Varolmanэn Dayanэlmaz Hafifliрi



Yüklə 1,43 Mb.
səhifə5/23
tarix30.12.2017
ölçüsü1,43 Mb.
növüYazı
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   23

çekip çıkmaya zorlayan da Tomas'ın sesiydi ya.
Tereza bir karanlık odada iş bulmuştu, ama bu yetmiyordu

ona. Fotoрraf çekmek istiyordu, fotoрraf banyosu yapmak

deрil. Tomas'ın arkadaşı Sabina ona ünlü fotoрrafçıları konu

alan üç dört monografi ödünç vermiş, sonra onu bir kafeye

davet ederek, kitapları önüne açıp fotoрrafları ilginç kılan

şeylerin neler olduрunu tek tek açıklamıştı. Tereza hiç sesini

çıkarmadan yoрun bir dikkatle dinlemişti; öрrencilerinin yüzünde

böyle bir dikkat görmek pek az profesöre nasip olur.


Sabina sayesinde kısa zamanda fotoрrafla resim arasındaki

baрları anladı ve Prag'da açılan ne kadar yeni sergi varsa

Tomas'ı da yanına katıp zorla gitmeyi başardı. Çok geçmeden

çalıştıрı haftalık dergide kendi çektiрi fotoрrafları basar

oldu ve karanlık odadan çıkıp profesyonel fotoрrafçılar

arasına girdi.


O günün akşamı Tomas'la birlikte, meslekte ilerleyişini

kutlamak üzere birkaç arkadaş bir bara gittiler. Herkes dans

ediyordu. Tomas suratını astı, oturdu. Eve döndüklerinde,

Tereza'nın da üstelemesi sonucu, kızın kendi iş arkadaşlarından

biriyle dans etmesini kıskandıрını itiraf etti.
"Demek gerçekten kıskandın, öyle mi?" diye on kere, belki

de daha fazla yineledi kız. Inanamıyordu, sanki biri ona

Nobel ödüllerinden birini aldıрını söylemişti!
Sonra kolunu erkeрin beline doladı ve odanın dört bir yanında

dans etmeye başladı. Yaptıрı dans barda herkese caka

sattıрı dans adımlarından farklıydı. Daha çok bir köy polkasına

benziyordu; çılgınca tepinerek ayaklarını havaya fırlatıyor,

bedeninin üst kısmıyla odanın dört bir yanında zıplıyor,

Tomas'ı da yanında sürüklüyordu.


Ne yazık ki çok geçmeden kendisi kıskançlıрa kalkışacak

ve Tomas onun kıskançlıрını bir Nobel ödülü olarak deрil bir

yük olarak görecekti -ölümünden pek kısa bir süre öncesine

kadar sırtından atamayacaрı bir yük...


:::::::::::::::::
14
Tereza kalabalık bir grup kadınla çırılçıplak havuzun çevresinde

yürürken, Tomas yukarıdan, havuzun kemerli tavanından

aşaрıya sarkıtılmış bir sepetin içinde ayakta duruyor,

onlara baрırıyor, şarkı söylemelerini, diz kırma hareketleri

yapmalarını buyuruyordu. Kadınlardan biri hatalı bir

diz kırma hareketi yapsa, onu o an vuracaktı.


Gene şu rüyaya dönelim. Rüyadaki dehşet Tomas'ın ilk

sıktıрı tabanca kurşunuyla başlamış deрildi; Rüya en başından

dehşet vericiydi. Bir grup çıplak kadınla uygun adım yürümek

Tereza için yalın bir dehşet imgesiydi. Ailesiyle birlikte

otururken, annesi banyonun kapısını kilitlemeyi yasaklamıştı

ona. Bu yasaklamayla şunu demek istiyordu: Senin bedenin de

bütün öteki bedenlerden farksız; utanmaya hakkın

yok; seninkiyle bir örnek milyonlarca kopyada varolan bir şeyi

saklamak için bir neden yok. Annesinin dünyasında bütün

bedenler aynıydı ve tek sıra halinde uygun adım yürüyüp

duruyorlardı. Çocukluрundan beri, Tereza çıplaklıрı, toplama

kampı birörnekliрinin göstergesi, acının, utancın göstergesi

olarak görmüştü.
Rüyanın en başında dehşet uyandıran bir şey daha vardı;

bütün kadınlar şarkı söylemek zorundaydı. Bu kadınlar sadece

bedenleri birörnek, deрersizlikte birbirine eş, tın tın

öten ruhsuz birer mekanizma olmakla kalmıyordu -kadınlar

bu yüzden bayram ediyorlardı üstelik de! Onlarınki ruhsuzların

neşeden yoksun dayanışmasıydı. Kadınlar, birbirinin

eşi olmak üzere ruh denen safrayı -o gülünesi kuruntuyu, o

biriciklik yanılsamasını- atmış olmaktan hoşnuttular. Tereza da

onlarla birlikte şarkı söylüyordu ama içinden bayram

etmiyordu. Şarkıya katılmazsa kadınların kendisini öldüreceklerinden

korktuрu için şarkı söylüyordu.
Peki ama Tomas'ın onlara ateş edip, kadın cesetlerini

birbiri ardına tepetaklak havuza yollamasının anlamı neydi?


Birörnekliklerinden, farklılıktan yoksun oluşlarından delicesine

sevinç duyan kadınlar aslında, aynılıklarını mutlaklaştıracak

olayı, yaklaşmakta olan felaketlerini kutluyorlardı.

Demek ki Tomas'ın sıktıрı kurşunlar o illetli yürüyüşlerinin

sevinç dolu doruk noktasıydı sadece. Tabancanın her

patlayışında, şen kahkahalara boрuluyorlar ve havuzun dibine

doрru inen her cesette daha da yüksek sesle şarkıya devam

ediyorlardı.


Peki ama ateş eden neden Tomas'tı? Ve neden ötekilerle

birlikte Tereza'yı da vurmaya bu kadar kararlıydı?


Tereza'yı kadınların yanına yollayan oydu da ondan. Rüyanın

Tomas'a iletmesi gereken, Tereza'nın ona kendi aрzından

anlatamadıрı buydu işte. Tereza, annesinin dünyasından,

bütün bedenlerin eşit olduрu bir dünyadan kaçmak üzere

ona sıрınmıştı. Kendi bedenini benzersiz, yeri doldurulamaz

kılmak için gelmişti ona. Ama Tomas da onunla öteki

kadınlar arasında bir eşitlik işareti çizmişti; hepsini aynı

öpüyor, aynı okşuyor, Tereza'nın bedeniyle öteki bedenler

arasında hiç ama hiç mi hiç bir fark gözetmiyordu. Onu geriye,

kaçmaya çalıştıрı dünyaya, öteki çıplak kadınlarla birlikte

çırılçıplak uygun adım yürümeye yollamıştı Tomas.
:::::::::::::::::
15
Üç rüyayı dizi halinde ardarda görürdü: Ilk rüya zıvanadan

çıkmış kediler rüyasıydı ve yaşam boyu çektiklerine göndermede

bulunuyordu; ikincisi, kendi infazının görünümleriydi

ve bunlar sayısız biçimde gerçekleşiyordu; üçüncüsü, ölümden

sonraki yaşamıydı, burada acı, ıstırap ve utanç, sonsuza

kadar süren bir aşamaya dönüşüyorlardı artık.


Bu rüyalar yoruma gerek göstermiyordu. Tomas'a yönelttikleri

suçlama öylesine açıktı ki, erkeрin tek tepkisi başını

önüne eрip, hiç sesini çıkarmadan kızın elini okşamak oluyordu.
Rüyalar oldukça ayrıntılı ama aynı zamanda çok da güzeldiler.

Freud rüya kuramında bu noktayı gözden kaçırmış

anlaşılan. Rüya görmek sadece bir iletişim (ya da şifreli iletişim

diyelim isterseniz) edimi deрildir; aynı zamanda estetik

bir etkinlik, bir imgelem oyunu, kendi başına deрeri olan bir

oyundur. Rüyalarımız bize düş kurmanın -olmayan şeylerin

rüyasını görmenin- insanlıрın en köklü gereksinimleri arasında

olduрunu kanıtlar. Tehlike buradadır işte. Rüyalar güzel

olmasa, çarçabuk unutulurlardı. Oysa Tereza tekrar tekrar

rüyalarına dönüyor, zihninde onları gözden geçiriyor, efsanelere

dönüştürüyordu. Tomas, Tereza'nın rüyalarının eziyet

dolu güzelliрinden yayılan büyünün tutsaрı olarak yaşıyordu

sanki.
Bir keresinde bir şarap mahzeninde karşılıklı otururlarken

"Sevgili Tereza, tatlı Tereza, seni benim elimden alan

nedir?" dedi ona. "Sanki gerçekten bu dünyadan çekip gitmek

istermiş gibi her gece ölüm rüyaları görüyorsun..."


Gündüzdü; akıl ve güç, ikisi de yerli yerindeydi. Cevap

verirken Tereza'nın kadehinden aşaрı yavaşça bir damla kırmızı

şarap süzüldü. "Elimden hiçbir şey gelmiyor Tomas.

Evet, anlıyorum. Biliyorum, beni seviyorsun. Başka kadınlarla

olan kaçamakların öyle büyütülecek şeyler deрil, biliyorum..."
Gözlerinde aşkla baktı Tomas'a, ama gelecek geceden rüyalarından

korkuyordu. Yaşamı ortadan ikiye bölünmüştü.

Hem gece hem gündüz onu ele geçirmek üzere yarışıyorlardı.
:::::::::::::::::
16
Gözü 'daha yükseklerde bir yerde' olan herkes günün birinde

gözünün kararabileceрini hesaba katmalıdır. Nedir göz kararması?

Düşme korkusu mu? Peki ama gözetleme kulesinin

sapasaрlam trabzanları da olsa bu korkuya kapılırız; neden?

Yok, göz kararması düşme korkusundan farklı bir şey. Bizi

çaрıran, bizi kışkırtan, altımızdaki boşluрun sesidir göz kararması;

düşme arzusudur, bu arzunun karşısında dehşete

kapılır, kendimizi korumaya çalışırız.


Havuzun çevresinde uygun adım yürüyen çıplak kadınlar,

Tereza'nın da ölü olduрuna yürekten sevinen cenaze arabasındaki

kadınlar -bunlar Tereza'ya korku veren 'aşaрıdakiler'di;

kaçmıştı bunların yanından ama garip, gizemli bir

biçimde onu gene yanlarına çaрırıyorlardı. Onun göz kararması

onlardı; ona yazgısından ve ruhundan vazgeçmesi için

tatlı (neredeyse sevinç dolu) bir çaрrıda bulunduklarını duyuyordu.

Kendisini çaрıran ruh yoksunlarının aрız birliрi.

Üstelik zayıf anlarında, bu çaрrıya kulak verip annesinin yanına

dönmeye hazırdı. Ruhunun tayfalarını bedeninin güvertesinden

sürüp atmaya hazırdı; annesinin arkadaşlarının

arasında bir yere inmeye, onlardan biri osurduрu zaman

kahkahalarla gülmeye hazırdı; havuzun çevresinde onlarla

birlikte çırılçıplak yürüyüp şarkı söylemeye hazırdı.


:::::::::::::::::
17
Doрru, Tereza evden ayrıldıрı güne kadar sürdürmüştü annesiyle

kavgasını, ama onu sevmekten hiçbir zaman vazgeçmediрini de

unutmayalım. Annesi sevgi dolu bir sesle istese,

onun için yapmayacaрı şey yoktu. Kendinde evden ayrılma

gücünü bulmasının tek nedeni o sesi hiç duymamış olmasıydı.
Tereza'nın annesi, saldırganlıрının kızı üzerinde artık bir

etkisi kalmadıрını anlayınca huysuz mektuplar yazmaya

başladı; kocasından, patronundan, saрlıрından, çocuklardan

yakınıyor, Tereza'dan başka kimsesinin kalmadıрını söylüyordu.

Tereza sonunda, aradan yirmi yıl geçtikten sonra, annesinin

sevgisinin sesini duyduрunu sandı ve geri dönmek

geldi içinden. Üstelik kendisini öylesine zayıf hissediyordu,

Tomas'ın kaçamaklarından o kadar sersemlemişti ki, bu

duygusu giderek güçlendi. Tomas'ın yaptıkları güçsüz kalmasına

yolaçıyor, bu da o önüne geçilmez düşme arzusuna,

göz kararmasına götürüyordu onu.
Bir gün annesi telefon etti, kanser olduрunu, birkaç aylık

ömrü kaldıрını söyledi. Bu haber Tereza'nın Tomas'ın kaçamakları

karşısındaki umarsızlıрını isyana dönüştürdü. Annesine

ihanet ettiрini söyleyerek suçladı kendi kendini, hem

de kendisini sevmeyen bir adam için... Annesinin ona eziyet

etmek amacıyla yaptıрı her şeyi unutmaya razıydı. Annesini

anlayacak konumdaydı artık; aynı durumdaydılar; annesi

üveybabasını tıpkı Tereza'nın Tomas'ı sevdiрi gibi seviyordu,

üveybabası da, tıpkı Tomas'ın kaçamaklarıyla kendi hayatını

zehir ettiрi gibi, sadakatsizlikleriyle annesine işkence çektiriyordu.

Annesinin kötü olmasının nedeni onca acı çekmiş olmasıydı.
Tereza, Tomas'a annesinin hasta olduрunu, bir hafta izin

alıp onu görmeye gideceрini söyledi. Sesi hınç doluydu.


Onu geriye, annesine çaрıran gerçek nedenin göz kararması

olduрunu sezen Tomas yolculuрa karşı çıktı. Kasabanın

hastanesine telefon açtı. Kanser olayları tüm ülkede son derece

titiz biçimde izlenip kayıtlara geçiriliyordu, onun için

Tereza'nın annesinin bu illete yakalandıрı yolunda bir şüphe

bulunmadıрını, hatta kadının bir yılı aşkın bir süredir doktora

bile görünmediрini öрrenmesi zor olmadı.
Tereza, Tomas'ın sözünü dinledi ve annesini görmeye gitmedi.

Bu karardan birkaç saat sonra sokakta düştü, dizini

yaraladı. Yürürken topallamaya başladı, neredeyse her gün

düşer oldu; yolundaki eşyalara çarpıyor, ya da en azından,

elinden bir şeyler düşürüyordu.
Karşı konulmaz bir düşme arzusunun pençesindeydi. Sürekli

bir göz kararması içinde yaşıyordu.


"Kaldırın beni," demek ister durmadan düşen bir kişi.

Tomas onu sabırla kaldırdı durdu.


:::::::::::::::::
18
"Seninle atölyemde sevişmek istiyorum. Çepeçevre seyircilerle

sarılmış bir sahne gibi olacak. Seyircilerin yakına gelmesine

izin verilmeyecek, ama gözlerini de bizden ayıramayacaklar..."
Zamanla bu imge baştaki acımasızlıрını biraz olsun kaybetti

ve Tereza'yı heyecanlandırmaya başladı. Sevişirlerken

Tomas'ın kulaрına bu sahnenin ayrıntılarını fısıldar oldu.
Derken aklına bir fikir geldi; Tomas'ın sadakatsizliklerindeki

lanetlenme duygusundan kurtulmanın bir yolu bulunabilirdi

belki; Tomas'ın tek yapması gereken onu da yanında

götürmesiydi, sevgililerine giderken onu da yanına katmasıydı!

Belki o zaman bedeni bütün ötekiler arasında ilk ve

tek beden olurdu gene. Bedeni Tomas'ın düello tanıрı, yardımcısı,

'öteki ben'i olabilirdi.
"Onları senin için soyar, yıkar, sana getiririm..." diye fısıldıyordu

birbirlerine sıkı sıkı sarılırlarken. Ikisinin birbirlerine

karışıp, birbirlerinde eriyip bir hünsa olınalarını özlüyordu.

O zaman öteki kadınların bedenleri onların elinde

oyuncak olacaktı.
:::::::::::::::::
19
Ah, onun çok kadınlı yaşamının 'öteki ben'i olsa! Tomas anlamayı

reddediyordu ama Tereza, bu fikri aklından bir türlü

silip atamıyordu, bu yüzden Sabina'yla olan dostluрunu geliştirmeye

çalıştı. Sabina'nın bir dizi fotoрrafını çekmeyi

önermekle başladı işe.
Sabina, Tereza'yı atölyesine çaрırdı; işte en sonunda o geniş

oda ve tam ortasındaki görkemli eşya gözlerinin önündeydi;

büyük, dört köşe, sahne benzeri yatak.
"Senin buraya daha önce gelmemiş olduрunu düşündükçe

çok utanıyorum," dedi Sabina ona duvara dayalı resimleri

gösterirken. Hatta, inşa halindeki bir çelik fabrikasını gösteren

eski tuvallerinden birini çekti çıkardı. Okuldayken yapmıştı

bunu; bütün öрrencilerden en katı gerçekçiliрin istendiрi

dönemde... (Gerçekçi olmayan sanatın sosyalizmin köklerini

kuruttuрu söyleniyordu.) O zamanın işi inada bindirme

ruhu içinde, öрretmenlerinden de katı olmaya çalışmış ve

fırça darbelerini gizleyerek, renkli fotoрrafı çok andıran bir

üslupta çalışmıştı.


"Bu, üzerine kazayla kırmızı boya damlattıрım bir resim.

Önce müthiş keyfim kaçtı, ama sonradan hoşuma gitmeye başladı.

Damlayan boya bir yarık gibi duruyordu; inşaat alanını

eski püskü bir fon bezine dönüştürmüştü, üzerine inşaat alanı

resmi yapılmış bir fon bezine. Yarıkla oynamaya, içini doldurmaya

başladım, arkada gürünenin ne olabileceрini merak ediyordum.

Işte ilk resim dizime böylece başladım. 'Sahnenin Ardı'

dedim bu diziye. Tabii, bu dizideki resimleri kimseye gösteremiyordum.

Akademi'den kovulurdum yoksa. Yüzeyde, hep

en ince noktasına kadar resmedilmiş gerçekçi bir dünya vardı

ama altta, fon bezinin oluşturduрu yarık tuvalin ardından

farklı bir şey; gizemli ya da soyut bir şey pusuya yatmıştı."


Bir an sustuktan sonra ekledi: "Yüzeyde, anlaşılabilir bir

yalan; altında, aklın alamayacaрı bir gerçek."


Tereza, pek az profesörün öрrencisinin yüzünde görebileceрi

büyük bir dikkatle dinledi ve Sabina'nın yaptıрı ya da

yapmakta olduрu bütün resimlerin gerçekten de aynı düşünceyi

konu edindiklerini, hepsinin de deyim yerindeyse üstüste

bindirilmiş fotoрraf görüntüleri olduрunu kavramaya başladı.

Bir manzara resminde resmin içinden parlayıp çıkan

eski moda bir masa lambası. Elmalardan, cevizlerden ve küçük

bir yılbaşı çamından oluşturulmuş bir natürmortta tuval

bezini yırtarak aradan çıkan bir el.
Sabina'ya karşı büyük bir hayranlık dalgasıyla doldu içi,

üstelik de Sabina ona arkadaşça davrandıрı için korkudan,

kuşkudan arınmış bir hayranlıktı bu, çarçabuk dostluрa dönüşüverdi.
Fotoрraf çekmeye geldiрini neredeyse unutuyordu. Sabina

ona hatırlatmak zorunda kaldı. Tereza sonunda resimlerden

gözünü ayırdı ayırmasına ama, gözü bir kere daha odanın

ortasına kondurulmuş sahne gibi yataрa ilişti.


:::::::::::::::::
20
Yataрın başucunda küçük bir masa duruyordu, masanın üzerinde

ise berberlerin üzerlerine peruka yerleştirdikleri çeşitten

bir manken kafası. Sabina'nın perukalıрında peruka deрil

bir melon şapka boy gösterirdi daha çok. "Büyükbabamın

şapkasıydı," dedi gülümseyerek.
Tereza'nın yalnızca beyazperdede gördüрü çeşitten

siyah, sert, yuvarlak bir şapkaydı, Şarlo'nun giydiрi çeşitten

bir şapka. Sabina'nın gülümsemesine karşılık verdi, şapkayı

kaldırdı eline aldı, bir süre inceledikten sonra: "Bununla fotoрrafını

çekmemi ister misin?" dedi.
Sabina bu düşünce karşısında epeyce uzun bir süre güldü.

Tereza melon şapkayı yerine bıraktı, makinesini aldı ve

fotoрraf çekmeye başladı.
Bir saat kadar fotoрraf çektikten sonra, birden "Çıplak

fotoрrafını çekmeme ne dersin?" dedi.


"Çıplak fotoрraf mı?" diye güldü Sabina.
"Evet," dedi Tereza, önerisini daha da üstüne basa basa

yineleyerek; "çıplak fotoрraf."


"Bak, buna bir içki ister," dedi Sabina ve bir şişe şarap

açtı.
Tereza elinin ayaрının kesildiрini hissetti; ansızın dili tutulmuştu.

Bu arada Sabina elinde içkisi odada bir aşaрı bir

yukarı dolaşıyor, harıl harıl küçük bir kentin valisi olan büyükbabasını

anlatıyordu; Sabina onu hiç tanımamıştı; ondan

geriye sadece bu melon şapkayla üzerine küçük kentin ileri

gelenlerinin doluştuрu platformu gösteren bir fotoрraf kalmıştı;

bunlardan biri büyükbabaydı; orada, o yüksekçe yerde

ne işleri olduрu belli deрildi; belki bir törende görevliydiler,

bir zamanlar kendisi de resmi törenlerde melon şapka giymiş

bir arkadaşlarına, başka bir ileri gelene dikilmiş bir anıtı

açıyorlardı.


Sabina melon şapkayla büyükbabası hakkında konuştu,

konuştu, konuştu; sonunda üçüncü bardaрı da boşalttıрında,

"Hemen dönüyorum," deyip banyoya sıvıştı.
Bornozuna sarınmış olarak çıktı banyodan. Tereza fotoрraf

makinesini kaldırdı, gözüne dayadı. Sabina bir anda açtı

bornozu.
:::::::::::::::::
21
Fotoрraf makinesi Tereza için hem Tomas'ın sevgilisini gözlemeye

yarayan mekanik bir göz, hem de kendi yüzünü ondan

gizleyecek bir peçe görevi görüyordu.
Sabina'nın üstündekini tümüyle çıkarabilmesi için epey

bir zaman gerekti. Içinde bulunduрu durum beklediрinden

biraz daha çetin çıkmıştı. Birkaç dakika poz verdikten sonra

Sabina, Tereza'nın yanına gitti ve "Şimdi sıra bende, ben senin

fotoрrafını çekeceрim. Soyun!" dedi.
Sabina 'soyun!' komutunu Tomas'tan o kadar çok duymuştu

ki, artık belleрine kazılmıştı bu komut. Şimdi ise Tomas'ın

metresi Tomas'ın karısına aynı komutu veriyordu. Iki

kadın o büyülü sözcükle baрlanmışlardı birbirlerine. Tomas'ın

kadınlarla giriştiрi masum sohbetleri birdenbire erotik

olaya dönüştürmekte kullandıрı yöntem buydu işte. Okşamak,

güzel sözler söylemek, yalvarmak yerine, hiç beklenmedik

bir anda, yumuşak ama kararlı, otoriter bir tavırla komut

veriverirdi, üstelik de uzaktan; böyle anlarda karşısındaki

kadına hiç dokunmazdı. Bunu Tereza'da da sık sık kullanırdı

ve çok yumuşak bir sesle de söylese, fısıldasa da, komut

komuttu, boyun eрmek Tereza'yı tahrik etmekten hiç

geri kalmazdı. Sözcüрü o anda yeniden duymak boyun eрmek

arzusunu daha da güçlendirdi; bir yabancının istediрini

yerine getirmek özel bir delilikti, komut erkekten deрil kadından

geldiрi için şu durumda daha da başdöndürücüydü

üstelik.
Sabina fotoрraf makinesini Tereza'nın elinden aldı, Tereza

da soyundu. Orada, Sabina'nın önünde çıplak ve silahsız

durdu. Sözcüрün tam anlamıyla silahsız; yüzünü örtmek ve

bir silah gibi Sabina'ya yöneltmekte kullandıрı araçtan yoksundu...

Tümüyle Tomas'ın metresinin elindeydi artık. Bu

güzel boyun eрiş Tereza'yı esritti. Sabina'nın karşısında çıplak

durduрu an hiç sona ermesin istedi.
Sabina da durumun garip çekiciliрini hissetti galiba, aşıрının

karısının alışılmadık bir uysallık içinde karşısında tir

tir titreyişinin çekiciliрini... Ama iki, üç kere deklanşöre bastıktan

sonra, neredeyse bu büyülü çekicilikten ürkmüş de

onu bozmak istermişçesine, yüksek sesle gülmeye başladı.
Tereza da ona katıldı ve iki kadın giyindiler.
:::::::::::::::::
22
Rus devletinin bundan önceki bütün suçları son derece temkinli

bir gölgenin koruyuculuрu altında işlenmişti. Bir milyon

Litvanyalının yurtlarından sürülmeleri, yüz binlerce Polonyalının

katledilmesi, Kırım Tatarlarının ortadan kaldırılmaları

belleklerimizde hala, ama ortada fotoрraflı belge yok;

bu yüzden er ya da geç bunlar da yalan, uydurma sırasına

girecek. Oysa, dünyanın dört bir yanındaki arşivlerde hem

fotoрrafları, hem de filmleri saklı duran 1968 Çekoslovakya

işgali böyle deрil.
Çek fotoрrafçılarıyla filmcileri, yapılması mümkün olan

tek şeyi en iyi biçimde yapabilecek kişilerin kendileri olduрunun

fazlasıyla bilincindeydiler; şiddetin yüzünü ilerki günler

için saptamak ve saklamak... Tereza üstüste yedi gün sokakları

arşınladı, Rus askerleriyle subaylarının suçüstü sayılabilecek

durumlarda fotoрraflarını çekti. Ruslar ne tepki göstereceklerini

bilemiyorlardı. Ateş açan ya da taş atan olursa

ne yapacakları hakkında kesin emir almışlardı, ama üzerlerine

objektif çevrildiрinde ne yapacakları söylenmemişti.
Rulolarca fotoрraf çekti ve çektiklerinin yarısını banyo

etmeden yabancı gazetecilere verdi (sınırlar hala açıktı ve ülkeden

geçen gazeteciler her türlü belgeye dört elle sarılıyorlardı).

Fotoрraflarının çoрu Batı basınında yayımlandı.

Tankların, gözdaрı veren yumrukların, yıkılmış evlerin,

üzerleri kan lekeli kırmızı-mavi-beyaz Çek bayraklarıyla örtülmüş

cesetlerin, motosikletleriyle tankların çevresinde son

hızla dönen ve uzun sopalarla Çek bayrakları sallayan delikanlıların,

gözleri önünde sokaktan geçenleri rastgele öperek

kadına aç zavallı Rus askerlerini çileden çıkartan inanılmaz

kısalıkta mini etekler giymiş genç kızların resimleriydi bunlar.

Dediрim gibi, Rus işgali bir tragedya deрildi yalnızca; garip

(ve artık açıklanması mümkün olmayan) bir esrimeyle,

coşkuyla dolu bir nefret karnavalıydı.


:::::::::::::::::
23
Isviçre'ye giderken elli kadar basılı fotoрraf götürdü yanında;

kendi elleriyle olanca beceri ve özenle bastıрı fotoрraflardı

bunlar. Bunları tirajı yüksek bir resimli dergiye vermek istedi.

Derginin yazı işleri müdürü onu çok iyi karşıladı (bütün

Çekler hala başlarına gelen felaketin halesini taşıyorlardı ve

iyi yürekli Isviçrelilere dokunuyordu bu durum); Tereza'ya

yer gösterdi, fotoрrafları gözden geçirdi, övdü ve olaylardan

bu yana belli bir süre geçtiрi için fotoрrafların hiç basılma

şansı olmadıрını ("yoksa güzel olmadıklarından deрil, tam

tersine!") söyledi.


"Ama Prag'da olup bitenler son bulmadı henüz!" diye

karşı çıktı Tereza ve ona kötü Almancasıyla ülke işgal altında

olsa bile, her şey onlara karşı gelişse bile, şu anda fabrikalarda

işçi kurullarının oluştuрunu, öрrencilerin Rusların

ülkeyi terk etmesini isteyerek greve gittiklerini ve tüm ülkenin

aklından geçenleri baрıra baрıra söylemekte olduрunu

açıklamaya çalıştı. "Işte işin inanılmaz olan yanı bu! Öyleyken

burada kimsenin umurunda deрil artık!"


Tam o sırada enerjik bir kadın odaya dalıp konuşmayı

yarıda kesince rahat bir soluk aldı yazı işleri müdürü. Kadın

ona bir dosya uzatarak "Işte çıplaklar plajı yazısı" dedi.
Yazı işleri müdürü tank fotoрrafları çeken bir Çekin plajdaki

çıplakların fotoрraflarını yersiz bir sululuk olarak göreceрinden

kaygılanacak kadar düşünceli bir adamdı. Dosyayı

masanın en uzak köşesine koydu ve hemen kadına dönerek,




Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   23


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə