İsmail arabaci kiMDİR



Yüklə 2,91 Mb.
səhifə45/59
tarix30.12.2017
ölçüsü2,91 Mb.
1   ...   41   42   43   44   45   46   47   48   ...   59

Zazalarda Din


Zazalar’ı incelerken ikiye ayırarak incelemek gerekir. Bu ayırım: 1) Alevi olup Zazaca konuşanlar 2) Sünni İslam’ı benimseyen Zazalar.Bu grubu da kendi içinde 2’ye ayırmak gerekiyor: a) Hanefi Zazalar b)Şafii Zazalar. Zazalar arasındaki görünüşte basit gözüken bu İslam içindeki dinsel farktan kaynaklanan ayrım ayırt edici bir öneme sahiptir. Bir araştırmacının dediği gibi; “Alevi ve Şafii” Zazalar taban tabana zıt iki toplumsal yapıyı gösteriyorlar.”(6) Bu taban tabana zıt denen tesbit o denli isabetli görünüyor ki Alevi Zazalar’ı Deylem’den 1100-1200 yıllarında Anadolu (Dersim)ya getiren tarihten beri Alevi Zazalar ile Sünni (Şafii) Zazalar birbirine hiç dost olmamışlardır. Bin yıllık bir toplumsal tepki vardır. Bu iki yapı nasıl aynı milliyetin parçaları olabilirler.

Zazalar Türkiye’den başka yerde yoktur. Kürt’e, Türk’e, Ermeni’ye, Süryani’ye, Yezidi’ye yakın coğrafya olan İran, Irak, Suriye v.s. de görmek olası iken Zazalar bu yakın coğrafyalarda yoktur.

AleviZazalar ile Sünni (Şafii) Zazalar’daki sosoylojik farklılık ister istemez Aleviler’in Zazaca’yı sonradan öğrenen ve hatta Zazalaşan Türkmen Aleviler olduğu tezini güçlendiriyor.Tarihte Alevi Zazalar ile Şafii Zazaların ortak bir toplumsal tepkisi, ortak tavrı v.s. olmamıştır. Toplumsal zıtlık bu iki toplumsal grup arasında hep varolmuştur. Alevi Zazalar ile Şafii Zazalar coğrafi olarakta biribirinden ayrı bölgelerde yaşıyorlar. Alevi Zazalar; Tunceli’de-Ovacık, Hozat, Nazmiye, Mazgirt, Pülümür yerleşmelerinin hemen tümü Zazaca konuşan nüfustur. Mazgirt, Pertek, Bingöl-Kığı, Karlıova gibi yerleşmelerde Kürtçe konuşan Aleviler’le ortak yaşıyorlar. Bu bölgeler dışında Erzincan’da-Çayırlı, Tercan, Kemah, Refahiye ilçeleri ve Merkez ilçe köylerinde nüfusun yaklaşık %20’si kadar Zazaca konuşan Alevi nüfus bulunuyor. Sivas’ın ise, İmranlı, Zara, Divriği ve Kangal’ın bazı köylerinde Zazaca bilen Aleviler var. Ayrıca; Erzurum Hınıs ve Muş-Varto’da Zazaca bilen Aleviler yaşıyor. Zaza Alevi denilen toplumsal kesimin oturduğu klasik coğrafya burasıdır, son yıllarda göçler nedeni ile, Avrupa ve İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana,Mersin, Antalya gibi kentlerede Zaza Aleviler gelmiştir.

Sünni Zazalar ise; çoğunluğu Bingöl’de Genç, Solhan, olmak üzere Elazığ-Karakoçan, Palu, Muş-Varto’da, Diyarbakır-Kulp, Lice, Çermik, Çüngüş, Adıyaman, Urfa-Karacadağ, Siverek, ve Bitlis-Mutki, Tatvan, Batman-Sason sayılabilir.

Bugün Zazalar tarafından yapılan tahmine göre; 1,5 milyon ile 2.5 milyon arasında Zazaca bilen nüfusun olduğu ifade ediliyor. Bunun ise %60’ı,Sünni-Şafii Zazalar’dan %40 civarı ise Zazaca bilen Aleviler’den oluştuğu tahmin ediliyor.

Alevi Zazalar’ın kendi içinde ve diğer Aleviler ile, Şafii Zazalar’ın da kendi içinde ve diğer Kürtlerle evlendiği görülüyor. Alevi Zaza, Şafii Zaza evliliği mümkün olmayan bir olgu gibidir. Ortak payda oluşumunda dinsel ayrım tayin edicidir. Küçük bir siyasallaşmış Zaza aydınlar dışında Zazalık ortak payda değildir. Alevi Zazaları bir araya getiren ortak bileşken Alevi olmalarıdır. Şafii Zazaları’da bir araya getiren ortak yapışkan Şafii inancıdır. Zazalık her iki kesim için ortak payda olmamıştır. Alevi Zazalar, Türk Alevileri, Şafii Zazalar’dan kendilerine daha yakın buluyorlar. Hatta Alevi Zazalar, Türk Sünnileri bile Şafii Zazalar’dan kendilerine daha yakın buluyorlar.

 

KAYNAKLAR



 

•    Ebubekir Pamukçu, Dersim Ayaklanması 1990 İstanbul

•    Ali Kaya, Dersim Tarihi, 1999 İstanbul

•    Ali Kaya, Deylem’den Dersime, 2001 İstanbul

•    Orhan Türkdoğan, Etnik Sosyoloji 1997 İstanbul

•    P.A. Andrews, Türkiye’de Etnik Gruplar 1992 İstanbul

•    A. T. Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı 1999 Ankara

•    N. Uluğ, Derebeyi veDersim, 2001 Ankara

•    Kızıl Yol (Dergi 4 sayı) 1983 Almanya

•    Ayre (Dergi) 1986 İsveç

•    Piya (Dergi) 1990 İsveç

•    Munzur Çem, Zazaca Gramer, 2003 İstanbul

•    Birikim Dergisi, S. 71-72

•    H.R. TankutZazalar Üzerine Sosyolojik Tetkikler, 2000, Ankara



•    Dr. Suat Akgül, Dersim, 2000, Ankara
Yazan: Cemal ŞENER. Türkiye ‘de Yaşayan Etnik ve Dinsel Gruplar. ETİK YAYINLARI. www.karacaahmet.org

ZAZALAR -3
Bu halkın temel çekirdeği Dersim'de olup, yaşadıkları bölge Fırat'ın iki kolu arasındaki kuzeyden Erzincan, güneyden ise Murat arasındaki alanlardır. Zazaların toplam nüfusunun iki milyon cİvarında olduğu tahmin edilmektedir. Zazalar kendini DIMLİ ya da DIMLA olarak adlandırmaktadır. Zaza terimi, konuştuğu dilde çok sayıda kullanılan (ts, ds, tso, s, z) gibi sessizlerin yoğunluğundan dolayı komşuları tarafından takılmış bir adlandırmadır.
Zazaca Sasanilerin saray dilidir, lehçe falan değildir. Kurmançi, farsi, tacikçe vb. dillerle akrabadır.
Kürt ulusal bilinçlenmesinin doğuş döneminde ve önderlerin izlediği yöntemlerde, doğal olarak belirli abartmalarla, Kürtlere komşu diğer halkların etnik farklılıkları görmemezlikten gelindi ve kültürel değerlerinin gelişmesi engellendi. Örneğin Iran halklarından Lorlar, Bahtiyarlar, Guranlar, yeni oluşan Kürt "intelligentsia"sı tarafından Kürt olarak sayılmaktadır. Bu yanılgıdan Kürtlerle sıkı bağlarla yaşayan Zazaların da kurtulamamış olması anlaşılabilir bir olgudur. Kültür yakınlığı ise, nasıl Kürtler'in Türk olduğunu getirmiyorsa, aynı biçimde Zazalar'ın Kürt olduğunu ispat edecek bir faktör değildir. Bugün Avrupa'ya baktığımızda da hemen hemen aynı kültür yakınlığını görmekteyiz. Ama bu Isveçlilerin Norveçli olduğu anlamını getirmemektedir.
Zazalar'ın Kürt toplumuna yaklaşması, Türk milletinin, ırk tarih, dil ve kültür açısından Zazalardan çok farklılık gösterdiğinden, Zazalar kendilerine en yakın olan Kürt milletine yaklaşmıştır. Zazaların dini, dili, ulusal bilinci ve etnik kökenlerini belirleyen birçok değer Kürtlere göre yerden göğe FARKLIDIR. Günümüzde Zazaların ulusal kimlik arayışı yeni bilinçlenme dönemini yaşamaktadır.
Netice itibariyle; Zazalar kendi inanç ve etnik kökenleriyle FARKLI bir ulustur. Zazaların dinsel inançları ve etnik kökenleriyle ilgili Almanya'da yaşayan Berlin Üniversitesi öğretim üyesi, aslen Zaza, Zılfi Selcan " Zaza dili Kürtçe'nin lehçesi değildir’’ diyor.
Dış göçten dolayı Batı Avrupa'da hayli miktarda Zazalar bulunmaktadir ve bunların önemli kesimi Alevidirler. ZAZALARIN ulusal ve kültürel kimlikleri, her türlü karşı propagandaya rağmen günbegün kökleşip sağlamlaşmaktadır.
Zazaca geçen yüzyılın sonunda ilk olarak Avrupalı araştırmacılar tarafından ele alınmıştır (Peter Lerch, 1856). Zazaca'nın, Kürtçe'nin bir lehçesi değil de, başlı başına bir Kuzey-Batı Irani dili olduğunu ilk olarak sistematik araştırmalarını kitaplaştırarak ispatlayan Oskar Mann ve Karl Hadank'tır (Mundarten des Zâzâ. Siverek und Kor). Zazaca üzerine yürütülen araştırma serüveninde son olarak 1998'te yayınlanan iki bilimsel doktora tezi mevcuttur.
1. Zılfi Selcan: Grammatik der Zaza-Sprache (Nord-Dialekt) (Zaza dilinin grameri, Kuzey lehçesi)
2. Ludwig Paul: Zazaki. Versuch einer Dialektologie (Zazaca. Bir diyalektoloji denemesi)

Zazaca'ya örnek olacak ilk akla gelen dillerin ise Irani dilleri olması mantıklıdır.

Yazan: Sevda




A Grammar of Dimili
Dimilice'nin Grameri


Terry L.Todd


Iremet Förlag/2001
Box 4014
128 04 Stockholm/Sweden



Dimilice, Hint -Avrupa dil ailesinin Hint-İran dil grubuna dahil İranî bir dildir.Bu dil, Türkiye'nin orta doğusunda, tahminen iki milyon kişi tarafından konuşulmaktadır. Türkler ve Kurmançi konuşan Kürtler, kendi aralarında bu dile "Zazaca" demektedirler ki, bu da bayağılayıcı ve aşağılayıcı bir anlam taşımaktadır (Mann-Hadank, 1932:1).

Bu dil üzerine yapılan en önemli analizler, Otto Mann'in ölümünden sonra, Karl Hadank'ın, onun, bu yüzyılın başlarında yerinde yaptığı inceleme ve araştırmalara dayanarak kaleme aldığı ve yayınladığı kitaba dayanmaktadır (Mann-Hadank, 1932)

Hadank'tan önce Peter Lerch (1857:49-87) içinde 40 sayfa kadarı da Dimilice olan Kurmançi metinler yayınlamıştı. Ancak bu metinlerde Dimilice dilbilgisine eğilinmemişti. Onun çevirilerinin iyi olmadığı da söylenmektedir. Ondan birkaç yıl sonra Friedrich Müller, Lerch'in metinlerini temel alarak Dimili dilinin analizini yapma girişiminde bulundu, ve bazı Dimilice sözcüklerin ayni kökenden gelen yeni Farsça sözcüklerle karşılaştırarak bu alanda daha başarılı oldu. 1862'de W.Strecker ve O.Blau, Türkiye'nin orta doğusunda dağlık bir bölge olan Dersim yakınlarındaki Quzulyan'dan derledikleri 100 tane kadar sözcük yayınladılar. Blau, bu dilin, Lerch'in daha önce iddia ettiği gibi, Kürtçe'ye, çok benzer bir diyalekt olduğu kanısına vardı. Albert Von Le Coq (1903), Siverek bölgesine yakın Çermik dolaylarından derlediği 2 ciltlik metinler yayınladı. Fakat na yazık ki su anda güncel olan bu çalışma için söz konusu ciltler bulunamadı. Ama o da herhangi bir dilbilgisi çalışmasına girmemişti.

Mann'in yerinde çalışmaları ve onun notları üzerinde Hadank'in yaptığı dikkatli analizler uzun zaman son derece değerli ve bilimsel çalışmalar olma değerini korudular. Bunun özel önemi, tarihsel, kültürel ve folklorik yönden çalışmalara olan katkısı; İranî ve İranî olmayan dillerle Dimilice arasında yapılan ayrıntılı karsılaştırmalar ve Dimilice'nin söz dizimine ilişkin analizleriyle çağımızda yapılan en üstün gramer çalışmasi olma özelliğinden gelmektedir. Onların çalışması, Dimilice'yi dikkatli bir şekilde diyalektlere ayırmalarıyla da dikkati çeker. Kitapta en önemli yer, Siverek'te konuşulan diyalekte ayrılmış ki, bu bölüm 35 sayfa tutarında metin, bağımsız tümceler ve çevirilerinden oluşmaktadır. Kitapta bundan başka Kor diyalektine ilişkin çalışmanın yanı sıra Bucak diyalektinden derlenmiş 10 sayfalık bir sözcük listesi, 25 sayfa tutarında Çapakçur (Bingöl) diyalektinden dilbilgisi tahlilleri ve sözcükler, ve 10 sayfa da Kiğı diyalektinden dilbilgisi tahlilleri ve sözcükler vardır.

Günümüzde yapılan modern çalışmalar ve analizler, Mann'la Hadank'a olan güvenin doğru olduğunu ve onların yaptığı çalışmaların son derece dikkate değer ve güvenilir olduğunu göstermektedir. Onların çalışmaları, şu anda varolan Dimilice sözcük yapılarını incelediği gibi, sözcüğün artık ortadan kalkmıs eski yapısını da incelemektedir. Sözcük incelemeleri ve açıklamalar yer yer yetersiz kalmakla beraber zamanın diğer araştırmacılarının çalışmalarını gölgede bırakacak kadar dikkate değerdir.

Onların çalışması, modern dilbiliminin geliştirildiği ilk yıllarda yapıldı. O zamandan beri bu araştırmalara devam etme cesaretini kimse gösteremedi. Bizim şimdiye kadar yapılmış olan araştırmalara dayanarak edindiğimiz deneyimlere göre bu konuda daha dikkatli olmak ve yazılan her şeye inanmamak, öncelikle yazılanlara eleştirel bir gözle bakmak gerekiyor. Her halükarda yeni dilbilimciler, yeni dilbilimsel çalışmaların yerinde yapılmasını ve eski dilbilgisi ile yeni dilbilgisinin karşılaştırılıp en doğru olanın yazılmasını önermektedirler. Dilleri daha iyi anlamak için onların geçmişteki halleriyle şimdiki durumlarını birlikte incelemek gerekiyor.

Dimili bölgesi sürekli olarak sıkıyönetim altında olduğundan böyle bir girişim devamlı engellenmiştir. 1920'lerden beri böyle bir araştırma için izin verilmemiştir (MacKenzie, 1960:xvii). Windfuhr (1976) Mann'in yazılarından önemli bir kısmını esas alarak bir "Minni-Grammar of Zaza" (Zazaca Küçük Dilbilgisi) taslak halinde tamamlayıp hazırladı. Bu kitapta Dimilice'nin kısa bir dilbilimsel ve tarihsel incelemesiyle 16 sayfalık bir dil-yapı özeti yer almaktadır. Bu güncel çalışmada, söz konusu minik dilbilgisinden yararlandık ama dilbilgisinin kendisi ne yazık ki halen basılmamış olarak duruyor.

Mann, (Mann-Hadank, 1932:19)'da Dimilice'nin bir Kürt diyalekti olmadığı, Hadank da (1932:4)'de "Dimili" sözcügünün "Daylamî"den geldigi sonucuna vardi. Bu dil, Daylamitlerin bir yansıması olarak görülüyordu, ki Daylamitler de Hazar Denizinin güney kıyısında bulunan Daylam bölgesinde yaşıyorlardı. Daylamitler daha ortaçağ ilişkilerinde bile Kürtlerden ayrılıyorlardı. Bugün Dimilice (Zazaca veya Kirmançça) konuşanlar kendilerini Kürt sanıyorlar.Ve onların dilinin Kürtçe olmadığını gösteren yeni araştırma sonuçlarına içerleniyorlar. Dimililer kendilerini psikolojik, sosyal, kültürel, ekonomik ve politik açıdan Kürt olarak görüyorlar. "Kürt" sözcüğünün ne kadar kötü tanıtıldığı göz önünde bulundurulursa Dimililerin başkalarınca Kürt sayılmaları daha kolay anlaşılır. Oysa Dimilice, Kürt diyalektlerinden tamamen ayrılmaktadır.

MacKenzie (1961b) Kürtçe'nin bütün değişik diyalektlerini inceledi ve bu diyalektleri İranî diyalektlerle karsılaştırdı. Kürtçe'nin bütün diyalektlerini İranî diyalektlerden ayıran bütün unsurları buldu. Gerçekler ele alınırsa, Kürtçe'deki /-sm/, /-xm/ ve /-v/, /-w/ halini aldılar. Sözcüğün içindeki /.-/ ekini "getirmek" fiilinde ele alırsak, kısaca bundan ayrı /.-/ ve /-sm/ ve de /-xm/'nin incelenmesi gibi. O "Ben Kürt diyalektleri arasında hepsi tarafından paylaşılan özellikler bulamadığım gibi hepsinin dışında kalan bir özellik de bulamadım." diyor (1961b:72). Fakat bu özellikler Dimilice tarafından paylaşılmıyor. Tedesco (1921:199) kitabında Lerch'in araştırmalarına dayanarak Dimilice'yi ortada kalan bir dil olarak sınıflandırdı. Kürtçe'yi (1921:198)'deki bölümde bir kuzey-bati dili olarak olarak belirledi. Bkz Windfuhr'un Yorumlar (Azami and Windfuhr, 1972:13) ve onun basılan haritasına (Azami and Windfuhr, 1972:198-99). /hr-/'nin içindeki /*fr-/'deki gelişmeye bakılırsa ve şimdiki zaman ve de basit zaman bildirme kipi Dimilice'nin öteki Kürt diyalektleriyle bölüştüğü sadece iki özelik olarak olarak görülür.

 

ZAZA VE GURANİ DİLLERİ


Genellikle Zaza ve Gurani veya Gorani dillerin kuzeybati İran dilleri arasında sınıflandırıyoruz. Dilsel komşuluğa ve bu dilleri konuşanların soyut Kürt ulusal yapılanmasına duydukları yakınlığa rağmen, bu iki dili Kürtçeye bağlayamayız. Öyle ki, özne’nin -ken dişini, Kürtçenin geçirmiş olduğu karekteristik biçimlenmeye uymamıştır.*

Zaza dili

1. YAYILMA ALANLARI

Zaza dili, kuzey batıdan Sivas’ın Zara ilçesi, kuzey doğudan Erzincan, güney batıdan Adıyaman’ın Gerger ilçesi, güney doğudan Bitlis’ın Mutki ilçesi olarak tespit edebildiğimiz coğrafi noktaların çevrelediği dörtken içinde yaşayan toplulukların konuştuğu lehçelerin bütünüdür. Türkiye sınırlari içindeki "Kürt" toplumunun yaklaşık 7'de1'rini (istastiklerden yoksunuz) Zazalar *olusturmaktadırlar. Aynı zamanda Türkiye’nın tüm büyük kentlerinde cemiyet halinde yaşayan iç diyasporadan söz edilebilir. 1960 -70 yılları arasında, Türkiye'den Avrupaya yönelik işçi gücünün önemli bir kesimini de Zazalar teşkil eder. Zaza ismi, Türkiye’nin şehirlerinde yerleşik yaşayan Zazalara verilmiştir.

Tunceli’nın (eski Dersim) ilçelerinde kendilerini Kırmanç olarak bilirler. Ve Kırmanç iki lehçesini konuşurlar. Diyarbakır’ın Dicle (Piran) ilçesinde yaşayanlar ise kendilerini "kırd", konuştuklari dili kırdki olarak adlandırırlar. Sünni bir Zaza için Alevi Zazalar kızılbaş olarak kabul edilir. Alevi Zazalar içinse Zaza ismi Sünni Zaza'ya takılmış ve onu temsil etmektedir. Yakın komşulari Kürtlerce Zaza olarak anılsalarda dımli (Daylamlig) adı sık sık kullanılır. Tunceli’nın ilçelerinde so-bê ya da şo-bê (allez-venez) gidiniz-geliniz ismi bu topluluğun üyeleri için kullanılır. Kurmançi lehçesini konuşan Kürtlere gelince, Zazalar "Kırdas" olup, Kırdaski dilini konuşurlar.* Sorunun nedenli karışık oldugunu anlayabilmek için İran ve Irak Kürtlerinin Türkiye kürtlerini Zaza olarak andıklarını da eklemeliyiz.

Zaza dilinde yazılmış iki el yazmasi bugüne dek yayınlanabilmistir. Malâ Axmedé Xâsi (kökeni Bingöllü olup Diyarbakır’ın Hezan ilçesinde doğmuştur.)’nın mevlüdü 11 hece üzerinden 756 mısra 16 bölümdür. 1903'de 400 örnek olarak gün ışığına kavuşmuştur. Siverek muftüsü Osman Efendi’nın 1903'de yazmis oldugu mevlüt ise ancak 1933'de Şam'da Celadaet Bedirxan’ın düzeltmesi ile gün ışığına kavuşabilmiştir. Günümüzde seçkin araştırmacıların ve aydınların meraklı çalışmaları sayesinde bir kac Zazaca derlemeyi Siverek, Kor, Bucak, Koza, Çebaxçur, Kiğı gibi ağızların çözülmesini sunabiliyoruz.

2. DİLDEKİ TEMEL ÖZELLİKLER

Zaza dilinin fonolojik sistemi Kürtçe’nın fonolojik sistemine oldukça yakın olup, tumturaklı islemelere ve zengin sessiz vokallere sahiptir. Zaza dilinin tüm lehçelerinde zamirlerin cinslere göre dağılımı rahatlıkla ayırt edilebilir. Sesli harfle biten (özellikle belirgin-i) kelimeler dişi olarak kabul edilir. İsimlerin iki halde çekimleri yapılır; (Doğrudan dolayı) erkek-i/-,Dişi,é/-i/-o çoğul her iki cinstede ân,

Örneğin: az so-n-â zarâ-y bân-i (erkek)


*Ez sino zerey ban-i
"je (feu) vais a 1’ınterieur de la masion"
"eve gidiyorum"
mang-â davij-i *mongey dewic-i
"la vache de la paysane"
"köylünün inegi"
Mâng-ey dawij-ân *mong-ey devic-on
"les vaches des paysan (nes)"
köylünün (yada) köylülerin inekleri
kayn-ak-ân bi-yâr-i*keyn-ek–on]bên-keyn-o ber
"emmene les filles"
"kızlari götür"

Gurani Dili

1. YAYILMA ALANLARI

Gurani dili birkaç yüzbinlik (bugüne dek ne sayım yapılmış ne de istatistik veri olmuştur), Coğunun İran’nın batısında, Kirmanşah şehrinin kuzeyindeki Kuhe Şahan- Dalalü dağlarının yamaçlarından Irak sınırına dek uzanan bölgede yaşayan topluluklar tarafından konuşulur. En önemli yerleşim birimi Gahvâra şehiridir. Sirvan nehrinin kollarından Zimkan’nın geçtiği vadide kurulmuştur. Bir diğer grubu oluşturan Gurâniler daha doğuya yerleşmişlerdir, Dinavar'a yakın Kirmanşah şehrinin kuzey doğusunda, 40 km uzaklıktaki Kandula bölgesidir. Dil açısından Gurânilere yakın olan Hawrâmaniler (bu lehçeyi konuşanlar 20.000 dolayındadır) Sanandaj şehrinin batısında kalan orta Zağros'ta yerleşiktirler. Kartalların gerçek bir yuvası olan Awraman Dağı (2.626m) Şahan dağ silselesinin yedincisidir. Hawrâmaniler iki kola ayrılır. Luhon Hawrâmanileri, zincirinin güney batısında (en önemli köy merkezi Nawsudadır) ve Taaxt Hawrâmanileri dağların kuzeyinde ve batısında yerleşmişlerdir. En önemli köyleri Pâwa, Şaho, Hajij'dir. Diğer yakın diyalekleri konuşan gruplar, konuşanların sayısına göre en önemli olanları, Bâjalânilerdir (veya Boyaran yada Béjwân, Arapçadaki haliyle Bâjwân) İran'ın Kasr-i Şirin, Zohab, Bin Küdra ve Kratü bölgelerinde yerleşiktirler. Bu grubun önderleri Irak’ın kuzeyindeki Hanakan sehrine bağlı köylerde yaşarlar. Küçük bir grup ise Musul'a bağlı, Murat nehrinin doğu şeridindeki köylere dağılmışlardır. Bu gurup yine yakın lehçeleri konuşan ve Kakai aşiretlerinin oluşturduğu konfederasyona bağlı Şabak, Sali veya Sarliyya aşiretleriyle iç içe yaşarlar. Şabaklar (10 ile 20 bin arası hesaplanir ) Ali Ras, Yangica, Hazna, Talâra gibi Musul'un kuzeyindeki Jabal Maklüb'a doğru uzanan köylerde, Sarlılar ise aynı bölgede büyük Zab suyunun sağlı sollu köylerinde ikâmet ederler. Çv. Bâjalâniler, Sarlılar ve Şabaklar müslümanlığın Şii kökenli, içine kapalı tarikatların, geçmişte Ali Ras (Kara Ali) olarak adlandırdıkları İmam Ali'ye özel bir bağlılık sunan gurupları günümüzdeki temsilcileridir. Bu tarikatların doktrinlerindeki ayrılıklar oldukça karışık ve sorunsaldır. Yezidiler gibi bu aşiretlerin üyeleri açıkça Kürtlerin giyisilerinden farklı olan Araplara özgü giyisiler giyer, Arap-Müslüman isimleri kullanırlar. Gurânilerin, Bajânilerin, Şabakların ve Sarililerin çoğunluğu en iyi kaliteden çifçi olup (tasarlama sistemleri gözle görülmeye deger ), işportacılık mesleğindeki yeteneklerinden dolayı diğerlerinden ayrılırlar.

2. İSİM


Gurân/ Gorân ismi Hazar denizi eyaletleriyle ilişkilidir. (Gilân’nın toponoisi herşeyden önce Gurâni bölgesiyle ilişkilenmektedir.) Uzmanlar, Gurânilerin ve Zazaların anayurtları ve akrabalarını Hazar denizi kıyılarında bulmaktadır. Zazalar batıya, Ermenistan platosuna doğru göç ederken Gurâniler güneye, Zagros dağlarının orta kısımlarına yerleşeceklerdir, göçün hemen ardından Kürtçe konuşan topluluklar tarafından istilaya ve asimilasyona uğrayacaklardır. Bitlisi Şerif han Şerefnamesinde (16 yy sonu 17 yy başı) Gurân adıni Ardalan (günümüzde Kordestan’ın ilçesidir) ve Kirmanşah bölgeleri halklarını belirlemek için kullanır.

3.DİLDEKİ TEMEL ÖZELLİKLER

Gurâni dili Ardalanlı yönetici soyluların konaklarında, şairlerin kullandığı edebi bir dildi. Öylesine ki Süleymaniye'deki ünlü Baban sarayının şairleriyle başlayıp geçtiğimiz yüzyılın başlarına dek sürmüştür. Yine bu dilde, bölgede etkinliği olan Ehli-hak tarikatına ait kutsal talimat ve yönergeler yazılmıştır. Edebi Gurâni dilinin fonetik açıdan temel özellikleri sözcüklerin köklerinde bulunan y-,w-,h-, ses birimleriyle sürmektedir.
Fonolojik sistemi Kürtçe’nin, özellikle merkezi Kürtçe’nın fonolojisiyle benzeşmektedir. Vokalik sistemde, uzun vokaller oldukça zengindir. Ses tonu yani vurgular, hareketlilik (değişkenler) temel rolü oynar, belirleyici bir işlev yüklenir. Dilde zamirlerin yapısı, cinsler (erkek-Dişi) ve hallerde (Doğrudan eğilimli) normal olarak farkedilebilmektedirler. Lehçelerin çoğunluğunda belirleyici son ek kullanılmaktadır.
Yazan: Joyce BLAU

GURAN VEYA GORAN

Günümüzde Guran, Kirmanşah'tan Kasr-ı Şirin sınırı yakınlarına kadar uzanan ana yolun kuzeyinde ve Dalahu dağının Kuh-i Şahan yamaçlarını da içine alan bölgede yerleşik olan 4.000 - 5.000 hane dolayına kadar düşmüş bir İran halkıdır. Başkenti Gahvara'dır. Gahvara, Güney Sirvan'daki Zimkan vadisi içinde bulunan Kirmanşah'ın 60 km kuzeyine düşmektedir. Kirmanşah'ın 40 km kuzeybatısında Dinavar kesimine yakın olan Kandula köyünde ayrı bir topluluk yaşamaktadır. Daha birçok diğer kol Hawraman aşiretiyle Badjalan'ı oluşturur.


Bu adın ilk biçimi herhalde Goran (L* Gawran-) olmalı. Çünkü bu ad Kürt diyalektlerinde çokça geçer. Gurani'nin kendisi de zaten o 'dan u 'ya, giderek u 'dan ü 'ye doğru bir ses değişimine uğramıştır. Bu yüzden bu ad ile, Straba sözü geçen Medlerin komşusu arasında benzerlik kurmak oldukça güçtür. Adın kökeni büyük bir olasılıkla gaw bara-kan "öküzüyle yol sürme" (bkz. Minorsky, age.) sözcüğünün içinde aranabilir. Bu adın Hazar bölgeleriyle bağlantısı kurulmaktadır. Çünkü aynı zamanda yer adı olarak "Gilan", Gurnalar arasında çok yaygındır. Bunların anavatanlarının Hazar olduğu saptanmasının kanıtı yine kendi dilleridir. Bunlarla yakın bağları olan Zaza ya da Dimili halkının batıya, eski Ermenistan içlerine geçmesi sonucu preto Guranlar güneye göçetmiş ve tüm Güney Zagros bölgesine yerleşmiş gibi görünüyor. Daha sonra bunlar, bir Kürt yayılmasına bağlı olarak kuzeyden de çevrilmişlerdir. Dilleri, Kürt işgalcilerinin "merkezi" dilleri üzerinde izler bırakmıştır.
İbn Khurnadadhbih, bu adın ilk biçimini "Cabaraka" olarak veriyor. Benzer biçimler, her zaman Kürtlerle yakın ilişki içine alınarak, İbn Fakih ve el-Mes'udi tarafından da kullanılmıştır. İbn el-Athir, Kuzey Luristan'dan Şahrazur'a kadar uzanan Hasanoyid Hükümdarlığını anlatırken Cavrakan'ın yağmalanmasına sık sık değinmektedir. Mudimal Altawarikh'in yazarı bu adın yerine düzenli olarak "Guranan" adını kullanmaktadır. Şibab el-Din el-Umari, Masalik el-abşar, Hamadan ve Şahrazur dağlarında yaşayan "el-Kuraniye" diye bilinen Kürtlerden sözediyor. Şerefhan, Şerefname'de sanki tüm Ardalan ve Kirmanşah ahalisinden bahsediyormuş gibi "Guran" deyimini ısrarla kullanmış, ancak onların çeşitli yöneticilerini birbirinden farklı olarak ele almıştır. Böylece, ayakta kalan Guran nüfusunun dışındaki tüm diğerlerinin Kürt kabilelerince eritilmesinin giderek geliştiği, ve şu anda varılan benzeşmeye, bir yüzyıldan daha uzun bir süre önce ulaşıldığı gözlenmektedir.
Guranlar, temelde toprak işleyici olmakla birlikte, uzun süre kaliteli asker olmalarıyla da tanınmışlardır. Geçen yüzyıl içinde İran ordusu için 1.000 ile 2.000 kişi arasında değişen düzenli bir birlik sağlamışlardır. Kürt aşiret liderliği altına girenler kimliklerini tamamen yitirdiler. Misken ile eşdeğer anılan Goran adı bugün Şahrasur Kürtlerinde serf-benzeri Kürtçe konuşan köylülük için kullanılıyor.
Ayrıca "Goran" adı, Büyük Zap Suyunun kuzeyinde Khazir kolunun Zap Suyuna katıldığı yerin üstünde kalan kısımda yerleşik küçük bir Kürt grubu için de kullanılıyor. Bu yedi kabile, ki bunlara da "Goran" deniyor, diğer komşularının tersine güney grubu Kürt diyalektlerini kullanmaktadırlar. Bunlar çok belirgin olarak Kirmanşah-Khanakin yöresinden gelerek buraya yerleşmişlerdir.


Dil
Gurani diyalektleri, Kuzey-batı İran grubu içindedir. Bunlardan Hawrami, özelliklerini koruyan en eski diyalektir. Fonolojik özellikleri şunlardır:

a) y ve w ön seslerinin korunması:


H(awrami) yawa, B(adjalani) yaw , K(andulai) yaya "arpa"
H, B wa K va "rüzgar"
H, K wini "kan"
b) Ön w -Tümünde ward "yemek"
H, K war "güneş", warm "uyku"
c) Ön h -d) -rd ->-l -, hatasız olarak Kuzey Batı İran sözcüklerinde; H wili "çiçek"; K zil "yürek"

H ve B genelde meçhul ünlüler e ve o 'yu korurken, bu sesler öteki Gurani diyalektlerinde kaybolmuşlardır. H hela , K hila "yumurta"; H, B, goş , K guş "kulak". Burada u genellikle u:: olur. K dur "uzak", zu "çabuk".


Nominal sistemde eril veya dişil cins ile doğrudan ve dolaylı anlatın normal olarak birbirinden ayrılmıştır. Birçok diyalektte belirli sonek -aka vardır, F -ake (-aki ). Belirtisiz sonek genellikle î , Hawrami'de ew 'dir, F'de -ewa . H, ayrıca ulama i 'nin yanısıra (yanew -i kon "eski bir ew") genitiv izafa şekil û:: 'yu da korumaktadır (das-û wem "kendi elim").
Kopula (özne fiil bağlantısı, çn.) -n- ile karekterize edilmektedir. Böylece tekil 1) ana(n) , 2) ani , 3) -an , vb. gibi olur. Geniş zamanda süreklilik veren önek genellikle m(a)- 'dır. B makaro , K makaru , ancak H karo "o yapar". B macan , H maca "onlar söyler (wac ). Buna ek olarak H'de imperfe (tamamlanmamış, çn.) zaman kökü vardır: Karene "ben yapıyordum", wace "o söylüyordu". Diyalektlerin büyük çoğunluğu geçişli fiillerin içe dönük geçmiş zaman oluşturma özelliklerini korumuşlardır. H, B ceş-it wat "ne dedin?", K awirdan-iş "o onu getirdi". Edilgen kökler -ya- ile yapılmaktadır. H wacyo "denir", K kiryan "yapıldı".
Gurani, dil olarak yazınsal statü kazandı. Bir dizi Ehl-i Hakk yazarının kullandığı dil olmanın yanısıra Ardalan valilerinin yönetim dili olarak da kullanılmıştır. Bu yazın dilinin kısa grameri Rieu tarafından verilmiştir. Ozanlar, Yusuf Yaska'dan Mevlevi'ye kadar uzanır. Epik, lirik ve dinsel yazın olarak tüm Gurani nazmı, aynı şekilde, basit bir dekasilabik (on hecelik mısra, çn.) ölçü içindedir. Gurani'nin geçmişteki ünü, onun komşusu olan Kürtçe'de "şarkı" için ortak sözcük olmasından kaynaklanıyor.

Kaynaklar:

V. Minorsky, The Guran, BSOAS'ta, xi (1943), 75-103;


Benedicstsen / Christensen, Les dialectes d'Awroman et de Pawä, Copenhagen 1921;
K. Hadank, Mundarten der Guran, (Oskar Mann) ortak çalışma..., Berlin 1930;
M. Mokri, Cinquante-deux versets ... dialecte Gurani, JA'da, 1956, 391-422.

 

Yazan: David N. MacKenzie



ZAZACA, KÜRTÇE (KURMANÇÇA) VE FARSÇA ARASINDAKİ FARK ÜZERİNE KÜÇÜK BİR KARŞILAŞTIRMA
Bu yazıda Zazaca__Kurmançça__Farsça__Türkçe'>Zazaca__Kurmançça_(Kürtçe)__Farsça__Türkçe'>Zazaca’yı (Dımılki, Kırmancki, Zazaki), Kurmançça (Kurmancî, Kuzey-Kürtçesi) ve Farsça (Zäbâne Fârsî, yeni-Farsça) dilleriyle kelime ve gramer farklılıkları açısından karşılaştırmaya çalışacağız. Ele alacağımız örnekler yer darlığı nedeniyle daha çok günlük dilin kelimelerini içerecek. Zira bu konuda bir kitap oluşturabilecek kadar örnek verilebilir.
Bilindiği gibi, Zazaca, Kurmançça ve Farsça aynı dil ailesindendir. Ancak aynı dil ailesinden olmaları birbirlerinin lehçeleri olmalarını gerektirmez. Günümüzde yapılan en büyük yanlışlık işte bu noktadır. Bu diller arasındaki fark, Türkçe-Türkmence veya İspanyolca-Portekizce dilleri arasındaki farkla aynı şey değildir.
Zazaca, Kurmançça (Kürtçe) ve Farsça Hint-Avrupa dillerinin Batı-İranî alt-dil grubuna girmektedirler. Farsça ve Kürtçe Güney-Batı İranî diliyken, Zazaca bir Kuzey-Batı İranî dilidir. Fakat Kurmançça kendi içinde daha çok Kuzey-Batı unsurları içermektedir.
İranistik dilbiliminde Zazaca başlı başına bir dil olarak görülmektedir. Aynı şekilde ünlü Alman dilbilimci Oskar Mann da Zazaca’nın başlı başına bir dil olduğunu savunmuş ve bunu "Mundarten der Zâzâ. Hauptsächlich aus Siverek und Kor" (Zazaca’nın Ağızları. Özellikle Siverek ve Kor yöresinden) adlı çalışmasında ispatlamıştır. Oskar Mann'ın ölümünden sonra Karl Hadank bu çalışmayı Berlin’de 1932 yılında bir kitap haline getirmiştir. Kitabının 18’den 23. sayfasına kadar olan "Das Zaza nicht Kurdisch" (Zazaca Kürtçe değildir) bölümünde bu konuyu bilimsel olarak irdelemiştir.
Resmî ideolojinin iddia ettiği gibi Zazaca Kürtçe'nin veya Kürtçe Farsça'nın bir lehçesi değildir. Bunun böyle yanlış irdelenmesinin nedeni politik olmasından dolayı ve dilbilimcilerin yeterince bu konunun üzerine eğilmemesindendir.
· Zazaca’da Dersim lehçesinin Pülümür şivesine ağırlık verilmiştir. Açıklayıcı olması için gerektiğinde parentez içlerinde başka diyalektlerden de örnekler verilecektir.
· Kurmançça’da yazı dili olarak Cizre-Botan lehçesi kullanılmaktadır. Buna rağmen yer yer Kuzey-Kurmançça (Dersim, Malatya) lehçeleri de saptanmıştır.
· Farsça verilen örnekler günümüzde kullanılan Farsça’nın edebiyat dilidir. Halk ağızları bazen farklı değişiklikler içerdiğinden parentezlerle belirtilmiştir. Farsça genellikle Arap harfleriyle yazılır, ama burada okuyucunun rahat anlayabilmesi için Latin harfleri kullanılmıştır. Söyleyiş özelliği ise Zazaca ve Kurmançça’nınkine yakındır. Bu nedenle, Farsça için burada kullanılan bazı harflerin telaffuzu üzerinde de durulmuştur:

ä: kısa ‘a’, ‘a’ ve ‘e’ arası bir ses.


â: uzun ‘a’, ‘a’ ve ‘o’ arası bir ses. Bu ‘â’ halk ağzında bazen uzun ‘û’ya
dönüşür. Örneğin: män be xâne mîräväm (ben eve gidiyorum) yazılırken, halk
ağzında ise mîräm xûne denir.
e: kısa ‘e’ Türkçe’nin ‘e’sinden daha incedir.
ê: uzun ince bir ‘e’
î: uzun ‘i’
û: uzun ‘u’
o: kısa ‘o’
MASTARLARIN KARŞILAŞTIRILMALARI
(parentezlerde şimdiki Zaman gövdesinin kökleri belirtilmiştir):

Örneğin: kerdene (yapmak): Mastar; kerd-: Geçmiş Zaman gövdesi; k-(en)-: şimdiki Zaman kökü; ker-: Sübjontif Gövdesinin kökü




Zazaca

Kurmançça (Kürtçe)

Farsça

Türkçe

rakerdene (k- ra)

vekırın (ve -k-)

bâz kärdän (bâz -kon-)

açmak

ardene (a-)

anin (tin-)

âvärdän (-âvär-, -âr-)

getirmek

wendene (wan-)

xwandın (-xwin-)

xândän, xûndän (-xân-, -xûn-)

okumak

qesey kerdene (qesey k-)

qıse/dang kırın (qıse -k-)

härf zädän (härf -zän-)

konuşmak

vatene (va-)

gotın (-bêj-, -bê-)

goftän (-gû-, -g-)

söylemek

şiyaene (so-, şo-, şı-)

çûn (-ç-, ter-)

räftän (-räv-, -r-)

gitmek

amaene (ye-, ê-)

hatın (tê-)

âmädän (-â-)

gelmek

dıtene (dos-, doş)

dotın (-doş-)

dûşîdän (-dûş-)

sağmak

roniştene (nis- ro)

rûnıştın (rû -n-)

neşestän (-neşîn-, -şîn-)

oturmak

weçinitene (çin- we)

helbıjartın (hel -bıjêr-)

vär çîdän/bär çîdän (vär-çîn-)

seçmek

Zazaca ve Farsça’nın birinci ve ikinci çoğul şahıs zamirleri bayağı yakınlık göstermekte (ma, şıma, şomâ). İlginç olan şey, bu zamirlerin Zazaca’da Oblik Hal’de de değişmemesi:








Zazaca

Kurmançça

Farsça

Türkçe

yalın hal

ma ameyme
sıma amey

em hatın
hun hatın

mâ âmädîm
şomâ âmädîd (âmädîn)

biz geldik
siz geldiniz

oblik hal

çê ma (keyê ma)
çê sıma (keyê şıma)

mala me
mala we

hânêye mâ (xûnêyemân)
hânêye şomâ (xûnêyetân)

evimiz
eviniz


OLUMSUZLUK DURUMU:


-en- ara eki kalkmaz, olumsuzluk ön eki nê- eklenir:

ez vênenu



şimdiki Zaman belirtisi dı- kalkar, yerine na- (nı-, no-) eklenir:

ez nabinım



şimdiki Zaman
belirtisi mî- kalkmaz, olumsuzluk ön eki ne- eklenir:

män nemîbînäm



ben görmüyorum


SAYILAR:





Zazaca

Kurmançça

Farsça

1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
30
40
100
200
1000

zu, jü (jew, yew)
dıde,dı
hire
çar (çor, çehar)
phonc (panc)
ses (şeş)
hawt (hot, 'hewt)
heşt
new
des
des u zu (jewendês)
des u dıde (dıwês)
des u hire (hirês)
des u çar (çarês)
des u phonc (pancês)
des u ses (şıyês)
des u hawt (hewtês)
des u heşt (heştês)
des u new (newês)
vişt (vist)
vişt u zu (vist u yew)
hirıs
çewres
se (sed)
dısey
hazar

yek
dudu,du
sısê, sê
çar
pênc
şeş
heft
heşt
neh
deh
yanzdeh (deh u yek)
dıwanzdeh (deh u du)
sêzdeh (deh u sê)
çardeh (deh u çar)
panzdeh (deh u pênc)
şanzdeh (deh u şeş)
hıvdeh (deh u heft)
hıjdeh (deh u heşt)
nozdeh (deh u noh)
bist
bist û yek
si (sih)
çel (çıl)
sed
du sed
hezar

yek (ye)
do

çähâr (çâr)
pänc
şeş (şîş)
häft
häşt
noh
däh
yâzdäh
dävâzdäh
sîzdäh
çähârdäh (çârdäh)
pânzdäh (pûnzdäh)
şânzdäh (şûnzdäh)
hefdäh (hevdäh)
hecdäh (hejdäh)
nûzdäh
bîst
bîst o yek

çehel (çel)
säd
devîst
häzâr


SÖZCÜKLERİN KARŞILAŞTIRILMASI:

(e: eril; d: diþil)




Zazaca

Kurmançça

Farsça

Türkçe

çım (çısm) e

çav e

çeşm

göz

gos (goþ) e

guh (go) e

gûþ

kulak

buri e

bırû e

äbrû

kaş

boji (bazi), qol e

mıl, bask, pil

bâzû

kol

dızd e

dız e

dozd

hırsız

zerd

zer

zärd

sarı

şia, sia

reş

sîâh

siyah

adır e

agır e

âtäþ

ateş

game d

gav d

gâm

adım

name e

nav e

nâm, esm

ad

sewe (þewe) d

şev (şav) d

şäb

gece

genım e

genım e

gändom

buğday

pırd e

pır e

pol

köprü

dewe d

gund e

rûstâ, dê

köy

heya, ya, êê

erê, herê, belê

ârê, bälê

evet



na, no

näh, xeyr

hayır

Zazaca ve Kurmançça’da isimlerde eril/dişil ayrımı (genüs) varken, Farsça’da bu ayrımı göremiyoruz (Sorani-Kürtçe’sinde de olduğu gibi). Kurmançça’da sözlerin genüsü tek izafelerde ve Oblik Hal’de oluşurken, Zazaca’da dişil kelimeler Yalın Hal’de şöyledir: -e veya -i bitişik ve sonu vurgusuz.


Örneğin: uşire, bıze, rêçe, gêrmi, tiji, derjêni. İstisna: balişna, manga, kesa gibi sözler.

Farsça’da tek Yalın Hal varken, Zazaca ve Kurmançça’da ise üç hal vardır:


1. Yalın Hal, 2. Oblik Hal, 3. Çağrı Hali
OBLİK HALİN ŞAHIS ZAMİRLERİ:

(Farsça’daki halk ağzının son ekleridir)




Zazaca

Kurmançça

Farsça (Halk Ağzı)

Türkçe

mı(n)* ma
to sıma (şıma)
dey, ey, cı dine, ine (inan)
daê, aê, cı

mın me
te we
wi wan


-äm -emân
-ät, -et -etân
-äş, -eş -eşân
-

beni, benim, bana bizi, bizim, bize
seni, senin, sana sizi, sizin, size
onu, onun, ona (e) onları,
..., ... ..., ..., ... (dişil)

* mı’nın n’si Zazaca’da kaybolmuştur ve şu gibi durumlarda çıkar : Na vıstüriya mına. (Bu benim kaynanamdır), yada: alvaze mıno khan (eski arkadaşım).


ÇAĞRI HALİ:


ero Heso !

lo Heso !

(lan) Hasan !

erê çênê ! (keynê)

lê keçıkê ! (qizê)

kız !

alvazenê ! (embazêno !)

hevalno !

arkadaşlar !

Kurmançça ve Zazaca’da ortak olan bir başka nokta ise "Ergatif" Hal, yani Geçmiş Zamanda, Geçişli Fiiller’de özne ve nesnenin yer değiştirmesi hali. Ergatif Hal eski İranî dillerinde ve Kafkas dillerinde, örneğin Gürcüce’de de vardır.




Zazaca

Kurmançça

Farsça

Türkçe

ez cêniye vênon

ez jın dıbinım

män zän mîbînäm

ben kadın görüyorum

ez a cêniye vênon

ez wê jınê dıbinım

män ân zän râ mîbînäm (män ûn zänû mîbînäm)

ben o kadını görüyorum

mı cêniye diye

mın jın dit (di)

män zän dîdäm

ben kadın gördüm

ez to vênon

ez te dıbinım

män to râ mîbînäm (mîbînämät)

ben seni görüyorum

mı tı diya

mın tu diti

män to râ dîdäm (dîdämät)

ben seni gördüm

mı tı diya, Türkçe’ye birebir çevrilince: sen benden taraf görüldün.


TAYINI SIFAT:


çêneka rındeke (keyneka rındekı)

keçıka (qiza) xweþık

doxtäre qäþäng

güzel kız

laako rındek (lajeko rındek)

lawê/kurrê xweþık

pesäre qäþäng

güzel oğlan

domanê (qeçê) nêweşi

zaroyên nexweþ

bäççehaye märîz (nâxoþ)

hasta çocuklar

caê de xıravın (caê do xırabın)

ciheki xırab

câyî xärâb

kötü bir yer

bırae tüyo qız

bırayê teyê pıçûk

bärâdäre kûçeke to

küçük kardeşin

Zazaca’nın özelliği: 'de' edatının oluşu, hatta Güney lehçelerinde (Çermik-Siverek vd.) eril (do) ve dişil (da) edatı da mevcuttur. Dahası Zazaca’da sıfatlar bir dişil ek (-e, -ı) veya çoğul eki (-i) almaktadır.


ÖN TAKI VE SON TAKILAR:
Zazaca Kurmançça Farsça Türkçe

.... de(r)
ez çê deru (ez keye dıra)

lı..., dı ...de
ez lı mal ım

där.., tû...
där xânêyäm (tû xûneam)

-de
hali evdeyim

.... ra
Dêsımi ra

jı ...
jı Dêrsımê

äz ...
äz Dîrsem

-den hali
Dersim’den

.... rê / ve...
cı rê peru don(danu ve cı)

jı ... ra
jêra pere dıdım

be ....
be û pûl mîdähäm (pûl mîdämeş)

-e hali
ona para veriyorum

hata ...

heta (heyan) ...

tâ ...

... -e kadar

-de ve -den Hali için Zazaca’da bir son takı gerekirken, Kurmançça ve Farsça’da bunlar ön takı olarak kullanılır.


"BU" İŞARET ZAMİRİ:





Zazaca

Kurmançça

Farsça

Türkçe

yalın hal

no (ın)
na (ına)
ni (ıni)

ev
ev
ev

în
în
înhâ

bu (eril)
bu (eril)
bunlar (dişil)

oblik hal

ney
naê
nine

vi

van

 

bunu, bunun (eril)
bunu, bunun (eril)
bunları, bunların (dişil)

Zazaca’da bütün gramer hallerine göre birer işaret zamiri bulunmasına karşın, Kurmançça ve Farsça’da işaret zamirleri kısmen kaybolmuştur.


SÜBJONTİF :


kerdene (ker-)

kırın (k-)

kärdän (kon-)

yapmak

ez ke bıkeri (bıkera)
tı ke bıkerê
o/a ke bıkero

ez ko (ku) bıkım
tu ko bıki
ew ko bıke

män ke bokonäm
to ke bokonî
û ke bokonäd (bokone)

yapsam
yapsan
yapsa

şime (şim)!
şêrime ?

herın !
em herın ?

berävîm (berîm) !
berävîm (berîm) ?

gidelim !
gitsek mi ?

Zazaca’nın buradaki özelliği, bazı Fiilerde bir Sübjontif kökünün olması. Kürtçe ve Farsça’da ise Sübjontif fiili şimdiki Zaman gövdesinin köküyle kurulur.


SONUÇ:
Örneklerden de anlaşıldığı gibi Zazaca’nın Kürtçe’nin, Kürtçe’nin de Farsça’nın bir lehçesinin olmadığı görülmektedir.

Dipnotlar:


1. Bu metnin Zazacası TIJA SODIRI dergisinin 2.sayısında (çele 96) yayınlanmıştır.

2. İranî Farsça değildir, bir genel terimdir. İran devletiyle de karıştırılmamalı. Öte yandan Paştu (Afganca) dili bir Doğu-İranî dilidir. Diğer İranî dillerine Goranca, Lurca, Beluçice, Tacikçe, Osetçe vb. örnek olarak verilebilir. İranî tarih, edebiyat ve dilleriyle ilgilenen bilime İranistik denilmekte. Türk dilleriyle (Türkiye Türkçesi, Türkmence, Uygurca, Kırgızca vs.), tarih ve edebiyatıyla ilgilenen bilimin adı ise Türkolojidir.
3. Bu görüşü savunan ve bu konuda araştırması olan dilbilimciler: Vladimir Minorsky, Terry Lynn Todd (A Grammar of Dımli, Michigan, ABD, 1952), Prof. MacKenzie (Göttingen Üniversitesi, Almanya), Ludwig Paul (Göttingen), Dr. Zılfi Selcan (Berlin Üniversitesi), C.M. Jacobson (Rastnustena Zonê Ma, Bonn 1993) v.d.

Yazan: Asmeno Bêwayir



KİRMANÇ-ZAZALARIN ETNİK KİMLİĞİ ÜZERİNE
"Dersim" dergisi'nin 11. sayısında Abdülmelik Fırat ile yapılan bir söyleşi yayınlandı. Abdülmelik Fırat'a bir çok konuya ilişkin sorular sorulmaktadır. Sorulan sorular arasında, Kirmanc-Zazaların etnik kimliği ile ilgili sorularda var. Söz konusu bu söyleşi, hem biz yurt dışındaki Dersimlileri, hemde "Kirmanc-Zazalar ayrı bir etnik kimliğe sahiptir" diyen herkesi zan altında bırakan bir içerik taşımaktadır. Sorulardan biri söyle: "Yine bir tehlike olarak addedermisiniz bilmiyoruz ama, yakın dönemlerde ve özellikle Avrupa'da daha yaygın bir şekilde süren bir tartışma var; Zaza/Kirmançların Kürt olmadıkları, dilleri ve kültürleri itibariyle ayrı bir etnik topluma tekabül ettikleri yönünde. Bu konuda neler söylemek isterdiniz?"
Soru, "Bir tehlike olarak addedermisiniz " diye başlıyor. Sonrada "yakın dönemlerde ve Avrupa'da" diye devam ediyor. Kirmanc-Zazaların ayrı bir etnik kimliğe sahip olduklarını, dillerinin farklı olduğunu söylemek, neden tehlike olarak adlandırılsın ki ? Soruyu bu biçimde formüle etmenin arka planında yatan gerçeği anlamak zordur.
Kirmanc- Zaza halkının Kürt olmadığını, dillerinin farklı olduğunu ilk söyleyenler biz Avrupa'da ki Dersimliler değiliz. Avrupa'da ki Dersimliler tarafından yapılan; eskiden beri halkımız tarafından söyleninenin geniş bir teorik formülasyonudur.
Birincisi: Bizim halkımız ister kendini Kirmanc, ister Zaza, ister Dimli, ya da Alevi olarak adlandırsın, her zaman kendisiyle Kürtler arasına bir ayrım koymuş, kendisini ve dilini başka, Kürtleri ve dilini de başka bir biçimde adlandırmış, kendisini kürtlerin bir parçası olarak görmemiştir. Kürt Miliyetçiliğinin etkisi altında kalmıs bazı aydınların, "biz Kürdüz" demesi bu gerçeği değiştirmez. Halkımızın kafası açık ve net iken aydınlar, halkı dinlememiş, kimliğimize gölge düşürmüşlerdir.
Halkımız, yaygın olarak;"ma Kirmancime", "ma Elevime", "ma Dimlime", "ma Kirmancki, Dimilki qesey keme", "ma khuri nime" diyerek bu farklılığı açık bir biçimde ifade etmiştir. "Khuri hetê Mardin'de, hetê Diyarbekir'de nisenê ru" diyerek, Kürtlerin oturduğu coğrafyaya da kesin bir biçimde işaret etmiştir.
Ne yazık ki halkımız, kendi diliyle bu gerçeği yazıya dökmemistir. Burada kendi tarihini kendisi yazmamış halkımızın, sözlü hafızasını esas almak, sözlü hafızasına baş vurmaktan başka çaremiz yoktur. Bizim halkımızın kendini tanımlamasıyla, başka birilerinin bizim halkımızı tanımlaması birbirine denk düşmüyorsa biz, halkımızın kendine ilişkin tanımlamasını esas almak zorundayız.
Peter Alford Andrews:"Etnik guruplari tanımlamada bir gurubun andaki kendi öz tanımı bizim için geçerli olabilecek tek tanımdır". (1) . Bizim yaptığımız da bundan ibarettir.
İkincisi: Kirmanc-Zazaların ayrı bir halk, dillerinin de Kürtçe olmadığı, bir çok yabancı tarihçi ve dilbilimci tarafından da yazılı olarak ifade edilmiştir. Buna ilişkin bir çok kaynak vardır. Avrupa'da ki Dersimlilerin yaptığı bir başka önemli iş de, bu kaynakların bulunup ortaya çıkarılmasıdır. Bütün bu görüşleri burada aktarmanın mümkünatı yoktur. Sadece kısa bazı örnekler vermekle yetiniyorum. Dersime giderek incelemelerde bulunan Ermeni yazar Andranik, 1901 yılında basılan "Dersim" adlı kitabında Dersimliler için; "(...) ve biz biliyoruz ki, onlar Osmanlı değildir, Pers (Barsig) değildir, Kürt değildir, Ermeni değildir, Bartev değildir, Mar değildir ve bilmem daha ne değildir" (2) demektedir.
Zazaca'nın Kürtçe olmadığını çok eskiden beri savunan Alman dilbilimcilerin görüşleri çok açıktır. Karl Hadank: "Zazaca Kürtçe değildir " ve " ...O. Mann, Zazacanın Kürtçe'den ayrı ele alınmasını savunan ilk Alman dilbilimcisiydi. 1906 ve 1907' de ki ikinci araştırma gezisi raporunda 'Zazaca şimdiye kadar sanıldığı gibi Kürtçenin dialekti değildir' demiştir". (3). O. Man ve K. Hadank'ın bu görüşleri gittikçe yaygınlaşmış, bir çok dilbilimci ve araştırmacı tarafından kabul edilmiştir.
Terry Lynn Todd: "Günümüzde yapılan modern çalışmalar ve analizler, Mann'la Hadank'a olan güvenin doğru olduğunu ve onların son derece dikkate değer ve güvenilir olduğunu göstermektedir. Onların çalışmaları şu anda var olan Dimlice sözcük yapılarını incelediği gibi, sözcüğün artık ortadan kalkmış eski yapısını da
incelemektedir".(4). T.L. Todd 'un söyledikleri ayni zamanda, Dimlice'yi Kürtçe' nin lehçesi sayanlara bir eleştiridir. O, ses bilimi, yapıbilim, söz dizimi, fiil çekimleri üzerine yaptığı çalışmalar sonucu O. Mann ve K. Hadank' ın vardığı sonuçlara varmıştır. Bu nedenledir ki kesin konuşmaktadır.
Ingvar Svanberg: "Avrupa'da ki Kürt Milliyetçileri Zazaca'nın Kürtçe'nin bir lehçesi olduğunu ileri sürerler; ki, bu iddianın dilbilimsel hiç bir dayanağı yoktur".(5)
Joyce Blau: "Genellikle Zaza ve Gorani (...) Bu iki dili Kürtçeye bağlayamayız." (6)
Garo Sasuni: "Thomansek, Hertman, Nöldeke ve benzeri bilginlere göre Zaza lehçesini konuşan Dusikliler (Dersimliler) o yörelere çok eski dönemlerde yerleşmişlerdir. İrani bir kavimdirler ve kendilerine özgü bir çok yönleriyle asıl Kürtlerden ayrılırlar. Ayrı bir kavimdirler".(7)
Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Amacım; Kirmanc-Zazaların neden Kürt olmadıklarının teorik formülasyonunu yapmak değildir. Bu zaten yapılmıştır. Ben sadece, dilimizin Kürtçe, halkımızın da Kürt olmadığı görüşünün yeni bir görüş olmadığını söylüyor ve bu görüsün sadece bizim tarafımızdan değil, halkımız ve bu konuya ilişkin araştırma yapmış bilim adamlarının da vardığı bir sonuç olduğunu belirtmekle yetiniyorum.
Gelelim Abdülmelik Fırat' ın yukarıda aktardığımız soruya verdiği yanıta..."Bana, 1985'ten 1995 kadar her hafta 'Zaza Gençliği' imzalı mektuplar gelirdi ve '’sizin aile Zazaların şeyhidir, ama sen Kurmançileri tutuyorsun, niye Zazaları tutmuyorsun’' gibi şeyler yazarlardı. Bu tezgahı yapanlar da bana göre Türk Milli İstihbaratı'dır. .... Şimdi Dimli dediğimiz kesim, ya da Kurmanc, Sorani, Kird, Kelhr, Feyli, Behtiyari bunların hepsi Kürtçenin lehçeleridir". A. Fırat'ın 'Zaza gençliği' nin mektuplarını veri olarak kabul etmesi, buradan hareket ederek meseleyi açıklamaya çalışması, içine düştüğü en büyük talihsizliktir. Biz, "Zaza Gençliği" ile bir ilişkimiz olmadığını ve "Zaza Gençliği" ile ilgili düşüncelerimizi etraflıca anlattık. Bu konuya burada yeniden değinmek istemiyorum. A. Fırat'ın konuya buradan başlaması birazda kendisine yöneltilen soru ile bağlantılıdır. Çünkü, sorunun formüle edilişinde, "tehlike olarak addedermisiniz" gibi ifadeler kullanılmıstır. A. Fırat alışık olduğumuz bir biçimde bir çok dili, Kürtçe'nin lehçesi saymaktadır. A. Fırat, zahmet edip dilbilimcilerin İrani dillerle ilgili yaptıkları sınıflandırmaya bakarsa, hiç de öyle olmadığını görecektir.
A. Fırat'ın görüşleri, bize yabancı olmayan türden. Bazı Kürt politikacılarının kendisi gibi düşünmeyenleri zan altında bırakmak için, başkalarına yönelttiği suçlamaların bir tekrarıdır. Bilimsellikten uzak ve siyasi amaçlıdır. Kürt milliyetçileri ve onların etkisi altında kalanların Kirmanc-Zazalara ilişkin görüşleri, henüz tarih ve dil biliminin yeterince gelişmediği dönemlere ve rast gele yapılmış isimlendirmelere dayanmaktadır. Kürt milliyetçileri, konuyu tartışacakları yerde, Kirmanç-Zazalar ayrı bir etnik kimliğe sahiptir diyen herkesi suçlayan bir tutum sergilemekteler. Bunun sonucudur ki; 1900 ların başında, Zazaca ile ilgili araştırma yapmak isteyen Alman dilbilimcileri engellenmeye çalışılmış, 1937 de Suriye'de Dersim hareketi ile ilgili, B. Nuri'nin dağıtmak istediği bildiriler; Alevilik içerdiği için yakılmış, 1988 de Avrupa'da yapılmak istenen "Dersim geceleri" engellenmiştir.
Bir çok tarihçi ve dilbilimcinin araştırmalarını görmezlikten gelen Kürt
milliyetçileri, Kirmanc-Zaza kimliğinin, "Kürtleri bölmek için" Avrupa'da ki bazı Dersimlilerin ortaya attıkları bir sorunmuş gibi göstermeye çalışırlar. Kürt siyasilerin, Kirmanc- Zazalar'a ilişkin görüşleri Şeref Han'ın "Şerefname"sin de ki görüşleri kadar eski ve eskimiştir.
Örnek olması açısından Şeref Han'ın Çemişgezek hükümdarları için yaptığı
değerlendirmeyi aktarıyorum, oldukça ilginçtir. Burada Şeref Han'ın mantığı ile bugün herkesi Kürt görenlerin aynı mantıktan hareket ettiklerini rahatlıkla görebiliriz. Şeref Han önce, " Tarih bilginlerince açıkça bilindiği gibi, Çemişgezek Hükümdarlarının soyu kendi iddialarına göre, Abbasi halifelerinin çocuklarından olan ve melkis denilen bir kişiye varır". Sonra, " Çemişgezek hükümdarlarının adları da onların Türklerin çocuklarından ve torunlarından olduklarını kanıtlar." Arkasından da "Kürtler arasında 'Kürdistan ' sözcüğü geçtikçe, bundan yanlız Çemişgezek vilayeti anlaşılır" (8) demektedir. Çemişgezek hükümdarlarının kendisini nasıl adlandırdıkları ortada iken Şeref Han, bunun bilginlerce bilindiğini de söyler, buna rağmen Şeref Han, onlara "Türk", Çemişgezek'e de "Kürdistan" demektedir. Buradan çıkarılması gereken sonuç su; Şeref Han, Çemişgezek hükümdarlarının kendilerini nasıl adlandırdıklarını bir tarafa bırakarak, onlara, başka başka adlar takıyor. İşte bu görüş Kürt siyasiler tarafından hala korunuyor. Başkalarının kendilerini nasıl adlandırdıklarına bakmadan başkalarını nasıl istiyorlarsa, o biçimde adlandırmayı sürdürüyorlar. Biz Dersimliler "Kirmanciye"' deriz, Kürt Miliyetçileri ve onlarin etkisi altında kalmıslar bunu "Kürdistan"' diye çevirirler. "Kirmanciye demek Kürdistan demektir" derler. Dikkat edilirse, başkalarını asimile amacı taşıyanlar önce, asimile etmek istediklerinin isimlerini değiştirmekle ise başlarlar. Burada yapılan da budur.

Abdülmelik Fırat, "Nasıl ki Türkçenin Kırgızıstan, Türkmenistan, Kazakistan, Yakut var (...) lehçelerine göre isimlendirilmiş Kürtlerde de durum aynı" diye devam ediyor.Türkçü idologların, halkları ve dilleri tasnif ederken temel aldıkları ırksal kökenden hareket ettiğini çok açık bir biçimde sergiliyor. Aslında bu bütün Kürt siyasilerin içine düştükleri bir çıkmazdır, kaynağı da milliyetçiliktir. İrani dillerden bahsedilebilinir ancak, 'Kürt dilleri' teorisi bir aldatmacadır. Burada "lehçeler" den "dile" terfi amaçlı yapilmaktadır; bu teori Kirmanc- Zazalar arasında kimlik bilinci gelişmeye baslayınca, bunun önünü almak için ortaya atılmıs bir teoridir. Bunlar Türkçü idologlar gibi, ayni kökenden olan toplulukların zamanla birbirinden farklılaşarak, ayrı halklara, dillerinin zamanla farklılaşarak ayrı bir dile dönüşebileceğini kabullenmek istemiyorlar. Her şeyin kendilerine ait ve kendileriyle başladığını ileri sürerler.


Söyleşiyi yapan arkadaşlar A. Fırat'ın bu benzetmesine karşılık daha gerçekçi, daha iyi formüle edilmiş başka bir soru soruyorlar: "Ama onlara Kırgız, konuştukları dile de Kırgızca deniliyor, Türkçe denilmiyor, değil mi? ... aynı ırksal geçmişe sahip de olsa, uluslaşma süreçleri sonunda hepsi kendi adları ve dilleriyle tanımlanıyorlar".
Söyleşiyi yapan arkadaşlar, bu konuda A. Fırat’ı düzeltmeye çalışıyorlar. Fakat, aynı duyarlılığı Kirmanc-Zaza sorununa da göstermiyorlar. A.Fırat'ın verdiği cevap yine ilginç. "... Kırgızca ya da Kazakça bunların üç aşağı beş yukarı hiç olmazsa yüzde otuzbeşi birbirini rahat anlar, ama yüzde altmışı anlamazsa da Türk dilinden ayrılma lehçeler olduğu gerçeğini değiştirmez". Yüzde altmışbeşi birbirini anlamıyorsa, bu çoğunluk birbirini anlamıyor demektir. A. Fırat işin farkında, bunlara Türkçe'den ayrı dillerdir dese; Zazaca'ya da ayrı dil demek zorunda kalacaktır. Devamla; "Benim söylemek istediğim; aynı kökenden ve ayni dilden gelmelerine rağmen zaman içinde birbirlerini yeterince anlamayabiliyorlar. Bunun değişik nedenleri de var. Bu nedenlerde tamamen Türk Milli Istihbarat'ının hiç tutmayacak bu oyununa gelmemek lazımdır." A. Fırat, birbirimizi anlamadığımızı biliyor," birbirimizi yeterince anlamasak bile", ayrı diller dememeliyiz, diyor. Ama dilbilimciler tam tersini düşünüyor. Dil bilimcilere göre, aynı dilin lehçeleri olabilmeleri için, değişik lehçeleri konuşanların birbirlerini yeterince anlamaları şarttır. İnsanlar,konuşulanların büyük çoğunluğunu anlamıyorsa peki, birbirini yeterince anlamayan bu insanları nasıl anlaştıracağız? Tercüman kullanmaktan başka çare kalıyor mu? Bir yerde konuşulanların ya da yazılanların yüzde altmışını anlamayan bir topluluk ne yapmalıdır? "Biz konuşulanları ve yazılanların büyük bir bölümünü anlamıyoruz" derlerse, bu pratik sorunu nasıl çözeceğiz? Pratikte bu sorunun nasıl çözüldüğü ortada değil mi, Türkçe konuşmuyor muyuz?
A. Fırat ve onun gibi düşünenlerin İrani dillerin hepsine yada Almanca ile
Hollandaca'ya, Hollandaca ile Frisce'ye, Almanca ile İngilizce'ye, aynı dil grubundan olan başka bazı dillere niye ayni dil demediklerini anlamak zordur. Çünkü yukarıda adını verdiğim bu diller arasındaki yakınlık Kürtçe ile Zazaca arasındaki yakınlıktan daha fazladır. Bir dil grubuna ait bütün diller; bazi ortak özellikler taşıyabilir, buradan hareketle bunlar aynı dillerdir diyebilir miyiz? A. Fırat'a göre, "birbirimizi yeterince anlamazsak bile" ayrı diller dememeliyiz, dersek MİT'in oyununa gelmiş oluruz! Çok basit bir mantık, bazı Kürt siyasilerin kendi muhaliflerine karşı kullandıkları bir yöntem. Önce, 'ajan' diyorlar, sonra 'ölümü hak etti' deyip ortadan kaldırıyorlar. Biliyoruz ki, hayatına son verilen varlıklar, bir daha yaşama geri dönemiyor. Dil ve Kültür de öyle.
A.Firat'a sorulan bir baska soru; "...'Dimli' tanımı nereden geliyor, Tarihsel-etnik coğrafyası neresidir?" biçimindedir. A. Fırat: "Dimli Kürtçenin bir lehçesidir, (...)" "Med imparatorluğu'nun sarayda özenle konuşulan bir lehçesiymiş" diyor. A. Fırat, Dimli tanımını Medlerle ilişkilendiriyor. Dimli-Deylem (Dalyam) bağlantısını duymamışa benziyor. Bu da onun, meseleden habersiz olduğunu göstermektedir. Her şeyi Medlere bağlamak sonrada, "Medler Kürtlerin atalarıdır," "Dimlice Med saraylarında konuşuluyormuş" demek oldukça kolay; ama bir görüşün doğru olabilmesi için ispata dayanması gerekir. Bu sorun "miş"lerle açıklanamaz. Medler'in dili, eski Farsça'dan çok Avesta diline daha yakın olan bir dildir. Dimli ve Kürtçe'nin, Farsça ve Avesta ile hala bazı ortak özelliklere sahip olması, onların ayni familyadan olduklarını gösterir, ama ayni dil olduklarını göstermez. Medlerin, Kürtlerin ataları olduğu görüşü de bir varsayımdır. Ortadoğu uzmanı ve Kürdolog Hollandali dil ve tarihçi M. Van Bruinnessen: "Bazı Kürt aydınları Kürtlerin Medlerden geldiğini söyleseler de, Medlerin politik hegomonyası ile Kürtlerin 'Cyrti' olarak ilk kez belirmeleri arasında büyük zaman dilimi boyunca bu bağlantıya ilişkin yeterli bir kanıt mevcut değil." (...) "Etnik bir sıfat olarak "Kurd" terimine ilk kez İslam çağının ilk yüzyıllarından itibaren ve Arap kaynaklarında karşılaşılır." (9)
Üniversite düzeyinde tek Kurdoloji eğitimi veren, " Paris doğu dilleri enstitüsü" nde çalışan Kürt dili ve kültürü uzmanı Prof. Dr. Joyce Blau ile yapılan ve "Roja Taze" nin 28. sayısında yayınlanan bir röportajda, "Kürtçe' de kaç dialekt var?" diye bir soru sorulur. Blau, "kuzey", " merkez ve güney" olmak üzere üç diyalek olduğunu söyler.
Zazaca ve Gorani'yi Kürt lehçeleri içinde saymaz. J. Blau'nun Gorani ve Zazaca'yı Kürtçe'nin lehçeleri içinde görmediğine ilişkin görüşlerini yukarda aktarmıştım. J. Blau: "-Gorani ve Zazaca'nın aynı kökenden geldiklerini biliyoruz muhtemelen bu diller Kürtçeden önce bu bölgelerde konuşuluyordular. (...) Kürtler, Zazaların ve Goranların çoğunu asimle ettiler. (...) Zazalar göçertildiler ve şimdi Anadolu’nun ortadoğusunda bir üçgende yaşıyorlar".
Bu görüşler, yetkin bir kurumda Kürt dili ve kültürü üzerinde çalışma yapan, yetkin bir şahısa aittir. Buradan da rahatlıkla anlaşılacağı gibi Zazaca'nın Kürtçe'nin bir lehçesi olmadığı, "muhtemelen Kürtçe'den önce konuşulduğu" Kürtlerle ilgili çalışma yapan kurumlar tarafından da biliniyor.
"Dimli" adı "Kürt" adından daha eski ve Deylem bağlantılıdır. Deylem, İran’ın kuzeyinde Hazar denizinin kıyısında bulunan Gilan bölgesinin dağlık kesiminin adıdır. Bu bakımdan "Dimli" adını "Kürt" adı içinde mütaala etmek, onun bir unsuru gibi göstermek oldukça yanlıştır. Bu bir çok gezginci, misyoner, tarihi kronolojiden anlamayanların, araştırma yaparken yeterince titizlik göstermeyenlerin, ya da Şeref Han gibilerinin söylediklerini kuşku duymadan kabul edenlerin, yaptıkları bir yanlışlıktır, kavramlar yerli yerinde kullanılmamış, bu konu da gereken özen gösterilmemiş, bir çok şey birbirine karıştırılmıştır. Ayrıca, "Kürt" kavramı çoğu zaman rast gele, bir çok farklı halk için kullanılmıştır. Kürdolog Bruinnessen'in görüşlerinden hareket edersek; Dimliler, "Dimli" adı altında, Kürtler'in henüz "Kürt" adı altında ortaya çıkmadıkları dönemden önce tarih sahnesine çıkmışlardır. V. Minorsky: "Daylamitlerin uzak geçmişi ve orjinleri bilinmiyor. Polybius, M.Ö. 2. yüzyılda Daylamitleri Medlerin kuzey komşuları arasında anıyor".(10). Dimli-Deylem teorisi, bugün Dersim' de yaşayanların en az bir kesiminin Deylem'den göç edip, gelip Dersim'e yerleştiklerini içermektedir. Bu bağlantıyı ilk defa Thomas Arzouni 'nin Deylemlilerin 10.yy da ki göçlerini anlatan kitabını referans göstererek belirten Ermeni Andranik'tir.
K. Haddank; " Dimli- Daylemi teorisi benim 1928' de 11. bendin bitiminde anlattığımdan daha eskidir, bu teoriyi 1900 yılında (...) Ermeni Andranik 'Dersim' adlı kitabında ileri sürmüştür" (11) demektedir.
Prof. W.B. Lockwood: "Dogu Türkiye'de Kürtler arasında küçük topluluklar halinde yasayan Zazalar, Hazar Denizi'nin güney kıyılarındaki Deylemden göçenlerin devamıdırlar". (12)
Abdülmelik Fırat'ın meseleye vakıf olmadığının bir başka örneğini de, onun başka bir soruya verdiği yanıtta görüyoruz. A.Firat; "(...) Sen git şimdi Dersim'e Dimli konusanlar 'Ma Kird' derler" diyor. Burada söyleşiyi yapan arkadaşlar, yine A. Fırat'ı düzeltiyorlar. Biliyoruz ki Dersimliler kendilerine " Ma Kirmancime" derler.
Orta yerde Dersim ya da Kirmanc-Zaza sorunu diye adlandırılan bir sorun var. Bu sorunu biz yaratmadık. Bizden öncede vardı, bizden sonra da var olmaya devam edecektir. Bu sorunu ilk tartışanlar da biz değiliz. Bizden öncede tartışılmış. Bizden öncekilerin sesi pek duyulmamış, bizim ki duyuldu. Farkı burada aramak gerekiyor.
Orta yerde bir de Kürt sorunu var. Ayrıca, bir Ahmet ya da Botan diye bir sorun yok. Ahmed dili ve kültüründen de bahsedilmiyor. Bu bile yanlız başına, Kirmanc-Zaza sorunu diye bir sorunun varlığına işaret eder. Kirmanc-Zaza sorunu zor bir sorundur ve bir çok yönü vardır. Kirmanc ve Zaza adlarının birlikte kullanılmasının nedeni verili durumu belirtmek içindir. Kirmançlar Alevi, Zazalar da Sünni'dir. Bunlar bir halkın iki farklı kesimidirler. Aynı geçmişe sahip olmalarına ve hala aynı dili konuşmalarına rağmen, dini inançlardan kaynaklanan kültürel farklılıklara sahiptirler. Bu iki kesim arasında ruhi şekillenme birliğinden bahsetmek oldukça zordur. Diğer yandan, Kürtçenin bir lehçesi olan "Here-Were" yi konuşan Aleviler vardır, bunlar ayrı dil konuşmalarına rağmen Kirmançlarla her zaman kader birliği yapmışlardır. Eski, alışıla gelmiş bakış açılarıyla bu sorunu, doğru bir biçimde algılamanın olanağı yoktur. Birilerini suçlamaktansa; hoş görülü davranılmali, -eve zere wesiye- sorunları araştırma yolu seçilmelidir.
Biz , başkalarının dilini kendi dilimizin lehçesi saymıyoruz. Kimsenin toprağında, kültüründe gözümüz yok. Hiç kimseyi asimile etmiyoruz. Büyük devlet kurma amacımız da yok. Biz, sadece bir gerçeği ifade ediyoruz. Dilimize, kültürümüze, kimliğimize sahip çıkıyoruz, bütün yaptıklarımız bunlarla sınırlı. Kirmanc-Zazalar'ın ayrı bir halk, dillerinin de Kürtçe olmadığı sonucuna uzun çalışmalar sonucu ulaşılmıştır. Kirmancki-Zazaki Kürtçe'den daha fazla irani unsurları içinde barındıran dil olmasına ve 'en eski' olarak adlandırılmasına rağmen, Kürtçe, Zazaca'nın lehçesidir demedik.
Notlar*
* Türkçe çeviriler için bakiniz Seyfi Cengiz, " Dis kaynaklarda Kirmanclar, Kizilbaslar ve Zazalar", Desmala Sure yayinlar.
Hesen Usên Bor, Ware Sayi:3-4
(1) P.A. Andrews, Ethnic groups in the republic of Turkey
(2) Adranik, Dersim, Tiflis 1901
(3) K. Hadank, Mundarten der zaza
(4)T.Lynn Todd, A gramer of Dimili, Michigan 1985
(5) Ingvar Swanberg, InvandrareFran Turkiet-Etnisk sociocultutell Variasion, Uppsala 1985
(6) J oyce Blau, Gurani et Zaza, Wisbaden 1989
(7) Garo Sasuni, Kürt ulusal hareketleri ve Ermeni-Kürt iliskileri
(8) Seref Han, Serefname, Bitlis 1597
(9) M. van Bruinessen, The ethnic identity of the Kurds
(10) V. Minorski, The enc. of Islam, new ed.
(11) K. Hadank, Mundarten der Zaza
(12) W.B. Lockwood, Überblick über die indogermanischen
(13) Genis bilgi için bakiniz, Dimli- Deylem kurami, Seyfi Cengiz. Desmela Sure, Sayi: 12/1, 13
Yazan: H. Küçük. www.dersimsite.org




Dostları ilə paylaş:
1   ...   41   42   43   44   45   46   47   48   ...   59


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə