Davraniş BİLİmleri ÜNİte 1 davraniş BİLİmleri ve diĞer sosyal biLİmlerle iLİŞKİSİ



Yüklə 0,51 Mb.
səhifə2/11
tarix17.09.2017
ölçüsü0,51 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11

Güdü Kavramı

  • Organizmayı belli bir amaca yönelik davranışa iten iç güce güdü adı verilir. Burada yeri gelmişken belirtelim ki organizma, her türlü canlı varlıktır.

  • Organizmanın bir amaca yönelebilmesi için, öncelikle o amacın organizmanın dengesini değiştirmesi (homestasisin bozulması) ve hoşnutsuzluk yaratan bir gerginlik halinin ortaya çıkması gerekir.

  • Güdü kavramı, organizmayı bir amaç için hareket ettiren saiklerdir. Bunlar organizmanın dengesini koruyucu içsel faktörlerdir ve muhtemelen organizmanın içinde maddî ve potansiyel olarak bulunurlar. Şunu belirtmek gerekir ki güdü, psikolojinin temel kavramlarından biri olmasına rağmen, bu kavram evrimci biyolojinin psikoloji üzerindeki etkisinden doğmuştur.

  • İhtiyaçların karşılanması için itici içsel güçlere ihtiyaç vardır ki bunlara da güdü diyoruz. İnsan biyolojik, psikolojik ve sosyal bir organizmadır.

  • İhtiyaçları ve güdüleri diğer organizmalar bağlamında değil de insan bağlamında incelediğimiz zaman, insanın biyolojik, psikolojik ve sosyal bir organizma olduğu anlaşılmaktadır.


Güdü ve Dürtü İlişkisi

  • Güdü, insanı yaşaması ve gelişmesi için bilinçli, belli ve düzenli olarak, bir ihtiyacını doyurmaya yönelten iç güçtür. Güdüler, öğrenilmemiş ya da öğrenilmiş olabilirler. Güdü, dürtüyü ve ihtiyacı kapsayan bir kavramdır.

  • Fizyolojik kökenli güdülere dürtü denmektedir. Dürtü; açlık, susuzluk, cinsellik, acı veren durumlardan kaçma biyolojik veya fizyolojik kökenli saiklerdir.

  • Kısa tanımıyla fizyolojik kökenli güdülere dürtü denmektedir. Dürtü; açlık, susuzluk, cinsellik, acı veren durumlardan kaçma gibi biyolojik veya fizyolojik kökenli saiklerdir.




  • Güdü, organizmanın ihtiyacını gidermek için belli bir yöne yönelme eğilimidir. Organizmanın davranışını şekillendiren ve yönlendiren güdülerdir.

  • İnsanı, yemek, içmek gibi yaşaması için gereken davranışlara yönelten ve doğuştan getirilen itici iç güce dürtü denir.

  • Organizmanın yaşamını sürdürebilmesi için yeme içme gibi maddî ya da uyku gibi maddî olmayan fizyolojik ihtiyaçlarını karşılaması gerekir.

GÜDÜLERİN SINIFLANDIRILMASI

  • İnsan, yaşamını ve soyunu sürdürme arzusundadır. Bunun yolu, güdülerini doyurmaktır. İnsanın cinsellik, güvenlik, merak gibi güdüleri doğuştan gelir.

  • İnsanın, kalıtsal ve öğrenilmiş güdülerinin üzerinde pek çok araştırma yapılmış ve çok sayıda güdü, dürtü ve ihtiyaç belirlenmiştir. Bunlar aşağıdaki gibi sınıflandırılmıştır:

* Dengelenim güdüleri (Açlık, susuzluk, solunum gibi),

* Cinsel güdüler (Evlenme, aile kurma, çocuk büyütme gibi),

* Duygusal güdüler (Korku, kızgınlık, öfke, nefret, dehşet, kaygı, sevgi, aşk gibi),

* Kendiliğinden doğan güdüler (Merak, bilişsel yönlenme gibi),

* Toplumsal güdüler (Başarı, bağlanma, dayanma, birlikte yaşama gibi).


  • Güdüler temelde öğrenilmiş ve öğrenilmemiş güdüler olmak üzere iki kategoride ele alınabilir.

  • Öğrenilmemiş güdüler ise birincil güdülerdir ve bunlar doğuştan getirilirler.

  • Birincil güdüleri üç grupta ele alabiliriz. Bunlardan ilki açlık, susuzluk gibi fizyolojik kökenli birincil güdülerdir.

  • İkincisi cinsellik ve analık güdüleri gibi fizyolojik kökeni olan, ancak bu kökenden bağımsız olarak da sürebilen güdülerdir.

  • Üçüncü grupta ise başarma, bağlanma, araştırma gibi fizyolojik kökeni olmayan güdüler vardır.





GÜDÜLER
Öğrenilmiş (Sosyal) Öğrenilmemiş (Birincil)

Açlık ve susuzluk

Cinsellik ve analık



Araştırma, faaliyet ve kurcalama

Öğrenilmiş Güdüler

  • Birlikte olma güdüsü. Birlikte olma güdüsü, çocukluğun erken evrelerinde gelişen bir güdüdür.

  • Kişi ancak başkalarıyla birlikte olarak bu duyguyu yeneceğini düşünür. Birlikte olma ihtiyacında olan bireyler başkalarıyla olan ilişkilerinde duygusal eğilimler gösterirler. Bu duygusal eğilimlerden biri de onlarla rekabet ve yarışma duygusudur. Bu duygu bireyin güçlü olma güdüsünden kaynaklanır.

  • Güçlü olma güdüsü. Güçlü olma, başkalarıyla rekabet etme, yarışma ve onların davranışlarını denetleme, etkileme, yönlendirme ve kendi iradesini onlara kabul ettirme isteğinden kaynaklanmaktadır. Güçlü olma isteği, kimilerine göre bireyin temel güdüsüdür.

  • Yapılan araştırmalar güçlü olma isteğinin erkek ve kadınlarda farklı olduğunu göstermiştir.

  • Başarma güdüsü. Başarı güdüsü de sosyal güdülerden biridir ve öğrenilmiş bir güdüdür. Başta anne ve baba olmak üzere yakın ve uzak çevrede diğer insanlarla olan etkileşim sonucunda öğrenilir. Başarılı olma isteği bazen mükemmellik düzeyine ulaşınca kişide çeşitli davranış bozukluklarına neden olabilir. Şu veya bu yoğunlukta herkeste başarılı olma isteği vardır.

  • Sosyal kabul görme güdüsü. İnsanların beğenilme ihtiyaçları vardır. Beğenilme ihtiyacının en somut olarak ortaya çıktığı alanlar kişinin yaptığı işlerin ve ortaya koyduğu davranışların başkaları tarafından beğenilmesi yani sosyal kabul görmesidir. İnsan kendini ancak sosyal bir ortamda var edebilir. Ayrıca başkaları tarafından sevilmek, beğenilmek ve onaylanmak insanın sosyal gelişiminin bir sonucudur.

  • Kendilik değeri güdüsü. Kişinin kendi hakkında olumlu düşünme, kendisine karşı pozitif olma güdüsüdür. Kendilik değeri, farklı biçimlerde doyurulabilen bir güdüdür. Bu yollar; sosyal kabul görme, kendilik veya benlik algısını yükseltme, saygınlık ya da güç kazanma, rekabet duygusu taşıma, kendinden memnun olma veya kendini sevme, kendilik değeri güdüsünün gereğidir. Kendilik değeri kişinin kendisini görmek istediği yerde görmesiyle doyurulabilir.

Öğrenilmemiş Güdüler (Birincil Güdüler)

  • Kişinin sonradan sosyal öğrenme yoluyla elde etmediği, aksine doğuştan getirdiği birincil nitelikteki güdüleri öğrenilmemiş güdülerdir. Bunlar; açlık, susuzluk, cinsellik, analık, araştırma ve kurcalama güdüleri gibi birincil güdülerdir. Birincil güdülerden açlık, susuzluk gibi güdüler vücutta bazı fizyolojik değişikliklerden kaynaklanır ve bunlar genellikle fizyolojik dürtüler olarak adlandırılırlar.

  • Açlık ve susuzluk güdüleri. Kişi dış uyaranlar yoluyla açlık hissini algılar. Bunun sonucunda yeme davranışı ile bu ihtiyaç tatmin edilirse, kişi haz duyar, bu ihtiyacı tatmin edilmezse kişi elem duymaya başlar. Kişinin acıktığını bir başkasından öğrenmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Açlık ve susuzluk güdüleri (fizyolojik kökenli olduğu için dürtüleri de diyebiliriz) birbiriyle yakından ilişkilidir. Su, vücudun biyokimyasal fonksiyonunu görmesi için gereklidir. Susuzluk nedeniyle kan hacmi azalır ve bu durum böbrek üstü bezlerinin belirli hormonları salgılamasına neden olur. Bu hormonlar beynin hipotalamus bölgesinde susuzluk duygusu ortaya çıkarır.




  • Cinsellik ve analık güdüsü. Cinsel davranış, iç ve dış etkenlerin birleşmesiyle ortaya çıkar. İç etkenler hipofiz bezinin kontrol ettiği hormonlardır. Ergenlik döneminde bu hormonlarda görülen artış, cinsiyet güdüsünü yükseltir. Cinsellik ve analık güdüleri, insanların ve hayvanların yaşamlarını sürdürmeleri için önemli bir işlev görür. Erkek ve dişiden her biri diğerine cazip görünür. Bu cazip görünmeyi cinsellik güdüsü sağlar. Bu sayede neslin devamını sağlamak mümkün olur.

  • Araştırma, faaliyet ve kurcalama güdüsü. Bedensel faaliyetlerin bazıları araştırma ve merak duygusundan kaynaklanır. Merak öğrenilmemiş bir güdüdür. Kişi merak güdüsünü araştırma yaparak, sorarak ya da bir şeyleri kurcalayarak, karıştırarak yenebilir.

GÜDÜLEME TEORİLERİ

  • Güdülenme, isteme, gerekseme, arzu etme, dürtü gibi sözcüklerle anlatılan; insanın bir çaba içinde bulunmasına ilişkin genel bir kavramdır. Güdülenme, insanın ihtiyaçlarını doyurmak, amaçlarını gerçekleştirmek için davranışta bulunmaya itilmesini anlatır.

  • Güdülenmeye neden olan zorlanma, içsel ve dışsal olabilir. İnsanın davranışa geçmesi, içinden gelen zorlanmayla olduğunda buna içsel güdülenme, dıştan gelen zorlamayla olduğunda buna dışsal güdülenme denir. İçsel güdülenme, insanın iç çevresinin uyarıcılarına dayandığı için yaşamsal önemdedir.

  • Organizmanın, ihtiyaçlarını karşılamak için harekete geçip ihtiyacını gidermesi sürecine güdülenme denir.

  • Güdülenme, organizmaya istek, arzu, umut ve enerji verir. Güdülenmiş biri daha geç yorulur, amaca ulaşmak için daha istekli ve arzulu olur.

GÜDÜLEME TEORİLERİ







SÜREÇ TEORİLERİ

- Bekleyiş Kuramı

- Geliştirilmiş Bekleyiş Kuramı

- Davranışsal Şartlandırma Kuramı

- Eşitlik Kuramı

KAPSAM TEORİLERİ

- İhtiyaçlar hiyerarşisi

- Başarı Güdüsü

- Çift Faktör Kuramı

- ERG Kuramı



Kapsam Teorileri


  • Motivasyon veya güdüleme, Lâtince “movera” hareket ettirme fiilinden gelmektedir.

  • Güdüler içsel faktörlerden kaynaklanır ve güdüler, güdüleme süreciyle fonksiyonel hale gelir.

  • Güdülenme teorilerini iki ana grupta toplamak mümkündür. Birinci grup Kapsam (Content) Teorileridir. Kapsam teorileri içsel faktörlere ağırlık veren teorilerdir. İkinci grupta ise Süreç (Process) Teorileri vardır ve bunlar dışsal faktörlere ağırlık veren teorilerdir. Kapsam teorileri, kişinin içinde bulunduğu ve onu belirli yönde davranışta bulunmaya yönelten faktörlerdir.

İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisi

  • İhtiyaçlar, kişinin id, ego ve süper egosundan kaynaklanan güdülenmenin nasıl olduğunu açıklamaktadır.

  • Ego, kişinin çevresi ile ilişki/iletişim kurma, sosyal süreçlere girme gibi ihtiyaçlarını karşılamak için onu güdüler.

  • “İd”den gelen istekler egonun olumlu tepki vermesiyle doyurulmaya çalışılır. Buna göre id, kişinin fizyolojik ihtiyaçları ile ilgili iken ego, onun sosyal ihtiyaçlarını karşılayan bir özellik gösterir. Süper ego ise id ve egodan gelen ihtiyaçların hangilerinin kabul edilebilir olduğu, hangisine olumlu tepki verilebileceği konusunda kişiyi denetler.

  • Abraham Maslow, insan güdülerinin evrensel bir hiyerarşisi olduğunu ileri sürer.

  • İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisine göre, insanın her davranışının arkasında ihtiyaçları vardır.

  • İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisi, insan ihtiyaçlarını aşağıdaki gibi ele alır:

- Fizyolojik ihtiyaçlar: Yeme, içme, uyuma. (Örgütlerde; ücret ve uygun çalışma ortamı)

- Güvenlik ihtiyacı: Can ve mal güvenliği. (Örgütlerde; iş güvenliği, örgütsel adalet, emeklilik, sosyal güvenlik...)

- Ait olma ihtiyacı (sosyal ihtiyaçlar): Arkadaşlık, iletişim, etkileşim (Örgütlerde; grup üyeliği, sendika üyeliği, yönetici ilgisi...)

- Sevgi ve takdir (öz saygı) ihtiyacı: Tanınma, imaj, itibar, prestij (Örgütlerde; takdir edilme, üst görevlere terfi, ödüllendirilme...)

- Kendini gerçekleştirme (tamamlama) ihtiyacı: Yetenek geliştirme, yaratıcılığını

kullanma vb., (Örgütlerde, iş tatmini...)



  • Maslow’a göre kişi yukarıda hiyerarşik bir düzen (örüntü) şeklinde var olan ihtiyaçlarını yine bir sıra düzeni şeklinde tatmin etmeye çalışır.

Herzberg’in çift faktör kuramı

  • Çift faktör kuramı aslında Herzberg’in “İşinizde kendinizi ne zaman en iyi ve ne zaman en kötü hissedersiniz?” yani “İhtiyaçlarınız en fazla hangi durumda karşılanmış olur?“ sorusunu cevaplandırmak için geliştirilmiştir.

  • Kişinin yaratıcılığını gösterme, yeteneğini ortaya koyma gibi ihtiyaçları ilk grup ihtiyacıdır ve dolayısıyla bunlar ilk basmak motive edici faktörlerdir.

  • Çift faktör teorisinin ikinci grubunu ise hijyen faktörleri oluşturur. Bunlar; ücret, çalışma koşulları, örgüt iklimi, iş güvenliği, iş sağlığı, örgütsel adalet unsurları, iletişim ve etkileşim koşulları, örgüt politikaları gibi faktörlerdir.

Mc Clelland’ın başarı ihtiyacı teorisi

  • McClelland, ihtiyaçların öğrenmeyle, sonradan kazanılan bir özelliğinin olduğunu ileri sürmektedir. Başarma ihtiyacı teorisine göre insan, üç tür ihtiyacın etkisi altında davranır. Bu ihtiyaçların hem birey hem de toplum yaşamında önemli yeri vardır. Başarma ihtiyacı teorisi, ihtiyacı şu şekilde tespit etmektedir:

 İlişki kurma (bağlılık) ihtiyacı,

 Güç kazanma ihtiyacı,

 Başarma ihtiyacı.


  • İlişki kurma ihtiyacına göre insan sosyal bir varlıktır ve kendini ancak bir sosyal yapı veya grup içinde ifade edebilir.

Başarma ihtiyacını fazla hisseden insanların özellikleri şunlardır:

 Bireyi yönlendiren husus maddî çıkarlar (ödüller) değil, başarılı olmanın verdiği

kişisel tatmindir.

 Başarılı olmak isteyen insanların sorumluluk alma ihtiyaçları yüksektir.

 Başarılı olmak isteyen insanlar, kendilerini sürekli gerçekçi hedeflere yöneltirler.

 Bu insanlar, başarılarını takdir edecek ödüllere ihtiyaç duyarlar.



  • Başarma ihtiyacı teorisine göre kişileri iş yerinde başarılı kılmak için onları başarısız kılabilecek aşırıya kaçan amaçların, belirsiz görev tanımlarının bulunmaması gerekir.

Alderfer’in ERG teorisi

  • Alderfer insan ihtiyaçlarını; var olma (existance), ait olma (relatedness) ve gelişme (growth) olmak üzere üç grupta incelemektedir. Sayılan ihtiyaçların İngilizce karşılıklarının baş harfleri ERG olduğu için teoriye ERG teorisi denmiştir.

  • Alderfer’in belirlediği ikinci ihtiyaç türü ise ait olma ihtiyacıdır. Bunlar insanın başkaları ile birlikte olma, sosyal ilişki kurma, gruba mensup olma gibi sosyal ihtiyaçlarını kapsar.Alderfer insan ihtiyaçlarını; Var olma (Existance), Ait olma (Relatedness) ve Gelişme (Growth) olmak üzere üç grupta incelemektedir.

  • Maslow’un “doyumdan sonra bir üst basamağa geçilir” şeklindeki doyum-ilerleme varsayımına rağmen, Alderfer doyumsuzluk sonucu ortaya çıkan hüsran-gerileme kavramını ortaya atmıştır.

Süreç Teorileri

Wroom’un bekleyiş teorisi

  • Wroom’a göre motivasyonun temelinde iki neden vardır. Bunlar; valens ve beklentidir.

  • Bekleyiş teorisinde birincil sonuçlar, insan için arzulanan bir şey olmamasına rağmen, birincil sonuçların ikincil sonuçlara ulaşmasının aracı olduğu algısı, kişinin birincil sonuçlara karşı pozitif ilgi duymasını sağlayacaktır.

  • Teorideki bekleyiş kavramı kişinin davranışlarının sonucunda algıladığı olasılığı ifade eder. Bu olasılık, belirli bir çabanın belirli bir ödülle karşılık bulacağıyla ilgilidir. Bu teoride başarı, ödüllendirilmiş davranışın fonksiyonudur.

  • Teori matematiksel olarak ifade edilirse, Valens “–1” ile “+1” arasında değerler alır. Kişinin herhangi bir ödüle verdiği değer, ödülün ihtiyaçları tatmin etme derecesini gösterir.

  • Kişinin valensi ile gayreti arasında pozitif ve negatif yönde doğru bir orantı vardır. Bekleyiş “0” ile “+1” arasında değer alır. Kişi çabası ile elde ettiği sonuç (ödül) arasında ilişki görmezse bekleyişi “0” olur. İnsanın hem bekleyişi hem de o sonuca verdiği değer (valens) yüksek olursa, bu onun motive olmasını, dolayısıyla ihtiyacın tatminini artırır. Bunu matematiksel olarak şöyle ifade edebiliriz. Motivasyon = Valens x Bekleyiş.

Lawler ve Porter’ın geliştirilmiş bekleyiş teorisi

  • Bu teori aslında Wroom’un modelinden farklı bir model önermez; sadece aynı modele bazı eklemeler yapar. İki modelin ortak noktası, insanın motivasyonu ile valens ve bekleyişi arasında ilişkinin olduğudur.

  • Woom’dan farklı olarak Lawler ve Porter motivasyon için kişilerin aldığı ödüllerin başkalarının ödülleriyle eşit olduğunu algılamaları gerektiğine inanır.

Skinner’ın davranış şartlandırma teorisi

  • Pavlov’un edimsel koşullanma konusunda yaptığı deneylerden etkilenen Skinner Davranış Şartlandırma olarak bilinen kuramını geliştirmiştir.

  • Olumlu davranışları göstermek ve sonra da onları alışkanlık haline getirmek için yönetim psikolojisinde dört yöntem kullanılır. Bunlar; olumlu pekiştirme, olumsuz pekiştirme, ortadan kaldırma ve cezalandırmadır.

  • Olumlu pekiştirme. İnsanın belli bir davranışta bulunması ve onu sürdürmesi için teşvik edilmesidir.

  • Olumsuz pekiştirme: İnsanın belli bir davranışta bulunmaması konusunda pekiştirilmesidir. Kişinin istenmeyen bir davranışı yapmamasını sağlamak için başvurulan bir pekiştirme aracıdır.

  • Son verme. Bir davranışı ya ortadan kaldırma veya ortaya çıkışını tümüyle önleme amaçlı tedbirlerdir.

  •  Cezalandırma. Ceza, şiddeti oranında sonuç almaya yarayabilir. Ceza, istenmeyen davranışı ortadan kaldırabilir; fakat istenen davranışı yaptırma gücü zayıftır. Kişinin olumsuz davranışına ceza yoluyla son verilebilir; ancak olumlu davranışta bulunması ceza yoluyla sağlanamaz.

Adams’ın eşitlik teorisi

  • İnsanların, özellikle yönetilen konumunda olanların, örgütlerinden beklentilerinin başında adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun bir yönetim gelir.

  • Adams’a göre kişinin ihtiyacı çalıştığı ortamla ilgili olarak algıladığı eşitlik ya da eşitsizliğe göre farklılaşacaktır.

  • Adams’ın geliştirdiği eşitlik teorisi dört temel kavrama dayanır:

- Birey. Eşitliği ya da eşitsizliği algılayan kişi.

- Karşılaştırma. Kendi yaptığı iş ile başkasının yaptığı iş ve elde edilen ödüllerin karşılaştırıldığı diğer kişiler.

- Girdiler. Kişinin işine kattığı beceri, bilgi, yetenek gibi her şey.

- Çıktılar. Kişinin işten elde ettiği; ücret, itibar, statü, sorumluluk gibi ödüller.


DAVRANIŞ BİLİMLERİ ÜNİTE 3

STATÜ-ROL DAVRANIŞI VE SOSYAL KURUMLA

STATÜ KAVRAMI

Statü kavramı kişiye ekonomik ve siyasal haklar veya ayrıcalıklar sağlayabilen toplumsal bir mevkiye karşılık gelmektedir. Weber’e göre başkaları tarafından toplumsal gruplara yüklenen onur ve saygınlık derecesi bakımından farklılaşmayı ifade etmektedir. Kavram, günümüzde bir toplumda geçerli olan kültürel değer ve normlar doğrultusunda kişilerin mesleksel konumlarına, bağlı bulundukları aile, aşiret, cinsiyet gibi değişik durumlarına atfedilen itibar, ünvan ve güç gibi değerlendirmeleri içermektedir. Statü, kısaca davranış düzlemi içerisinde bireylerin bulundukları pozisyon ve sosyal ilişkiler alanıdır. Davranış düzlemi ise sınırları belirlenen davranışlar topluluğu olarak tanımlanabilir. Bireyler yaşamları boyunca farklı sosyal gruplara ve ilişkiler sistemine dahil olma zorunluluğundan dolayı çok sayıda davranış düzlemi ile karşı karşıyadır. Bireysel davranışlar davranış düzlemi içinde anlam kazanır ve sosyal davranışlar haline döner. Farklı davranış düzlemlerinde benzer görünümlü ve benzer işleyişli statüler olabileceği gibi, benzer görünüşlü farklı işleyişli statüler de olabilir. Statülerin genel olarak şu özellikleri bulunmaktadır:



  • Bazı statüler doğuştan vardır, bazıları ise sonradan kazanılır: İnsanların statülerinin bazıları doğuştan getirdiği statüler olmasına karşın, bazıları da bireysel çabalarla oluşturulmuş statülerdir. Bu doğrultuda statüleri iki şekilde inceleyebiliriz.

Verilmiş Statüler: Bireyin kazanmak için herhangi bir çaba sarf etmediği, doğuştan gelen statülerdir. Örneğin, cinsiyet, ırk, zengin ya da yoksul bir ailenin çocuğu olmak gibi.

Kazanılmış Statüler: Bireyin doğuştan sahip olmadığı, yaşam içerisinde kendi çaba, beceri, yetenek ve başarısı sonucunda ulaştığı toplumsal konumdur. Eğitim ve fırsat eşitliği bireylerin farklı statülere ulaşmalarında önemli bir faktördür. Öğretmen, doktor, öğrenci, anne-baba olmak gibi.

  • Aynı anda birden çok statüye sahip olunabilir: Her birey farklı davranış düzleminde farklı statülere sahip olabilir. Kişinin toplumdaki statüsünün belirlenmesine ilişkin değişkenlerin sayısı çoktur. Toplumdaki statü eş zamanlı olarak gelir, eğitim, etnik köken ve cinsiyete göre tanımlanabilir. Bu farklı değişkenler birbirleriyle tutarlı olduğu zaman “statü tutarlılığı” ya da “statü kristalleşmesi”nden bahsedilebilir. Bireyin sahip olduğu statüler arasında en etkin olanına “anahtar statü” denir. Anahtar statü, bireyin o toplumdaki veya bulunduğu ortamdaki en temel görevlerini ve kimliğini belirler.

  • Bazı statüler doğumdan ölüme kadar değişmezken bazıları daha kolay değişir: Cinsiyetin doğumdan ölüme kadar aynı kaldığı söylenebilirken; meslek, yaş, mal varlığı ve dış görünüşün değişken olduğu görülmektedir. Toplumların yapısına göre statü değişimi olarak sosyal hareketlilikten bahsedilebilir.

  • Her statü belli kurallara bağlıdır: Kişilerin sosyal düzende içinde bulundukları statüye uygun davranışlarda bulunması gerekir. Bir şirketin müdürü iş yerinde müdür, evde eş ve baba, aile büyüklerinin yanında ise çocuk statüsündedir. Bir müdürün evde de eşine ve çocuklarına müdür olarak davranması beklenenin aksi yönünde bir davranış olacaktır.

  • Statüler arası ilişki ağı vardır: Bir bireyin sahip olduğu statüler birbirinden bağımsız değillerdir. Aralarında çeşitli ilişkiler vardır. Bireyin yaşı, mesleği, oturduğu ev, kullandığı araba birbirini tamamlayıcı özellikler taşır. Birey 10 yaşında evli olamaz ya da araba kullanamaz. Meslek sahibi değildir. Bunların olması için belli bir yaşa, eğitime, tecrübeye ihtiyaç vardır.

  • Statüler toplumdan topluma değişiklik gösterebilir: Toplumun bize dayattığı başarı ölçütleri her daim geçerli ve evrensel ölçütler değildir. Yüksek statüye yol açan özellikler ve beceriler, dünyanın her yerinde ve tarihin bir kesitinde geçerliliğini korurken, başka bir yerde ve başka bir zamanda son derece alakasız görünür. Bu durumda sözü edilen statü, içinde bulunulan toplumun şartlarına göre belirlenir ve yine şartların değişmesiyle beraber değişiklik gösterebilir. Örneğin, günümüzde Amerika’da doktorluk yüksek statülü bir konum sayılırken, Orta Çağ’da Avrupa’da din adamlığı yüksek statü sayılmaktaydı. Hatta Ortaçağ’da doktorluk yapanlara kötü gözle bile bakılmıştır.

Japonya’da kişinin statüsü, bağlı olduğu grubun statüsüne dayanmaktadır. Japon çalışanları çoğu kez sadece isimleriyle değil, aynı zamanda şirketle olan yakın ilişkilerine göre işe kabul edilirler. Tokyo Üniversitesi gibi üniversitelere devam etme, Toyota Şirketi veya Maliye Bakanlığı gibi seçkin kurumlarda istihdam edilme Japon toplumlarında yüksek bir statü olarak kabul görür. Almanya’da ise eğitimle ilgili başarılar yüksek bir değere sahiptir.

Hindistan’da statü bireyin içinde bulunduğu kastla belirlenir. Hint sosyal hiyerarşisinin dayandığı Kast sistemi toplumu dört gruba böler. Birinci grup entellektüel tabakadır, bilginler ve rahipler (Brahmanlar) bu tabakada yer alır. İkinci grup askerler, prensler ve üst düzey memurların (Kshatriyalar) oluşturduğu tabakadır. Üçüncü grup tüccarlar, toprak sahipleri ve çiftçilerin (Vaişyalar) yer aldığı tabakadır. Dördüncü tabaka ise işçiler ve köleler (Sudralar) dir. Bunların dışında kast sistemine dahil edilmeyen dokunulmazlar (Paryalar) olarak adlandırılan kişiler bulunmaktadır. Bunlar insanlığın en aşağı tabakasında yer alırlar ve hiçbir hakları yoktur. Bu sistemde bir kişi ne kadar açık renkliyse o kadar üst tabakada yer alır. İngiltere’de ise sınıf sistemi kendini devam ettirme eğilimindedir ve sınıflar arası hareketlilik sınırlıdır.

ABD’nin sınıf yapısı ise İngiltere’den daha az uç bir noktadadır ve hareketlilik daha fazladır. Amerika’da da İngiltere’de olduğu gibi üst, orta ve işçi sınıf bulunmakla birlikte belirli bir sınıfın mensubu olmak bireyin ekonomik başarılarına ve eğitim altyapısına göre belirlenir. Geleneksel yapısı, dinin etkisi ve akrabalık ilişkileri ile Türkiye’de de sınıflar arası hareketliliğin nispeten sınırlı olduğu söylenebilir. Statü anlayışının toplumdan topluma değişmesi durumunun bir örneği de Viktorya döneminden verilebilir. O dönemde statü ve saygınlık kazanmak, gösterişli eşyalara sahip olmakla ölçülüyordu.




Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə