ŞEHİt yakinlari ve gazilerin sosyal dişlanmişlik algisi ve yaşam kalitesi giriş



Yüklə 189,31 Kb.
səhifə2/5
tarix02.04.2022
ölçüsü189,31 Kb.
#84963
1   2   3   4   5
EH T YAKINLARI VE GAZ LER N SOSYAL DI LANMI LIK ALGISI VE YA AM KAL TES [#413529]-454545
000000000000000000
1.1.1.Şehit Kavramı

Şehit, kelime olarak kesin bir haberi veren, bildiğini söyleyen, hazır olan, bulunan, bir hadiseye şahit olan, şahitlik eden demektir. Arapça bir kelime olan şehit kelimesinin mastarı şehadettir, şüheda ise şehidin çoğuludur. Kelime anlamı olarak şehit, cennetlik olduğuna şahit olunan kişi anlamına gelmektedir(Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 2010, s. 428).

Şehitlik, İslam için elde silah çarpışmak ve İslam uğruna cihat ederken ölmek anlamına gelmektedir(İslam Ansiklopedisi, 1993, s. 388).

Kuran-ı Kerim’de çeşitli ayette şehitliğin Allah’ın kullarına bahşettiği en yüksek mertebelerden birisi olduğundan bahsedilmektedir. Nisa Suresinin 74 ve 95’inci ayetleri okunduğunda şehitlerin diğer insanlardan daha yüksek mertebelerde olduğu anlaşılmaktadır. Nisa Suresinin 74’üncü ayetinde “Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz” buyrulmaktadır. Yine Nisa Suresinin 95’inci ayetinde, “Müminlerden, özür olmaksızın oturanlar ile Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihat edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği vaat etmiştir; ancak Allah, cihat edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.” denilmektedir.

Hz. Muhammed(sav) çeşitli hadislerinde şehitlerden övgüyle bahsetmiş, şehit ailelerine özel ilgi göstermiş, muhtaç durumda olanlara her türlü maddî ve manevî destekte bulunmak suretiyle şehit ailelerini koruyup gözetmiştir. Şehit ailelerinin maddî ihtiyaçlarını karşılama hususunda kendilerine yardımcı olmuş, bağışta bulunmuş ve ganimetten pay ayırmak suretiyle destek olmuştur. Hz. Muhammed(sav) dul ve yetimlere yapılacak yardımların önemini “Dul ve yetimlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihat eden veya gündüzleri oruç, geceleri ibadetle geçiren kimse gibidir.” (Atay, Eken, İskender, & Serdaroğlu, 1996, s. 236) hadisi şerifiyle anlatmıştır.

Hz. Muhammed(sav), şehitlerin cenaze törenlerine katılmış, şehit ailelerini himâye etmiş, onların acılarını paylaşmış, onlara başsağlığı dilemiş ve dua etmiş, şehidin evine üç gün boyunca yemek hazırlatıp göndermiştir. Ayrıca şehit yakınlarını ve çocuklarını teselli etmiş, şehit yakınlarının, servetlerini en iyi şekilde değerlendirmeleri hususunda kendilerine yardımcı olmuş, onları evlendirmek ve düğün giderlerini karşılamak üzere onlara bağışta bulunmuş, kendilerine ordu komutanlığı gibi önemli görevler vererek onları onurlandırmıştır(Altun, 2010, s.242).


1.1.2.Gazi Kavramı

Arapça kökenli olan gazi kelimesi; savaşan, gaza eden, düşmanla yapılan savaşa katılıp ölmeden yurduna sağ dönen kişi anlamında bir unvandır. Gazilik, cihada veya savaşa katılarak kahramanlıklar gösteren askerlere verilen bir unvandır(İslam Ansiklopedisi, 1996, s. 443).

Gazi kavramı, Kur-anı Kerim’de daha çok mücahit kelimesi şeklinde geçmektedir. Hadis-i Şeriflerin tamamında övülen gazilik kavramı ve çoğulu guzat kelimesi, Allah yolunda savaşan kişiler için kullanılmıştır.

Türkiye’de yürürlükte bulunan yasal mevzuat incelendiğinde gazilik, temel olarak Muharip Gazi ve Malul Gazi olmak üzere iki kavram altında toplanmıştır.


1.1.2.1.Muharip Gazi Kavramı

Milli mücadeleye katılması sebebiyle İstiklal Madalyası verilmiş bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Muharip Gazi olarak kabul edilmektedirler. Ayrıca 1950-1953 yılları arasında Kore’de savaşa katılmış olan ve 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekâtında savaşa katılan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da Muharip Gazi unvanı verilmiştir(1005 saylı Kanun, 1968). Emniyet mensupları ve kamu görevlileri arasında muharip gazi bulunmamaktadır.


1.1.2.2.Malul Gazi Kavramı

Türk Silahlı Kuvvetleri üyelerinden; Türkiye Cumhuriyeti Devleti hudutlarını korumak ve güvenliğini sağlamak görevi ile savaşta veya Devletin varlığını ve birliğini yıkmayı amaçlayan her türlü terör örgütüne yönelik yurtiçi ve yurt dışında sürdürülen mücadelenin hazırlık ve icrası esnasında düşman ya da terörist silahlarının etkisiyle veya operasyon bölgesindeki harekât ve hizmetlerin sebep ve tesiriyle yaralananlardan maluliyeti sağlık raporu ile kesinleşen kişiler malul gazi olarak kabul edilmektedir[CITATION htt17 \y \l 1055 ].
1.1.3.15 Temmuz Sivil Demokrasi Şehit ve Gazileri

15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ile bu eylemin devamı niteliğindeki eylemler sebebiyle malul olan veya hayatını kaybedenler 15 Temmuz Sivil Demokrasi Şehit ve Gazileri olarak kabul edilmektedirler.
1.2.Sosyal Dışlanma Kavramı

Sosyal dışlanma toplumla tam olarak bütünleşmeye yarayan fırsatlara erişimin engellenmesi, vatandaş olmanın verdiği siyasal haklar, sosyal haklar ve medeni hakların yoksunluğu ve bunların tam olarak kullanılamaması sonucu bireyin toplum ile olan sosyal, ekonomik ve kültürel ilişkilerinin azalması ve kopmasıdır.

Sosyal bütünleşmenin tersi bir anlama sahip olan sosyal dışlanma kavramı, toplumun bir parçası olamamak anlamına gelir. Ekonomik, sosyal, politik ve kültürel yaşamda yer alamama, yabancılaşma ve toplumun genelinden uzakta kalma durumu ve sürecidir(Duffy, 1995, s.21).

Genel bir tanım olarak, sosyal dışlanma bireyin toplumla bütünleşmesini sağlayan sivil, politik, ekonomik ve sosyal haklara kişi ve gruplar tarafından ulaşılamamasıdır(Şahin T. , 2009, s.13).

Sosyal dışlanmanın göstergeleri arasında; işsizlik, gelir seviyesinin düşük olması, eğitim seviyesi, yalnızlık, psikolojik rahatsızlıklar, engellilik ve diğer fiziksel sağlık problemleri, kalabalık evler, kötü yaşam koşulları, suç ve şiddet unsurlarının varlığı, politik aktivitelerin dışında kalma, yaşanılan mekânın özellikleri, sosyal bütünleşmenin dışında kalma, ekonomik istikrarsızlık sayılabilir(Hallerod & Larsson, 2008, s.19).

1.2.1.Sosyal Dışlanma Kavramının Ortaya Çıkışı ve Gelişimi

Sosyal dışlanma ilk olarak 1960’lı yıllarda Fransa’da ortaya çıkan ve günümüzde Avrupa’da genel kullanımda olan (Bayram N. , Aytaç, Aytaç, Sam, & Bilgel, 2012, s. 376) ve tartışılan bir kavramdır (Sapancalı, 2005, s. 13). Fransa’da dışlanma terimini ilk kullanan, Rene Lenoir, 1974 yılında yayınlamış olduğu kitabında, dışlanmışları ekonomik büyümenin sonuçlarından yararlanamayan kişiler olarak belirtmiş ve dışlanmışların, sadece yoksul kişiler olmadığını, bunun dışında çok çeşitli kişileri içerdiğini ifade etmiştir(Şahin T. , 2009, s.17).

1970’li yıllardan itibaren işsizlik oranlarındaki artış, artan uluslararası göç ve refah devletinin gerilemesi, sosyal dışlanma kavramına olan ilgiyi büyük oranda arttırmıştır. İşsiz sayısının artması, gecekondulaşma gibi sosyal sorunların artmasıyla, sosyal dışlanma, yoksulluk, işsizlik ve istihdam politikalarıyla birlikte ele alınmaya başlanmıştır(De Haan, 2000, s.34).

Sosyal dışlanma 1990’lı yıllardan itibaren AB’nin temel sosyal politika konularından birisi olarak kabul edilmiştir. Amsterdam Antlaşmasının 136 ve 137’nci maddelerinde sosyal dışlanmaya vurgu yapılarak, sosyal dışlanma ile mücadelenin AB’nin temel hedefi olduğu belirtilmiştir(Çelik, 2004, s.40).

Amsterdam Antlaşması ile sosyal dışlanmayla mücadele; istihdamı geliştirme, yaşam ve çalışma koşullarını iyileştirme, uygun sosyal koruma, sosyal diyalog, sürekli ve yüksek bir istihdam düzeyine erişme olanağı veren insan kaynaklarını geliştirme ile birlikte Avrupa sosyal politikasının altı hedefinden biri arasında yer almıştır(Turan, Aydilek, & Şen, 2016, s.3).

Aralık 2000 yılında gerçekleştirilen Nice Avrupa Konseyi, yoksulluk ve dışlanmanın önlenmesi ve sosyal içerilmenin gerçekleştirilmesini Avrupa Birliğinin temel hedefleri arasında gösterilmiştir. İstihdama erişim olmak üzere, her türlü dışlanma ve ayrımcılık ile mücadele etmek hedef olarak belirlenmiştir(Sapancalı, 2005, s.64).

1.2.2.Sosyal Dışlanmanın Nedenleri

Sosyal dışlanmanın nedenleri başta ekonomik, politik, sosyal, bireysel ve psikolojik olmak üzere çok çeşitlidir. Yoksulluk, işsizlik, küreselleşme ve emek piyasasında yaşanan değişim ekonomik nedenlerdendir. Arkadaş çevresi, aile ilişkilerinin niteliği, sosyal etkinliklerde bulunma sosyal nedenlerdendir. Bireysel nedenler ise yaş, cinsiyet, medeni hal, çocuk sahibi olma ve çocukların sayısı, eğitim, vatandaşlık haklarından yararlanma ve sağlık durumları ile ilgilidir. Kişi ve grupların uygulanan politikalar neticesinde toplumsal alanın dışında kalması da politik nedenlerdendir(Sürüel, 2008, s. 48).

Gelir dağılımındaki adaletsizlik sonucu artan yoksulluk sebebiyle temel, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamayan kişiler; yaşadıkları topluma katılmakta zorlanmakta ve sosyal dışlanma yaşamaktadırlar.

Günümüzde emek piyasasında yaşanan gelişmeler ve esnek zamanlı çalışma gibi istihdam şekillerindeki meydana gelen yenilikler ücret düzeylerinde ve sosyal haklarda farklılaşmaya sebep olarak eşitsizliği arttırmaktadır. Vasıfsız iş gücünün ve düşük gelirle kayıt dışı çalışanların emek piyasasından dışlanmaları diğer alanlarda da sosyal dışlanma yaşamalarına sebep olmaktadır.

Kişilerin eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanamaması, emek piyasasında ve sosyal koruma alanında da eşitsizlik yaşamasına neden olmaktadır. Eğitim alanında eşitsizliğe uğrayan kişileri, farklı alanlarda da eşitsizlik yaşayarak sosyal dışlanmaya maruz kalabilmektedirler. Yeterli eğitim alamayan kişi, iş güvencesi olan yüksek ücretli bir iş yerine düşük ücretle, zor ve kötü koşullarda kayıt dışı çalışmak suretiyle yeterli sosyal güvenlik hizmetlerinden yararlanamamakta ve sosyal dışlanma yaşamaktadır.

Sosyal koruma sosyal güvencenin ötesinde bireyin sosyal risklere karşı güvenceye alınması, istihdamının sağlanması ve toplumla bütünleşmesinin sağlanmasını hedeflemektedir. Sosyal koruma çerçevesinde olmayan ve dolayısıyla da gelirden, istihdamdan ve sosyal yardımdan yoksun bireyin sosyal dışlanma ile karşılaşması kaçınılmazdır(Aktaş, 2014, s. 21).

Sosyal dışlanma ve yoksulluk arasında neden-sonuca dayalı bir ilişki bulunmakta, sosyal dışlanma yoksulluğun bir nedeni olarak ortaya çıkarken aynı zamanda yoksulluğun da bir sonucudur(Yıldırımalp & Yenihan, 2013).

İşsizlik, ekonomik açıdan gelir yetersizliğine dolayısıyla yoksulluğa sebep olurken, sosyal-psikolojik etkileriyle sosyal dışlanmaya neden olmaktadır. Sosyal dışlanmanın emek piyasaları ile olan ilişkisi istihdamdan dışlanma ve emek piyasası içinde ortaya çıkan sosyal dışlanma şeklinde iki farklı biçimde olmaktadır(Akalın, 2006, s. 34)

Emek piyasası içinde ortaya çıkan sosyal dışlanma; düşük ücretle kötü ve yetersiz çalışma koşullarında emek arz eden çalışan yoksullarda görülmekteyken, uzun süreli işsizler, ilk kez iş arayanlar, emek piyasasında vasıflarına uygun iş bulamayanlar, işten çıkarılanlar, yeniden iş bulma olasılığı düşük olanlar istihdamdan dışlanmış kişileri oluşturmaktadırlar(Işık Erol, 2013, s.62).

Gelir eksikliği nedeniyle temel ihtiyaçlardan mahrum bırakılma ve bu ihtiyaçlara erişimde ortaya çıkan yetersizlikler, kişinin birçok faaliyet ve mallar arasından seçme özgürlüğünü kısıtlayıcı rol oynamakta ve kişiyi sosyal dışlanma sürecine itmektedir(Tireli, Çoşkun, & Kunduracı, 2013, s.77).


1.3.Yaşam Kalitesi Kavramı

Yaşam kalitesi kelime olarak araştırmacılar tarafından bireysel algı, yaşam doyumu, iyilik, refah olarak tanımlanırken Yunan felsefesinde, insanların memnuniyeti olarak tanımlanmıştır(Edisan & Kadıoğlu, 2013, s.3).

Kelime olarak iş, barınma, çevre, görsel sanatlar ve sağlık gibi geniş alana yayılmış faktörleri içeren iyi yaşam adıyla ele alınarak anlatılan yaşam kalitesi kavramı ilk olarak Long tarafından “On the Quantity and Quality of Life” isimli makalesinde ele alınmıştır. Yaşam kalitesi, insan hakları konusunda yaşanan gelişmelerle birlikte, tüm politik kararların alınmasında önemli bir gösterge olmuş, toplumların ulaşmak istediği bir hedef şekline gelmiştir(Aydıner Boylu & Paçacıoğlu, 2016, s.138).

Dünya Sağlık Örgütü yaşam kalitesini, kişinin yaşadığı kültür ve değer sistemleri çerçevesinde, amaçları, beklentileri, yaşam standartları ve ilgileri ile alakalı olarak yaşamdaki pozisyonu algılaması olarak tanımlamıştır(Ercan, 2010, s.11). Yapılan tanım fiziksel sağlık, psikolojik durum, bağımsızlık düzeyi, sosyal ilişkiler, çevresel özellikler ve maneviyat ile ilişkili özellikleri kapsayan altı alan içermektedir. Bu altı alandan fiziksel sağlık; ağrı, rahatsızlık, enerji, halsizlik, yorgunluk, uyku, dinlenme şeklindedir. Psikolojik Durum; pozitif düşünceler, düşünme, öğrenme, hafıza, konsantrasyon, kendine güven, beden imajı ve dış görünüş, negatif düşünceleri ifade etmektedir. Bağımsızlık Düzeyi; hareket edebilme, günlük yaşam aktiviteleri, ilaçlara ve tedaviye bağımlı olma durumu, çalışma kapasitesi ifade etmektedir. Sosyal İlişkiler; kişisel ilişkiler, sosyal destek bu kategorinin içeriğini oluşturmaktadır. Çevresel Özellikler; fiziksel güvenlik, ev çevresi, finansal kaynaklar, sağlık ve sosyal bakıma ulaşılabilirlik ve kalite, yeni bilgilere ve becerilere ulaşma fırsatı, fiziksel çevre (hava kirliliği, gürültü, trafik, iklim) koşullarını ifade etmektedir. Maneviyat ile İlgili Özellikler; ruhsal, dinsel ve kişisel inançlardır.

Shin ve Johnson’a göre yaşam kalitesi; kişilerin isteklerini gerçekleştirebilmesi, toplumsal faaliyetlere katılarak toplumla birlikte hareket edebilmesi, kendisini geliştirebilmesi şeklinde tanımlanmıştır(Zorba, 2008, s 82).

Butrckhardt ise yaşam kalitesini; yaşamdan beklentilerine erişebilme, kişilerin fiziksel ve maddi anlamda yeterli olması, diğer kişiler ile olumlu ilişkiler kurması, toplumsal ve vatandaşlık davranışlarda sosyal güç yeterliliğe sahip olması, bireylerin kendini geliştirmesi ve eğlenceye zaman ayırabilmesi olarak tanımlamıştır(Perim, 2007, s.10).



Yüklə 189,31 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə