Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Görev Süresi Ne Kadardır ve Bu Görev Süresi Kanunla Belirlenebilir mi?



Yüklə 364,5 Kb.
səhifə1/5
tarix19.07.2018
ölçüsü364,5 Kb.
#56995
  1   2   3   4   5

Kemal Gözler, “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Görev Süresi Ne Kadardır ve Bu Görev


Süresi Kanunla Belirlenebilir mi?”, Terazi Aylık Hukuk Dergisi, Yıl 7, Sayı 66, Şubat 2012, s.36-50 www.anayasa.gen.tr/gorev-suresi.htm
(Konuluş: 16 Ocak 2012; Son Değişiklik: 30 Ocak 2012; Makale Dergide yayınlandıktan sonra buraya konulma tarihi: 28 Nisan 2012).

NOT: Bu makalenin hazırlık versiyonu, ilk defa 16 Ocak 2012 tarihinde anayasa.gen.tr’de yayınlanmıştır.

Aynı makalenin 18 Ocak 2012 tarihli KISA versiyonuna www.anayasa.gen.tr/gorev-suresi-kisa.pdf den ulaşabilirsiniz.

NOT: Makalenin yayınlandığı dergideki sayfa numaraları metin içinde [s.XX] şeklinde gösterilmiştir.

[s.36]


CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL’ÜN GÖREV SÜRESİ NE KADARDIR VE BU GÖREV SÜRESİ KANUNLA BELİRLENEBİLİR Mİ?

Kemal Gözler* **

Cumhurbaşkanının görev süresini düzenleyen Anayasamızın 101’inci maddesi, 21 Ekim 2007 tarihli halkoylamasıyla onaylanan 31 Mayıs 2007 tarih ve 5678 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunuyla değiştirilmiş ve söz konusu süre yedi yıldan beş yıla indirilmiştir. 21 Ekim 2007 tarihli halkoylamasının kesin sonuçları Yüksek Seçim Kurulu tarafından 31 Ekim 2007 tarih ve 26686 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmıştır. Dolayısıyla 5678 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunu 31 Ekim 2007 günü yürürlüğe girmiştir.

Şimdiki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 28 Ağustos 2007 tarihinde, yani 5678 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce seçilmiştir. O tarihten bu yana Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin yedi yıl mı, beş yıl mı olduğu sorunu tartışılmaktadır. Bu sorun uzun zamandan beri tartışılıyor olsa da çözümü için, tabir caiz ise, “yumurta kapıya dayandıktan sonra”, 19 Ocak 2012 tarih ve 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanununu çıkarılmıştır1. Söz konusu Kanunun geçici 1’inci maddesine göre “Onbirinci Cumhurbaşkanının görev süresi yedi yıldır”.

Önümüzde kendisine cevap verilmesi gereken iki soru bulunmaktadır: (1) Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi ne kadardır? (2) Bu görev süresi kanunla belirlenebilir mi?



I. CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL’ÜN GÖREV SÜRESİ NE KADARDIR?

Bir görüşe göre Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi beş, diğer bir görüşe göre ise yedi yıldır. Bize göre Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi beş yıldır. Aşağıda önce kendi görüşümüzü, sonra da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin yedi yıl olduğu görüşünü göreceğiz.

A. GÖRÜŞÜMÜZ: CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL’ÜN GÖREV SÜRESİ BEŞ YILDIR

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin beş yıl olduğunu ispatlamak için çeşitli argümanlar ileri sürülmüştür. Biz bu argümanlara biraz aşağıda yer vereceğiz. Ancak kanımızca buradaki asıl sorun, 5678 sayılı Kanunla getirilen “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır” şeklindeki hükmün zaman bakımından uygulanması sorunudur. O nedenle burada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin beş yıl olduğu görüşünü ispatlamak için ileri süreceğimiz argümanlar arasında “asıl” ve “ek argümanlar” şeklinde bir ayrım yapmak istiyoruz:



1. Asıl Argümanımız: Kanunların Zaman Bakımından Uygulanması Konusundaki İlkeler Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Görev Süresinin Beş Yıl Olmasını Gerektirir

Yukarıda belirttiğimiz gibi kanımızca Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin kaç yıl olacağı sorunu konusunda asıl mesele, 21 Ekim 2007 tarihli halkoylamasıyla onaylanan 5678 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunuyla değiştirilmiş olan Anayasamızın 101’inci maddesinin ikinci fıkrasının “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır” şeklindeki hükmünün “zaman bakımından uygulanması meselesi”nden ibarettir.

Hemen belirtelim ki, aslında hukuk teorisi bakımından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin ne [s.37] olduğu sorununun ayrıca tartışmaya değmeyecek kadar basit bir sorun olduğunu düşünüyoruz. Zira söz konusu sorun, hukuk fakültelerinde birinci sınıfta okutulan “hukuka giriş” derslerinin konularından biri olan “kanunların zaman bakımından uygulanması” konusunda öğretilen ilkelerin2 uygulanmasıyla kolayca çözümlenmektedir. Şöyle:

21 Ekim 2007 tarihli halkoylamasıyla onaylanan 31 Mayıs 2007 tarih ve 5678 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunuyla değiştirilmiş bulunan söz konusu 101’nci maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesi şöyledir:

“Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır”.

Bu hükmün yürürlüğe gireceği tarihle ilgili en ufak bir tereddüt olamaz. Zira söz konusu hükmü getiren 5678 sayılı Anayasa Değişikliği Kanununun son maddesinde aynen şöyle denmektedir:

“Bu Ka­nun ya­yı­mı ta­ri­hin­de yü­rür­lü­ğe gi­rer ve hal­ko­yu­na su­nul­ma­sı ha­lin­de tümüyle oy­la­nır”.

5678 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunu, 21 Ekim 2007 tarihinde halkoylamasına sunulmuş ve halkoylamasının kesin sonuçları ise Yüksek Seçim Kurulu tarafından 31 Ekim 2007 tarih ve 26686 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmıştır. Dolayısıyla 5678 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunu 31 Ekim 2007 günü yürürlüğe girmiştir. Yani Cumhurbaşkanının görev süresi, 31 Ekim 2007 günü yedi yıldan beş yıla inmiştir. Bu inme, iki ay kadar önce, 28 Ağustos 2007 tarihinde seçilen Cumhurbaşkanı için de geçerlidir. Bunun aksini düşündürecek bir sebep yoktur.

Burada aslında gerekmemesine rağmen, “kanunların zaman bakımından uygulanması” meselesini biraz daha yakından görelim.

Önce şunu belirtelim: Bir kanunun uygulanacağı olay ve durumların ortaya çıkış tarihi ile bu kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasındaki ilişki konusunda üç ihtimal olabilir: (1) Söz konusu olay ve durumlar, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ortaya çıkmış ve kanunun yürürlüğe girmesinden önce tamamlanmıştır. (2) Söz konusu olay ve durumlar, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ortaya çıkmakla birlikte, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra da devam etmektedirler. (3) Söz konusu olay ve durumlar, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ortaya çıkacaktır.

Bu üç ihtimal göz önünde bulundurularak, yeni bir kanunun hangi tarihteki olay ve durumlara uygulanacağı sorusuna üç cevap verilebilir:

Birinci Cevap: Yeni kanun, yukarıdaki her üç ihtimalde uygulanır. Yani birinci cevaba göre, yeni kanun, yürürlüğe girdiği tarihten önce tamamlanmış olay ve durumlara, yürürlüğe girdiği tarihte devam eden olay ve durumlara ve keza yürürlüğe girdiği tarihten sonra ortaya çıkacak olay ve durumlara uygulanır.

İkinci Cevap: Yeni kanun yukarıdaki ikinci ve üçüncü ihtimallerde uygulanır. Yani kanun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olan veya daha sonra ortaya çıkacak olan olay ve durumlara uygulanır. Yani bu cevaba göre, yeni kanun geçmişte olmuş bitmiş olay ve durumlara uygulanamaz, ama geçmişte başlamış olmasına rağmen, kanunun yürürlüğe girdiği tarihte hâlâ devam eden olay ve durumlara uygulanır. Haliyle yeni kanunun yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkacak yeni olay ve durumlara da yeni kanun uygulanır.

Üçüncü Cevap: Yeni kanun, sadece yukarıdaki üçüncü ihtimalde uygulanır. Yani kanun kendisinin yürürlüğe girdiği tarihten sonra ortaya çıkacak yeni olay ve durumlara uygulanır. Bu üçüncü cevaba göre yeni kanun, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki durumlara uygulanamayacağı gibi, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ortaya çıkmış ve kanunun yürürlüğe girdiği tarihte henüz sonuçlanmamış, devam eden durumlara uygulanamaz.

Bu cevaplardan birincisi kabul edilirse kanunun uygulama alanı çok genişler. Bu cevaplardan üçüncüsü kabul edilirse kanunun uygulama alanı çok daralır. İkincisi kabul edilirse bu ikisinin arasında ortalama bir durum çıkar.

Bazen bu üç cevabın da doğru ve haklı olduğu durumlar olabilir. Ama mantık bakımından bu üç cevap aynı anda geçerli olamaz. Dolayısıyla, bu üç cevaptan birisinin kaide olarak, diğerlerinin ise ancak istisna olarak uygulanması söz konusu olabilir. O halde bu üç cevaptan hangisinin kaide, hangilerinin istisna olduğunu tespit etmek gerekir.

Hukukun genel teorisinde bu cevaplardan sadece ikincisinin “kaide (principe)”; diğer ikisinin ise “istisna (exception)” olarak geçerli olabileceği kabul edilmiştir.

Bizim yukarıda “ikinci cevap” ismini verdiğimiz şeye, Fransa’da “hukuka giriş” veya “hukukun genel teorisi” kitaplarında “yeni kanunun derhal uygulanması” veya “yeni kanunun derhal etkisi (effet immédiat de la loi nouvelle)” ilkesi ismi verilir3.

Bizim yukarıda “birinci cevap” dediğimiz şeye, Fransa’da “geçmişe etki (effet rétroactif)” ismi verilir4.

Bizim yukarıda “üçüncü cevap” dediğimiz şeye, Fransız hukukunda “ertelenmiş etki (effet différé)” ismi verilmektedir5.

Yani kanunların zaman bakımından uygulanması meselesi, “derhal etki (effet immédiat)”, “geçmişe etki (effet rétroactif)” ve “ertelenmiş etki (effet différé)” olmak üzere üç ilke uygulanarak çözümlenmektedir. Bu ilkelerden birincisi yani derhal etki ilkesi, bu konuda genel kuralı, diğer ikisi yani geçmişe etki ve ertelenmiş etki ilkeleri ise istisnayı teşkil etmektedir.

“Hukuka giriş” veya “hukukun genel teorisi” kitaplarında kanunların zaman bakımından uygulanması konusunda [s.38] “derhal etki (effet immédiat)”nin “kaide (principe)”yi; “geçmişe etki (effet rétroactif)” ve “ertelenmiş etki (effet différé)”nin ise “kaideye istisnayı (exceptions au principe)” oluşturduğu açıkça belirtilmektedir6.

Buna göre bir kanunun zaman bakımından uygulanmasına ilişkin bir tereddüt ortaya çıkarsa bu tereddüt, derhal etki ilkesi uygulanarak çözümlenir. Çünkü derhal etki ilkesi bu alanda kaidedir. Geçmişe etki veya ertelenmiş etki ilkeleri ise ancak ortada bir istisna varsa uygulanabilir. İstisnanın olabilmesi için ise, bu istisnanın ayrıca ve açıkça asıl kaideyi koyma yetkisine sahip olan makam tarafından konulması gerekir. Yani bir kaideye istisna getirme yetkisi yorumcu veya uygulamacıya ait değil, asıl kuralı, yani kaideyi koyan makama aittir. Zira, istisna, kaidenin, yani o konudaki genel kuralın kapsamını daralttığı için, genel kuralın değiştirilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla bir kaideye istisna getirmek yetkisi, sadece ve sadece o kaideyi koyma yetkisine sahip olan makama aittir. Yani istisna, kaideyi koyan makam tarafından konulur. Dolayısıyla doktrin, yargı organları veya idarî makamlar uygulamak zorunda oldukları genel kurala yorum yoluyla istisna getiremezler.

Dolayısıyla bir kaidenin, yani bir genel hükmün istisnasının olup olmadığı konusunda tereddüt hâsıl olursa, genel hükmün istisnasının olmadığı sonucuna ulaşılır. Çünkü genel hükme istisna getirme yetkisi, haliyle genel hükmü koyma yetkisine sahip olan makama aittir. Bu makam, kendi koyduğu genel hükme istisna getirmemiş ise ortada bir istisna yoktur. Böyle bir durumda yorum yoluyla istisna üretmek, genel hükmü koyma yetkisine sahip makamın yetkisini gasp etmek anlamına gelir. Genel hükmü koyma yetkisine sahip makam ayrıca ve açıkça istisna öngörmemiş ise, o hükmün bir istisnası yoktur.

Yorum yoluyla istisna yaratılamayacağı kuralından şu sonuç çıkar: İstisnalar, kurucu iktidar veya yasama organı gibi kaideyi koyan makam tarafından ayrıca ve açıkça öngörülmüş olmalıdır. Ayrıca ve açıkça öngörülmedikçe, yorum yaparak, bir takım ihtiyaçların varlığını göstererek, genel kurala istisna getirilemez. Zira Latince “ubi lex voluit dixit, ubi noluit tacuit7 (kanun istediği zaman söyler; istemediği zaman ise susar)” ilkesinin dile getirdiği gibi kanun, bir konuyu daha ayrıntılı olarak düzenlemek isterse, bunu yapar; eğer daha ayrıntılı olarak düzenlemek istemiyorsa susar. Yani kanun koyucu koyduğu genel kurala istisna getirmek isteseydi, bunu açıkça yapardı. Bunu yapmamış ise, bundan koyduğu genel kurala istisna getirmek istemediği sonucu çıkar. Kanun koyucunun yapmak istemediği bir şeyi, yorumcunun yapmaya yetkisi yoktur. Dolayısıyla kimse bir takım ihtiyaçlardan bahsederek, kanun koyucunun getirmediği bir istisnayı getiremez.

Bu yorum ilkelerinin konumuza uygulanmasından şu sonuç çıkar: Bir kanunun “geçmişe etki (effet retroactif)” veya “ertelenmiş etki (effet différé)”ye sahip olabilmesi için, bunun kanun koyucu tarafından ayrıca ve açıkça öngörülmüş olması gerekir. Çünkü derhal etki karşısında, geçmişe etki veya ertelenmiş etki istisnayı teşkil eder. İstisnanın olabilmesi için ise, yukarıda sebebi açıklandığı üzere, bunun kanun koyucu tarafından ayrıca ve açıkça öngörülmüş olması gerekir. Kanun koyucu, koyduğu kanunun geçmişe etkili olacağını veya ertelenmiş etkiye sahip olacağını ayrıca ve açıkça öngörmemiş ise, bu kanun genel kural olan “derhal etki” ilkesi uyarınca derhal uygulamaya girer; kendisinin yürürlüğe girmesinden önce başlamış olmakla birlikte henüz tamamlanmamış olay ve durumlara uygulanabilir.

Şimdi “geçmişe etki (effet retroactif)” veya “ertelenmiş etki (effet différé)”ye örnek verelim. “Derhal etki (effet immédiat)”ye ise ayrıca örnek vermeye gerek yoktur. Çünkü bütün kanunlar aksi öngörülmedikçe derhal etki gösterirler.



Geçmişe Etkiye Örnek: Öncelikle belirtelim ki, bir kanunun geçmişe etkili olarak uygulanabilmesi için, geçmişe etki ilkesi istisnayı teşkil ettiği için, bunun ayrıca ve açıkça kanun koyucu tarafından öngörülmesi gerekir. Örneğin failin lehine olan ceza kanunu geçmişe etkilidir. Çünkü 26 Eylül 2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7’nci maddesi, “işlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz… Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur”.

Ertelenmiş Etkiye Örnek: Yine hatırlatalım ki, bir kanunun “ertelenmiş etki (effet différé)”ye sahip olabilmesi, yani kanunun yürürlüğe girdiği tarihte devam eden olay ve durumlara değil, sadece kanunun yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkacak olay ve durumlara uygulanabilmesi için, bunun kanun koyucu tarafından ayrıca ve açıkça öngörülmesi gerekir. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi “ertelenmiş etki”, “derhal etki” ilkesi karşısında istisnayı teşkil eder ve istisnaların kanun koyucu tarafından ayrıca ve açıkça öngörülmesi gerekir. Örneğin 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 3’üncü maddesine 2 Mayıs 2001 tarih ve 4667 sayılı Kanunla eklenen (d) bendiyle, avukat olabilmek için “avukatlık sınavını başarmış olmak” şartı getirilmiştir. Bu hüküm 10.5.2001 tarihli Resmî Gazetede yayınlanarak aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. Bu hüküm “derhal etki” ilkesi uyarınca, henüz hukuk fakültesinde öğrenci olan ve gelecekte avukat olmayı düşünen kişilere de uygulanacaktır. Ancak bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce hukuk fakültesine kayıt yaptıran öğrencilere de bu kanunun uygulanmasının haksızlık olacağı iddia edilmiş ve kanun koyucu bu iddialara hak vererek Avukatlık Kanununa 25 Haziran 2002 tarih ve 4765 sayılı Kanunla eklenen geçici 20’nci maddede “Avukatlık Kanununun 3 üncü maddesinin (d) bendi hükmü, 10.5.2001 tarihinde hukuk fakültelerinde öğrenci olanlar hakkında uygulanmaz; bunlar sınava tabi tutulamaz” hükmünü getirmiştir8. Bu hükümde dile getirilen şey tipik bir “ertelenmiş etki” durumudur. Yani Kanun, yürürlüğe girdiği tarihte hukuk fakültelerinde öğrenci olanlara uygulanmayacak, ancak bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra öğrenci olanlara uygulanacaktır.

[s.39] Ertelenmiş etkiye vergi mevzuatından, sosyal güvenlik mevzuatından ve keza üniversitelerin eğitim, öğretim ve sınav yönetmeliklerinden pek çok örnek verilebilir. Genellikle adı geçen mevzuatta, yürürlük maddesinden önce veya sonra, “geçici maddeler” veya “geçiş hükümleri” bulunmaktadır. Akıllı bir kanun koyucu, koyduğu hükmün derhal etki doğurmasında bazı sakıncalar görüyorsa, bu sakıncaları gidermek için “geçiş hükümleri” koyar. Kanun koyucu bu hükümlerle, yapılan değişikliklerin, kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olan olay ve durumlara uygulanmamasını veya aşamalı bir şekilde uygulanması öngörür. Yani kendi koyduğu kuralın derhal uygulanmasına istisna getirir. Böyle bir istisna asıl kuralı koymaya yetkili makam tarafından getirildiği için de bunda hukuken yanlış bir yan yoktur. Ama böyle bir istisna getirilmemiş ise, kanun derhal uygulanır. Çünkü derhal uygulama kaidedir. Bir takım gerekliliklerden bahsedip, yorumcu böyle bir kanunun derhal uygulanmasına istisna getiremez.

* * *

Şimdi burada duralım ve şimdiye kadar yaptığımız genel açıklamaları Cumhurbaşkanının görev süresini beş yıla indiren Anayasamızın 101’inci maddesinin ikinci fıkrası hükmünün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresine uygulanıp uygulanamayacağı sorununa gelelim.



Öncelikle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 28 Ağustos 2007 tarihinde seçildiğini ve Anayasanın Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır diyen hükmünün (Anayasa, m.101/2) 31 Ekim 2007 günü yürürlüğe girdiğini hatırlatalım. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün durumu, yukarıda verilen “ikinci ihtimal”e girer. Çünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi söz konusu kanun yürürlüğe girmeden iki ay kadar önce başlamıştır. Yani kanunun yürürlüğe girmesinden önce başlayan, ama henüz tamamlanmamış bir durum söz konusudur. Sebebi yukarıda açıklandığı üzere, kanunun yürürlüğe girmesinden önce başlayan ve kanunun yürürlüğe girmesinden sonra da devam eden durumlarda derhal etki ilkesi uygulanmasıdır. Yani söz konusu Anayasa Değişikliği Kanunu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e derhal uygulanır. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi bu konuda derhal etki ilkesi, genel kuraldır.

Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır” diyen hükmün (Anayasa, m.101/2) görevdeki Cumhurbaşkanına değil, bu Cumhurbaşkanının görev süresi dolduktan sonra seçilecek Cumhurbaşkanına uygulanması, söz konusu hükmün yukarıda açıkladığımız ertelenmiş etkiye sahip olması anlamına gelir. Yukarıda açıkladığımız gibi bir kanunun ertelenmiş etkiye sahip olması, kaide karşısında istisnayı teşkil eder. Yine yukarıda açıkladığımız gibi bir istisnanın olabilmesi için ise, istisnanın kaideyi koyan makam tarafından konulması gerekir. “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır” hükmü (Anayasa, m.101/2), 5678 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunuyla getirilmiştir. Ne bu Kanunda, ne de Anayasamızın bir başka yerinde bu kurala istisna getiren bir hüküm yoktur. 5678 sayılı Kanun son maddesinde bu Ka­nun ya­yı­mı ta­ri­hin­de yü­rür­lü­ğe gi­rer demekte ve bir istisnadan bahsetmemektedir.

Dolayısıyla tali kurucu iktidar, 5678 sayılı Anayasa değişikliği kanunuyla “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır” şeklinde bir kural koymuştur. Bu kurala bir istisna da getirmemiştir. O halde bu kuralın görevdeki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e uygulanıp uygulanmayacağı konusunda “derhal etki” ilkesi geçerlidir; çünkü bu ilke genel kuraldır ve ayrıca ve açıkça bir istisnanın öngörülmediği her durumda uygulanır.

* * *


Burada ayrıca şunları da belirtelim: Kanunun derhal etki göstermesi kaide, geçmişe etkili olması veya ertelenmiş etkiye sahip olması istisna olduğuna göre, derhal etki, genişletici, geçmişe etki veya ertelenmiş etki ise dar yoruma tâbi tutulur. Zira kaideler geniş, istisnalar ise dar yorumlanır.

Kaidelerin geniş yorumlanması ilkesi, hukukun genel teorisinde “generalis regula generaliter est intelligenda (bir genel hüküm, genel anlamda anlaşılmalıdır)” denilerek ifade edilmiştir9. Aynı anlamda “generale dictum generaliter est interpretandum (bir genel ifade, genel olarak yorumlanır)” denir10. Bu özdeyişler şu anlama gelir ki, genel hüküm (generalis regula) veya genel hükümde geçen bir “genel ibare (generale dictum)” veya “genel kelimeler (generalia verba)” geniş yoruma tâbi tutulur11.

Yine kaidelerin geniş yorumlanması ilkesi hukukun genel teorisinde “ubi lex non distinguit, nec nos distinguere debemus (kanunun ayrım yapmadığı yerde, bizim de ayrım yapmamamız gerekir)”12 özdeyişiyle ifade edilmiştir. Bu özdeyiş şu anlama gelir: Bir hüküm koyarken kanun koyucu, ayrım yapmaksızın genel ifadeler kullanmış ise, kanunun kullandığı ifadeden mümkün olan en genel anlamı çıkarmak gerekir13. Yani kanunun ayrıma gitmediği yerde, yorumcu da ayrım yapamaz (ubi lex non distinguit neque interpretis est distinguere)14.

Yukarıdaki ilkeler uyarınca, bir genel hükümde kullanılan genel bir tabirin kapsamına belirli bir şeyin girip girmediği konusunda tereddüt hâsıl olursa, söz konusu şeyin, genel tabirin kapsamına girdiği sonucuna ulaşılır.

Şimdi yukarıdaki dört paragraf ışığında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi meselesine tekrar bakalım:

5678 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunuyla getirilen “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır” (Anayasa, m.101/2) [s.40] şeklindeki hükümde geçen “Cumhurbaşkanı” ibaresi de “genel ibare (generale dictum)”dir. Bu ibarenin içine onbirinci Cumhurbaşkanı da, onikinci Cumhurbaşkanı da girer. Zira generale dictum generaliter est interpretandum (bir genel ifade, genel olarak yorumlanır).

Yine “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır” (Anayasa, m.101/2) şeklindeki hükümde “Cumhurbaşkanı” ibaresi bakımından bir ayrım yapılmamıştır. Tali kurucu iktidar, “görevdeki cumhurbaşkanı” veya “seçilecek cumhurbaşkanı” dememiş, bir ayrım yapmaksızın “Cumhurbaşkanı” demiştir. Dolayısıyla m.101/2’de geçen “Cumhurbaşkanı” ibaresi içine, görevdeki ve göreve gelecek Cumhurbaşkanları girer.

Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır diyen tali kurucu iktidar, koyduğu bu hükümden görevdeki Cumhurbaşkanını ayrık tutmak isteseydi, burada “Cumhurbaşkanı” ibaresini genel olarak kullanmaz, ayrım yapar veya buna istisna getirirdi. Ama bir ayrım yapmaksızın genel bir ibare olan “cumhurbaşkanı” ibaresini kullanmıştır. Dolayısıyla “ubi lex non distinguit, nec nos distinguere debemus” ilkesi uyarınca tali kurucu iktidarın ayrım yapmadığı yerde bizim de ayrım yapmamız gerekir. O halde “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır” kuralı görevdeki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e de uygulanır.

Nihayet burada tartıştığımız sorunla birebir ilgili olmasa da yeri gelmişken belirtelim ki, exceptiones sunt strictissimae interpretationis15 (istisnalar dar yorumlanır) ilkesi uyarınca, kanunların zaman bakımından uygulanması alanında geçmişe etki ve ertelenmiş etki ilkeleri dar yorumlanırlar. Çünkü bu ilkeler yukarıda açıklandığı gibi kaide değil, istisnayı teşkil ederler.

Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır” kuralına getirilen herhangi bir istisna yoktur. Dolayısıyla burada “istisnalar dar yorumlanır” kuralı uygulama alanı bulmaz. Ama bir ihtimal bu konuda bir istisna olsaydı ve bu istisnanın kapsamı konusunda tereddüt hâsıl olsaydı, bu istisnayı dar yorumlamamız gerekirdi.

Bu arada ayrıca şunu da söyleyelim ki, istisnaların ayrıca ve açıkça asıl kuralı koyan makam tarafından konulması ve keza istisnaların dar yorumlanması ilkeleri, istisnalarda kıyas yapılmasını da yasaklar. Yani kıyas yoluyla istisna üretilemez. Çünkü kıyas yapıldığında bir kavramın anlamı genişler. Yani kıyas yapılması, genişletici yorum yapılması anlamına gelir. Bu nedenle istisnaî hükümler kıyas yoluyla genişletilemez. Çünkü istisnalar dar yoruma tâbi tutulur. O nedenle Cumhurbaşkanının görev süresinin ne olduğu konusunda başka makamların görev sürelerinden örnek verilerek, bunlardan kıyasen bir sonuç çıkarılamaz. Bir ihtimal, benzer bir durumda anayasa veya kanun koyucu bir makamın görev süresini kısaltırken istisna getirmiş, yani söz konusu anayasa veya kanun hükmünün “ertelenmiş etki”ye sahip olmasını öngörmüş olabilir. Ama bu istisna kıyasen Cumhurbaşkanının görev süresine uygulanamaz. Çünkü kıyas yoluyla istisna üretilemez.

[s.41] Sonuç olarak biz, 5678 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunuyla getirilen “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır” (Anayasa, m.101/2) şeklindeki hükmün, görevdeki Cumhurbaşkanı için bir istisna getirmediğini ve dolayısıyla bu alanda “derhal etki” ilkesinin geçerli olacağını ve bu nedenle de bu kuralın görevdeki Cumhurbaşkanına da uygulanacağını düşünüyoruz. Bu sebeple de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin beş yıl olduğunu ve görev süresinin 28 Ağustos 2012 tarihinde sona ereceğini savunuyoruz.

Aslında ulaştığımız bu sonuç oldukça basit bir sonuçtur ve zaten biz bu sonucu bu makalenin başında da vermiştik. Ama bu basit duruma karşı, bu konuda bu kadar çok aksi düşünce ileri sürülmüş olması nedeniyle, bu konuyu yukarıda olduğu gibi ayrıntılı bir şekilde ispatlama gereğini hissettik.


Yüklə 364,5 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə