırçı Kazak'a kadar Kumukların yazı dili olmuştur. Bu devirde yetişen Kumuk şairleri arasında Amanhor (1670-1706), Miskin Halimat (XVIII. yüzyıl) ve Kakaşuralı Abdurahman (XVIII. yüzyılın sonu- 1870) sayılabilir. Yırçı Kazak (1830-1879), Yeni Kumuk Edebiyatının temelini atmıştır. Kumuk Türkleri arasında geniş bir şöhrete sahip olan Yırçı Kazak, şiirlerinde hak, doğruluk, yiğitlik, aşk gibi temaları işlemiş, bu arada halkı ezen beyleri de hicvetmekten geri kalmamıştır.

Kumuk Türkçesinin Türk lehçelerinin hangi grubuna dahil olduğu konusunda Türkologlar çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Görüşlerdeki ayrılık, bu lehçenin alt gruplardan hangisine girdiği noktasında toplanmaktadır; yoksa hepsinin ittifak ettikleri gibi Kumuk Türkçesi, temel olarak Kuzey-Batı (Kıpçak) grubuna dahildir. Ancak coğrafî konum ve sıkı münasebetlerin bir neticesi olarak Güney grubundaki Azerbaycan Türkçesine doğru yakınlık ve benzerlik gösteren bazı özellikleri de vardır.

Kumuk Türkçesi üç lehçeye ayrılıyor; 1- Buynak, 2- Hasavyurt, 3- Kaytak

Kumuk Türkçesi 1918 Kuzey Kafkasya halkları ulusal kurultayında tüm Kuzey Kafkasya'nın birleştirici ortak dili kabul edilir.

Kumukçanın sözvarlığının kökenini Türkçe sözcükler oluşturur. Arapça-Farsça sözler yanında son dönemlerde alınmış Rusça ödünç sözler bulunur. Ayrıca Kafkas dillerinden alınmış sözcükler vardır.

Kumuk Türkçesinin gösterdiği ses özellikleri nedeniyle Bekir Sıtkı Çobanzâde, Kumukçayı Türkiye Türkçesi ile Kazak Türkçesi arasında bir yere koyar. Samoyloviç da Türkçe dil bölümlemesinde Kumukçayı konuşulduğu alan ve yakın ilişkileri nedeniyle Azericeye yakınlığına değinir. Gerçekten de Kumukça kimi önemli ses özellikleri bakımından kendi öbeğindeki öbür dillerden ayrılır. Sözgelimi Eski Türkçenin önsesteki "y" sesi Kumukçada korunmasına karşın Karaçaycada "c" ünsüzüne dönüşür.

Kumuk Türkçesi Anadolu Türkçesi


Tuvdu Çolpan, tang bilindi,

Doğdu Çolpan, sabah bilindi,

Boldu uyanma zaman.

Uyanma zamanı geldi.

Şavla aldı dünya yüzün, 

Işık aldı dünya yüzünü

Yuhlağanımız taman. 

Uyuduğumuz yeter.

 

 

Gözüng aç, dört yakğa qara!

Gözünü aç, dört yana bak!

Getdi kervan erterek. 

Gitti kervan erkenden.

Biz geçigip kalğanbız,

Biz gecikip kaldık,

Enni hozğalma gerek.

Artık harekete geçmek gerek.

Kaynak: Yrd. Doç Dr. Çetin PEKACAR .w3.gazi.edu.tr/~pekacar/kumturkler.htm



DAĞISTAN’IN ETNİK PROBLEMLERİ

Etnik yapı açısından Kafkasya'nın en karmaşık bölgesi olan Dağıstan'da değişik dil ve lehçelerde konuşan otuzdan fazla etnik grup yaşamaktadır. Sovyetler Birliği döneminde bu etnik grupların sayısı konuştukları lehçelerin birleştirilmesiyle ona indirilmiştir. Dağıstan'daki bu on etnik grubun genel nüfusa oranları şu şekildedir:


Avar % 27.2, Dargin % 15. 6, Kumuk % 12.9, Lezgi % 11.3, Lak % 5.1, Tabasaran % 4.3, Nogay % 1.6, Rutul % 0.8, Agul % 0.8, Tsahur % 0.3.
XX. yüzyıl başlarına kadar Dağıstan'da Kumuk Türkçesi hem popüler hem de ekonomik yönden çok önemli olduğu için Dağıstan halklarının ortak anlaşma dili olmuştur. Lezgi, Avar, Dargin halklarının yanı sıra yerli Ruslar bile 8-10 yaşlarındaki erkek çocuklarını Kumuk köylerindeki ailelere teslim ederek 2-3 yıl Kumuk Türkçesi olmuştu. 1918 yılında kurulan Birleşik Kafkasya Cumhuriyetinin resmi dili olarak Kumuk Türkçesi kabul edilmişti.
Tarih boyunca birlik ve beraberlik içinde oldukları gözlemlenen Dağıstan halkları Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte etnik çatışma tehlikesinin içine girmiştir. Etnik gruplar arasındaki gerilim sebebi ise Sovyetler Birliği döneminde Moskova'nın Dağıstan'da uyguladığı yanlış göç ve toprak politikasıdır.
Doğalgaz zenginliğine sahip olan Dağıstan Kafkasya'daki özerk cumhuriyetlere ve Güney Rusya'nın endüstri bölgelerine doğalgaz sağlamaktadır. Dağıstan'ın kaynaklarını kontrol altında tutma isteği ile kentli Rus yönetim kadrolarıyla yavaş yavaş ortaya çıkan rekabet yerli kadroları İslâmiyet aracılığıyla kimliklerini pekiştirme yoluna itmiştir.
VIII. yüzyıldan itibaren İslâmiyetin güçlü bir biçimde kök saldığı Dağıstan'da günümüzde de Nakşibendi tarikatı üyelerinin etkin oldukları görülmektedir. Dağıstan'da Müslümanların oranı yüzde 92, Hıristiyanlar yüzde 5, Yahudiler ise yüzde 3'tür. Müslüman nüfusun yüzde 97'si Sunnî, yüzde 3'ü Şiîdir. Şiîler Azerbaycan'dan göç ederek Derbent şehrine yerleşen Azeriler ile Lezgilerin küçük bir kısmını oluşturan Miskince köyü ahalisinden meydana gelmektedir.
Ekilebilir toprakların azlığı ve siyasî gücün demografik büyüme ile birlikte etnik gruplar arasındaki eşit paylaşılmaması Dağıstan'da etnik hareketlenmeyi kışkırtmakta ve etnik grupların siyasî özerklik talep etmelerine sebep olmaktadır.
Dağıstan'ın güneyindeki dağlık bölgede yaşayan halkların Sovyet döneminde ekonomik ve sosyal sebeplerle Dağıstan'ın kuzeyindeki verimli ovalara göç ettirlmesi ovalarda yaşayan Kumuklar'la dağlardan göç eden Avar, Dargin, Lezgiler arasında etnik problem ve çatışmaların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
1944 yılında Orta Asya'ya sürülen Çeçenlerden, boşalan topraklara Mahaçkala civarındaki köylerde yaşayan 10 bin Kumuk zorla göç ettirdi. Kumukların kendi toprakları ise idari bir kararname uyarınca Gubin ilçesindeki Avarlara verildi.
1951 yılında Dağıstan ÖSSC ülke dahilinde göç ettirme ve nakil konusunda beş yıllık plânı kabul etti. 1952-1957 yılları arasında dağlık bölgedeki 10 bin işletmenin kuzeyindeki ovalara yerleştirilmesi düşünüldü. Lezgi, Tabasaran, Rutul ve Agul halklarının bir kısmı Güney Dağıstan'da Kuzey Dağıstan'a göç ettirildiler.
1957 yılında Çeçen-İnguşların sürgün yerlerinden Kafkasya'ya dönmeleriyle birlikte Çeçen-İnguş Özerk Cumhuriyetinin yeniden kurulmasıyla, Dağıstan'a verilen 6 bölge Çeçen-İnguş'a iade edildi. Bunun üzerine güney Dağıstan'dan Avarların bir kısmı kuzeyde Kumukların yaşadığı Hasavyurt, Kızılyurt, Babayurt bölgelerine göç ettiler. Bu bölgeye aynı zamanda Dargin köyleri de göç etmişti. Sürgünden dönen Çeçenlerin bir kısmı ile birlikte Lak, Avar ve Darginler da ovalık bölgedeki eski Kumuk köylerine yerleştiler. Böylece ovalar önceden tek etnik grup olan Kumukları barındırırken, karışık etnik grupların bir arada yaşadığı yerler halini aldı. etnik gruplar arasında yayla, su, otlak konularında çıkan anlaşmazlıklar etnik çatışmaya dönüşmeye başladı.
1960'lı yılların sonunuda Güney Dağıstan'daki Lezgi, Avar, Dargin, Tabasaran gibi halklara mensup dağ köylüleri Dağıstan ovalarının ekolojik şartları gözardı edilerek Kumuk bölgesine yerleştirildiler. 1970'li yıllarda dağ köylülerinin ovalarda yerleşimi önceki yıllara göre nispeten düşük ölçüde devam etti. Dağıstan'da iç göç sebebiyle dağlar ıssızlaşırken ovalarda nüfus aşırı derecede arttı ve etnik gruplar arasında etnik problem ve çatışmalar baş göstermeye başladı.
1958-1988 yılları arasında dağ köylerinden ovalara göç edenlerin sayısının altı kat artması ovada yaşayan Kumuk ve Nogay Türklerinin hayat kaynaklarında sıkıntı yarattı. Verimli topraklarda göçmen kasabalarının kurulması bu toprakların verimlilik oranını azalttı. İçme suyu problemnin artmasıyla birlikte, toprakların göçmenler tarafından düzensiz kullanımı sonucunda tuzluluk oranı ve erozyon arttı.
Sistemli bir şekilde devam ettirilen göç hareketleri neticesinde Dağıstan'ın başkenti Mahaçkala'da Avarların ve Darginlerin çoğunlukta olması cumhuriyetin politik ve ekonomik yönetiminin de bu halkların mensuplarının ellerinde toplanmasına yol açmıştır. Dargin ve Avarların Kumuk arazilerini işgal etmeleri Kumuklarla Avarlar arasında etnik çatışma tehlikesine yol açmıştır.

Dağıstan'da mevcut olan bütün sosyal-siyasî kurumlar arasında en önemlisi Kumukların Tenglik örgütüdür. Tenglik örgütü Azerbaycan Halk Cephesi ile de ilişki içindedir. Tenglik'in başlıca politik amacı Dağıstan'ın Rusya içinde federal cumhuriyete çevrilmesi ve bu federasyon içinde belli sınırları olan Kumukistan ayartılmasıdır. Kumukların arazi bütünlüğünün elde edilmesi ve korunması için Tenglik Dağıstanı halkların eşit hukuklu federasyonu biçiminde kurmayı en geçerli çözüm yolu kabul etmektedir. Örgütün adının Tenglik olması da bu görüşü yansıtmaktadır.


Kafkasya'nın özellikle batı bölgelerine nazaran Dağıstan, etnik ve siyasî açıdan Rusların zayıf oldukları bir ülkedir. Dağıstan halklarının sahip oldukları güçlü etnik kimliklerinin yanında, bölgede hakim olan İslâmi tarikatlar Dağıstan halkları arasında İslâmi kimliğin de güçlenmesini sağlamış ve Ruslara karşı etnik ve siyasî direnişi hızlandırmıştır. Dağıstan'da Rus nüfusunun büyük bir hızla azaldığı gözlemlenmektedir. 1959 -1979 yılları arasında Dağıstan'daki Rus nüfusu 214.00'den 190.00'e düşmüştür. 1989- 1994 yılları arasında 13.000 Rus'un Dağıstan'ı terkettiği görülmektedir.
Kaynak: Dr. Ufuk TAVKUL


KUMUK TÜRKÇESİ

TÜRKİYE TÜRKÇESİ

 





Vasiyat

Vasiyet

Osetin yurt, aylanası baxça-bav.

Oset köyü, çevresi bahçe bağ,

Şo bavlarda yürüle edi qızgın dav.

Şu bağlarda yürüyordu kızgın savaş.

Yara tiyip yatdı şonda yoldaşım,

Yaralanıp yattı orada yoldaşım,

Men qarsalap barıp göterdim başın.

Ben yanarak varıp götürdüm başını.

Tek, neteyim, avur edi yarası,

Ancak, ne edeyim, ağır idi yarası,

Haldan tayıp bara edi qarqarası.

Halsizleşiyordu gövdesi.

Axır gezik qaratıp eki gözün,

Son kez bakıp iki gözüyle,

Can maqamda şu boldu aytgan sözü;

Can boğazdayken şu oldu söylediği sözü:

-Aziz qurdaş, baliki, davdan qaytarsan,

-Aziz gardaş, belki, savaştan dönersin,

Qart anamnı ölmey tapsañ, aytarsan

Kart anamı ölmeyip bulursan, söylersin

Aziz balañ geri qaytmas getdi dep,

Aziz yavrun geri gelmez, gitti, diye;

Tek vatanga bergen antın kütdü dep,

Tek vatana verdiği andını tuttu diye,

Qoççaqlarday davda qılıç urdu dep,

Kahramanlar gibi savaşta kılıç vurdu diye,

Ölegende osal bolmay turdu dep,

Öldüğünde metin olup durdu diye,

Art tınışda axtardı dep anasın,

Son nefeste aradı diye, anasını,

Tiledi dep etmey qoymaqnı yasın.

Diledi diye, etmeyip koymadı yasını.

Duşmanlardan, qurdaş, qanım alırsan,

Düşmanlardan, gardaş, kanımı alırsın,

Qılıçımnı özüm bulan salırsan,

Kılıcımı kendimle gömersin,

Qaburumnu yol qırıyda qazarsan,

Kabrimi yol kenarında kazarsın,

Sıntaşıma atımnı da yazarsan,

Mezar taşıma adımı da yazarsın.

Yurt yagada, ullu yolnu tübünde,

Köy yakasında, ulu yolun dibinde,

Ayrı turgan alaşaraq töbede

Ayrı duran alçaksı tepede

Aziz qurdaş Arslanbekni qaburu.

Aziz gardaş Arslanbek'in kabri.

Ari-beri ötegenler burulup,

Öteye beriye gidenler dönüp,

Abur ete şo qaburga enkeyip,

Hürmet eder şu kabre eğilip,

Yoluqsa da geçe-gündüz on keren.

Karşılaşsa da gece gündüz on kere.

Terik suvu az enişde agagan

Terik suyu, az aşağıda akan

Zamanda bir uruna şo yagaga,

Arada bir vurur şu yakaya,

Cavhar bolup yaşıl otga yagıla,

Cevher olup yeşil ota yakınır,

Çayıp onu, qaytıp tüpge agıla,

Yıkayıp onu, dönüp dibe akılır,

Taşıganda tolqun ura tamaşa,

Taştıkça dalga vurur, gariptir,

Yarnı teşip, üstge çıqma tarmaşa.

Karnı yarıp, üste çıkmağa çalışır.

O igitni çarxın görme süyedir,

O yiğidin gövdesini görmek istiyordur,

Barakalla, savbol berme süyedir.

“Bravo, sağ ol!” demek istiyordur.

İbrahim Kerimov (1942)





Dostları ilə paylaş:
1   ...   18   19   20   21   22   23   24   25   ...   59


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə