Mit dünden bugüne gizli dünyanin bilinmeyenleri tuncay özkan



Yüklə 3,49 Mb.
səhifə20/53
tarix08.03.2018
ölçüsü3,49 Mb.
növüYazı
1   ...   16   17   18   19   20   21   22   23   ...   53


Konsolosluğu'nu kuşatması bu saptamanın hemen sonrasında yapılır.

Konsoloslukta arşiv memuru olarak gözüken George Pavlov olayla ilgisi

bulunduğu gerekçesiyle istenir. Kuşatma iki gün sürer. Bu sırada Pavlov

nasıl savunma yapacağı konusunda hazırlıklarını tamamlar. Sovyet

Büyükelçisi Sergei Vinogradov, Pavlov'u verir ama Türkiye'ye yönelik

tehditler de dile getirir. Bu sırada olayla ilgisi bulunan ve Sovyet

Ticaret Ateşeliğinde uzman olarak gözüken Leonid Kornilov sınırda ele

geçirilir. Bunlarlar la birlikte, berber Süleyman Sağol ve öğrenci

Abdurrhanman Sayman da yakalanırlar.

Duruşmalarına 2 Nisan 1942'de başlanır. İtiraflar ve ardından gelen uzun

yargılama süreci sonunda 17 Haziran 1942'de 4 sanık ta suçlu bulunurlar.

Sovyet gizli servisinin (NKVD) ajanları olan Kornilov ve Pavlov 20 şer

yıl, diğer iki Türk ise itirafları ve yarndımlarından dolayı 10 'ar yıl

hapis cezasına çarptırılırlar. Olay sırasında ölen suikastçi Ömer Tokat

'ın kimliği ise bütün vucudunun parçaları bir araya getirilerek ve iki

kaşının arasındaki siğili dahi saptanarak tespit edilmiştir.

Bu dönemde gizli servis etkin bir dinleme ve gözetleme ağına sahiptir.

Araçlar ilkel ama insanlar kararlı ve inanmıştır. Hemen bütün otellerde

çalışanlar, diplomatlara hizmet veren kişiler ya gizli servisin ya da

polisin adamıdır ve Polis ile gizli servis arasında büyük bir

koordinasyon ve işbirliği sözkonusudur. Bu dönemde Türkiye'nin dışarıya

karşı istihbarat antenleri son derece açık bulunmaktadır. Hiç bir aykırı

hareket affedilmemeye çalışılır.

Almanların ünlü propaganda bakanı Dr. Joseph Gobebels'in Türkiye ziyareti

sırasında rotasından çıkarak askeri tesislerin fotoğrafını çekmesi de

affedilmemiş ve bakan Türkiye'ye ayak basar basmaz resimler geri

alınmıştır.

CHP iktidarı MAH'ı gerektiğinde baskı unsuru olarak da kullanmaktadır.

Zaten MAH adı insanların ağızlarına alırken bile korktuğu bir kuruluştur.

Hele savaş yıllarının korkunç takipleri ve olağanüstü yetkileri,

teşkilatın yarattığı ürküntüyü arttırmıştır.

Bu döneme ilişkin olarak bir MAH mensubunun anlattıkları ilginçtir:

" O dönemde Kars'da sınırı kollayan bizim yetkili arkadaşımız, bizden

birisinin başına kara bir torba geçiriyor. Ele bir ip ve balta alınıp

dağa gidiliyor. Dönüşte bizim sorumlunun elinedeki ip ve balta kanlıdır ve

açıkta getirilmektedir. Bizimkilerin bulunduğu binadan zaman zaman

çığlıklar yükselir. Halk teşkilatın sürekli adam doğradığına inanır. Hatta

anlatılanlara göre binanın önünden zorunlu olmadıkça geçmezler, geçerken

de kimseyi bulamazlarsa binayı selamlarlarmış. Bu o zamanlar Sovyet

istihbaratına karşı yürütülen bir pisikolojik mücadele yöntemidir. Dağa

götürülen bizim adamımızdır. O sırada bir de tavuk götürülür, o kesilir ve

ip ile baltaya bu kandan bulaştırılır. Bizim elemanlar da binadan sürekli

bağırırlar. "

Evet bu bir yöntemdir. Bölgede yaratılan güçlü MAH ağına Doğu Emniyeti adı

verilmiştir. Doğu Emniyeti'nin bölgede yarattığı otorite ve korku havası

bugünlere kadar uzanmaktadır. Bu ortamdan siyasi iktidar da uzunca bir

zaman yararlanmıştır.

Doğu Emniyeti bugünlerde efsane gibi MİT içinde dilden dile anlatılan pek

çok olayın arkasındaki güçtür. Batılı hiç bir gizli servisin

sınırlarından içeriye adam gönderemediği Sovyetlere bu örgütlenme

sayesinde MAH eleman göndermiş ve sınır güvenliğini son derece sıkı

tutmayı başarmıştır. Bölgede yaşayan Türk kökenli halklardan geçilen

ajanlar Doğu Emniyeti örgütlenmesinde eğitilmişlerdir. Bunlar Ankara

Keçiören'deki karargaha getirilerek gerilla eğitiminden geçirilip,

operasyonlar için hazırlanmış ve birer ikişer gruplarla Sovyetlere

salınmışlardır. Sonuçta çokça başarı sağlanamasa da önemli hareketler

yapılmıştır. Bunlar Karadeniz dahil Sovyet sınırının bulunduğu bütün

bölgelerde etkin bir şekilde yapılan eylemler arasındadır. Bu örgütlenme

daha sonra bırakılmıştır. Ancak bu dönemde Sovyetlere gidip öldürülen

elemanlar Vatani Hizmet Cetvelinden aylığa bağlanmışlardır.

İçerde; yasası bile bulunmayan gizli servisin adıyla bir baskıcı hava

estirilmektedir. İstihbarat çalışmaları iyiden iyiye içe dönünce garip

olaylar da yaşanır.

1949 yılında CHP iktidarının son aylarında içe dönük bir çalışmasıyla MAH

gözler önüne hatta mahkemeye çıkar.

BAYAR VE MENDERES İNÖNÜ'YÜ ÖLDÜRTECEK

Başbakan Şemsettin Günaltay kendisiyle çok ömenli bir konuda görüşmek için

randevu alan DP Aydın milletvekili Reşat Aydınlı'yı beklemektedir.

Aydınlı'yı, Başbakanın isteği üzerine MAH'dan gelen bir ekip de beklemeye

başlar. Başbakanın odasına kurulan ses alma cihazı bu önemli görüşmenin

sözlerini kaydedecektir. Öylede olur. Aydınlı gelir ve Celal Bayar'ın

bilgisi dahilinde DP içinde İsmet İnönü'ye karşı bir suikastin

planlandığını söyler. Ortalık birden karışır. MAH sesleri Başbakanın

masamının altına yerleştirdiği ses alma cihazıyla kaydetmiştir. Aydınlı

savcılığa verilir. MAH ses alma cihazını ve kasetlerini topladığı gibi

mahkeme salonuna gelir. Bu teşkilatın basın önündeki ilk şovu olacaktır.

MAH'ın o dönemdeki başkanı olan Naci Perkel de mahkemede ifade verir. Bu

basın ile MAH ın ilk açık tanışması olarak da tarihe geçer. Bir politik

skandalda da MAH ilk kez kendini ortaya koymaktadır. Aslında böyle bir

suikast teşebbüsünün olmadığını o dönemin CHP iktidarı da bilir. Ancak

oyun oy avcılığına dönük olarak oynandığı için herkes rolünü büyük bir

ciddiyetle oynamıştır. Zarar gören yine MAH olacaktır. 1949 da yaşanan bu

olayın ardından 1950 seçimleriyle Türkiye'de CHP adıyla özdeşleşen bir

dönem kapanır ve DP iktidarı dönemi başlar. Daha sonra NATO'ya giriş ve

bunun getirdiği uluslararası bağlantılar MAH'ı daha derinden etkileyecek

olaylara gebedir.

Bunlar arasında MAH'ın özellikle Amerikan, İngiliz, İtalyan, Alman gizli

servisleriyle daha içli dışlı olması en önemli nokayı oluşturur. Bu

servislerle girilen ilişkiler teşkilatı pasifize olma noktasına kadar

getirir.

MENDERES MİLLETVEKİLLERİ İÇİN DOSYA HAZIRLATIYOR

Dışta böyle bir tehlikeyle karşı karşıya olan teşkilat, içerde iktidarın

bir güç unsuru olarak kullanılmaya devem edilir. Adnan Menderes'in

teşkilatı kendi muhalifleri için bilgi toplamada kullandığı, hatta bunun

için bir özel büro dahi kurduğu bilinmektedir.Menderes'e

milletvekillerinin özel yaşantısıyla ilgili bilgi aktaran ve dosyalar

hazırlayan kişilerin başında ilginçtir bir gizli servis elemanı gelmez.

Bu bilgileri toplayanların başındaki kişi dönemin İstanbul Valisi

Fahrettin Kerim Gökay dır. O zamanlar " Tıfıl" bir gazinocu olan

Fahrettin Aslan, milletvekillerinin gece yaşamıyla ilgili bilgiler

derler, toplar, dosyasını oluşturur ve " Mini Mini Vali" Gökay'a iletir.

Karşılığında da ayrıcalıklar elde eder. Gökay da bu dosyaları Menderes'e

gönderir. Hangi milletvekili nerede , kiminle yatmış, ne yapıyor, ne

konuşuyor, ne iş yapıyor gibi bilgilerin bulunduğu dosyalar, Menderes'in

elinde birer susturucu olarak kullanılır.

1956 'ya gelindiğinde teşkilatla ilgili sıkıntılar had safhaya ulaşmıştır.

Menderes bunun nedenlerini soruşturmak için Başbakanlık Müsteşarı olan

Ahmet Salih Korur'a sorunları içeren bir rapor hazırlamasını emreder.

Korur hemen İstanbul bölgeye gider. Burada ilk iş MAH içinde Menderes'in

telefonlarının dinlendiği dedikodularını incelemek olur.

Bir gün odasında çalışan Fuat Doğu'nun kapısı açılır ve içeriye Korur

girer. Kendini tanıtır ve "Neden Adnan Menderes'in telefonlarının

dinlendiğini" sorar. Sert, asabi ve konuşması hırçın olan Korur'u

Menderes'in telefonları konusunda işkillendiren olaylar aslında hemen

herkesin bildiği ama açıklayamadığı gizli aşk ilişkilerine dayanmaktadır.

Menderes'in çapkınlıkları konusunda dosyaların hazırlandığı dedikoduları

artmaktadır. Gelen bilgiler arasında Menderes'in gönül ilişkilerinin

bulunduğu kadınların telefonlarının dinlendiği de yeralmaktadır. Korur'un

hırçınlığı bu yüzdendir.Doğu böyle bir olayın olmadığını söyler ve

kasasında kilitli duran bir listeden kimlerin telefonlarının dinlendiğini

gösterir. Menderes'in veya sevgililerinin telefonları bu listede yoktur.

Ama aslında bu telefonlar zaman zaman dinlenmektedir. Çünkü sözkonusu

olan ülkenin Başbakanıdır.

MAH' ÇILARIN MAAŞLARI CIA'DAN

Korur'un bu araştırmaları sonucunda ortaya çıkar ki dinleme servisi

çalışanları da Amerikalıların eline geçmiştir. Dinleme istasyonlarını

kuran Amerikalılar buralarda çalışanları özellikle de telefon dinlemesinde

görev yapan memurları maaşa bağlamışlardır. Menderes'in telefonlarının

dinlenmesi iddiaları da buradan kaynaklanmaktadır.Korur, daha sonra sık

sık çağırıp bilgi alacağı ve Başbakan ile görüştüreceği Fuat Doğuy'la bu

tartışmayla tanışır.

Korur'un incelemesi çok acı gerçeklerle dolu olarak bir süre sonra

Başbakan Adnan menderes'in önüne konur.

Korur raporunda Amerikalıların MAH'a hakim olduklarını, İstanbul'daki MAH

okulunun, servisin İstanbul örgütünün ve Yeşilköydeki soruşturma

teşkilatının Amerikalılardan alınan paralarla döndürüldüğünü belirtir.

Amerikalılar paraları doğrudan ilgili servin amirine ve çalışanlarına,

zarf içinde vermektedirler. Paraların karşılığında iş isterler. Bu durum

servis çalışanları arasında büyük tepki çeker. Amerikalılardan para alarak

iş yapmak servis elemanlarının onurlarını kırar. Acı verir.

Diğer servislerle de işbirliği vardır, ancak burada yapılan işle ilgili

para ödemeleri merkeze ulaştırılmaktadır. Ve teşkilat bütçesine dahil

edilmektedir. 1956 yılında yapılan bu soruşturma sırasında orta çıkar ki

Amerikalılar belirlene bildiği kadarıyla MAH'a ayda 100 bin, İngiliz gizli

servisi 30 bin, Fransızlar 7-8 bin,İtalyanlar da 4 bin lira

vermektedirler.

BEHÇET TÜRKMEN VE AMERİKALILAR

Menderes üzüntüsünü saklamadan müsteşarına şu talimatı verir:

" Keselim ilişkiyi... Yalnız Anerikalıları darıltmayalım. Bize yapacakları

para yardımını malzeme olarak yapsınlar. Sonra para verilecekse bu direk

olarak servisin başına verilsin"

Bu görüşmenin ardından Amerikalılardan para alımını destekleyen ve

uygulamayı başlatan MAH Başkanı Behçet Türkmen Paşa Bağdat'a elçi olarak

atanır. Türkmen epey ağırdan aldığı masa toplama çalışmalarını bir kaç

ayda tamamlayabilir. Yıllar sonra da Coca Cola şirketinin Türkiye

Temsilcisi olarak görev yapar. Oğlu İlter Türkmen'de 12 Eylül döneminde

Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunmuştur. Bu dönem özellikle Behçet

Türkmen'in Özel Kalem Müdürü çok sıkı takibe alınmıştır. Şüphelerden bir

kısmı da onun üzerinde yoğunlaşmıştır.

18 Nisan 1957 de MAH Başkanlığı görevine Adnan Menderes, Hüseyin Avni

Göktürk'ü getirir. Göktürk görev süresince zaman zaman özel ilişkileri

nedenyile Menderes'e zor anlar yaşatmasına rağmen ,1957 den 1959'a kadar

bu görevde kalır.Görevden alınmasına da Nimet Arzık'a görevinin başında,

teşkilatın evlerinden birisinde, iş bulmak amacıyla görüşmek için

çağırdığı sırada yaptığı uygunsuz teklif neden olur. Arzık Londra uçak

kazasında Adnan Menderes ile birlikte olan eşi Şerif Arzık'ın ölümünün 56.

gününde gerçekleşen bu olayın peşini bırakmaz. Çıkardığı şiir kitabıyla

olayı kamuoyuna duyurur. Dönemin Anadolu Ajansı'nın Genel Müdürü olan

Şerif Arzık, Menderes'in yakınlarındandır. Olayın yarattığı geniş yankılar

sonucu Menderes'in oluruyla Ahmet Salih Korur Hüseyin Avni'yi görevinden

alır.

Hüseyin Avni görevi süresince Amerikalılarla ilişkiler konusunda

Menderes'in istediklerinin çok azı yerine getirilir. Çünkü teşkilat kaynak

bakımından, teknik olanak bakımından yetersiz durumdadır. Eğitim

çalışmalarını da Amerikalılar ya da Amerika'da eğitim görmüş personel

yaptırmaktadır. Daha sonra Menderes MAH'ın Başkanlığına Müsteşarı Salih

Korur'u vekaleten getirir. Korur 6 ay süreyle yaptığı bu görev sırasında

Amerikalılarla ilişkileri yeniden düzenlemeye çaba gösterir.

Korur Amerikalılara ortak operasyonlarda masrafların yarı yarıya

karşılanacağını, ajan teminlerinde ise verilen hizmetin karşılığında

ücretin CIA tarafından ödeneceğini Amerikan servisinin yetkililerine

aktarır.

Örgütün bütçe kullanımı konusunda da oldukça büyük kontrolsüzlükler ve

başı boşluklar vardır. Paraların nereye harcandığı bilinmediği gibi,

harcanan paralar bir bakkal defterine yazılıp sonra o da imha

edilmektedir. Paraların hemen tamamı örtülü ödenekten aktarılmaktadır.

Diğer servislerden gelen paraların nasıl ve nereye harcandığı ise hemen

hiç bilinmemektedir. Burada teşkilatın üzerinde hükümetin veya

parlamentonun hiç bir kontrol mekanizmasının çalıştırılamadığı çok açık

bir şekilde görülmektedir. Bunun nedeni de MAH'ın hala bir yasasının dahi

bulunmayışıdır.

KORUR VE MENDERES CIA BAĞLANTISINI ANLATIYOR

Ahmet Salih Korur Yassıada'da yargılandığı sırada bu ilişkiler konusunda

22 Aralık 1960 günü yapılan oturumda şunları söyler:

" Dedim ki sureti katiyede Amerikalılardan para almayacaksınız.

Amerikalıların servis şefini daireme çağırdım. Kati talimat verdim: '

Hiçbir memurumuzla temas etmeyeceksiniz ve para vermeyeceksiniz'"

Aynı oturumda Adnan Menderes de şunları dile getirir:

" Böyledir beyefendi. Yavaş yavaş yardımı kestik. Bu yardımlar şöyle

başlamış: Servisler arasında irtibatlar tesis etmek , birbirine malumat

vermek suretiyle müşterek çalışılıyor. Bunun bağlı olduğu külfeti

karşılamak üzere yavaş yavaş irtibat temin etmişler, bunu Behçet

Türkmen'in uygun gördüğü anlaşılıyor. Ahmet Salih Korur'u bu servise bir

de orada neler cereyan ediyor, gayesini anla dinle diye vazifelendirmemin

sebebi budur. Netice aldıktan sonra ilişkileri keselim ama Amerikalıları

darıltmayalım. Daimi surette servis olarak yardıma muhtacız. Bizim

servise mensup olan memurlar , doğrudan doğruya Amerikalılardan para

alıyor gibi vaziyete düşmeyi önleyelim dedim."

Bu döneme ilişkin değerlendirmelerinde Fuat Doğu Teşkilatın içinde

bulunduğu mali sıkıntıyı "felaket" olarak adlandırmaktadır. Doğu

Amerikalılar ile ilişkiler konusunda kendisinin arkadaşlarına " Biz

onlardan para ve teknik olanak bakımından yararlanacağız ama onlara

kendimizi kullandırtmayacağız" dediğini aktarmaktadır. Gelişmelerin

Doğu'nun istediği gibi olmadığı ortadadır. Doğu'nun azmi ile Amerikalılar

Erenköy'deki binanın haberleşme sistemini ve teknolojik eksikliklerini

yenilerler. Hatta Doğu bu binanın haberleşme sisteminin Beyazsaray'dakinin

aynısının olduğunu vurgulamaktadır.

CIA GÖREVLİSİ TEHDİT EDİYOR: BAŞBAKANA ŞİKAYET EDERİM

Ancak Türk istihbaratçıları ile Amerikalılar arasındaki ilişkiler hep

böyle gitmez. Büyük sorunlar yaşanmaktadır. Hatta bir keresinde Doğu, bir

Amerikalı istihbaratçıyı odasından kovmak zorunda kalışını şöyle

anlatıyor:

" Bir gün bir Amerikan istihbaratçısı gelerek bazı şeyler istedi.

Kendisine bunları veremeyeceğimizi söyleyince tehdide başladı. Kendisine

'gömleğimizi aldınız, pantolonumuzu aldınız, ama donumuzu vermeyiz'."

Daha sonra CIA'nin İstanbul istasyon şefi de Doğu'yu Başbakana şikayetle

tehdit etmiş ama karşılığında " Bildiğin yere kadar git" yanıtını

almıştır. Yani Amerikalılarla ilişkiler çok ama çok kötü bir noktadır.

Sadece gizli servisin değil, Türkiye'nin onuru ile oynanmaktadır. Bu

duruma son veren Başbakan Adnan Menderes ile görevlendirdiği Müsteşarı

Ahmet Salih Korur ve gelişmelerden rahatsız olan teşkilat çalışanlarıdır.

Döneme ilişkin olarak Yassı Ada duruşmaları sırasında görülen davalarda

gizli servisin elemanları dinlenmiş ve Amerikalıların servis çalışanlarına

para verdiklerini doğrulamışlardır.

Çok eleştirilen CIA ile ilişkiler konusunda ise ilk temaslar 1950 den

sonra başlamıştır. Aslında Amerikan gizli servisi CIA ( Central

İntelligence Agency) genç bir örgüttür. 1946 yılında Başkan Truman

tarafından oluşturulmuştur.

MAH ile CIA arasındaki bağlardan birini de teşkilatın elemanlarının zaman

zaman CIA için çalışmaları oluşturur. Gerçi dünyanın diğer servisleri de

aralarında bu tür yardımlaşmalarda bulunmaktadır. Ama Türkiye'de kantarın

topunun kaçtığı izlenimi vardır. Örneğin Batum'da görevlendirilen pek çok

servis elemanı CIA'ya da çalışıyordur ve bunun karşılığında da para veya

teknik yardım alınmaktadır. Bu çalışmalar isteğe göre ve ülkeye göre

değişerek devam eder. Amerikalılar zaman zaman kimi yerlerde çalışan Türk

elemanların karşı örgüt tarafından ele geçirildiği ya da pasifize

edildiğini ileri sürerek, bunların sorgulanmasını, görevden alınmasını

dahi isteye bilmektedir.

CENTO DA OLAN BİTENLER

Bu tarihlerde Türkiye'yi Amerika ve diğer batılı gizli servislere bağlayan

en önemli oluşmalar arasında girilen ittifak bağlantıları da

yeralmaktadır. Türkiye bir NATO üyesidir. Bu ortak savunma şemsiyesinin

altındaki gizli servisler kağıt üzerinde yaptıkları anlaşmalarla büyük

bir bilgi akışı koordinasyonu içinde bulunmaktadırlar. Fiilen de bazı

alanlardaki istihbarat çalışmaları ortak yürütülmektedir. Böyle olunca

ilişkilerde bağlayı faktörler ön palna çıkmaktadır. Hele isitihbarat

alanında teknolojik ve ekonomik üstünlüğü bulunan Amerikan, İngiliz, Alman

istihbaratları diğer birimler üzerinde baskın hale gelmektedir.

Türkiye ile Amerikan ve İngiliz istihbarat birimleri arasında sıkı

bağların kurulmasına ve gizli faaliyetlerin yürütülmesine yolaçan bir

başka ittifak bağlantısı da CENTO olarak adlandırılan Merkezi Anlaşma

Teşkilatı olmuştur. Bu teşkilat Türkiye, İran, Irak ,Pakistan ve İngiltere

arasında Sovyetlerin Ortadoğu'da nüfuz kurmasını önlemek amacıyla Bağdat

Paktı adıyla 1955 yılında oluşturulmuştur. Ancak Irak'da Temmuz 1958 'de

yapılan bir darbe sonrasında Sovyet yanlısı yönetim iş başına geçmiştir.

Bunun ardından da pakt üyeleri Londra'da toplanarak teker teker Amerika

ile savunma ve işbirliği anlaşmaları imzalanmasına ve merkezi Bağdat'ta

olan Paktın merkezinin Ankara'ya taşınmasına karar verirler. Gelişmeler

üzerine Irak 24 Mart 1959 yılında Pakt'dan çekildiğini açıklamıştır. Diğer

ülkeler Amerika ile olan ilişkilerini daha da geliştirerek ve örgütün




Dostları ilə paylaş:
1   ...   16   17   18   19   20   21   22   23   ...   53


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə