ÜSTÜn yetenekli Çocuklar biLDİRİler kitabi



Yüklə 2,17 Mb.
səhifə32/37
tarix20.09.2017
ölçüsü2,17 Mb.
1   ...   29   30   31   32   33   34   35   36   37

Eğitim programları ile ilgili başka bir çalışmaya göre, üstün yetenekli çocukların liderlik özelliklerini geliştirmek ve liderlikle ilgili potansiyellerini tam olarak kullanabilmelerini sağlamak erken yaşlarda eğitimle kazandırılabilir (Bisland, 2004). Bunun için bu programda yaratıcı drama, grup oyunları, ortak çalışmalar, büyük liderlerin biyografilerini okuma veya dinleme, liderlerin karakter özelliklerini tanıma ve tartışma, senaryo oluşturma, liderlik oyunları vb. etkinlikler uygulanmaktadır.


SONUÇ VE ÖNERİLER

Üstün yetenekli çocukların potansiyellerini gerçekleştirebilmeleri için erken yıllarda anne baba ve öğretmen gözlemlerinin çok önemli ölçüm araçlarının olduğu göz önünde bulundurularak gerekli bilgi ve beceriler konusunda anne babaların ve öğretmenlerin yönlendirilmesi gereği ortadadır. Bununla birlikte, ülkemizde üstün yetenekli çocuklar niteliksel ve niceliksel olarak sistemli bir şekilde değerlendirilmeli ve uygun yönlendirmeler yapılmalıdır.

Okul öncesi eğitimcilerinin erken tanılamadaki rolleri ve önemleri göz önünde bulundurulduğunda uygun hizmet içi eğitim programları çerçevesinde üstün yeteneklilik ve üstün yetenekli çocuklara ilişkin tutumlarının belirlenmesi, üstün yetenekli çocuklara uygun eğitim programları konularında bilgilendirilmelilerdir.

Okul öncesi eğitiminde üstün yetenekli çocuklar için anne baba ve öğretmenlerin işbirliğine dayalı olarak gerek eğitsel gerek çevresel düzenlemelerin yapılması ve yaygınlaştırılması gerekmektedir.


KAYNAKLAR

Bisland, A. (2004) Developing leadership skills in young gifted students. Gifted Child Today, v27, p24(6).

Damioni, V.B. (1997) Young gifted children in research and practice. Gifted Child Today Magazine, v20, p18-23.

Harrison, C. (2000) “But three-year-olds can’t....” Glass ceilings in early childhood-implications for gifted children. Australian Journal of Early Childhood, v25, i2, p22.

Harrison, C. (1999) Visual represantation of the young gifted children. Roper Review, 21, no3, 189-94.

Hodge, K.A.; Kemp, C.R. (2000) Exploring the nature of giftedness in preschool children. Journal for the Education of the Gifted, v24, no1, 46-73.

Gould, J.C.; Thorpe, P.; Weeks, V. (2001) An early childhood accelerated program. Educational Leadership, 59, no3, 47-50.

Gross, M.U.M. (1999) Small poppies: Highly gifted children in the early years. Roper Review, 21, no3, 207-14.

Meador, K. (1996) Meeting the Needs of Young Gifted Students. Childhood Education, Fall, v73, p6-9.

Morelock, M.J.; Morrison, K. (1999) Differentating “Developmentally Appropriate”: The multidimensional curriculum model for young gifted children. Roeper Review, v21, i3, p195.

Pfouts, B.R.; Schultz, R.A. (2003) The benefits of outdoor learning centers for young gifted learners. Gifted Child Today, 26, no1, 56-63.

Rogers,H.T.; Silverman, L.K. (1986) Recognizing giftedness in young children www.gifteddevelopment 26.03.2000.

Snowden, P.L.; Christian, J.G. (1998) 4 levels of learning centers for use with young gifted children. Gifted Child Today Magazine, 21, no5, 36-41.

Üstün Yetenekli Öğrencilerin İhtiyaçlarını Karşılamaya Yönelik Gerçeklik Terapisi Temelli Okul Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Modeli

Mehmet PALANCI*

ÖZET


Üstün yetenekli öğrencilerin gelişim özelliklerinin normal yetenek düzeyindeki öğrencilerden farklılaşması, bu öğrencilere sunulacak eğitim hizmetleri ve okul rehberlik hizmetlerinin çalışma çerçevesini farklılaştırmaktadır. Bu gurubu temsil eden öğrencilerin eğitim ortamları, öğrenme özellikleri, kişiler arası ilişki biçimleri, problem alanları, akademik performansları, aile ve çevre ilişkileri değerlendirildiğinde psikolojik iyi olmaya ve yardım sunmaya yönelik bazı faktörlerin incelenerek açıklanması önem kazanmaktadır. Gerçeklik terapisi danışmanlık psikolojisine yönelik uygulamalarla sınırlı kalmamış, bunun yanında birçok okul sisteminde yönetimden diğer öğrenci kişilik hizmetlerine kadar değişik alanlarda uygulanabilirliği test edilmiştir. Türkiye’de okul psikolojik danışma hizmetleri için kullanım elverişliliği olduğu düşünülen yaklaşımın üstün yeteneklilerin gelişim ve problemlerine yönelik katkısı ele alınmaya çalışılmıştır.
GİRİŞ

Üstün yeteneklilik özel eğitim kapsamında bilimsel olarak ele alınmış olmasına rağmen bir çok toplumda olduğu gibi Türkiye’de de ikinci planda ve biraz da lüks olarak ele alındığından üstün yetenekli çocukların belirlenmesinden, bunlara yönelik programların ve eğitim içeriklerinin sunulmasına kadar bir çok alanda oldukça yavaş davranıldığını görülmektedir (Özbay & Palancı, 2000). Üstün yeteneklilik, belli bir alanda üstün yetenek sergileyen, yüksek düzeyde yaratıcı özelliklere sahip, belli bir görev alanında ödev sebatkarlığına sahip, ve genel kanı olarak üstün entelektüel (IQ) beceri sergileme durumu olarak tanımlanır (Winner, 2000). Bu tanımda geçen kavram veya boyutlar farklı yaklaşımlarca değiştirilse de, temelde aynı oldukları görülmektedir. Bu çalışma da üstün yetenekli çocuklara yönelik olacak şekilde sunulacak rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin içeriği incelenmeye çalışılacaktır. Üstün yetenekli öğrencilere sunulacak rehberlik ve danışma hizmetlerinin bu öğrencilerin özellikleri nedeniyle farklılaşabileceğini söylemek gerekir. Standart okul programı ve psikolojik hizmetlerin bu öğrencilerin fiziksel, zihinsel, özel yetenek ve aile beklentilerini karşılayabilmesi güçtür. Özellikle üstün yetenekli öğrencilerin akademik amaçlılığı ve psiko-sosyal ihtiyaçları gözetilerek geliştirecek bir yapılanmaya ihtiyaç vardır (Manaster, 1983).

Son 25-30 içerisinde üstün yetenekli çocukların problemliliği ve duygusal özelliklerine ilişkin araştırma sayısının arttığı görülmektedir. Bu çerçevede çoğu eğitimci, danışman ve psikologlar gelişimin sosyal, bilişsel ve duygusal yönlerinin etkileşimini belirtseler de, üstün yetenekliler konusunda yapılan programların sosyal ve duygusal yönü göz ardı ettikleri söylenebilir (Carter, 1986; Roedell, 1984). Günümüzde yapılan programlar, üstün yeteneklileri ilgilendiren en önemli konuların başında kişisel stres, sosyal uyum problemleri, yalnızlık, benlik kavramı karmaşası, mesleki seçim zorluğu, akran baskısı, mükemmelliyetçilik ve aile rehberliği gibi alanlar üzerinde durmaktadırlar (Barnette, 1989; Kelly & Jordan, 1990; Levine & Tucker, 1986; Renzulli, 1978). Üstün yeteneklilere yönelik rehberlik programlarının çoğunlukla bilişsel tabanlı ve grupla yardım programları şeklinde geliştiğini görmekteyiz.

Üstün yetenekliler için okul temelli psikolojik yardım çalışmalarının düzenlenmesi önemlidir. Bu tür programların önleyici ve geliştirici özellikleri içerisinde barındırması gereklidir. Bu öğrencilere yönelik yardım programlarının kişi içi, kişiler arası ve ailelerine yönelik belli bir sistematiği, problem çözme becerisini, sosyal ve bilişsel ihtiyaçları karşılayabilecek içerikte yapılandırılması önemlidir. Özellikle bu grubun entelektüel becerileri gözetildiğinde kendi kendilerine özgü geliştirebilecekleri ve kullanabilecekleri yardım modellerinin önemliliği açıktır (Colangelo & Davids, 2003). Üstün yetenekli öğrencilerin bireysel farklılıklarına uygun olacak şekilde ihtiyaçları ve problemliliklerine yönelik sürekli kullanılabilecek bir yardım sistematiğinin öğrencilere kazandırılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Temel sosyal, kişisel ve eğitsel ihtiyaçları karşılamaya yönelik seçim teorisi temelli kullanım elverişliliği bulunan Gerçeklik terapisi yardım modelinin bu çalışmada üstün yeteneklilik bağlamında kullanım uygunluğu tartışılmıştır.


GERÇEKLİK TERAPİSİ (GT):

Gerçeklik terapisi (GT) William Glasser tarafından katı psikoanaliz ve diğer psikoterapi geleneklerine karşı 1960’lı yıllarda geliştirilmiştir. GT Ventura kız lisesinde yapılan uygulamalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Gerçeklik terapisinin uygulama alanı olarak özellikle ilk ve orta dereceli okulların seçildiğini görüyoruz. Bir danışma yaklaşımı olarak GT’nin okul ortamında geliştirilmiş olmasının özellikle eğitimde psikolojik hizmetleri sunmaya yönelik bir avantaj olarak değerlendirilebilir (Özbay, 1996).

Gerçeklik terapisi, kısa süreli danışmalarda kolaylıkla ve etkili şekilde uygulanabilen (ve uygulama alanı bununla sınırlı olmayan) oldukça pratik ve etkileşime dayalı bir yöntemdir (Wubbolding, 1998). Anti determinist ve insan doğasını açıklamaya yönelik olacak şekilde pozitif yaklaşımlıdır. Dünyayı nasıl kontrol etmeye çalıştığımızı gösterebilmek üzerinde odaklıdır. Aktif ve didaktik yaklaşımları da içerecek şekilde psikolojik yardım sürecini işletir (Glasser, 1991). Gerçeklik terapisi katılımcılarına başarı kimliği tanımı dahilinde gerçekçi ve sorumlu davranışlar geliştirmeye yönelik yardım sürecini işletir. Mevcut ve fonksiyonel olmayan davranışlarını değerlendirebilmeyi ve değişime yönelik plan yapabilmeyi önerir. Danışanlara gerçekte ne yaptıkları ile başarılı davranışlar sergileyebilmelerine aracılık edecek spesifik davranış değişikliklerinin neler olabileceği üzerinde açıklamalar gerçekleştirilir (Corey, 1990).

Glasser GT yaklaşımını açıklamaya uygun olacak şekilde, genetik olarak sahip olduğumuz ve sürekli doyurulması gereken beş temel ihtiyacımız olduğunu belirtir. Bunlar: (a) Hayatta kalma (b) Ait olma (sevme ve sevilme) (c) Güç elde etme (d) Özgür olma ve (e) Eğlenme ihtiyacıdır. Gerçeklik terapisi kimlik oluşumu sürecinde sevme, güven ve ait olma ihtiyaçlarının karşılanabilmiş olmasının önemliliğini belirtir. Bu ihtiyaçlarımızı karşılama düzeyimiz bizim ya başarılı ya da başarısız kimlik tanımımızı geliştirir. Başarılı kimlik kavramını tanımlamaya yardımcı en önemli kavramlardan birisi sorumluluktur. Sorumluluk, sergilenen davranışların sorumluluğunu almayı, gerçekçi olmayı ve gerçekleri kabul etmeyi, kişisel özgünlüğe uygun ve iç kontrole bağlı davranışları sergileyebilmeyi içerir. Başarılı kişiler kendilerini değerli gördükleri gibi sosyal uyumlarını ve fonksiyonel davranışları geliştirebilmeye yönelik becerileri sergileme eğilimleri yüksek olan kişilerdir. Başarısızlık kimliği ise kişinin yeterince değer, güven ve sevgi görmemesi ile gelişen, ihtiyaçlarını karşılayamaması ile oluşan durumdur. Bu özellikleri sergileyen bireyler yaşamlarının ve sosyal sorumluluklarının gerçek karşılığını kabul etmedikleri gibi gerçeği de bu kaçınmaya bağlı kalarak çarpıtarak algılama eğilimindedirler.

Bu sonuç davranışlarını ve ihtiyaçlarını karşılama biçimlerini etkin olmayan ve dış dünyanın kontrolüne bağlı olacak şekilde işleten bir süreçte gerçekleştirir. Başarısız kimlikte bireyler gerçeği sorumlulukları dahilinde yürütemeyince gerçekleştirdikleri uygun olmayan seçimleri, davranış kısıtlamaları ve sakınmalarının benzer ve ilişkili her problem durumu için yaygın bir şekilde kullanmaya başlarlar. Bu çerçevede ihtiyaçlarını karşılamak için kullandıkları yöntemler yeterince geçerli değildir. Bu çerçevede gerçeklik terapisinin süreç odaklılığı danışanların ihtiyaçlarını etkin şekilde karşılanabileceği ve davranışlarının sorumluluğunu üstlenilebilecekleri bir gelişim atmosferi oluşturabilmektir (Glasser, 1998; 1999; 2000).

Başarılı ya da başarısız kimlik tanımlaması içinde doğumdan ölüme kadar çeşitli davranışlar sergileriz. Farklı bileşenlerden oluşan bu davranışlarımızı toplam davranış olarak adlandırabiliriz. Davranış temelde birbirinden ayrılmayan dört bileşenden oluşmuştur. Bunlar: (a) eylem (hareket), (b) düşünce, (c) duygu ve (d) fizyolojidir. Toplam davranış bunların bileşimi ile seçilerek sergilenen davranıştır. Toplam davranış içerisinde problem oluşturan unsurun tanımı önemlidir. Böylece kişi toplam davranışı ve sorunları oluşturan asıl davranış boyutunu görme ve değerlendirme şansına sahiptir. Sorun ya da patoloji oluşturan durum bir boyut ile ilişkilidir fakat bu toplam davranışa yansır. Temel problemlerden bir tanesi de toplam davranışın dış kontrol psikolojisine göre ayarlanmasıdır. Davranışların içsel motivasyon ve gerçek ihtiyaçlara göre seçilerek uygulanabilmesi önemlidir. Bunu bir bavula benzeterek açıklayabiliriz farklı parçalardan oluşan bavulu toplam davranışa benzetebileceğimiz tutma yerinden taşıyabiliriz. Tüm bileşenlerde oluşan etki toplam davranışı etkiler veya onun liderliğinde yönlendirilebilir. Bu çerçevede eylem ve düşünce asıl belirleyicilerdir.

Dört tekerli bir arabanın ön iki tekeri bu iki elementtir. Eylem ve düşünce nereye giderse bağlı yaşantılar duygu ve fizyolojimizle bütünleşerek onları takip edecektir. O halde ihtiyaçlarımızı karşılayamayan toplam davranışın değiştirilmesi aktif olarak eylem biçimimizi değiştirmek ile ilişkilidir. Duygular davranışların sonucudur. Doğrudan değiştiremeyeceğimiz tek şey duygularımızdır. Duygular davranışlarımızın sonuçlarıdır ve ancak tek başına düzeltebilecek olan davranışlardır. Bu şöyle bir tanımlamayı da sağlar patolojik durumlar çerçevesinde hissedilen olumsuz yaşantılar ve semptomlar ancak sorunla ilişkili davranış ve düşüncelerin değiştirilmesiyle ortadan kaldırılabilecektir (Glasser, 1999).

Doğumdan ölüme kadar gerçek dünya da edindiğimiz tüm izlenim ve bilgiler hafızamıza yazılır ve Glasser bunu nitelikler dünyası olarak tanımlar. Adler’in kuramına benzer şekilde bu dünyaya tüm toplumsal ilgimizi yansıtılır (Glasser, 1997). Nitelikler dünyası bize dış dünyayı en iyi nasıl kontrol edebileceğimizin tanımlarını içeren bir resim albümü hazırlar. Bu albüme doğduğumuz andan itibaren ihtiyaçlarımızı en iyi karşılayan resimleri ve davranış prosedürlerini tanımlayarak yerleştiririz. İhtiyaçlarımızı gerçekçi şekilde karşılamayan resimlerin çıkartılarak yenileri ile değiştirilmesi gerekir. İnsanların en önemli ihtiyaçlarından olan özgür olma hissi nitelik dünyamızdaki resim ya da resimleri tatmin edebildiğimizde elde ettiğimiz özgürlüktür. Nitelik dünyamızda tatmin edemediğimiz resimlerin varlığı ise bizim için dış kontrole açık işleyen ve özgürlük-güç ihtiyacımızı gerçekçi şekilde hissedemediğimiz bir sorun kaynağıdır. İnsana özel bir ihtiyaç varsa o da güçtür. Gücün temelinde yatan, dış kontrol özgürlüğün düşmanıdır. Özgürlüğümüzü kaybettiğimizde insanı insan yapan özelliklerimizden birisini kaybetmiş oluruz. Diğer insanlarla çatışmayacak şekilde özgürlüğümüzü ne kadar kullanma becerisine sahipsek yaratıcılığımızı o kadar kullanma becerisine sahip oluruz. Özgür olmak sosyal anlamda bencillikten öte alternatif düşüncelere açık olabilmekle ilişkilidir. Diğer insanlara bir arada olabilme, özgür olma ve güç ihtiyacını karşılayamamak yaşanacak kaygıyla ilişkilidir (Glasser, 1998).


SEÇİM TEORİSİ:

Seçim teorisine göre aslında yaptığımız her şey kendi seçimimizdir. Buna hissettiğimiz mutsuzlukta dahildir. Başkaları bizi ne mutlu ne de mutsuz edebilir. Onlardan alabileceğimiz ya da kendilerine verebileceğimiz tek şey varsa o da bilgidir. Ancak seçimlerimiz olmazsa tek başına bilgi ne bize bir şey yaptırabilir, ne de hissettirebilir. Seçim teorisi bir iç kontrol psikolojisidir; hayatımızın yönünü belirleyen seçimleri neden ve nasıl yaptığımıza açıklık getirir. Seçim teorisi davranışları, gerçeklik terapisinin etkili davranışı nasıl geliştirdiğini açıklar. Gerçeklik terapisinin dayandığı nokta seçim teorisi, odak noktası ise mevcut ilişkileri daha iyeye götürmektir (Glasser, 1998).

Yapmak istediğimiz şeyi kendimiz seçeriz. Dış dünya bizi etkilese bile belli bir şekilde davranmamıza neden olamaz. Belli bir şekilde davranmak ya da davranmamak bizim iç dünyamıza ve onun niteliklerine ait olarak oluşturulur. Seçim teorisi hayatta kalmak dahil olmak üzere bütün insan davranışlarına uygulanabilir. Fakat seçim teorisinin insanlara kazandıracağı en önemli odak dışsal kontrolden vazgeçmenin aslında bireyler arası ilişki problemlerini giderebilmeye yönelik sosyal davranışları uygun bir yapıya getirebilmesidir (Glasser, 1998).

Seçim teorisi bize, nitelikler dünyamızın hiç kimsenin değil, bizim hayatımızın merkezini oluşturduğunu öğretir. Bu dış kontrol psikolojisinin tamamen tersini öğrenmiş olmaktır. Çoğumuzun nitelik dünyasında kendimize ait ikinci resimler vardır. Bunlardan biri biraz, diğerleri ise oldukça idealize edilmiş resimlerdir. Gerçek ve bununla ilgili yürütülmesi gereken sorumluluklar bu çerçevede varolanla ideal arasında yaşanacak çatışmaları içerebilir. Daha iyi bir toplam davranış seçmek, aktif anlamda sorunla baş etmeye yönelik çabaları içerir Duygusal eğilimleri ve problemleri önemseyenler, aşırı fedakar, çabuk incinebilen, sevgi ve ait olma ihtiyaçları yüksek bireyler sosyal ilişki güçlüklerini bu nedenle daha fazla yaşarlar (Glasser,2000).

Seçim teorisi daha etkin davranabilmeye yönelik olacak şekilde bize on davranış biçimi tanımlar. Bunlar: (a) Davranışlarını kontrol edeceğimiz tek kişi kendimiziz, (b) başkalarına verebileceğimiz ve onlardan alabileceğimiz tek şey bilgidir. Bu bilgiyle nasıl hareket edeceğimiz bizim seçimimizdir, (c) bütün uzun süreli problemler aslında ilişki problemleridir, (d) sorunlu ilişkiler şu anki yaşamımızın bir parçasıdır, (e) geçmişteki yaşantılar bize acı vererek kendilerini belli edebilirler. Fakat geçmişi tekrar yaşamanın şu ana katkısı olmaz. Şu an bir şeyler yapabilmek için geçmişten sadece fikirler alınabilir, (f) hareketlerimizin temelini beş genetik ihtiyaç oluşturur. Hayatta kalma, ait olma (sevgi), güç, özgürlük ve eğlenme, (g) bu ihtiyaçları ancak nitelik dünyamızdaki resim ya da resimlerin tatmini yoluyla doyurabiliriz, (h) hareket, düşünce, duygu ve fizyoloji toplam davranışın bileşenleridir, (i) bütün toplam davranışlar fiille adlandırılır (j) Bütün davranışlar seçimlerimiz sonucunda ortaya koyduğumuz davranışlarımızdır (Glasser, 1998).
ÜSTÜN YETENEKLİ ÖĞRENCİLERİN PROBLEM ALANLARI:

Benlik Saygısı

Üstün yetenekliler üzerindeki araştırmaların önemli bir kısmı üstün yeteneklilerin benlik kavramı veya saygısı üzerinde olduğu görülmektedir. Benlik kavramı, bireyin etrafında olup bitenleri algılamada, yorumlamada ve onlara tepkide bulunmada araya girici bilişsel yapılar sistemidir (Colangelo & Colangelo, 1991). Benlik kavramı kendilik algılamalarını ve kendini değerlendirmeyi içerir. Düşünülmesi gereken nokta başkalarının ve üstün yeteneklilerin kendilerine yönelttikleri tutumların niteliğidir. Üstün yetenekliler kendilerine ilişkin karmaşık duygu ve düşüncelere sahiptirler. Üstün yetenekli olarak görülmeleri konusunda olumlu olmalarına rağmen, üstün yetenekli olmayanların ve öğretmenlerinin kendileri hakkında olumsuz bakış açısına sahip olduklarını düşünürler. Özellikle sınıf düzeyi yükseldikçe üstün yeteneklilerde gözlenen benlik saygısı düzeyinde ki düşme ve bireyin kişisel özelliklerini olumsuz değerlendirmesi ile dikkat edilmesi gereken bir durumdur (Colangelo & Davids, 2003).

Roedell (1984) gelişimsel tutarsızlıkların ve eksikliklerin üstün yeteneklilerde yetersizlik algılamalarına yol açtığını belirtir. Üstün yeteneklilerin analitik şüphecilikleri bazen kendi benlik algılamalarına da yönelebilir. Dengesiz gelişim, uygun olmayan beklentiler düşük benlik saygısına yol açar ve kişinin psikososyal yaşamını etkiler. İnformal yardım ve profesyonel danışmanlık ile üstün yetenekliler gerçekçi benlik saygısına kavuşabilirler. Bunu gerçekleştirmenin yolu yeteneklerine dayalı öz gücen tesis etmektir. Ebeveynler ve profesyoneller gerçekçi beklentiler, ve ilgi ve yeteneklerine ilişkin uygun yansıtmalar konusunda işbirliği yapmaları faydalı olabilmektedir (Delisle, 1991; Steawart, 1986). Ayrıca grupla psikolojik danışmanın olumlu benlik saygısının geliştirilmesinde önemli olabileceği vurgulanmaktadır. Grup ortamı üstün yeteneklilerin kendilerini nasıl algıladıkları ve başkalarının nasıl algıladıklarını öğrenmeleri açısından uygun ortam olabilir (Colangelo & Colangelo, 1991).


Kişilerarası İlişkiler

Üstün yetenekli çocukların incinebilirlikleri üstün yeteneklilik düzeyleriyle birlikte artar. Entelektüel düzeyleri arttıkça, incinebilirlikleri de artar. Böylece daha çok sosyal ve duygusal risk yaşamaları söz konusu olur. Üstün yetenekli kişilerin bakış açılarını anlamak pek kolay değildir. Üstün yetenekliler dünyayı bütün ilişkiselliği içerisinde holistik olarak algılarlar. Yaşadıklarının çoğunu içselleştirirler ve yaşanılan ile hayal edilen arasındaki farkı ayırt edemezler. Hayal kırıklığıyla karşılaştıklarında bunu yoğun içsel üzüntü olarak yaşarlar. Haksızlığı anlamakta zorluk çekerler ve kolayca depresif olmaya eğilimlidirler. Mutlu olduklarında ise bunu yoğun olarak yaşarlar (Buescher, 1985). Tüm bu faktörler üstün yetenekliler üzerinde büyük etkilere sahiptirler. Dünyayı ve etrafındakileri olduğu gibi kabul edemediklerinden kişiler arası ilişkilerde uyumsuzluk yaşarlar.


Yalnızlık

Üstün yeteneklilerin genelde sosyal ve duygusal olarak yaşadıkları bilinen bir diğer problem ise yalnızlıktır. Orta düzeyde üstün yeteneklilerin arkadaşları arasında popüler olmalarına rağmen, ileri düzeyde entelektüel yeteneklere sahip olanların uygun arkadaşlıklara sahip olmakta zorlanırlar. Dünyayı farklı algılarlar, belli bir konu üzerinde farkındalılıkları yüksektir, daha çok yüzleştiricidirler, daha çok tepki verirler, ve daha fazla talepkardırlar. Tüm bu özellikler ile birlikte iyi ve yakın arkadaşlıklar kurmak onlar için zorlaşır (Kline & Meckstroth, 1985).

Diğer taraftan, cevaplanması gereken başka bir soru vardır: Yalnızlık üstün yetenekli çocuk tarafından değer verilir mi, veya böyle bir özelliğe doğuştan yatkınmıdırlar? Strip ve arkadaşları (1991) tarafından yapılan bir çalışmada üstün yeteneklilerin popüler olmaktan çok yakın ve karşılıklı ilişkilere daha fazla önem ve değer verdikleri bulunmuştur. Yakın ve anlamlı kişiler arası ilişkilerin üstün yeteneklilerin yaşam tatmini için anlamlı olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, hayatlarında bu kadar önem verdikleri bu boyut üzerinde çevresel ve kişisel faktörler nedeniyle başarılı olamazlar.
Duyarlılık

Üstün yeteneklilerin yaşadıkları her şeyde yoğun duyarlılık ve tepkisellik görülür. Her şey onlar için bir problemdir ve üstün körlülük ve geçiştirme onların lügatlerinde yoktur. Başkaları tarafından çok önemsiz gözüken bir durum üstün yetenekliler tarafından yoğun tepki ve duygusallığa yol açabilir. Bu kişiler başkalarının acılarına karşı daha çok sempati duyarlar ve empatiktirler (Delisle, 1985). Başkalarına olanları kolayca kendilerine olmuş gibi algılayabilirler. Bu duyarlılıktan kurtarmanın yolu olarak onlara başkalarının dünyayı kendileri gibi algıladıklarını bir şekilde öğretmek tavsiye edilir (Kline & Meckstroth, 1985). Eleştirilme ve küçük düşme temeline dayanan yaşantılara yönelik duyarlılıkları da abartılıdır. Özellikle bu yaşantıları tolere edebilmeye yönelik becerileri sınırlıdır. Duygusal anlamda içe dönme ve geri çekilme davranışları çoğunlukla gözlenebilir (Davids & Rimm, 2004).


Mükemmelliyetçilik

Bir çok üstün yetenekli kendilerine ulaşılması zor amaç ve hedefler saptayarak kendilerini mükemmel olmaya zorlarlar. Bu dışsal taleplerden daha çok içsel baskı olarak ortaya çıkar. Oldukça gelişmiş hayal güçlerini kullanarak sıra dışı ürünler ortaya koyma konusunda yönelimlidirler ve yaptıklarını her zaman en mükemmel olanlarla kıyaslarlar (Perrone, 1983). Kendilerine profesyonel standartlar belirlerler, ve beceri geliştirme sürecinde sabırsızdırlar.

Mükemmelliyetçilik olumlu ve olumsuz açıdan değerlendirilebilir. Olumlu olarak, mükemmelliyetçilik daha yüksel başarı için enerji sağlayabilir. Bu tür mükemmelliyetçilik orta düzey olarak kabul edilir ve buna anksiyete eşlik etmez. Bu aynı zamanda göreve bağlılık ve sebat açısında istenilen bir durumdur. Negatif bağlamda, üstün yetenekliler dışsal kriterler açısında üstün başarı gösterseler de, içsel olarak kendilerini başarısız olarak algılarlar. Mükemmeliyetçilikleri algılanan başarısızlığa karşı çaresizlik sergilemelerine yol açtığında, düşük benlik saygısı ve etkin olamayan problem çözme becerileri sergilemelerine yol açar. Diğer taraftan, şayet mükemmeliyetçilik ustalaşma yönelik olursa, bu özellik yaratıcı sonuçlar almaya hizmet eder (Takacs, 1986).

Sağlıklı ve sağlıklı olmayan mükemmeliyetçilik üzerinde yoğunlaşarak üstün yeteneklilere stres yaşantıları ile arasındaki bağlantı, sosyal ve duygusal özellikleri ile ilişkisi, esnek düşünebilme becerisi, grup normları ve kişiler arası ilişkilere yönelik davranışların sosyal kabul edilebilirlik standartları açıklanabilmelidir. Özellikle bu kapsamda espiri ve espiriyi kullanabilme becerisinin yarar sağlayabileceği belirtilebilir (Davids & Rimm, 2004).



Dostları ilə paylaş:
1   ...   29   30   31   32   33   34   35   36   37


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə