Davraniş BİLİmleri ÜNİte 1 davraniş BİLİmleri ve diĞer sosyal biLİmlerle iLİŞKİSİ



Yüklə 0,51 Mb.
səhifə6/11
tarix17.09.2017
ölçüsü0,51 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11

DAVRANIŞ BİLİMLERİ ÜNİTE 6

ÖĞRENME VE ÖĞRENME KURAMLARI

ÖĞRENME KAVRAMI VE ANLAMI

  • Öğrenme, bir değişim aracı ya da değişimin sonucunda varılan sonuçtur. Daha çok eğitim sürecinde bir keşif, bir aşamadır. İnsanın öğrenmesini tanımlamak zordur; bu zorluğu yenmek için pek çok çalışma yapılmakta ve kuramlar geliştirilmektedir. Öğrenmeye sistemli yaklaşım, öğrenme sürecinin sistemli bir süreç olduğunu varsayar. Öğrenme yeni alışkanlıklar kazanmak için herhangi bir durum karşısında tepkilerin düzenleniş süreci olarak tanımlanabilir.

  • Öğrenme insan özelliklerinin sonradan edinilmiş bütün yanlarını kapsar. İnsanın öğrenmesini tanımlamak zordur; bu zorluğu yenmek için, pek çok çalışma yapılmakta ve kuramlar geliştirilmektedir.

  • Öğrenme bilişsel bir süreçtir; dolayısıyla öğrenme sistemi, bilişsel sistemin bir benzeridir. İnsan öğreneceği davranışı önce anlar, sonra yorumlar, daha sonra da sınar. Sınama sonunda kendi gücüne dönüştürdüğü güçle düşünce üretir. Öğrenme, kurumsal düşüncelerden, uygulama ve tecrübelerden elde edilen bilgilerle insan inançlarını, değerlerini, tutum ve davranışlarını değiştirme sürecidir. Şu halde, öğrenme sonucu bilgi ve tecrübe birikimi olmaktadır.

Yapılandırmacı kurama göre bilginin elde edilmesi için aşağıdaki dört unsurun bulunması gerekir:

  • Birey

  • Öğrenme nesnesi (olgu veya olay),

  • Birey ile nesne arasında etkileşim,

  • Bireyin söz konusu nesneye yüklediği kişisel anlamdır.

  • Öğrenme, kavram olarak değişme kavramını da içerdiğinden, davranıştaki her değişim sürecinde oluşan öğrenmeye, öğrenme süreci adı verilir.

  • Bireyin öğrenme sürecine aktif olarak katılımlarını ve öğrenme etkinliklerinin onların tecrübe ve yaşantılarıyla ilişkilendirilmesini gerektirir. Öğrenmenin oluşabilmesi için bireyin yeni olayları veya olguları zihninde daha önce öğrendikleri ile ilişkilendirmesi gerekir.

  • Crow’a göre öğrenme, değişmeyi içeren bilgi, tutum ve alışkanlıkların kazanılmasıdır. Bireyin kişisel ve toplumsal uyumunu sağlar. Öğrenme, kavram olarak değişme kavramını da içerdiğinden, davranıştaki her değişim sürecinde oluşan öğrenmeye, öğrenme süreci adı verilir. Burton, öğrenmeyi, bireyde, çevresiyle etkileşimi sonucu oluşan, bir gereksinmeyi karşılayan ve onun çevresiyle baş edebilir hale gelmesini sağlayan bir değişim olarak tanımlamaktadır. Haggard’a göre öğrenmeyi, yaşantının sonucunda davranışta meydana gelen değişmedir.

Öğrenme ile ilgili tanım ve açıklamalar, öğrenme eyleminin bazı ortak noktalarının olduğunu göstermektedir. Bunlar;

  • Yaşantı ürünü olması,

  • Kalıcı olması,

  • Davranış değişikliğinin meydana gelmesi,

  • Bir süreci içermesidir.

  • Refleksleri, öğrenme sonucunda ortaya konan davranışlardan ayırmak gerekir.

  • Öğrenme sonucunda kişinin davranışlarında kalıcı etkiler meydana gelir. Bilindiği gibi davranış organizmanın bir etkiye karşı bilişsel süreçler sonucunda ortaya koyduğu tepkidir. Bu davranışlardan bir kısmı öğrenmenin sonucunda ortaya çıkmaz; bilinçdışı olarak meydana gelir.

  • Öğrenme belli bir süreci kapsayan zihinsel bir etkinliktir. Bu süreçte öğrenmeyi etkileyen birçok faktör vardır. Her şeyden önce öğrenmenin olabilmesi için öğrenenin buna hazır olması gerekir. Bir organizmanın, istenilen davranışı göstermesi, daha doğru bir ifadeyle öğrenebilmesi için gerekli biyolojik alt yapıya sahip olması gerekir. Buna kısaca türe özgü hazıroluş denir. Öğrenme sürecini etkileyen diğer bir faktör de olgunlaşma durumudur. Öğrenmenin gerçekleşmesi için öğrenmenin içeriğine uygun bir olgunluk düzeyinde bulunmak gerekir.

  • Öğrenme sürecinde kişi önceki öğrenmelerinden etkilenir. Buna göre her yeni öğrenme öncekinin etkisinde gerçekleşir. Öğrenme sürecinde önceki öğrenmelerin sonrakileri etkilemesi, aktarım (transfer) olarak adlandırılır. Bu aktarımda bir alanda öğrenilmiş bilgi ve beceriler bir başka alandaki bilgi ve becerilerin öğrenilmesini kolaylaştırıyor ise buna olumlu aktarım, öğrenmeyi zorlaştırıyor ise olumsuz aktarım (olumsuz transfer) denir. Buna aynı zamanda ileriye ket vurma denir.

  • Öğrenmeyi etkileyen bir diğer faktör ise zekâdır. İnsanların zekâ düzeyleri yükseldikçe, öğrenme hızları ve yetenekleri artar.

  • Öğrenme süreci aşağıdaki aşamaları kapsar:

  • Anlama aşaması. Öğrenme süreci, öğrencinin kendisine gösterileni algılaması ile başlar. Önce öğrenen hedef davranışı iyi algılamalıdır. Hedef davranış, insanın trafik kurallarına uygun davranan bir yaya olmasıysa, bu hedefin ne olduğunu neye yaradığını, niçin gerektiğini ve benzeri yönlerini anlayabilmelidir.

  • Yorumlama aşaması. Yorumlama aşamasında kişi, gösterilen hedef davranış ile öğretilenlerden algılayabildiklerini irdelemeye çalışır.

  • Öğrenmenin imlerini yakalama. İm (ipucu, cue), öğrenmeyle gelen bir uyaranın, insana ne yapacağını, nasıl yapacağını üstü kapalı olarak gösteren ipucudur. İnsan, öğrenme sürecinde birçok uyaran alır. Bu uyaranlar, yapılacak tepkiyi üstü kapalı olarak imler. İmler, uyaranın parçalarıdır.

  • Yorumlamada kararsızlık. Öğrenme sürecinin yorumlama aşamasında insan, kararsızlığa düşebilir. Kararsızlık, kimi kez insanı zorlayarak öğrenmeden vazgeçirebilir; bazen de yorumlama aşamasını gereğinden fazla uzun sürdürebilir.

  • Öğrenmeyi sınama aşaması. Sınama, insanın sunulan bilgi, beceri ve tutumu öğrenmek için yaptığı gözlenebilir davranışlarıdır. Yorumlama, öğrenme için ne ve nasıl yapılacağıyla ilgili kararların uygulamaya konulmasıdır. Sınamayla insanın öğrenim görevini yorumlaması bitmiş değildir. İnsan, sınama aşamasında öğrendiklerini yorumlayarak yeni kararlar alır.

  • Öğrenme sisteminin çıktısı. İnsan, öğrenme sürecinde anlama, yorumlama ve sınama aşamalarını geçerek, öğrenmenin ürününü (öğrenilen) elde eder. Öğrenmenin ürünü, öğrenen kişinin davranışlardaki değişimle kendini gösterir.

ÖĞRENMENİN ÖZELLİKLERİ VE ŞEKİLLERİ

Öğrenme sürecinde birey elde ettiği yeni bilgilere kendilerine özgü bir anlam yüklemektedir. Dolayısıyla bireyin öğrenmesi, kendisine sunulan bilgilerin ham biçimiyle değil bu bilgileri kendi zihninde yapılandırdığı biçimiyle gerçekleşmektedir. Bu çerçeveden bakıldığında, öğrenmenin doğasına ilişkin olarak, yapısalcı teori, aşağıdaki temel öğrenme ilkelerini ileri sürmektedir:



  • Öğrenme aktif bir eylemdir. Pasif bir bilgi ve deneyim alma süreci değil aktif bir anlam oluşturma sürecidir.

  • Öğrenme kavramsal bir değişmeyi içerir. Bireyin çeşitli kavramlar ile ilgili önceki anlayışını daha geçerli hale getirmek için onu yeniden yapılandırır.

  • Öğrenme özneldir. Öğrenme bireyin öğrendiklerini çeşitli semboller, metaforlar, imgeler, grafikler veya modeller yoluyla içselleştirmesidir.

  • Öğrenme durumsaldır. Çevresel şartlara göre şekillenir; öğrenciler, egzersiz yapmaktan ziyade, gerçek hayat problemlerine benzer nitelikteki problemleri çözmeyi öğrenirler.

  • Öğrenme sosyaldir. Öğrenme, bireyin düşüncesini paylaşmak, bilgi alışverişinde bulunmak ve problemleri iş birliğine dayalı olarak çözümlemek üzere başkalarıyla olan etkileşimleri sayesinde gelişir.

  • Öğrenme duygusaldır. Zihin ve duygu birbiriyle ilişkilidir; dolayısıyla öğrenmenin doğası; bireyin kendi becerileri hakkında sahip olduğu görüşler ve farkındalıklar, öğrenme amaçlarının açıklığı, kişisel beklentiler ve öğrenmeye karşı olan motivasyonundan etkilenir.

  • Öğrenmenin niteliği, öğrenme sürecinde önemlidir. Öğrenme, değişmek demektir; dolayısıyla öğrenme, bireyin kendi yaşantısı sonucunda bilgi, tutum ve davranış değişikliği olarak tanımlanabilir.

Öğrenme şekillerini aşağıdaki gibi açıklayabiliriz:

  • Algılama yoluyla öğrenme. Bireyin dış dünyadaki nesneler hakkında duyu organları yoluyla duyumsadığı mesajların beyinde yorumlanması ve anlam kazandırılmasıdır.

  • Gözlem ve taklit yoluyla öğrenme. Basit olarak bireyin çevresinde gelişen bir olayı veya davranışı gözlemlemesi ve onu olduğu gibi taklit etmesidir.

  • Model alma yoluyla öğrenme. Bu öğrenme, bireyin kendi çevresinde değerli olarak gördüğü bir tutumu veya davranışı örnek almasıdır.


ÖĞRENME KURAMLARI

  • İçinde bulunduğumuz uygarlığı yaratmak, daha önceki insanlardan daha zeki veya yetenekli olduğumuz için değil daha çok şey öğrenmiş olmaktan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle uygar toplumlar eğitim sistemlerini önemli bir ulusal strateji olarak algılar ve eğitim kalitelerini sürekli artırmak için çabalarlar.

  • Her kuram öğrenme olgusunu farklı yönden incelemiştir. Kimi öğrenmeyi sadece davranışsal süreçlerle açıklarken, kimi bilişsel olarak, kimi öğrenmeyi bilgi işlem eylemi olarak görürken, kimi de nörofizyolojik olarak ele almaktadır. Öğrenme olgusunun tüm yönlerini açıklayan bir tek kuram henüz geliştirilmiş değildir.



ÖĞRENME KURAMLARI

Nörofizyolojik Kuram


Duyuşsal Kuramlar


Bilişsel Kuramlar


Davranışçı Kuramlar

autoshape 7 autoshape 8 autoshape 9 autoshape 10 autoshape 11

Davranışçı Kuramlar

  • Davranışçı kuramlardan biri Ivan Pavlov’a ait klasik koşullamadır. Rus fizyologu olan Pavlov fizyolojik araştırmalarının büyük bir kısmını köpeklerin koşullanmaları üzerine yapmıştır. Diğer birçok araştırmanın yapılmasında olduğu gibi Pavlov’un araştırması da rastlantı sonucu ortaya çıkmıştır. Bir gün Pavlov, üzerinde araştırma yaptığı bir köpeğin, boş yemek çanağını görünce, kendisine yemek veriliyormuş gibi salgı ürettiğini gözlemiştir. Olayı daha ayrıntılı olarak incelemek isteyen Pavlov, köpekler üzerinde koşullama deneyi yapmaya karar vermiştir. Klâsik koşullanma söz konusu kararın sonucunda yürütülen bir dizi araştırmayı kapsamaktadır. Bu araştırmalarda doğal uyarıcı ile koşullu uyarıcının beraber verildiği her durumda organizmanın iki uyarıcı arasındaki ilişkiyi öğrendiği görülmüş ve buna kazanma adı verilmiştir.

  • Davranışçı kuramlar, öğrenmenin uyarıcı ile davranış arasında ilişki kurularak geliştiğini ve pekiştirme yoluyla davranışın devam ettiğini belirtir.

  • Gözlenebilir ve ölçülebilir uyaranları ve tepkileri esas alan davranışçı yaklaşımda üç temel öğrenme süreci vardır. Bunlar klâsik koşullanma, edimsel koşullanma ve gözlem yolu ile öğrenmedir.

  • Gözlem Yoluyla Öğrenme veya diğer adıyla Sosyal Öğrenme kuramına göre ise insan davranışları sadece pekiştirmeler yoluyla biçimlendirilmez; aksine öğrenme bilişsel, davranışsal ve çevresel faktörlerin karşılıklı etkileşimleriyle gerçekleşen karmaşık bir süreçtir.


Klâsik koşullama kuramı (Pavlov)

  • Koşullanma, bir canlının yaşamını sürdürecek yiyecek, su gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasını güvenceye alan ışık, ses, koku gibi uyaranları öğrenmesidir. Klâsik koşullanma şu varsayıma dayanır: Eğer insana ihtiyaçlarını karşılayan doğal uyarıcıyla birlikte doğal olmayan bir uyarıcı verilirse, bu uyarıcıya yapılan tepki ile insanın ihtiyacı karşılanırsa ve bu deney birçok kez yenilenirse, doğal uyarıcı verilmeksizin, doğal olmayan uyarıcı verildiğinde insan buna doğal uyarıcıymış gibi tepkide bulunur. Bu deney sonunda insan doğal olmayan uyarıcıya koşullanır ve doğal uyarıcıya gösterdiği tepkiyi yineler. Buna koşullu tepki denir.

  • Koşullanma, bir canlının yaşamını sürdürecek yiyecek, su gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasını güvenceye alan ışık, ses, koku gibi uyaranları öğrenmesidir.

  • Davranışçı öğrenme yaklaşımı Ivan Petrovich Pavlov ve izleyicisi Amerikalı bilim adamı, John B. Watsona’a dayanmaktadır. Bu yaklaşım öğrenmeyi, “bir uyarı alma ve o uyarıya bir reaksiyon-tepki hazırlama” olarak algılamaktadır. Pavlov, uyarıcı-tepki ilişkilendirme deneylerinde refleksif davranışların oluşmasında dış uyarıcıların etkili olabileceğini ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Köpeklerle ilgili deneyinde, köpekleri beslediği zaman, onların salya ürettiğini fark eder. Köpekler yiyeceği görür görmez salya üretmektedirler. Pavlov, daha sonra köpeklere yiyecek verirken zil çaldığında ve bu durumu da birçok kez tekrar ettiğinde, artık köpeklerin yiyecek olmadan da sadece zil sesine (koşullu uyarıcı) bile salya salgıladığını fark eder. Dolayısıyla Pavlov’a göre, köpekler zil sesine şartlanmışlardır. Pavlov’un bu deneyi, davranışçı öğrenmede uyarıcı-tepki ilişkisini doğurmuştur. Klâsik koşullanmacılar, zil ile salya arasındaki bağı “öğrenme” olarak tanımlamaktadır.

  • Zira öğrenme dediğimiz özünde kavramları kavrama, bunlarla yeni düşünceler üretebilmedir. Bu yönüyle öğrenme insana has bir olgudur. Bu çerçevede hayvanların sadece terbiye edilmelerinden bahsedilebilir.

  • Pavlov’un deney düzeneğinde et, kokusu ve tadıyla tüm köpekleri uyaran koşulsuz yani doğal uyarıcıdır. Koşulsuz uyarıcılar, organizmayı doğal olarak uyarabilen ve organizmada tepkiyi otomatik olarak meydana getiren uyarıcıdır. Koşulsuz uyarıcıya karşı gösterilen tepki koşulsuz tepkidir. Koşulsuz tepki göstermek için koşullanmak veya koşullu bir uyarıcının (zil sesi) olması gerekmez.

  • Koşullu uyarıcıya karşı gösterilen tepkiye ise koşullu tepki (zil sesinin salyaya neden olması) denir.

  • Klâsik koşullanma yoluyla öğrenilenler sonradan ortadan kaldırılabilir.

  • Klâsik koşullanmanın daha iyi anlaşılması için modeli açıklayan bazı kavramların bilinmesi gerekir. Bu kavramlardan biri, pekiştirmedir.

  • Klâsik koşullanma kuramının diğer önemli kavramlarından biri sönme ve kendiliğinden geri gelmedir. Koşullanma sürecinde pekiştirilmeyen davranışlar zamanla söner. Nitekim öğrenme bir pekiştirmeyle (zil sesi-et eşleştirmesi) sağlandığı için pekiştirme yapılmazsa süreç tersine işler. Koşullu uyarıcı, uyarıcı olma yeteneğini kaybederek sönme olur ve koşullu tepki ortadan kalkar. Kendiliğinden geri gelme ise sönen bir koşullu tepkinin bellekten tümüyle silinmeden gerek duyulduğu zaman kendiliğinden (otomatik) geri gelmesidir.

  • Olumsuz pekiştirmede, belli bir davranışı, kişiyi üzen rahatsız edici bir durumun ortadan kalkması izlerse, o zaman bu davranışın tekrarlanma olasılığı artar.

  • Koşullu uyarıcılar birbirine çok yakın olsa da organizma aralarındaki ayrımı fark ederek koşullu tepki göstermez. Buna ayırma denir. Koşullu uyarıcı ve koşullu tepki durumunda insanlar genellikle olumlu veya olumsuz durumları, alâkasız alanlara da yansıtırlar. Garcia etkisi denilen bu duruma göre kişi biri hakkında olumlu bir düşünceye sahip ise ondaki tüm tutum ve davranışları olumlu olarak görür.

Edimsel (Operant) koşullama kuramı (Skinner)

  • Edimsel koşullanma, organizmanın belli bir uyarana karşı gösterdiği bir tepkinin pekiştirilerek tekrar gösterilme olasılığının arttırılmasıdır. Skinner, yalnız tepkilerin değil edimlerin de şartlanabileceğini ileri sürmüştür. Tepkiler belirli uyarıcılara gösterilir. Edimler ise çevresel uyarıcılardan bağımsız, içten gelen ve kendiliğinden yapılan hareketlerdir.

  • Operant şartlanmada olumlu sonuç veren bir edimin tekrarlanma olasılığını artırmak mümkündür. Bunun için edimin ödüllendirilmesi gerekir. Bu olumlu veya olumsuz pekiştirmelerle olabilir. Olumlu pekiştirmede, belli bir davranış kendiliğinden meydana geldiğinde bunu ileride davranışın tekrarlanma olasılığını artıran kıvanç verici bir olay izler. Buna ödül veya teknik terimle “olumlu pekiştireç” denir.

  • Edimsel koşullanmanın temelinde yatan düşünce; pekiştirilen davranışlar devam ettirilirken, pekiştirilmeyen davranışların zamanla sönmesidir. Edimsel koşullanma kuramının; tepkisel davranış, edimsel davranış, tepkisel koşullanma ve edimsel koşullanma olmak üzere dört temel kavramı vardır.

Kuramda tepkisel davranış, bir uyarıcı tarafından oluşturulan davranışlardır ve tüm refleksleri kapsar.

Edimsel davranış bir davranış sonuçları tarafından kontrol edilir. Davranıştan sonra kişi haz veya ödül duygusu yaşarsa davranış tekrar eder, aksi halde davranıştan sonra organizma acı veya elem duygusu yaşarsa, davranış tekrar etmez.

Tepkisel koşullama, Pavlov’un klâsik koşullaması ile (koşullu uyarıcının koşullu tepkiye neden olacağı) aynı anlamdadır.

Edimsel koşullama, iki bakımdan incelenebilir. Bunlardan ilki, uyarıcı bir pekiştirici tarafından desteklenirse tepkiler de tekrarlanır. İkincisi ise uyarıcıları destekleyen her pekiştirme, edimsel tepkinin meydana gelme sıklığını artırır.

  • Pigmalion etkisi, diğer kişiler hakkında hatalı görüşleri olan kişinin, kendi hatalı görüşlerini doğru biçimde değerlendiremeyeceği anlamına gelir.

  • Edimsel koşullanma kuramında iki temel kavram vardır ve bunlar kuramın anlaşılması bakımından önemlidir. Bunlardan biri kendini gerçekleştiren (doğrulayan) kehanet, diğeri de batıl davranışlardır.


Bitişik (bağlantı) kuramı (Watson - Guthrie)

  • Bağlantı kuramına göre öğrenme, sınama-yanılma süreciyle olur. Bağlantı kuramında insanların uyaran-tepki bağlantılarını seçmesi ve engellerini ayıklaması önemlidir. Bu kurama göre öğrenmede dört etken önemlidir. Bunlar; dürtü, im, tepki ve ödüldür.

  • Watson, öğrenmenin insanın çocukluk, olgunluk ve yaşlılık dönemlerinde çevresindeki uyarıcılara gösterdiği tepkilerin birleşmesi sonucu koşullanma yoluyla ortaya çıktığını belirtmektedir.

  • Dürtü, insanın içinden gelen ve onu uyarana karşı tepkide bulunmaya iten güçtür. Dürtüler çoğunlukla temel güdülere dayanır. Ama uyarana yanıt vermede öğrenilmiş güdüler de etkilidir.

  • İm. Uyarandan gelen ipuçlarıdır. İm, insanın dürtüsünü doyurmak için yapacağı tepkiyi yönlendirmesine, sınırlandırmasına ve tepkinin yapılmasına yardım eder.

      • Tepki. İnsanın dürtüsünü doyurmak için uyarana verdiği yanıttır. Bu yanıtın doğru seçilmesi ve verilmesi gerekir.

      • Ödül. İnsanın dürtüsünün doyurulmasıdır. İnsan dürtüsünü doyurduğunda içine düştüğü dengesiz durumdan kurtularak durulur ve rahatlar.

Bağlaşımcılık (Thorndike)

  • Bilim adamları tutumla davranış arasında korelasyonun zayıf olduğunu belirtirler. Ancak uyarıcılarla davranış arasında tam bir korelâsyon veya bağlaşımcılığın olduğunu ileri süren Thorndike, uyarıcı ve davranışın birbirine nöronal (sinirsel) bir bağla bağlandığını savunur.

  • Thorndike’ a göre öğrenmenin en temel ilkesi deneme-yanılma yoluyla yapılan öğrenmedir. Bu kuram daha sonra seçme ve bağlama yoluyla öğrenme olarak da ifade edilmiştir.

  • Thorndike’a göre öğrenme, her şeyden önce büyük sıçramalarla kazanılmaz; küçük, istikrarlı adımlar sonucunda gerçekleşir. Edimsel koşullanma, öğrenme üzerinde kurulmuş ve davranışı belirleyen bir olgu olmuştur.

Sistematik davranışçı kuram (Hull)

Bir mühendis olan Hull, öğrenmeyi matematiksel bir modelle açıklamaya çalışmıştır. Hull, kuram oluşturma anlayışında, varsayımsal veya mantıksal tümdengelim (dedüksiyon) yöntemlerini benimser. Hull’a göre bir davranış sürecinde dışsal bir uyarıcı, duyu sinirlerinde etkiyi başlatır. Duyu sinirleri üzerindeki etki, uyarıcı ortadan kalktıktan sonra da birkaç saniye sürer. Hull, bu etkiyi uyarıcı izi olarak adlandırmaktadır. Davranışçıların geleneksel Uyarıcı - Tepki formülü, Hull’ın modelinde Uyarıcı - Uyarıcı kalıntısı - Tepki şeklinde formüle edilir. Hull’un üzerinde durduğu temel kavramlardan biri de duyusal uyarıcıların etkileşimidir.



Bilişsel Kuramlar

  • İnsan pek çok davranışı koşullanarak öğrenir; ancak insan karmaşık davranışlarını bilişsel gücü ile kazanır. Bilişsel kurama göre öğrenme süreci bir içgörüdür. Doğrudan gözlenemez. Öğrenmenin sonunda insanın davranışlarında oluşan değişme gözlenerek, öğrenmenin olup olmadığına ilişkin bir kanıya ulaşılır.

  • Bilişsel öğrenme, öğrenme olgusunu aşağıdaki gibi açıklamaktadır:

Yer öğrenme. Bireyin çevreyle ilgili mekânsal harita, ya da bilişsel harita oluşturmasıdır.

Taklit ve örnek alma. Bireyin başka birini taklit etme ya da davranışlarını örnek almasıdır.

Kavrama yoluyla öğrenme. Tipik bir kavrama deneyinde bir problem sorulur. Görünürde hiçbir ilerleme olmadan bir süre geçer, sonra çözüm birdenbire gelir.

Bilişsel kuramcılar, öğrenme sürecinde U-T (uyarıcı-tepki) teorilerini kabul etmemektedirler. Bunlardan birisi olan Edward C. Tolman, öğrenmenin deneme-yanılma deneyimleri ile değil sistemli ve amaçlı olduğuna yönelik araştırmalar yapmıştır.

Bilişsel kuramlar; Tolman’ın geliştirdiği İşaretsel Öğrenme Kuramı, Wertheimer, Köhler ve Koffka’nın geliştirdiği Gestalt Kuramı, Bandura’nın geliştirdiği Sosyal Bilişsel Öğrenme Kuramı’ndan oluşmaktadır. Hayvanlar üzerinde yapılan deney sonuçlarını insanlara genelleyen davranışçı kuramcıların aksine, bilişsel kuramcılar, merkeze insanı koyarlar ve bazı zihinsel süreçlerin sadece insana özgü olabileceğini ileri sürerler.

İşaretsel öğrenme kuramı (Tolman)

Bilişsel kuramlar, temelde davranışçı kuramlardan ayrıldığı için bilişsel kuram teorisyenleri davranışçılar gibi davranışları bölerek veya parçalayarak değil bir bütün olarak değerlendirir. Davranışçıların uyarıcı-tepki tarzındaki davranış formülü, bilişsel kuramcıların elinde uyarıcı-organizma-tepki şekline dönüşür. Tolman’a göre davranışçıların davranışı küçük birimlere bölerek değerlendirmeleri, bütünü gözden kaçırma anlamına gelir.

Organizma bilişsel haritalarını kullanarak kendini amaca ulaştıran yolu seçer; bu durum en az çaba ilkesi olarak adlandırılır.

Tolman’ın geliştirdiği bilişsel öğrenme kuramında öğrenme her zaman bilinçli ve iradî bir eylem olarak görülmez. Yapılan araştırmalar, örtük öğrenmenin zihinsel imge veya bilişsel harita olarak depolandığını ve bunların da öğrenme olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Organizma bilmediği bir durumla karşılaştığı zaman bu imge veya haritaları kullanır. Örneğin, kişi belli güdü durumlarıyla belli nesneleri ilişkilendiriyorsa buna kateksis öğrenme denir.



Gestalt kuramı (Wertheimer, Köhler, Koffka)

“Gestalt” kelimesi Almanca “hep, bütün” anlamına gelmektedir. Gestalt psikolojisi sadece öğrenme üzerinde odaklanmış bir psikoloji değildir. Gestalt kuramcıları aynı zamanda algılama üzerinde de durmuşlardır. Kuramın temelini oluşturan düşünce; bir organizma, kendini oluşturan parçaların örgütlenmiş bir bütünüdür anlayışıdır. Organizmayı parçalayarak, onu fiziksel ve kimyasal elementlere indirgeyerek anlamak mümkün değildir. Çünkü her bütün kendisini oluşturan parçaların toplamından daha fazladır ve farklıdır.

Gestalt kuramının temelini oluşturan düşünce; bir organizma, kendini oluşturan parçaların örgütlenmiş bir bütünüdür anlayışıdır. Çevresel uyaranların yaşantılarla deneyimlenmesi insan beyninde bir etki bırakır. Beyinde meydana gelen söz konusu etkinliği Koffka bellek süreci olarak adlandırmaktadır. Ancak Koffka’ya göre bu etkinlik bir kez yaşanıp biten bir şey değildir. Bunun beyinde izi (hatırası) kalır. Bu ize Koffka bellek izi demektedir. Gestalt psikologlarından Köhler, içgörüsel öğrenme ve problem çözme yaklaşımını geliştirmiştir.

İç görüsel öğrenmenin ve problem çözmenin ilkeleri şu şekilde belirlenmiştir:


  • Problem çözme sürecinde ön çözümden çözüme geçiş, anî ve kesin bir şekilde gerçekleşir.

  • İçgörü yoluyla edinilen deneyim, genellikle net ve hatasızdır.

  • İçgörü yoluyla problem çözümü, uzun süre hatırlanır ve diğer problemlerin çözümüne uyarlanabilir.

  • Daha zeki olanlar diğerlerine

  • Köhler içgörüsel öğrenme ve problem çözme yaklaşımı üzerinde dururken, Wertheimer iki farklı problem çözümünden bahseder.

İlk kez Rus psikolog Bluma Zeigarnik’in ifade ettiği bu etki, bitmemiş işlerin ve ilişkilerin daha kolay, daha sık hatırlandığı üzerinde durur. Yarım kalan aşkların unutulmadığını, yarım kalan tatillerin daha fazla zevk verdiğini ve unutulmadığını açıklar. Kurama göre tamamlanmayan önemsiz şeyler, tamamlanan önemli şeylerden daha fazla hatırlanır. Araştırmalar bireyin tamamlanmamış işleri, tamamlanmış işlerden daha kolay hatırladıklarını göstermiştir. Bunun nedeni dürtünün davranışla tamamlanmamasından dolayı doyuma ulaşılamamış olmasıdır.





Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə