TüRKİye ekonomi kurumu


Eylül, Cuma Friday, September 3



Yüklə 0,92 Mb.
səhifə13/18
tarix14.09.2018
ölçüsü0,92 Mb.
1   ...   10   11   12   13   14   15   16   17   18

3 Eylül, Cuma Friday, September 3

Seçilmiş Oturum 33 - Enerji Fiyatları ve Etkileri Workshop 7

Petrol Fiyatları ve Reel Döviz Kurunun Türkiye Ekonomisindeki Rolü

PAZARLIOĞLU, M. Vedat (Dokuz Eylül Universitesi)

GÜLAY, Emrah (Dokuz Eylül Universitesi)

emrah.gulay@deu.edu.tr
Ekonomik büyüme üzerinde, döviz kuru ve petrol fiyatlarında meydana gelen değişkenliğin sonucu ortaya çıkan asimetrik şokların etkilerinin analiz edilmesi son yıllarda akademisyenler ve iktisat politika yapıcıları tarafından önemli bir konu haline gelmiştir. Bir yandan, döviz kurunun değer kaybetmesi ihracatı arttırmakta iken ithalatı azaltmaktadır. Ancak tersi durumunda döviz kurunun değerlenmesi, ihracatı olumsuz etkilemekte ancak ithalatı olumlu yönde etkilemektedir. Bu nedenle döviz kurunun değer kaybetmesi ticaret açısından, ithalat yapan ülkelerden ihracat yapan ülkelere gelir transferine neden olmaktadır. Bu durum hem ihracat hem ithalat yapan ülkelerin ekonomik büyümesini etkilemektedir. Diğer taraftan, petrol fiyatındaki sapmaların ekonomi üzerinde negatif bir etki meydana getirdiği düşüncesi, büyük ölçüde ekonomide meydana gelen düşüşler ile petrol fiyatındaki sapmaların meydana gelme zamanı arasındaki yakın ilişkiye dayanmaktadır(Aliyu, 2009). Bu nedenle, petrol fiyatlarının incelenmesinin Türkiye ekonomisindeki açısından oldukça önemli olduğu görülmektedir.

Petrol fiyatlarındaki değişimlerin, petrol piyasasındaki işlemlere tam olarak yansımasa bile genellikle ekonomik refahı etkilediği bilinmektedir(Koopmann, 1989) Bu çalışmada, petrol fiyatları ile reel döviz kurunun Türkiye ekonomisi üzerine olan etkisi incelenmiştir. Petrol fiyatlarının ekonomiye olan katkısının incelenmesinin nedeni, Dünya’da ve Ülkemizde hem sosyal hem ekonomik kalkınmanın temel girdisi olan enerjiye daha fazla ihtiyaç duyulması gereksiniminin artmış olmasıdır. Petrol fiyatlarında meydana gelen artışlar hem enflasyonun artmasına hem ithalat nedeniyle cari açığın büyümesine neden olmaktadır. Petrol fiyatlarında yaşanan bu değişim ülke ekonomisinin istikrarını önemli tehdit eder durumu gelmesi de kaçınılmaz bir sonuçtur. Ekonomik performans üzerinde etkili olan diğer bir faktör reel döviz kurudur. 1970’lerden sonra döviz kurunda meydana gelen dalgalanmaların ticaret dengesinde yarattığı etkiler litratürde yapılan çalışmaların döviz kuru üzerine yoğunlaşmasına neden olmuştur. 1980 yılı öncesinde sabir kur politikası uygulayan Türkiye, 1980 yılından sonra liberal ekonomi politikaları uygulanmaya başlamıştır. 1988 yılından sonra döviz kuru politikası liberalleşmiş ve 1990’dan sonra dalgalı kur rejimine geçiş yapılmıştır. Bu nedenle, reel döviz kurunda meydana gelen değişimlerin ülke ekonomisi açısından yarattığı etkilerin incelenmesi oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, hem ülkenin ekonomik performansı üzerinde etkisi olan petrol fiyatlarındaki değişimleri hem reel döviz kurunda meydana gelen değişimleri ele alarak uzun dönem ve kısa dönem dinamikleri ile ülke ekonomisi üzerinde yarattığı etkinin derecesini ve yönünü belirlemektir. Aynı zamanda, Dünya’da ve Türkiye’de meydana gelen önemli krizlerin etkilerinin de petrol fiyatları ve reel döviz kurundaki oynaklığın yanı sıra ekonomik büyüme üzerinde meydana getirdiği etkide incelenmiştir.

JEL kodları: G00; O10

3 Eylül, Cuma Friday, September 3

Seçilmiş Oturum 34 - Makroekonomik Politikalar Woprkshop 3

Gelişmiş Ülkelerde Kaldıraçlı İşlemler ve Deflasyonist Eğilimlere Karşı “Geleneksel Olmayan” Para ve Maliye Politikası Uygulamaları ve Çıkış Stratejileri Değerlendirilmesi

ÇAŞKURLU, Eren (Gazi Üniversitesi)

DAĞLAROĞLU, Tolga (Gazi Üniversitesi )

tdaglaroglu@gazi.edu.tr
Finansal aracılar, kaldıraç yardımıyla ekonominin genişleme dönemlerinde bilançolarını büyütmekte, daralma dönemlerinde ise tam tersine küçültmektedir- kaldıracın azaltılması (de-leveraging)-. Bu davranış biçimi, konjonktürel dalgalanmaların zararlı etkilerini arttıran bir unsur olmaktadır (Adrian ve Shin, 2008a ve 2008b).

Son yaşanan finansal krizde finansal kurumların konjonktürün daralma dönemlerinde kaldıraçlı pozisyonları hızlı bir şekilde azaltmaları veya kısaca bilançolarını küçültmeleri piyasada fonlama likiditesinin ortadan kalkmasına, bankaların ellerinde tutmuş oldukları varlıkları değerlerinin çok altında satmalarına (fire-sales) bu durumda piyasadaki likiditenin azalmasına ve varlık fiyatlarının daha da düşmesine neden olarak fonlama likiditesinin daha da sıkılaşmasına neden olmuştur (Buiter, 2008:577-578; Miller ve Stiglitz, 2010). Bu durum finansal aracıların yükümlülüklerini yerine getirememesine neden olmuş böylece finansal sistemi daha kırılgan hale getirerek bankaya özgü problemlerin tüm ekonomiye yayılmasına neden olmuştur. Reel ve finansal servette meydana gelen büyük çaplı azalış; ekonomik birimlerin ihtiyat amacı ile daha fazla tasarruf etmelerine, artan belirsizlik nedeniyle “bekle ve gör” davranışı içersinde olmalarına ve kredi koşullarında ortaya çıkan sıkılaşma nedeni ile toplam talepte büyük çaplı bir azalışın meydana gelmesine yol açmaktadır. Bu durum ise deflasyon riskini artırmaktadır. (Spilimbergo et al., 2008). Lehman Brothers’ın iflası ve bazı büyük finansal kurumların iflasın eşiğine gelmesi ile birlikte merkez bankaları geleneksel para politikası araçları ile toplam talepte meydana gelen çökmenin önüne geçilmediğinin ve kredi piyasalarının donmasına engel olmadığını görmüşlerdir. Merkez bankaları bu durumun engellenebilmesi için politika faiz oranlarında hızlı bir şekilde indirime gitmişler ve faiz oranlarını sıfır sınırına kadar düşürmüşlerdir. Bu politika ile enflasyonist bekleyişlerde meydana gelen düşüşün önüne geçilmesi ve aktarım mekanizmasının işlememesinden dolayı politika faizlerinde meydana gelen azalışın kredi faiz oranlarına etkilememesinin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Aynı zamanda sistematik olarak önemli olan kurumların sermaye yeterlilik rasyosunu yerine getirme çabası da bankalararası para piyasasında baskının oluşmasına yol açmış ve ticari bankaların kredi koşullarında önemli derecede sıkılaştırmaya gitmesine neden olmuş bu durumda hanehalkı ve iş aleminin kredi imkanlarına ulaşmasına engel olmuştur.

Bu çalışmanın ilk bölümünde başta krizi büyüten mekanizma olarak karşımıza çıkan kaldıraçlı işlemler ve kaldıracın tersine çevrilmesi sonucunda ekonomide meydana gelen kredi daralması ve bunun neden olduğu borç-deflasyonu riski ortaya koyulacaktır. Daha sonra krizden çıkmak için uygulanan G-7 ülkeleri merkez bankalarının finansal piyasalarda baskıyı azaltmak ve reel ekonomiye olan kredi akışını tekrar sağlamak için almış oldukları geleneksel olmayan para politikası ile gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ekonominin canlandırılmasını, üretim ve istihdamın artırılmasını ve kriz nedeniyle ortaya çıkan iflasların devlet tarafından kurtarılmasını içeren geleneksel olmayan maliye politikası uygulamaları önemli finansal piyasa ve mali göstergelerden hareketle ele alınacaktır. Üçüncü bölümde ise resesyonun maliyeti ve kamu finansmanın görünümüne değinilecektir. Dördüncü bölümde ise krizden çıkış stratejilerine değerlendirilecektir.
Jel kodları: E58; E62
3 Eylül, Cuma Friday, September 3

Seçilmiş Oturum 34 - Makroekonomik Politikalar Workshop 3

Beklenti Yönetimi Ve Makro Ekonomi Politikaları

ÇİÇEK, Serkan (Maltepe Üniversitesi)

DONDURAN, Murat (Yıldız Teknik Üniversitesi)

EREN, Ercan (Yıldız Teknik Üniversitesi)



serkancicek@maltepe.edu.tr
1970’lerde yaşanan son küresel kriz sonrasında, makro ekonomik istikrarın sağlanmasının temel koşulu, fiyat istikrarı olarak görülmekteydi. Bu anlayışı takip eden dönemde belirlenen politikalar, fiyat istikrarı odaklıydı ve gerçekten de özellikle 1990 sonrasında küresel düzeyde fiyat istikrarı büyük oranda sağlanmıştı (Great Moderation dönemi). Ancak 21. yüzyılın hemen başında küresel ekonomi, büyük bir depresyon ile karşı karşıya kalmıştır. 2008 yılında yaşanan finansal krizle birlikte iktisatta yeni arayışlar artmış, mevcut teorilerin geçerliliği konusunda önemli tartışmalar yaşanmaya başlamıştır. Bu tartışmaların merkezinde, makro ekonomi politikasının yönetimi yer almaktadır.

Makro ekonomi politikası yönetimi, yaklaşık 30 yıl öncesine kadar karmaşık bir makinenin kontrolü ile eşdeğer görülmekteydi. Optimal kontrol teorisine dayanan bu yöntemde, ekonomi politikalarının her zaman arzulanan ekonomik sonuçları doğuracağı kabul edilmekteydi. Ancak ekonominin, bir makineden daha farklı ve daha karmaşık bir yapıya sahip olduğu ve politikacıların uygulamak istedikleri politikaları tahmin etmeye çalışan bireylerden ve firmalardan meydana geldiği çok açıktır. Bu nedenle günümüzde makro ekonomi politikası yönetimini, politika yönetiminden ziyade beklenti yönetimi olarak ifade etmek daha doğru olacaktır. Finansal kriz sonrasında dikkat çeken en önemli unsur, ekonomik değişkenler ile ekonomik teoriler arasındaki nedensellik ilişkisinin kopma noktasına gelmiş olmasıdır. Para arzındaki aşırı artışların aynı ölçüde enflasyona yol açmaması, borç düzeyi çok yüksek olmasına karşın faiz oranlarının borç yükü ile paralel düzeyde artmaması, fiyat istikrarı sağlanmasına rağmen finansal istikrarın sağlanamaması, faiz oranları değiştirilmesine karşın toplam talep düzeyinin arzulanan tepkiyi vermemesi bunlardan sadece birkaçıdır. Bu durum, mevcut teorilerin geçerliliği hususunda soru işaretleri doğurmuştur. O halde bu durumda nasıl bir politika yönetimine ihtiyaç vardır. Kanımızca günümüzce makro ekonomi politikası yönetimi optimal kontrol teorisinden ziyade, oyun teorisi perspektifinde beklenti yönetimi politikasıdır. İktisat teorisinin işaret ettiği ilişkilerin işleyebilmesi için, politika uygulayıcısının, uyguladığı politikalar hakkında ekonomik birimlerin beklentilerini tam olarak yönetebilmesi gerekmektedir. Bunun sağlanabilmesi için ise, güvenilirliğin sağlanması son derece önemlidir. Bu amaçla çalışmanın birinci bölümünde optimal kontrol teorisine dayanan makro politikalar açıklanmıştır. İkinci bölümde, yaşanan finansal kriz sonrasında iktisat teorisinde ortaya çıkan sıkıntılar ile ilgili görüşler ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise beklentilerin nasıl şekillendirildiği ve bu şekillendirmenin makro ekonomik değişkenleri nasıl etkilediği oyun teorik çerçevede ifade edilmiştir.


JEL kodları: E52; E58

3 Eylül, Cuma Friday, September 3

Seçilmiş Oturum 34 - Makroekonomik Politikalar Workshop 3

Feldstein-Horoika Bilmecesinin Gelişmiş Ülke Ekonomileri Açısından Değerlendirilmesi: Panel Veri Analizi

ERATAŞ, Filiz (Celal Bayar Universitesi)

NURIEV, Hayriye Başcı(Celal Bayar Universitesi)

ÖZÇALIK, Melih (Celal Bayar Universitesi)



filizeratas@gmail.com
Uluslararası sermaye akımı hem küresel ekonomi hem de ulusal ekonomiler açısından çeşitli sonuçlar doğurmaktadır. Feldstein-Horoika(1980)’ya göre sermayenin tam hareketli olduğu bir dünyada, yatırım ve tasarruf değişkenleri arasında herhangi bir ilişkinin bulunmaması gerekmektedir. Çünkü bu durumda yurtiçi tasarruf dünya yatırım olanaklarına bağlı iken, yurtiçi yatırım da dünya sermaye havuzundan finanse edilecektir. Yapılan farklı çalışmalarda elde edilen sonuçlar, gelişmiş ülke ekonomileri açısından Feldstein-Horoika önerisinin tersine, tasarruf ve yatırım arasındaki ilişkinin kuvvetli olduğunu göstermiştir. Çalışmada uluslararası sermaye hareketliliğinin derecesini ölçmek amacıyla, gelişmiş ülke ekonomilerinin yurtiçi tasarruf ile yatırım oranı arasındaki ilişkinin belirlenmesi hedeflenmektir. Bu ilişkiyi ortaya koymak amacıyla, dünya GSYİH’sında en büyük paya sahip olan G7 ülkelerinin 1980-2009 dönemine ait yatırım ve tasarruf oranı verileri kullanılarak bir model oluşturulmuştur. Panel veri analizinden elde edilen ampirik sonuçlara göre, tasarruf değişkenine ait regresyon katsayısının bire yakın çıkması, artan tasarrufun büyük bir kısmının yine G7 ülkeleri arasında kaldığını göstermektedir. Bu durum, sermayenin tam hareketli olmasıyla çelişkili bir sonuç yaratmaktadır. Finansal küreselleşme ile birlikte, sermayenin hareketlerini kısıtlayan yasal ve kurumsal engeller ortadan kalkmasına rağmen, yatırım ve tasarrufun birbiri ile ilişkili olmasının nedeni, ülke büyüklüğü etkisi ve sermaye sahiplerinin davranışlarında riskten kaçınma eğilimi ile açıklanabilmektedir. Ayrıca küresel krizin etkisiyle, gelişmiş ülkeler kaynak aktarımını çevre ekonomilerinden merkez ekonomilere doğru yönlendirmişlerdir. Bu durum, teoride sermayenin hareket edebilir olmasına rağmen fiili olarak hareket etmemesine yol açmaktadır.

JEL kodları: F21; C23



3 Eylül, Cuma Friday, September 3

Seçilmiş Oturum 35 - Küresel Kriz ve Türkiye Workshop 4

The Effects of Crisis Process on Budget Sizes of EU Countries and Turkey

DAYAR, Hatice (Dumlupınar Üniversitesi)

ALTUN, Ayşen (Dumlupınar Üniversitesi)

aysaltun@hotmail.com
Budgets are the most important instruments of political powers to intervene in the economy. Together with the effects of globalisation, it is not possible for the budgets which are prepared and implemented to be isolated from the economic conditions of other countries with which they have political and economic relations.

The Turkish economy, which has entered into a recession period during 2000 – 2001 due to the economic crisis experienced throughout the world, has succeeded in re-maintaining the stability environment thanks to the tight monetary and financial policies implemented in the post – crisis period. In the period after 2001 until today, significant improvements have been obtained in the macro variables, financial structure and especially the budget sizes of Turkish economy and the economy has entered into a stable rate of growth. However, the economic crisis, started in the USA and commenced to influence the whole world as of the second half of 2008, seriously affected the estimations of budget and year – end realizations in Turkey. A revision was carried out in the budget sizes in order to support central budget sizes and other variables in the economy. Yet, the fact that the economic growth rate was below 4 % caused a decline in tax incomes in parallel with the tightening of the real sector and the reduction of consumption propensities. As a result of all these developments, the fact that the Turkish economy has been influenced by the global economic crisis has been reflected on the budgetary indicators.

While the latest global economic crisis resulted in a decrease of 4% in the gross domestic product of the EU in 2009, a retrocession in the industrial production levels to the levels of 1990, and an increase in the unemployment rates to 10%; the EU has come to a point at which it has difficulty to compete with the fast – growing economies such as China and India. The highest increase in the budgetary deficits has been experienced in Greece, the England, Ireland and Spain.

The economic constriction caused by the global crisis decreased the budget incomes and the expenditures made to reinvigorate the economy resulted in the increase of budgetary deficit. In this study, the effects of the latest global economic crisis experienced in Turkey and the EU on the budget sizes have been examined with the aid of budgetary indicators and suggestions have been made.


JEL Codes: A10; H60

3 Eylül, Cuma Friday, September 3

Seçilmiş Oturum 35 - Küresel Kriz ve Türkiye Workshop 4

Global Krizde Yükselen Mali Politikalar Alanında Mali Kurallar: DSGE Modelleri Yazınında Bir İnceleme ve Türkiye İçin Bir Değerlendirme

OĞUZ, Hacer (Akdeniz Üniversitesi)



haceroguz@akdeniz.edu.tr
Krizde büyük çaplı mali kurtarma ve ekonomiyi canlandırma paketleri kamu açıklarının ve borçlarının aşırı boyutlara ulaşmasına neden olarak finans krizi sonrasında bir mali kriz ihtimali yaratmış ve çözülmesi gerekmiştir. Kamu finansmanında sürdürebilirliği sağlanmak ve güven tesis etmek için mali konsolidasyon ve mali kurallarla mali politika yönetimi başlıca seçenekleri oluşturmuştur. Aslında, mali kurallar çeşitli şekillerde ve çok sayıda ülkede kriz sırasında mevcuttur ve kriz bu kuralları da tehdit etmiştir. Mali kural uygulayan ülkelerin yarısı mevcut kuralı gözden geçirmek, değiştirmek, askıya almak, terk etmek durumlarından biriyle karşılaşmıştır. Bu sorun mevcut mali kuralların belirleniş biçiminin sorgulanmasını gerektirmektedir.

Dünyada böyle bir süreç yaşanırken, Türkiye’de hükümet, bir mali kural getireceğini duyurmuş; ve formu ile parametrelerini saptadığı bir mali kuralı kanun tasarısı olarak TBMM’ye sunmuştur. Tasarı, orta vadeli bir perspektifle, yıldan yıla kamu açığı / gayri safi yurtiçi hasıla oranının değişimine bir kural koymakta ve bu yolla oranın kendisine yıllık tavan getirmektedir. Kural, yapısal denge mali kurallar sınıfından olup hangi mali araç kullanılarak yürütüleceği belirtilmemiştir. Türkiye, esnek enflasyon hedeflemesinden sonra araç bağımsızlığının olduğu esnek mali kural hedeflemesine geçmektedir. Mali kural Türkiye için başlıca şu soruları beraberinde getirmektedir: Türkiye için optimal mali kural nedir? Tasarıdaki kural optimal mali kurala ne kadar yakındır? Kuraldaki intibak süreci dikkate alındığında, tepki fonksiyonu formunda bir araç kuralı bu mali kurala eşlik etmeli mi?

Bu çalışma, belirtilen sorun ve sorulara ilgili yazının incelenmesi yoluyla açıklık getirmeye çalışmaktadır. Dünya uygulamalarına bakıldığında, mali kuralların genelde ad hoc tarzda belirlenmiş kurallar oldukları görülmektedir. Bu kurallar, refah analizine imkan veren, tüm iktisadi karar birimlerinin optimizasyon davranışlarına dayanan modellerden bulunmamıştır. Teorik olarak, dinamik stokastik genel denge (DSGE) modellerinden optimal politikalar belirlenebilmektedir. Ancak, DSGE modellerinden belirlenen optimal parasal / mali politikaların karmaşıklığı ve ölçülemeyen değişkenler içermesi sebebiyle uygulanamamıştır. Yakın zamanda, bir alternatif olarak, bu modellerden basit optimal politika kuralları belirleme yolu keşfedilmiştir. DSGE modellerinden basit optimal mali kural ya da kuralın formu verildiğinde optimal parametre değerleri belirlenebilmektedir. Mali otoritenin kısıtlarını ve davranışlarını derinlemesine kapsayan DSGE modelleri kurarak basit optimal mali kuralların çıkarılmasına akademik düzeyde başlanmıştır.

Uygulamada DSGE modelleri üzerinden ne mali politikaların rolünün keşfedilmesine ne de optimal mali kuralların belirlenmesine yönelik yeterli miktarda çalışma yoktur. Bu yöndeki çalışmaların büyük kısmı akademik düzeyde olup karmaşık ilişkileri, çok sayıda değişkeni, büyük ölçekli modelleri gerektirmektedir. Türkiye’nin mali kural belirleme biçimi diğer ülkelerde yapılandan farklı olmayıp ad hoc tarzdadır. Türkiye ile ilgili soruları, ülke için oluşturulacak bir DSGE modelinden net olarak cevaplamak mümkündür.


JEL kodları: E62; E61

3 Eylül, Cuma Friday, September 3

Seçilmiş Oturum 35 - Küresel Kriz ve Türkiye Workshop 4

Öncü Göstergelerle 2008 Küresel Krizinin Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Etkisi: Yapısal Kırılma Ve Nedensellik Analizi

TEKELİ, Seda (Anadolu Üniversitesi)

KOYUNCU, Fatma Turan (Anadolu Üniversitesi)

sakyalcin@anadolu.edu.tr
Dünyada yaşanan bankacılık kaynaklı küresel kriz, finans ve kredi krizi olarak gelişim göstermiştir. Kriz, dünya genelinde ilk olarak tüketici kesimine, oradan da reel kesime bulaşmıştır. Oysa Türkiye’de uygulanan “yüksek faiz, düşük kur“ politikası nedeniyle tersi bir durum yaşanmış, kriz öncelikle reel sektörde başlamış, sonrasında tüketici kesimini etkilemiştir. Bu nedenle dünya genelindeki finansal kriz Türkiye’ye ekonomik kriz olarak yansımıştır.

Küresel kriz, Türkiye ekonomisini doğrudan doğruya üretim ve talep daralması olarak etkilemiştir. İthalatın finansmanının tıkanması sonucunda ara malı üretiminde dışa bağımlı sanayiler çökmüş; yatırımlarını sürdüremez hale gelmiş ve ihracat azalmıştır. Piyasalara olan güvenin sarsılması, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını azaltarak Türkiye’nin ödemeler dengesini bozmuştur. Yatırımların azalması üretim ve tüketim seviyesinin gerilemesine, ekonomik büyümenin yavaşlamasına yol açmıştır. Bu nedenle Türkiye çözüm için kendine özgü ve amaca uygun önlemler kapsamında öncelikle yeni yatırımları ve yerel kaynaklara dayalı üretimi teşvik edeci politikalar benimsemelidir.

Bu çalışmanın amacı küresel krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaçla 2000-2009 dönemine ait veriler kullanılarak küresel krizin cari açık, reel faiz oranı, ihracat ve reel döviz kuru çerçevesinde küresel krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri analiz etmektir. Kriz döneminde değişkenlere ilişkin yapısal kırılmanın varlığını araştırmak üzere, geri dönüşlü artıkların karelerini kullanan ve bu şekilde sistemdeki değişkenlere ilişkin yapısal kırılmayı araştıran test tekniklerinden yararlanılmıştır. Daha sonra nedensellik analiziyle de krize neden olan en önemli göstergenin hangisi olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır.
JEL kodları: G01; C10

3 Eylül, Cuma Friday, September 3

Contributed Session 36 - International Macroeconomics III Workshop 5

Currency Crises and Exchange Rate Regimes: A Non-Parametric Approach

AŞICI, Ahmet Atıl (Istanbul Technical University)

TOLUBAEVA, Chynara (Istanbul Technical University)

asici@itu.edu.tr


The exchange rate regime forms the stage on which real and nominal shocks interact with macroeconomic policies of the authorities. As indicated by the exchange rate regime choice (ERRC) literature, exchange rate regime choice is not exogenous, but depend heavily on the structural, political and financial features of countries. However, it is not an unknown fact that often the regime chosen actually by the country and what has been imposed by countries’ features may not match one to one. There are obvious reasons, whether suitable or not, it is a well known fact that countries often use pegged regimes to tame inflationary expectations. This is not costless, however. The trade-off between the sustainability of the regime and the desire of macroeconomic stability often resulted in missing both targets as currency crises episodes in the last couple of decades indicate. The exchange rate regime plays a pivotal role in the theoretical crisis models, in which model country is often assumed to pursue a fixed regime, for example. However, the empirical literature on currency crisis heavily ignored the appropriateness of the regime choice of countries by focusing solely on macroeconomics fundamentals. This led to empirical works that treated fixed, intermediate and floating regime countries under the same sample to uncover the determinants of crises. This neglect can be expected to bias the results.

Hence, in this paper, firstly we want to argue that it is not correct to lump countries with different regimes together. And secondly we would like to offer regime-specific crisis models by using a non-parametric CART methodology.

This paper will be distinguishable from others: (i) in its use of CART (Classification and Regression Trees), a non-parametric technique, which is preferred to analyze non-linear events like currency crisis. In addition, (ii) in using a Reinhart & Rogoff classification scheme of exchange rate regimes, which is known as de facto (actual) regimes, based on market or parallel exchange rates, in contrast to de jure classification widely used in the literature, and finally (iii) in its careful treatment of crisis countries under separate subsamples depending on their exchange rate regimes. Our study covers 189 countries during 1970-2007 period. In the first step we expect our CART tree to separate crises cases occurred under fixed, intermediate and floating regimes into separate nodes. And in the second step, by constructing regime-specific crisis models for three regime categories, we expect to have a much clearer picture regarding the early-warning indicators of currency crises.
JEL codes: C42; F31




Dostları ilə paylaş:
1   ...   10   11   12   13   14   15   16   17   18


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə