Kişi Olmanın Değeri ve Değerlerin Kişi Olmadaki Yeri Nurten GÖkalp 2 Özet



Yüklə 86,96 Kb.

tarix17.11.2017
ölçüsü86,96 Kb.


123

ded


© De erler E itimi Merkezi

Kişi Olmanın Değeri ve Değerlerin Kişi Olmadaki Yeri

Nurten GÖKALP*

2

 

Özet- Felsefede ‘kişi olmak’ deyimi kişiliğe çok önem veren bir düşünce hareketinin 



temel kavramı olarak belirlenir. Felsefe tarihinde ilk dönemlerden beri çeşitli biçim-

lerde karşımıza çıkan ‘kişi olmak’ kavramının içeriği tahlil edildiğinde insan olmaktan 

ayrı  ve  farklı  bir  duruma  işaret  edildiği  görülür.  İnsanı  insan  yapan  temel  özellikler 

bütün insanlarda ortaktır. Bu özelliklere sahip olmak bakımından insanlar arasında fark 

da yoktur. ‘Kişi olmak’ ise sahip olunan bu ortak ve temel özelliklerin kullanılmasına 

dayalı bir boyut olarak önemli ve değerlidir.  Dolayısıyla ‘kişi olmak’ bir değer olarak 

konulmaktadır.  Gerçek  ve  yüksek  bir  değer  olarak  ‘kişi  olmak’  insan  hayatı  için  bir 

önemli bir amaç olmaktadır.

Öte yandan ‘kişi olmak’ sürecinde bireysel ve toplumsal değerlerin de önemli katkısı 

vardır. Bireysel ve toplumsal değerlerin insanın kişileşmesi sürecinde zorunlu ve önemli 

bir rolü bulunmaktadır. Bireyin değerleri kazanması ve onların kendini biçimlendirmesi 

ve kişiliğini oluşturması ile ilişkili bu süreç kişi olma sürecidir. Dolayısıyla değer ‘kişi 

olma’da bir değer olarak ortaya çıkmaktadır. Buna bağlı olarak değer kazanımı ve eği-

timi konusu oldukça önemlidir.



Anahtar Kelimeler-Değer, Kişi, Değer felsefesi, Değer eğitimi 

Kişi kavramı felsefe, psikoloji ve sosyolojinin ortak kavramı olup insanın sahip 

olduğu belirli bir hal ya da duruma işaret etmektedir. Kişi kavramı, sosyoloji ve 

psikolojide kimlik kavramı ile ilişkili olarak ele alınmaktadır. Buna göre, sos-

*

 Prof. Dr., Gazi Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü



E-posta: gokalp@gazi.edu.tr

De erler E itimi Dergisi

Cilt 12, No. 27, 

123-134, 

Haziran 2014



124

ded


Nurten Gökalp

yolojide kimlik, herhangi toplumsal kategori ya da grup üyeleri tarafından da 

paylaşılan, bir bireye ait ayırt edici toplumsal etikettir. Psikolojik kimlik, benlik 

saygısı ve bireysellikle ilgilidir. Bilişsel psikolojide kimlik, kendini yansıtma 

gücünü ve özbilinci ifade etmektedir. 

Psikolojide kimlik kavramı daha çok kişisel yani bir kişiyi eşsiz kılan kendi-

ne özgü şeyleri tanımlamak için kullanılırken, sosyolojide genellikle toplumsal 

kimlik ya da bireyi tanımlayan grup üyeleri için kullanılmaktadır. Felsefede ise 

bir felsei doktrin ile ilgili olarak özel bir duruma işaret etmektedir.  

Felsefede ‘kişi olmak’ deyimi kişiliğe çok önem veren bir düşünce hareketi-

nin temel kavramı olarak belirlenir. Felsefe tarihinde ilk dönemlerden beri çeşit-

li biçimlerde karşımıza çıkan ‘kişi olmak’ kavramının içeriği tahlil edildiğinde 

insan olmaktan ayrı ve farklı bir duruma işaret edildiği görülür. İnsanı insan 

yapan temel özellikler bütün insanlarda ortaktır. Bu özelliklere sahip olmak ba-

kımından  insanlar  arasında  fark  da  yoktur.  ‘Kişi  olmak’  ise  sahip  olunan  bu 

ortak  ve  temel  özelliklerin  kullanılmasına  dayalı  bir  boyut  olarak  önemli  ve 

değerlidir.  Dolayısıyla ‘kişi olmak’ın kendisi bir değer olarak konulmaktadır. 

Gerçek ve yüksek bir değer olarak ‘kişi olmak’ insan hayatı için bir önemli bir 

amaç olmaktadır.

Öte yandan ‘kişi olmak’ sürecinde bireysel ve toplumsal değerlerin de önemli 

katkısı vardır. Bireysel ve toplumsal değerlerin insanın kişileşmesi sürecinde 

zorunlu ve önemli bir rolü bulunmaktadır. Bireyin değerleri kazanması, onlarla 

kendini biçimlendirmesi ve kişiliğini oluşturması ile ilişkili bu süreç kişi olma 

sürecidir. Dolayısıyla değerin kendisi ‘kişi olmada’ bir değer olarak ortaya çık-

maktadır. 

Felsefede ‘kişi olma’ kavramı ile insanın belirli bir durumuna, insanın ve dü-

şüncenin farklı bir biçimine atıf yapılmaktadır. ‘Kişi olma’ durumunu en iyi be-

timleyen örneklerden biri İlkçağ Yunan ilozofu Sokrates’tir. M.Ö.470-399 yıl-

ları arasında yaşamış olan Sokrates’te kişi kavramı onun ahlâk anlayışına bağlı 

olarak şekillendirebilir ve ünlü “kendini bil” düsturu ile özetlenebilir. “Kendini 

bil” tavsiyesi ile kişi olmanın önemine vurgu yapılmakta ve bu bir amaç olarak 

konulmaktadır.

Sokrates’te bilmek, ulaşılması mümkün olan bir bilgiye, doğru bilgiye yani 

ahlâkın bilgisine ulaşmakla ilintilidir. Genel geçer, doğru bilgi ahlâkın bilgisi-

dir. Sokrates insanın aklı ile genel geçer ve doğru bir bilgi olan ve ahlâkın temel 

ilkesi olan iyi’nin bilgisine ulaşabileceğini iddia eder. Ona göre insan bilgisi-




125

ded


Ki i Olmanın De eri ve De erlerin Ki i Olmadaki Yeri

ni arttırdıkça kötülükten uzaklaşır, erdemli bir varlık olur. İnsan kötülüklerden 

kurtulmak erdemli bir varlık olmak için hem iyinin bilgisine sahip olmalı hem 

de bir insan olarak kendini bilmeli, belirlemelidir. Yani kendini tanımalı, insan 

olmasının gereğini kavramalı,  anlamalı ve kendini ona uygun biçimde şekil-

lendirmelidir.  

İyi insan bilgili insandır. Kendini ahlâki bir varlık olarak ortaya koyabilmek 

için  gerekli  doğru  bilgiye  sahip  olabilen  insandır.  Bilen  insan  aynı  zamanda 

bilgisini kullanabilme özelliğine de sahip olan insandır. Yani iyiyi eyleyen in-

sandır. İyiyi eyleyen yani ahlâki bir varlık olabilen insan kendini, bir insan ola-

rak sahip olduğu özellikleri kullanarak iyiye göre biçimlendirebilen insandır. 

Sokrates’in kendini bilme eylemine yüklediği anlam çerçevesinde insanın hem 

insan olarak sahip olduğu niteliklerini bilmesi hem de kendi farklılığını ortaya 

koyması gerekmektedir. Sokrates’e göre kendini bilmek insana bir amaç yükler. 

Bu amaç kendini bilme eylemindeki teorik ve pratik boyutun gerçekleştirilme-

sini ihtiva eder. Burada ahlâki bir varlık olarak insanın kendini toplum içerisin-

de belirlemesi özelliğine dikkat çekilmektedir. Bilgi ile ahlâkın bütünlüğüne, 

teori ile pratiğin birlikteliğine işaret edilmektedir.  Bu durum kişi kavramının 

düşünce tarihindeki ilk önemli örneğidir. 

Sokrates’ten sonraki İlkçağ ilozolarında da örneğin Platon ve Aristoteles’te 

de kişiliğe ve önemine vurgu yapıldığı görülür. Ancak kişilik ve önemi üzerine 

düşüncelerin modern dönem olarak adlandırılan 17. yüzyıldan sonra daha da 

yoğunlaştığı görülür. René Descartes ile biçimlenen 17. yüzyıl felsefesinde te-

mel problem olarak konulan ruh-beden problemi aynı zamanda bir insan prob-

lemidir. Ruh ve bedenden oluşan insanın tinsel boyutu olan ruhu ile tensel bo-

yutu olan bedeni arasındaki bütünleşmeyi nasıl sağladığı ve bu bütünleşmenin 

bir amaç olarak nasıl biçimlendirilmesi gerektiğine yönelik değerlendirmeler 

‘kişi olma’ durumunun da çerçevesini vermektedir.  

Descartes’e göre ruh ve bedenden oluşan insan, aklını gücü yettiği kadar iyi 

kullanan, bütün işlerinde en iyi olduğuna hükmettiği şeyi yapabilmek için sağ-

lam ve sabit bir iradeye sahip olan bir varlık olmak zorundadır.  

İnsanın temel düşüncesi ruhun gerçek gıdası olan bilgeliği aramak ve böyle 

büyük bir iyiliği istemektir. “Bu, bir üstün iyi, hakikatin ilk nedenlerle bilinme-

sinden, yani felsefenin incelediği bilgelikten başka bir şey değildir.” (Descartes, 

1986, s.8 ).

O halde bu ilkeleri elde etmeye, doğru düşünmeye, yani iyi hüküm vermeye 

ve en yüksek ilim elde etmeye çalışmak lazımdır. Zira bunu elde etmeye gücü 



126

ded


Nurten Gökalp

yetmeyecek hiçbir zihin yoktur. Bu türlü ilkeleri ve ondan çıkarılacak şeyleri 

anlayacak kadar akıl herkeste vardır. Sadece zihni olgunlaştırmak, bunun için 

de bu üstünlükleri elde edebilecek şeyleri tatbik etmek, aklı kullanmak gerekir. 

Descartes için hakikatin araştırılmaya devam edilmesi sonucunda elde edilen 

bilgelik ile kazanılacak hayat olgunluğu ve saadetin önerilen tek yolu olup ‘kişi 

olma’ ile sembolize edebileceğimiz bir gelişme biçimi olarak anlaşılabilir.

‘Kişi olma’ durumunu özel bir düşünce biçimine işaret ederek ‘kişi’ kavramı 

ile ilişkilendirilip sistemli bir biçimde ele alınması ise yirminci yüzyılın ilk çey-

reğinde gerçekleşmiştir. Kişicilik terimini ilk kez telaffuz eden Charles Renou-

vier bu terimi bireysel beşeri varlığa vurgu yapmak için kullanmıştır. Kişicilik 

terim olarak, kişiliğe çok önem veren düşünce hareketini açıklamak için kulla-

nılmaktadır. Bir doktrin olarak ise, kişiliği en üstün felsefî ilke olarak alan, onu 

değerler, epistemoloji ve metaiziği de kapsayan problemlere anahtar yapan bir 

düşünce biçimidir. 

Farklı  türleri  olan  kişici  görüşlerin  tümünde  kişi  temel  kavramdır  ve  kişi 

olmak bir amaç olarak konulmaktadır. Fransız felsefesinde kişici düşüncenin 

öncüsü olarak kabul edilen Emmanuel Mounier’e (1905-1950) göre kişicilik 

yalnızca bir görüş değil aynı zamanda bir felsefedir. Onun onayladığı varlık, 

bağımsız biçimde var olan yaratıcı kişilerdir. Bu bağlamda fert ve kişi arasında 

bir ayırım yapmaktadır. Ona göre, fert terimi egoist isteklerin merkezinde olan 

insan için kullanır ve aşağılayıcı bir anlam taşır. Fert bir türün üyesi olan ben-

merkezci insandır. 

Kişi ise seçimin ve oluşumun zaferidir. O olmuş bitmiş bir şey değildir. Ta-

nımlanamaz  varlık  olan  kişinin  özü,  asla  incelenemez.  O  şartlandırılmış  bir 

özne değildir. O kendini yaratan, haberleşen ve bağlanan, kendini bilen ve kav-

rayan, “kişi olma hareketindeki” bir yaşama eylemidir. Ona göre, “kişi varlıkta 

hürriyet ile meydana gelen tinsel bir boyuttur; o bu mevcudiyetini hür olarak 

uygulanan değerlere sorumlu bir bağlanma ile gerçekleşir ve devam eder. Böy-

lece bütün eylemlerini hürriyetinde toplar ve yaratıcı edimleri ile yegâne sanat 

eserini ortaya koyar.” (Mounier 1972, s.110).

Devam eden ve süregelen bir süreç olan kişileşme sürecinde insanın gerçek-

leştirdiği bir sanat ürünü olan kendine ve bir sanatçı edimi ile kendini yaratma-

sına vurgu yaptığı kişi aslında fertten tamamıyla ayrı ve bağımsız da değildir. 

Fert maddi varoluşu, kişi öznel varoluşu simgeler.

Aynı şekilde Amerikan idealist kişiciliğinin kurucusu olan Edgar Shefield 

Brightman da (1884-1953) kişiciliği, “kişiler ve fertlerin yegane hakikat olduğu 



127

ded


Ki i Olmanın De eri ve De erlerin Ki i Olmadaki Yeri

ve tüm kainatın kişilerin ve fertlerin birbirlerine tesir ettiği bir toplum ya da sis-

tem” olarak gören bir hipotez diye tanımlamakta ve fert, kişi ve tin kavramlarını 

ayırt etmektedir. 

Fert ve kişinin insanın iki ayrı bilinç düzeyine işaret ettiğini düşünen Brigh-

tman, ferdi bilincin karmaşık bir birliği, kişiyi ise potansiyel olarak kendi bi-

lincinde, rasyonel ve ideal fert olarak tanımlamaktadır. Fert bir bilinç oluşumu, 

kişi ise rasyonel normlarla kendi başına karar verebilen, değerleri tecrübe ede-

bilen varlık olmaktadır.

Aktif, bilinçli, teklik ve bütünlük özelliklerine sahip olan fert bu özelliklerini 

en üst seviyeye kadar geliştirme yeteneğine de sahiptir. Fert ile kişi olma bilinç 

seviyesini birbirinden ayırarak ferdi, gerçek bilinçli tecrübe, kişiyi, değerleri 

kazanma kapasitesine sahip olan fert olarak görür. O halde her kişi aynı za-

manda bir ferttir ama her fert kişi değildir. Çünkü her fert kişi olma şansını 

elde edemez. Fert bilincin karmaşık bir birliği iken kişi potansiyel olarak kendi 

bilincinde, rasyonel ve ideal ferttir. Herhangi bir ideal değeri gerçekleştirme ye-

teneğine sahip olmayan sayısız hayvansal fert vardır. Aynı şekilde, bazı insanlar 

da ideal değerleri gerçekleştirme yeteneğine sahip değildir. Bunlar anormal in-

sanlar olup kişi-altı fertlerdir (Brightman, 1940, s.60 ).

Bu durumda bütün hayvanlar, bitkiler, belki de elektronlar bile basit fertlerdir. 

Oysa kişiler hayatın yüksek biçimleri ile sınırlıdırlar. Mesela, insan bir kişi ola-

bilir ama bir solucan kişi-altı ferttir. Çünkü insan değerleri yaratma ve uygula-

ma yeteneğine sahipken solucan buna sahip değildir. Yani, kişiler bazı fertlerin 

değerlerini aklın  ışığında  seçip  karar  vermesi  ve  onları  ideallerle  test etmesi 

sonucunda gerçekleşirler.

Brightman kişi olmayı insanın gerçekleştirmekle yükümlü olduğu bir bilinç 

süreci ve gelişimi olarak görür. Fertten, değerleri gerçekleştirebilen şahsa ge-

çişte, sahip olunan biyolojik, iziksel, sosyal ve metaizik çevrelerle ilişkisi so-

nucunda ferdin değerleri kazanmasının manevî ve ruhî özelliklerde yüksek bir 

birliğe ulaşıp kişi olmasının zorunlu olduğunu düşünür. Ona göre “kişi, tecrü-

belerinin tümünü-hafızasını, amaçlarını, değerlerini, güçlerini, aktivitelerini ve 

çevresi ile tecrübe edilmiş ilişkilerini- içine alan bilinçli değişmelerin karmaşık 

bir birliğidir.” (Brightman, 1945, s.56 ).

Bu bilinç değişimi için her ne kadar yeterli koşul değilse de gerekli koşullar-

dan biri değerle olan bağlantıdır. Yani kişi olmak için değerler zorunludur ama 

yeterli değildir. Kişi değerleri gerçekleştirme zeminini hakiki bilinçli tecrübede 

bulur. Bu tecrübenin tamamı ne aklîdir ne de değerle ilgilidir ama onların tümü 



128

ded


Nurten Gökalp

gerçektir. Daha açık olarak ifade edilecek olursa, kâinatta yer alan gerçeklerin 

tümü kişisel bilinçtir ya da ondan çıkarılanlardır. Her türlü bilgi insanın kişisel 

tecrübesinin bir yorumu olmaktadır.

Değer, ferdin kişi olması için gerekli unsurdur. Değer, bilinçli tecrübe olarak 

kişiliğin bir vasfıdır ve kişilik olmadan değer yoktur. Değer, tecrübenin bütün 

olgularını birleştirmek zorundadır. Onda hem hazza, hem iradeye, hem zihne 

hem de sezgiye ait faktörlerin varlığı kabul edilmelidir. O, haz, istek, zorunluluk 

ve zihnin şekillendirdiği rasyonel bir ideal tarafından yorumlanır ve organize 

edilir. Bu ideal de temel olarak kişiliğin bir ideali olup diğer idealler tarafından 

meydana getirilir. 

Kişisel bilinçli tecrübe olan değer herhangi bir kişi tarafından, herhangi bir 

zamanda gerçekten hoşlanılan, takdir edilen, kıymet verilen, arzu edilen, uygun 

bulunan veya beğenilenlerin tümü olarak tanımlamaktadır. Değer tecrübe eden-

lerin dolaysız tecrübesidir.  O halde nerede bir kişinin tercih ettiği, hoşlandığı 

bir tecrübe varsa orada bir değer vardır. Ya da aksine hoşlanan, tercih eden, 

takdir eden bir kişi yoksa değer de yoktur.

Bundan başka değerler birbirlerine nüfuz etmişlerdir. Hiç bir değer, diğer de-

ğerleri göz önüne almadan tam olarak değerlendirilemez. Bu nedenle kişisel 

bilincin tümü dikkate alınmak zorundadır. Toplumun bir üyesi olarak, her bir 

kişinin toplumun bütününü dikkate alması zorunludur. Burada toplumun, kişi-

nin kendi içinde yaşadığı âleme dayalı olması ve değer tecrübesinin toplum ve 

çevresi arasındaki etkileşimle ortaya çıkması sebebiyle geniş bir “çevre” düşü-

nülmelidir. Bu ise birinin değerlerinin, yalnızca onun âlem görüşünün ışığında 

yorumlanması ve eleştirilmesi suretiyle anlaşılabilir olması anlamına gelmek-

tedir. Zira değerler yalnızca birbirlerine nüfuz etmemiştir, değer ve tüm hakikat 

da karşılıklı olarak nüfuz etmişlerdir. Bu durumda kişi olmak bir üst değer, bir 

tür ideal olmaktadır.

Kişi bu ideale doğru hareketinin sonucunda varlığın ya da varoluşun daha 

üst basamağına ulaşmaya çabalar. Bu durumda fert, dolaysız bilincinin en üst 

basamağına, kişilik de varlığın en üst basamağına ulaşır. Kişiliğin bu boyutu 

kişisel gücün çabasıyla en üst ideallerin gerçekleştirilmesinden meydana gelir 

ki Brightman bunu tin olarak adlandırır.

Kişiliğin  ideale  doğru  hareketinde  “empirik  kişilik”  ile  başlayan  ve  “ideal 

kişiliğe” kadar ulaşan kişinin, varlığın ya da varoluşun daha üst basa mağına 



129

ded


Ki i Olmanın De eri ve De erlerin Ki i Olmadaki Yeri

ulaşma çabası sonucunda fert dolaysız bilincin en üst basamağına, kişilikte de 

varlığın en üst basamağı olan tine ulaşır. 

Tin, bilinçli, güçlü, yüce, zengin, cesur, bağımsız ve rasyonel kişisel tecrübe 

olarak tanımlanmaktadır. Bu kişisel tecrübenin yani tinin çeşitlerinden bahse-

dilmektedir. Kişisel tin, sosyal tin ve kutsal tin olarak ayrılan tin, kişinin kendi 

gücü ve yeteneğiyle ideal amaçlara yönlenmesini sağlar. Kişinin kişi olması tin 

ile bağlantılıdır. Bu nedenle de gündelik dilde kişi ile tin eşanlamlı olarak kulla-

nılabilmektedir. Yani bir insanın yüce bir tini olduğunu söylemekle yüce bir kişi 

olduğunu söylemek arasında fark yoktur. 

Her kişinin kendi gücü ve yeteneğiyle ideal amaçlara doğru yönlenmesi tin 

vasıtasıyla olur. Ona göre, tin insanın bir potansiyeli, özel bir potansiyelidir.  Bu 

durumda kişi ideal değerleri geliştirebilen bilinçli bir fert, ideal değerlere doğru 

gerçekten bilinçli bir tavır geliştirene kadar kişi olmaktadır. Küçük bir çocukta 

tin henüz uyku halindedir. Çocuk yalnızca potansiyel olarak bir tin olduğu için 

bir kişi; ancak tinsel potansiyeller uyanıncaya ve onları kullanıncaya kadar ki-

şi-altı düzeyde kalır.  O halde, tin ile kişinin ilişkili olmasının yanı sıra, tinin 

kişiliğe dayalı olduğu da açıktır.

Tinsel hayatın düzeyleri içindeki tüm değişiklikler kişiliktedir. Düşünebildi-

ğimiz, bilebildiğimiz veya hayal edebildiğimiz hiçbir şey kişilikten daha yük-

sek değildir. Tinin çabalarının tümü kişisel gelişmenin en üst biçimi içindir. Öte 

yandan, tinin gelişmesi de tamamıyla kişisel bilinçtedir. 

Brightman’a göre kişiliği terk etmek hem değerleri hem de varlığı terk et-

mektir. Yani insanın hayatının amacını ve anlamını ortaya çıkaran şey kişiliği 

olmaktadır. Kişiliğin olmazsa olmaz koşulu da değerler olduğuna göre değer-

lerin kazanılması yani değer eğitiminin ne kadar önemli olduğu da ortaya çık-

maktadır.

O halde değer eğitiminin geliştirilmesi ve sürekli hâle getirilmesine yönelik 

çalışmaların artırılması hem insanların hem de toplumların geleceğine yapıla-

cak önemli bir katkı olacaktır. Aynı şekilde bizim ülkemizde de değer eğitimine 

gereken önemin verilmesi ile kişilik gelişimlerini tamamlamış, değerleri özüm-

semiş bireylerden oluşan kendi değerini ve kişiliğini üretmiş bir toplumumuz 

olacaktır. 



130

ded


Nurten Gökalp

Kaynakça

Cevizci, A. (2007). Felsefe. İstanbul: Sentez Yayın.

Descartes (1986). Metot Üzerine Konuşma. İstanbul: Milli Eğitim Yayınları. 

Mounier, E. (1972). The Human Person in Contemporary Philosophy.  F. Copleston   

(Ed.). Contemporary Philosphy.

Brightman, E. S.( 1934). Personality and Religion. New York: Abington Press. 

Brightman, E. S. (1940). The Spiritual Life. Nashville: Abington Press. 

Brightman, E.S. (1945). Nature and Values. New York: Abington Press.




131

ded


© Center for Values Education

Value of Being a Person and the Place of Value in 

Being a Person 

Nurten GÖKALP

*

3

Person which is the common concept of philosophy, psychology and sociology, 



points out a particular state or situation of man. Person is related with the con-

cept of identity in sociology and psychology. Accordingly, identity is a distinc-

tive social label of individual as a member of any group or social category in 

sociology. Psychological identity is related with self-esteem and individuality.

In  philosophy,  the  personalist  movement  gives  importance  to  the  persona-

lity.  In  the  broadest  sense,  the  personalism  is  a  way  of  thinking  that  makes 

personality the key for all philosophical problems both about value and about 

epistemology as well as metaphysics. To be is either to be a person or self, or 

some act or experience of a person or self. Personalism is not a kind of spiritual 

doctrine, but rather the opposite. It includes every human problem in the entire 

range of concrete human life from the lowest material conditions to the highest 

spiritual possibilities.

For a personalist, personality is the unity of a conscious experience. Perso-

nality experiences itself as self-identical in change, especially in memory. It is 

active- in knowing, in free moral choices and in response to the stimuli. Per-

sonality is purposive and self-determining; “a self is a ighter for ends” (W. 

*

 Prof. Dr., Gazi University, Faculty of  Arts and Science, Department of  Philosophy



Address for correspondence: Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Teknikokullar-

Ankara.


E-mail: gokalp@gazi.edu.tr

Journal of  Values Education

Vol. 12, No. 27, 123-134, June 2014



132

ded


James), and these ends are its valuables. Personality is private. No person can 

experience  any  other’s  consciousness  directly,  yet  every  private  person  can 

communicate and interact with others. 

All persons ought to judge and guide all of their acts by their ideal conception 

of what the whole personality ought to become both individually and socially. 

The conception of ideal personality is an ancient one. Socrates had one ideal of 

the “wise man.”  His “Know thyself” is the irst great personalist revolution that 

we know. According to Socrates, being a person is related to wise man which is 

the ideal personality. Ideal person can have true and general knowledge which is 

related with the knowledge of morality. The conception of an ideal of humanity 

or personality has been prominent in many other thinkers. For example; Plato, 

Aristotle, Plotinus, Thomas Aquinas, Bruno and Descartes were all at least pre-

personalist. 

In the root of personalism are to be found Pascal, Nietzsche, Bergson, Reno-

uvier, Max Scheler, Kierkegaard.  

In the 20th century, the personalist movement was represented by E. Mounier 

in France. He continued to demonstrate the eficacy of his personalist perspecti-

ve.  According to him, personalism is a philosophy, not merely an attitude. It is 

a philosophy but not a system.  

Mounier separated two levels of personality as an individual and a person. The 

person is sometimes opposed to the individual. In this, however, there is some 

risk of dividing the person from his concrete attachments. The self-relective 

movement which constitutes the individual contributes to the maintenance of 

the human shape. But, the person is only growing in so far as he is continually 

purifying himself from the individual within himself. Thus, if the irst condition 

of individualism is the centralization of the individual in him, the irst condition 

of personalism is his decentralization in order to set him in the open perspecti-

ves of personal life. 

The person is a presence directed towards the world and other persons, ming-

led among them in universal space. Other persons do not limit it; they enable it 

to be and to grow. Thus, a person only exists towards others; it only knows itself 

in knowing others and only inds itself in being known by them. 

Personal life begins with the ability to break contact with the environment, 

to recollect one and to relect, in order to re-constitute and re-unite oneself on 

one’s own center. 

Nurten Gökalp



133

ded


Personal life is an alternation of self-afirmation and self-denial. This funda-

mental rhythm can be discerned in all its manifestations. The self-afirmation is 

a continual assimilation of an external data in working upon which it enriches 

itself.  

According to E. S. Brightman who was the representative of idealistic perso-

nalism in America, the personalism holds a form of self-psychology. He made 

a  distinction  between  self  and  person.   The  self  is  any  conscious  process;  a 

person is a self that can experience values and judge itself by rational norms. 

A self is any complex unity of consciousness; a person is a self-able to develop 

rationality and ideal values. The essential differences between person and self 

seems to be that person carries with it some estimate of value, whereas self 

serves merely to distinguish anything from anything else. We may deine a self 

as any actual conscious experience, and then deine a person as any member 

of the class of selves who is capable of achieving value. Some selves are able 

to choose and judge their values in the light of reason. They test their values 

by ideals. Such selves are persons. We can deine persons as selves capable of 

achieving rational values or ideal values. A person, then, is a complex unity of 

consciousness which identiies itself with its past self in memory; determines it-

self by its freedom; is purposive and value-seeking; private, yet communicating 

and potentially rational. 

Brightman says that consciousness is personal, uniied, self-identifying, re-

membering, and proposing, has active awareness, and furnishes the key to the 

inner nature of its objects. Self-experience is not to be confused with relection 

on self. It is always present where there is consciousness; it is the experience of 

the whole consciousness as belonging together and thus as being “mine”. The 

self is not a separate and distinct element from consciousness to be distinguis-

hed from all other perceptions and thoughts.  

 Accordingly,  all  persons  are  selves;  but  not  all  selves  are  persons.  Every 

normal human being is a person; but some abnormal human beings may not be 

persons. Therefore being a person is a value, is an important goal and has high 

value for human life. Individual and social values have an important contributi-

on to being a person. Individual and social values play an important role in the 

process of being a person. 

According to Brightman, “all persons ought to judge and guide all of their 

acts by their ideal conception of what the whole personality ought to become 

both individually and socially.” (Brightman, 1969, p. 242) This law is called the 



Value of  Being a Person and the Place of  Value in Being a Person 


134

ded


law of the ideal personality and prescribes the construction and use of a goal or 

ideal to guide the direction of moral development. The primary empirical basis 

of this law is the experienced fact of a unity of consciousness as the immediate 

datum of all experience, the implications of which lead us to acknowledge a 

whole personality.  Experiences of obligation and of rational law which supply 

the ground for our belief in a past, and a future self-lying beyond the immediate 

present also point toward the conception of an ideal that ought to be attained. 

Moreover, the activity that is constantly going on in our experience needs to 

be directed by a plan of action, an ideal which should, in the last analysis; to 

be united because of the self is a unity.  There are three stages in movement of 

personality, the preferred personality, the empirical personality and the ideal 

personality. 

An ideal of personality has a two-fold function: In one hand, it guides the 

conduct of the person who holds it as his plan of action and goal; on the other 

hand, it is an instrument of criticism used to point out both the meaning of and 

also defects in the present situation.

A powerful reinforcement of ideal life, a drive toward ideal goals is deined 

as spirit. There is a distinction between spirit and personality. Personality is the 

total life of consciousness, good, bad, indifferent; concerned with ends, means, 

or dreaming; rational, irrational or neutral. Spirit refers to the ideal aspects of 

personality, and especially to the actual realization of a person’s potential va-

lues. Spirit is a goal of personal striving, or an ideal of individual personality.  

Spirit is personal but also is social. In fact, it cannot be personal without being 

social. The sharp separation between personal and social is artiicial and unreal. 

All personal consciousness, and hence all spirit, is necessarily social. Personal 

consciousness in man is certainly social in origin. From birth, social inluences 

affect  every  person. According  to  Brightman,  leaving  from  personality  is  to 

leave from the values and existence. 

Personality reveals the meaning and the purpose of human life. Since the ga-

ining value is important to ideal personality; the importance should be given to 

value education. In that case, the value education should be developed for the 

contribution to the future of human and of society. For that reason, we must give 



importance to values education and it should be planned in detail.

Keywords- Value, People, Value philosophy, Value education

Nurten Gökalp



Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə