Bulten sinir sayisi pdf



Yüklə 182.95 Kb.

səhifə28/93
tarix05.03.2018
ölçüsü182.95 Kb.
1   ...   24   25   26   27   28   29   30   31   ...   93

66
Sınır Özel Sayısı, Yaz 2016
yaşlıların, kadınların, çocukların ve tüm âcizlerin hakları-
nın teslim edilmemesi; hayvanların, mal, kaynak ve köle 
olarak kullanılmalarının ve tüketilmelerinin, yaşam hakla-
rının, “beslenme ya da çeşitli boş/karşılıksız bahanelerle” 
“insan”ın ve kişilerin kendi kararıyla sağlandığı/sağlanabi-
leceği yönündeki gericiliğinin ve daha nice temel hak ve 
özgürlüklerin, kendini 
keyfiyetinden ve 
çıkarcılığından geldiğini kabul etmeyişinin bedellerini de 
her birimiz, doğrudan ve/veya dolaylı olarak, ayrı ayrı ve 
tekrar  tekrar  ödemek  zorunda  bırakılıyoruz  maalesef.  Ve 
bunun  en  büyük  nedeni  de,  kendi  haklarımıza,  ne  devlet 
olarak,  ne  de  bireysel  olarak  sahip  çıkmamamızdan  kay-
naklanıyor.  Boş  bulunan  arazide  de  densizlikler  ve  den-
sizler  cirit  atıyor.  Bireyler,  bilinçlendirilmediği  ve  zor-
lanmadığı,  kişilerin  kendi 
kendileri  koymaları 
gerektiğini  anlamak  zorunda  bırakılmadıkları  sürece  ve 
kendilerine 
 de başımıza gelecekler 
ve düzensizlik (“düzeni”) değişmeyecektir maalesef.
 
 
 
Birinin,  birine,  kişilerin  ve/veya  toplumun,  çevrenin  ya-
rarına  olan,  hız,  gürültü,  kirlilik  vb.  yapmayabileceği  bir 
şeyi söylemesi/uyarması/istemesi durumunda, “karışmak” 
sözcüğünün kullanılamayacağını, “karışma”nın, ancak, bir 
başkasına, ne yapmasını istediğini söyleme durumunda ge-
çerli olduğunu da bilememesi, -çok çeşitli ikincil nedenleri 
olabileceği gibi- birincil olarak, bunu “anlayamayacak” ka-
dar çıkarcı ve dayatmacı olmasından kaynaklanmaktadır.
Aynı durumların geçerliliği, ilişki ve paylaşımlarımızdaki 
en öncelikli alanımız ve aracımız olan dilimiz için geçerli 
olduğudur. Öncelikle, kendi zihnimiz ve dilimiz arasında 
kurmamız gereken bütünselliğin ve göstereceğimiz özenin, 
ilişkilerimizde,  yaşamımızın  tüm  parçaları  ve  bütünselli-
ğinde, çevremizle, kişilerle olan etkileşim ve kurduğumuz 
iletişimlerde de oluşturmamız gerektiğini anımsamak du-
rumundayız. Bunun için de, anlık ve keyfî karar ve tutum-
ların, bağlayıcı, zorlayıcı ve dayatmacı sonuçların oluştu-
rulmaması gerekmektedir. Bu noktada, ayağımızın en ko-
lay kaydığı alan, dilimiz ve yanlış/yetersiz “kullandığımız” 
fakat kullanmayabileceğimiz, devam ettirmeyebileceğimiz 
ve 
söz(cük)lerimizdir.
Fiziksel  sınırlarımızla  birlikte,  zihinsel  ve  zihnin  uzan-
tısı/yansıması  olan  dilsel  sınırlamalarımızın  gereğini  de 
kavramlar  ve  sözcükler  üzerinden  işlemek  ve  sürekli  uy-
gulamada  tutmak  gerekiyor.  Sözlerimizin  ve  (“)kullandı-
ğımız(“) sözcüklerimizin olumlu/olumsuz etkilerini ve 
da  iyi  takip  etmenin  önemi(önceliği),  tüm  iliş-
kilerimizin süreç ve sonuçları açısından, en belirleyici/üst 
noktada ve 
bulunuyor. Sözcükler ve kavramlar 
arasındaki incelikleri, çeşitli sözlüklerden ve karıştırılma-
ması  gereken  noktalarını,  özellikle  de 
-
zu‘ndan 
   inceleyebilirsiniz...
 
Anadolu Aydınlanma Vakfı 
Düşünüyorum Bülteni


Sınır Özel Sayısı, Yaz 2016
67
Ş
iir  felsefesiz  de  yazılır.  Nasıl 
yaşanıyorsa  yaşam,  felsefeye 
değmeden.  Şiirin  şiir  olarak 
değerini göstermez, felsefeden besle-
nişi ya da yoksun kalışı. Felsefe, Ba-
tıda,  üç  bin  yıla  yakın  geçmişi  olan 
bir etkinlik. Kendine özgü dili, tavrı 
var. Şiir daha eski. En eski. Önce şiir 
vardı.
Şiir  yaşamsız  yazılamaz. Yaşam  can 
suyu.  Salt  sözcüklerle  görünemez 
şiir.  Şiire  yaşam  üflemek  gerek. Ya-
şamdan  beslenen  anlam.  Bundan 
dolayı,  şiir  kurnazlıkla  yazılamaz. 
Hesabî adam, eleştirmenleri, okurla-
rı  kandırabilir  ama  şiiri  kandıramaz. 
Hesabînin  hesabı,  yaşama  uyarsa  o 
başka.  Hesabîlik,  şiire  kalkışanı  bu 
dünyada bırakır çünkü. Şiirse bu dün-
yada değildir.
Şiir ötede biter. Başlar. Açar. Şiir kur-
ma;  planlar,  haritalar,  pusulalar,  ki-
taplar, tarifeler, tanımlarla gerçekleş-
tirilmeye  çalışılıyorsa;  batar  dünya-
ya.  Yerçekimini  güçlendirir  retorik. 
Şair kendisiyle gider öteye. Kendisi-
nin onda dokuzunu da bilmez. Onda 
dokuzuyla gider öteye. Aralar kapısı-
nı  şiirin.  Kuram  kurutucuların  kıla-
vuzluğuyla  şiir  gerdeğine  girilmez. 
Elbette bu sözlerim de kılavuzluktur 
ve hiçlenmelidir.
Üstümüze  gelen,  bizi  sarıp  sarmala-
yan,  derinliklerimizde  tınlayan  ya-
şamla  yürünür  öteye.  Kulak,  sözcük 
duyarsa, ötedeki dalga seslerine sağır 
kalır.  Sözcük  bahanedir.  Vesiledir. 
Sözcük şairin çaresiz çaresidir, umut-
suz umudu, kanayan yarası. Uğradığı 
lanetidir. Onsuz edemez. Ona kapılır-
sa, dünyanın pılı pırtı ormanında yok 
olur. Şiir dilden doğmaz. Dille başlar. 
Dilin  yaşam  ardı  vardır.  Sağı  solu, 
önü arkası yaşamdır şiirin, ebe olarak 
sobelemesi gereken. Dil taşır yaşamı. 
Elbette “yaşam” bir sözcük değildir. 
Ne var sözcüklerden başka? Ne yok 
diye  sormalı. Aş  sözcüğü.  Kimi  za-
man yüce bir dağ olan sözcüğü. (Şiir 
tarihinde,  özellikle  on  dokuzuncu 
yüzyıl şairleri böyle sözler söylediler. 
Sarkaç,  yeniden  aynı  yere  gelmiştir. 
Şiirde  dil  olmayanı  yakalama zama-
nı gelmiştir. Dille sürekli icat çıkaran 
şairlere sevgiyle bildiririm!)
Şiirde  ötenin  yüreği  atıyorsa,  ora-
da 
  bilgeliğe  bulaşmıştır 
şiir.  Önce  manzume  oluşu  geçmeli. 
Farsçada bir söz var: “Ez her çe kim 
mireved suhan-ı dost bihter est.” Ge-
çip gitmekte olanlar arasında, dostun 
sözü  en  iyisidir,  en  güzelidir.  Nedir 
dostun sözü? Dostun sözü, söz ötesi 
olduğu için en iyidir. Söz sözde kalır-
sa, sözde bir şey olur. Dost, bu dün-
yadaki yaşantılarımızın anlamını, bu 
dünyayı öteleyerek bize anlatan şiir-
dir.  Felsefe,  dilde,  felsefe  dünyada, 
felsefe dil-dünya sınırındadır. Felsefe 
sınırda  durandır.  Şiirse  sınır  ötesi-
dir.  Kaçakçıdır,  kimi  zaman.  Mayın 
döşeli  sınırları  aşmaya  çabalar.  Şiir 
bunu,  söze  kendine  özgü  bir  bakışla 
yapar.  Şiirin  insana  armağan  olarak 
verilmiş  olanağı  buradadır!  Platon’a 
bir haddini bilmezlik olarak görünse 
de.  (Demek  ki  onun  çağında  şairler 
sözcük simsarları imiş!)
Şairin öteye onunla vardığı onda do-
kuzu,  felsefeye,  bilince,  bilime,  ün 
tutkusuna,  kıskançlığa,  kopya  çek-
meye reklama kapalıdır. Onda doku-
zundan devşirdiğini, dilerse, Nietzsc-
he, Heidegger gibi 
 dost-
lar, yorumlayabilir, onda birleriyle ya 
da biraz da onda dokuzlarıyla, felsefe 
şiire gölge etmemelidir. (Şiir bu ara-
lar felsefeye gölge etse de!)
Şiiri onda birleriyle yazanların çoğal-
makta olduğunu görüyorum. Sıkıysa 
felsefe  çalışsınlar.  Kendini  yaşama 
bırakmış,  bırakma  gözü  pekliğine 
erişmiş olanlara şiir uğrar. Şiire mâ-
ruz kalırlar. Diğerleri şiir avına çıkar-
lar.  Kendilerini vursalar  iyi,  sözcük-
leri vururlar, palazlanırlar.
Yaşamın  kendiliğindenliğini  yaşan-
tılayabilenler,  felsefenin  kendiliğin-
denliği  ile  şiirlerini  biler,  öte  yolcu-
luklarını  kendilerine  özgü  biçimde 
sürdürürler.
Şiire yakışan felsefe, ancak felsefeye 
yakışan şiirle buluşunca, şiir titreşir.
Felsefeyle
TitreSen
Siir 
•  Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe 
Bölümü




Dostları ilə paylaş:
1   ...   24   25   26   27   28   29   30   31   ...   93


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə