Mit dünden bugüne gizli dünyanin bilinmeyenleri tuncay özkan



Yüklə 3,49 Mb.
səhifə32/53
tarix08.03.2018
ölçüsü3,49 Mb.
növüYazı
1   ...   28   29   30   31   32   33   34   35   ...   53


alınmaktadır.

Bu operasyonun dış uzantıları ise oldukça kötü sonuçlar vermiştir.

Fransa'da ve İsviçre'de eroin satarken yakalanarak sorgulanan Abdullah

Çatlı ve Oral Çelik Avrupalı gizli servislerin elinde bir oyuncak haline

getirilmeye çalışılmışlardır. İsviçreli savcılar bu operasyonla ilgili

bütün belgeleri iddianamelerine almışlar , sanıkları konuşturmuşlardır.

Çatlı kurtulmuş ve Türkiye'ye dönebilmiş olmasına rağmen, Oral Çelik bu

konuda bir koz olarak halen İtalyan ve Fransız gizli servislerinin

baskısı altında bulunmaktadır. Mehmet Ali Ağca'nın Papa'ya karşı giriştiği

eylem, Fransa'daki Ermeni eylemleri nedeniyle bir Türk gizli servisi

organizasyonuymuş havasına sokulmak istenmekte, olaylar daha da karmaşık

hale getirilmektedir. Oysa Papa suikastinin savcısı Dr. Marini ile 17

Şubat 1995 tarihinde yaptığımız görüşme sırasında bize söyledikleri çok

ilginçtir. Marini Oral Çelik ile görüşmemizin sağlanması konusundaki

isteğimize " bunun mümkün olamayacağını" gayet açık bir dille bize

aktarmıştır. Oral Çelik ile ilgili olarak olayın savcısı Pellagi ile de

görüşen Marini,şunları dile getirdi:

" Oral Çelik, Fransa ve İsviçre'nin de istediği bir suçlu. Biz kendisiyle

Fransa'da görüştüğümüzde bize yardımcı olacağını söyledi. Yani tanık

pozüsyonundaydı. Ancak bugün hiç yardımcı olmadığı gibi gerçekleri

saklıyor. Bu durumda tanıklıktan çok sanık sandalyesine oturacağa

benziyor"

Bu konuşmanın ardından o güne kadar Rebbibia cezaevinin hemen dışında

bulunan ve özel olarak korunan bir lojman gözaltıevinde kalan Oral Çelik

cezaevine alındı. Tanıklıktan sanık sandalyesine oturtuldu. Peki

İtalyanlar ve Fransızlar Oral Çelik'den ne istiyorlar dersiniz? Bu sorunun

yanıtı Mehmet Ali Ağca ile bağlantılı. Oral Çelik'den istenen şey ASALA

eylemlerindeki MİT 'in rolüyle bağlantılı olarak Papa suikastinde MİT

parmağının olduğu yolunda bir açıklama olsa gerektir. bu hem Oral Çelik

'in hem de Ağca'nın yakın çevresi tarafından dile getirilmektedir. Zaten

İtalyan gizli servisinin 1982 yılında hazırladığı ve Ağca dosyasının içine

koyduğu ve Türkçe'ye de İstanbul 17. Noterliğince çevrilen bir raporda bu

tez dile getirilmektedir. Yani MİT bu eylemdeki hataları ve kullandığı

yanlış adamlar nedeniyle bugün dahi Batılı gizli servislerin baskısı ve

senaryolarının hedefi durumundadır.
ABDULLAH ÇATLI, SARP KURAY'DAN CIA AJANINI KAÇIRMALARINI NEDEN İSTEDİ

İtalyan savcı Dr. Marini yaptığımız görüşme sırasında Papa olayında Oral

Çelik'in İtalya'da bulunmadığı ve Avusturya'da olduğu şeklindeki

sözlerimize şu ilginç yanıtı vermiştir:

" Evet o sırada Avusturya'da oldukları yolunda bir bilgi bizde de var.

Hatta Abdullah Çatlı ve diğer arkadaşlarıyla kaldıkları evin numarası,

sokağı ve telefon numaraları da mevcut."

Bütün bunları bilen İtalyan güvenlik makamları acaba niçin Oral Çelik'i

sorgulamalarını 2 yıldır sürdürmekteler. Bu sırada Mehmet Ali Ağca 'da

yeni senaryolar açıklamaktadır. Ancak Ağca'nın Türkiye'deki avukatı Doğan

Yıldırım'a söyledikleri çok ilginçtir.

" İtalyanlar herşeyi biliyorlar."

O dönemlerde kendisi de Fransa'da saklanan sol örgüt lideri Sarp Kuray

cezaevindeki bir arkadaşları kanalıyla Abdullah Çatlı'nın kendilerine

haber yolladığını ve Papa suikastinde Bulgar bağlantısı olduğu yolundaki

iddaları güçlendirmek için yalan ifade vermek üzere kendilerine baskı

yapıldığını aktardığını söylemektedir. Kuray bununla ilgili olarak ," Bize

yolladığı haberde, kendisine bir CIA ajanının gelerek, adı geçen Bulgar

yetkililerle ilgili oda ve diğer detay ayrıntaları ezberleteceğini

bildirdi. Durumlarının giderek kötüleştiğini aktardı. Bizden bu CIA

ajanının kaçırılmasını istiyordu. Bunun imkansızlığı kendisine aktarıldı"

demektedir. O dönemde yurt dışında bulunan sağ veya sol örgüt

elamanlarının gizli servisler için bir açık hedef olduğu gayet iyi

bilinmektedir. Bugün bunların hangisinin hangi gizli servisin elinde

bulunduğunu kestirmek oldukça güçtür. Abdullah Çatlı'nın bir arkadaşına

aktardığı söylenen özeleştirisi oldukça düşündürücüdür:

" Yurtdışında hepimiz bir gizli servisin avı haline gelmiştik. Biz baktık

ki yabancı gizli servisler başımıza üşüşüyor, bari Türk gizli servisiyle

bir irtibatımız olsun, diğerlerine kendimizi kullandırtmayalım dedik."

MİT, ASALA olayını bitirmek için kullandığı yol , yöntem ve kişileri iyi

ölçüp, biçmediği; sağlam bir organizasyona gitmediği için bugün

sıkıntıdadır. O döem bitirilen ASALA terörü de , bugün PKK ile kol kola

yine Türkiye'nin gündeminin en başında bulunmaktadır.

ÜLKÜCÜLER VE MİT ARASINDAKİ BAĞLAR

MİT bu olayın ardından ülkücülerle ilgili pek çok sıkıntıyı da yaşamaya

devam etmektedir. MİT'in adını sıkça kullanan ülkücü mafya babaları

kendilerine devlet görevleri verildiğini belirterek etkinliklerinin

arkasına kamunun gücünü de almaya çalışmaktadırlar. O gün gercekten

devletçe kullanılanların büyük bölümü, bugün de başka işlerde, başka

şekillerde kullanılmakatadır. Daha da karanlık şekillerde mafyaya

bulaşanların sayısı hiç de azımsanacak gibi değildir. Yani olay bir iç

güvenlik sorunu haline de dönüşmüş durumdadır. Bunlara en iyi örnek de

Alaattin Çakıcı'dır. Çakıcı ile temaslar kurulur , cezaevelerinde

görüşmeler yapılır . Çakıcı daha sonra bu görüşmelerden kaynaklanan bir

edayla kendini " Milli Baba" ilan eder. Kendisi hakkında basında MİT

tarafından görevli olarak ASALA kamplarına baskın düzenleme görevi

verildiği yolunda yalan haberler yeralır. Bu konuda bir MİT yetkilisi

araştırmamız sırasında şunu dile getirmiştir:

" Bizi arayıp ' Ben bu vatan için neler yaptım' diyor zaman zaman. Biz de

hem kendisine hem de kendimize ' Yahu bu adam ne yaptı ' diye sorup

duruyoruz. Bizimle ilgili bütün hikayeler yalan. Kendisinden uyuşturucu

konusunda bilgi alınmak istenmiştir, bazı konularda da alınmıştır o kadar.

ASALA kamplarına baskın haberlerini Okuyunca kendisi bile bu yalanlara

inanır oldu. "

Evet, MİT'in 12 Eylül sonrasında gerçekleştirdiği en önemli operasyonun

gelişimi böyledir. Ancak bu askeri bir dönemin ürünüdür. 1993'den sonra

iktidara gelen Başbakan Tansu Çiller PKK konusunda perde arkasında

verdiği sert emirlerle bu tür eylemlere yeşil ışık yaksa, " İlk seçimden

önce bana Apo'nun dirisini veya ölüsünü getirin" diye emirler verse de,

olaylar politikacılar ile güvenlik birimleri arasında büyük kopuklukların

bulunduğunu gözler önüne sermektedir.

POLİTİKACI GÜVENLİK RAPORLARINI NE YAPARA DEMİREL'Lİ BİR ÖRNEK

Türkiye'de siyasetçiler açısından sadece MİT değil genelde güvenlik

birimleri üzerinde bir kuşku bulunmaktadır. Ayı kuşkuların istihbarat

yöneticileri için de geçerli olduğu gözlenmektedir. Bu birimlerden gelen

bilgiler zamana ve kimleri ilgilendirdiğine göre değerlendirilmekte ve

yargılar yürütülmektedir. Örneğin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

partisinin bir milletvekilinin ve aynı zamanda TBMM'de çok önemli bir

araştırma komisyonunun başkanının kendisine getirdiği Emniyet Genel

Müdürlüğü Kaçakçılık ve İstihbarat Dairesi'nin bir raporunu okuduktan

sonra araştırmamız sırasında bize olamaz dedirten " Sen bu raporlara çok

güvenme, bunları kimin yazdığını biliyoruz" sözlerini sarfettiği

belirtilmektedir. Raporda neler mi yazılıdır? Demirel tarafından biri

Devlet Bakanı yapılan iki milletvekilinin ayrı ayrı dosyalarıdır Demirel'e

bunu söyleten. Raporda yeralan iddialara göre bu iki kafadar ortak

düzenledikleri sebze ihracatı sırasında uyuşturucu işine bulaşırlar.

Bunlardan biri aynı zamanda Suriye gizli servisi ile de pek sıkı fıkı

ilişkiler içinde olmuştur. Şimdi bunları yazan bir rapor konusunda ya

yazanlar hakkında işlem yaptırılması ve söylediklerinin kanıtlarının

istenmesi ya da itham edilenler hakkında bir soruşturmanın yürütülmesi

gerekmez mi? Gerekir diyenlere yanıt : Gerekmez .Bunların hiç birisi

yapılmaz Türkiye'de, Rapor unutulur böylece kimsenin başı ağrımaz. Buna da

siyaset denir. Hastalık buradan başlamakta ve bütün kurumlara

yayılmaktadır.

YALI KOMŞUSU OLMAZDAN EVVELE AİT BİR MEHMET ÜSTÜNKAYA VE MİT ÖYKÜSÜ

Geçmişte de MİT'in başına bu tür olaylar çokça gelmiştir. Örneğin

Bulgarların 12 Eylül 1980 öncesi Türkiye'de MAT adlı kamu kuruluşları

aracılığıyla oluşturdukları Trakya Nakliyat Şirketi kurucu üyeleri olan

M. Üstünkaya, A. Tunga, N. Kürşat, D. Tunga, G. Günşar adlı Türk

ortaklarıyla beraber çokça tartışmalara yolaçmıştır. Şirketin kuruluşuna

Maliye Bakanlığı tarafından üst düzey yöneticilerin oluru ile 3. 6. 1976

gününde izin verilmiştir.

MİT ise şirketin kuruluşuna ilişkin bilgileri değerlendirerek,

Başbakanlığa gönderdiği 18.3. 1976 günlü yazıda, şirketin Genel

Müdürü'nün Bulgar uyruklu olması, daimi Türkiye'de ikamet ettirilmesi ve

şirketin Anadolu'da Bulgar teknisyenleri çalıştırmasının Bulgar Haber

Alma Teşkiletının yararına olacağını belirtmiştir. Ancak Başbakanlığa

sunulan bu yazı şirkete kuruluş iznini veren Maliye Bakanlığı'na kalema

alındıktan tam 5 ay sora 20. 8. 1976 tarihinde iletilmiştir. Bu arada

şirket Genel Müdürlüğü'ne Bulgar uyruklu Petkov getirilmiştir. Bunun

üzerine İçişleri Bakanlığı şirketle ilgili olarak kendisinden bilgi

istenmesi üzerine 20.9. 1977 tarihinde Petkov Doçev ile ilgili olarak

kendisine ulaştırılan 2.6.1977 tarihli MİT yazısında belirtildiği üzre

Petkov Doçev'in istihbaratçı olduğunu, genelde şirketin Türkiye'de

çalışmasınının sakıncalı olabileceğini belirtmiştir.

Güvenlik açısından verilen bu bilgiler üzerine Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

konuyu gündeme getirmiş, bunun üzerine Maliye Bakanlığı 3.9.1977 tarihinde

şirketin yargı yoluyla feshi için dava açılmasına karar vermiştir. Açılan

dava İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine sakıncaları bulunduğu

gerekçesiyle kanıtlar sunulmadığı için reddedilmiştir. Bunun bir diğer

tanımlaması da "Bilmek yetmez" olsa gerektir. Türkiye'de bilginin de

üstünde olan şey organizasyondur. Ve ne yazık ki Türk gizli servisleri bu

işte karşılarında yeraldıkları güçler kadar etkili ve becerikli

olamamaktadırlar.

MİT'İN ADI YOK

Bugün bunun bir sonucu olarak MİT elemanları en çok kendi adları

kullanılarak yapılan ama kendileriyle alakası olmayan olaylardan

yakınmaktadırlar. Örneğin MİT mensupları kimlik göstermez ve kurum

açıklamazken, özellikle askeri istihbarat ve polis istihbarat birimleri

kendi kimlikleri yerine MİT çi olduklarını ifade etmekte ve gözaltı ile

sorgularını MİT kimliği altında yapmaktadırlar. Bunun önlenmesi için MİT

yetkililerinin zaman zaman emniyet mensuplarına teklif götürerek " İşler

karışıyor siz bizim, biz de sizin kimliğinizi kullanmayalım" dedikleri

bilinmektedir. Bu karşılıklı kimlik kullanımlar zaman zaman işleri içinden

çıkılmaz kılabilmektedir.Bu çalışma için görüştüğümüz bir emniyet

istihbaratçısı MİT elemanları için bakın neler dedi:

" Onlar bir olay yerinde hemen tanınırlar. Tipleri sıradandır da bizimle

yan yana geldiklerinde hemen ortaya çıkarlar. Biz de bir klasik polis tipi

ve rajonu var. Onların ki ayrı. Güvenlik birimleri arasında en şık

giyinen, parfüm kullanan ve olay yerinde lordlar gibi dolaşanlar onlardır.

Korku vermezler ama efendi davranışları saygı uyandırır. Gene de biz bile

çekiniriz. Onlar MİT çiyiz demezler. Adları büro veya servis elemanı

olarak geçer aramızda. Biz bir işi yaparken pisikolojik değeri yüksek

olduğu için, korku açısından, daha çok MİT'çiyiz deriz. Ama onlar kimlik

kullanmaz ve MİT'çi olduklarını açıklamazlar. Haklarını yemeyeyim fiziki

ve kafa bakımından polisten biraz daha üstün gözüküyorlar."

Peki MİT üstün taraflarını veya zayıf yanlarını objektif

değerlendirebiliyor mu? Bir gizli servisin varoluşu kadar önemli olan; iç

özeleştiri veya değerlendirmenin sağlıklı yapılabildiğini, fikirlerin

rahatlıkla ortaya konduğunu dile getiremiyor MİT çalışanları. Daha çok bir

ast ve üst ilişkisinden bahsediyorlar. Konuşmalarından çıkan sonuç askeri

etkinin ve eğitim anlayışının kalıcılığı konusunda insana bilgi

verebiliyor. Disiplinli, içindeki asker hegomonyasından yeni kurtulmuş,

ama sivil bir örgüt kimliğini, düşünce biçimini henüz kazanamamış bir

teşkilat MİT. Ancak yeni yöneticilerin bunu oluşturmak konusundaki kararlı

tutumları hemen her konuşmalarında dikkat çekiyor. Hatta bu eleştiri

karşısında tersi düşünceleri savunuyor ve bunları kabullenmek

istemiyorlar:" Biz kendisini en azımasızca eleştirebilen ender

teşkilatlardan biriyiz" diyorlar.

Aslında MİT'i de değerlendiriken diğer kurumlardan bağımsız olarak ele

almamakta fayda bulunuyor. Çünkü Türkiye'nin ana sorunu onu oluşturan

siyasi otoritenin içine düştüğü açmazda yatıyor. Ulusal kimliğini yitiriş

ve 72 yıllık Cumhuriyet birikimini kültürde, sanatta, politikada, bilimde

bir patlamaya dönüştürememe, Cumhuriyet'in diğer kurumlarında olduğu gibi

MİT'de de hedefsizlik ve kabını aşamama sorununu, getirip öncelikler

arasına koymuş.

Yani Türkiye'de parlamento ne kadar sağlıklı ve içerik açısından doluysa,

diğer kurumlar ne kadar başarılıysa MİT'de o kadar başarılıdır. Biz

bireyler olarak dünyayı ne kadar geniş ve bilimsel algılayabiliyorsak,

analiz yapma yeteneğimiz ufkumuz genişse, koordinasyon ve organizasyon

içinde olabiliyorsak , MİT elemanları da o kadar algıyabiliyor ve yorumlar

getiriyorlar olaylara. Dünyanın hiç bir gizli servisi kendi ülkesinin zeka

düzeyinin üzerinde bir birikimi içinde toplayamamaktadır. Ortalama ahlak

düzeyimiz ne ise ve Türk toplumunun ortalama değerleri neyi gösteriyorsa

MİT'nda da onu bulmak mümkündür. Fazlasını beklemek ise havanda su

dövmektir. Sorunları sistemin genelini ele almadan; birey veya bir kaç

kurum düzeyinde ele almak hataların en büyüğü olsa gerektir. Yani ormanı

görmeden ağaçlara bakmanın kurumsal değerlendirmelerde bir anlamı

olmayacağı da su götürmez bir gerçektir..

ÇİLLER VE MİT KAVGASI

Bir istihbarat servisinin başarısındaki en önemli unsur lider ile gireceği

sağlam ve sağlıklı diyalogdur. Karar süreçlerine böylece

yaklaşılabilmektedir. Türkiye'deki ana sorunlardan biri de budur. Malesef

MİT Türkiye'yi yöneten liderler ile ilişkilerinde oldukça pasif ve zayıf

durumda bulunmaktadır.Böyle olunca gelişmeler karar alma sürecinden MİT'i

uzaklaştırmakta ve etkinliğini yoketmektedir. Türkiye'de ve Dünya'da karar

alma mekanizmaları içinde bilgiden çok askeri unsurların ön planda

bulunduğunu da hatırlatmakta fayda vardır. Örneğin Tansu Çiller

Başbakanlığı süresince MİT'e ayak atmayan ve MİT ile kavga eden ilk ve

tek Başbakan olmuştur. MİT kendini Çiller'e anlatamamıştır. Dolayısıyla

istihbarat pazarlamasında başarılı olamamıştır. Oysa iktidardan düştükten

sonra eski Başbakanlardan Yıldırım Akbulut'un " Bugünkü aklım olsa hergün

sabah güne MİT Müsteşarıyla yapacağım kahvaltıyla başlardım" sözleri

ilginçtir. Liderlerin kimliği ve ilgili alanlarının iyi analizi, güçlü

istihbarat birimlerinin oluşturulmasında birincil etkenlerin başında

yeralmaktadır. Tabii en önemlisi kişiler veya gruplar adına değil, ulusu

için çalışan gizli servis oluşturulmalıdır. Bunun yolu da siyasi

otoritenin hedef göstermesi ve diyalog kurmasından geçer.

Ayrıca analiz düzeyleri değerlendirmesinde Türkiye'nin büyük eksiklikleri

bulunduğu ortadadır. Olaylar kişi düzeyinde, çokça hükümet düzeyinde

zaman zaman sağlıklı analizlere tabi tutulabilirken, uygun birimlerinin

tam ve sağlıklı çalıştırılamaması , nitelikli elemanların devlet

yönetinde bulunmaması yüzünden uluslararası sistem üzerine analizler

yapılamamaktadır. Sonuçta da eylemde ve planlamada Türkiye'nin yenilgisi

ortaya çıkmaktadır. Türkiye için uzun ve orta dönem vadeli politikaların

üretilememesi gündeme gelmektedir. Bugün ne MİT'in, ne Dışişleri

Bakanlığı'nın ne de diğer kurumlarımızın uzun vadeli önceden planlanan ve

uygulamada bulunan bir Kafkasya, Ortadoğu , Amerika, Avrupa, Suudi

Arabistan, İran, Irak , Suriye politikaları bulunmamaktadır. Bu analiz

düzeylerindeki eksikliğin bir sonucudur. Günü kurtaran ve geçmişin devamı

olan statik politikalar süreklilik izlenimi yaratsa da geleceği

aydınlatamamaktadırlar.

Ulusalarası analiz ve etkinlik yoksunluğu, girişilen eylemde Türkiye'nin

elde edeceği karı maksimize edememekte ve en alt sınırdakiyle yetinmesi

sonucunu doğurmaktadır. Bunun en önemli örneği Azarbeycan ve Kazak

petrollerinin taşınmasında öngörülen eylem ve senaryo ilişkisi olmuştur.

Türkiye bu konuda en azla yetinmiş ve bunu zafer olarak yorumlamak gibi

bir özeleştiri noksanlığı; hatası yapmıştır. Çünkü Türkiye uluslararası

bilgi toplayamamaktadır. Uluslararası ticaret, ekonomi, siyaset , sosyal

yapı, yaşam, teknoloji, ekolojik ortam konularında Türkiye'nin bilgilenme

düzeyi günlük gazetelerin bir kısmının izlenmesinin ötesine

geçememektedir. Gelen eksik bilgiler de iyi analizciler tarafından

yorumlanmamaktadır. Bu konuda Amerika'da, Avrupa'da çeşitli siyasal

görüşlerin, faaliyet gösteren binlerce bilgi değerlendirme kulübü

olmasına, bilgi tacirliği ile geçinen entellektüel birikimi yüksek

araştırma şirketleri bulunmasına karşın, Türkiye bu alanda kısır ve devlet

memuruna terkedilmiş bir analizci yapılanmasıyla karşı karşıyadır. Sonuçta

tekdüze, yetersiz, dünyayı hatta Türkiye yi dahi algılamaktan uzak bir

bilgi değerlendirme tablosu karşımıza çıkmaktadır. MİT'de bundan en

olumsuz etkilenen kurumların başında gelmektedir.

KÜRT REALİTESİNİ TANIDIK DİYEN LİDERLERE "KÜRT YOKTUR" DAYATMASI

Örneğin DYP-CHP koalisyon hükümetinin ilk yıllarında Süleyman Demirel ile

Erdal İnönü bir Güneydoğu gezisine çıkarak, "Kürt realitesini tanıdık"

demişlerdir. Bu büyük çıkış sonrasında katıldıkları ilk MGK toplantısında

ortaya konan rapor da " Türkiye'de Kürt diye bir halk veya topluluğun

yaşamadığının devlet politikası olduğu" tezini benimseyen bir analiz

tartışılmıştır. Bu tür yaklaşımların sorunların çözümünde yarattığı

tıkanmalar da ne yazıkki aşılamamaktadır.

Bütün bunların iyileştirilmesinde ana etkinin eleştirel ortamlardan

çıkacağı kesindir. Ama bu eleştiri ortamına Türkiye'nin diğer kurumları

ve kurumlarındaki yöneticiler gibi, MİT' in ve yöneticilerinin de hazır


Dostları ilə paylaş:
1   ...   28   29   30   31   32   33   34   35   ...   53


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə