Dost d jean-François Lyotard



Yüklə 1,8 Mb.
Pdf görüntüsü
səhifə27/40
tarix17.11.2018
ölçüsü1,8 Mb.
#80921
1   ...   23   24   25   26   27   28   29   30   ...   40

maktır.  İnsan bilimlerinde  gerçek  anlamıyla  açıklama,  an- 
latmaktır,  anlamayı  sağlamaktır.
Nesnelcilik,  bireysel  ya  da  kollektif davranışın  sadece 
“dıştan”  bir  kavranışınm  mümkün,  hatta  istenen  bir  şey 
olduğunu kabul ediyormuş gibi yapar.  Gözlenen davranışa 
giydirdiğimiz  “kendiliğinden”  yorumlardan  sakınmamızın 
yerinde olacağını vurgular. Gerçekten de, baloda ya da oyun­
da,  dendiği  gibi  köşesine  çekilmiş  gördüğümüz  genç  kızın 
halinden  dolaysızca  edindiğimiz  “anlayışın”  doğruluk  ga­
rantisi  olmadığı  açıktır.  Bu  tür  “apaçık”  ve  kendiliğinden 
anlamalar  gerçekte  kendi  bireysel  tarihimizin  ve  kültürü­
müzün  tarihinin bıraktığı karmaşık çökeltilerden ileri gelir; 
başka  deyişle,  o  zaman  gözlemcinin  “anlayışını”  anlamak 
için,  onun  psikolojisini  ya  da  sosyolojisini  yapmak  gerekir. 
Ama bu aynı anda her türlü anlamayı tasfiye etmek ve Durk- 
heim’in taleplerine uygun tutum almak için bir neden değil­
dir, zira bunlar problemi çözmez, siler. Her türlü sosyal veya 
psikolojik bilimi yıkmak demek olan basit öznelcilikle, yasalan 
sonunda  amaçlanna  ulaşamayan  katı  nesnelcilik  arasında, 
açıklayıcı verilerin,  altlarındaki  anlam birliğini ifadeye  çalı­
şacak bir yeniden ele alınışı için yer vardır. Freud da bunu anla­
mıştı. Anlam nüvesine bir anda ulaşılamaz, ve fenomenolog- 
lar  nesnelcilikle  mutabık  olarak  içebakışı  eleştirdikleri  za­
man tam da bunun altını çiziyorlardı. Fakat, örneğin J. Mon- 
nerot,  fenomenoloji  yaptığını  söyleyerek,  “anlamanın,  bir 
fenomenin  varlığının  dolayımsız  apaçıklığı,  açıklamanın- 
sa  aynı  şeyin  başka  fenomenlerin  farazi varlığıyla  sonradan 
temellendirilmesi olduğunu” yazdığında  (Les faits  sociaux ne 
sont pas  des choses,
  s.  43),  besbelli  karşılaştınlması mümkün 
olmayan iki tutumu karşılaştırmaktadır, çünkü anlamanın,


kasabın et parçasını terazinin kefesine atma jestindeki anla­
mın apaçık ve dolaysızca kavranması olduğu ölçüde, sosyolo­
jiye pek yaran dokunmaz; hatta belki zaran dokunur, bir rüya­
nın açık anlamının,  altta yatan anlamını -psikanalizci için- 
tercüme  ettiği  kadar  da  gizlemesi  gibi..  Anlamaya  yönelik 
bir sosyoloji bu tür anlamayı kullanamaz, ve Monnerot’nun 
bütün  kitabı  “anlamak”  sözcüğü  üstüne  geniş  bir  ters-an- 
lama olayıdır: bu, “anlama yönelimli sosyoloji” denen şeyin 
ne  olduğunu  netleştirmek  söz  konusu  olduğunda,  açıkça 
görülür.  Durkheim’a  ver  yansın  (bunda  biraz  safdillik  de 
yok  değil),  tamam  da,  yerine  ne  koyuyorsun?  Daha  önce, 
bir  tür öznelciliğin, fenomenolojinin çocukluk hastalığı ol­
duğunu gözlemlemek fırsatı bulmuştuk. Herhalde bu hasta­
lığın  da yapılacak  bir  sosyolojisi vardır.
3. 
Kökensel  sosyal:  anlamanın temeli. 
-  Buyöntem- 
bilimsel  dolambaç  bizi,  en  azından  fenomenolojinin  koy­
duğu  şekliyle,  asıl  sosyolojik problemin göbeğine  getiriyor. 
Bu,  bir yöntem problemi  olmadan  önce  bir ontoloji prob­
lemidir:  ancak  sos^ai’in  uygun  bir  eydetik  tanımı  verimli 
bir  deneysel  yaklaşıma  imkân  verebilir.  Daha  önce  başka 
vesilelerle  not ettiğimiz gibi,  bu a priori olarak sosyal’in bir 
“kuramını” kurmanın, ve bilimsel verileri eydetikle  uyuşan 
sonuçlarının  ifadesine  dek  zorlamanın  iyi  olduğu  anlamı­
na gelmez. Gerçekte, zaruri olan bu eydetik bizzat olguların 
araştırılması  sırasında,  hatta  bunun  ardından  kurulmalı­
dır. Bu bir eleştiridir, ama, Husserl’in dediği gibi, her eleştiri 
daha başta öbür yüzünü, yani pozitifliğini,  de açığa vurur.
İmdi,  her  türlü  antropolojik  bilgi  için  temel  önemde 
olan ve hemen yukarda sözünü ettiğimiz anlama (comprehen-


sion),
  benim öteki’yle  olan temel  ilişkimi ifade  eder.  Başka 
deyişle,  her  antropolog  incelediği  şeyin  bir  anlamı  oldu­
ğunu önüne koyar.  Bu anlam örneğin bir yararlılık işlevine 
indirgenemez,  ancak  incelenen  insan  veya  insanlarla  iliş- 
kilendirilirse  doğru  olarak  tamlanabilir;  demek  ki  her  in­
san  biliminde,  insanın  insan  tarafından  anlaşılabilir  oldu­
ğu “postülası” zımnen vardır; bu yüzden gözlemciyle gözle­
nen  ilişkisi  insan  bilimlerinde  bir  insandan-insana,  ben- 
den-sana,  ilişki olayıdır.  Dolayısıyla,  her  antropoloji,  özel­
likle de sosyoloji,  [yapısında]  -bu deyimle öznelerin birbir­
lerine  verildiği  ilişki  kastedilmek  istenirse-  kökensel  bir 
sosyallik
 barındırır. Bu kökensel sosyallik,  tüm antropolojik 
bilginin  zemini olduğu  ölçüde,  bir  açıklamayı  gerekli  kılar 
ki,  bunun sonuçlan sonra, bizzat sosyal bilimi aydınlatmak 
üzere,  tekrar  ele  alınabilir.  “Sosyal,  onu  bildiğimiz  ya  da 
yargıladığımız anda oradadır...  Bilincine varılmadan önce, 
sessizce  ve  bir  talep-ediş  olarak  mevcuttur”  (Phen.  Pere., 
415). Daha önce Husserl konusunda kabaca çizdiğimiz öteki 
probleminin kuramsal geliştirimini hatırlayalım:  Nasıl olu­
yor  da  ötekini  bir  nesne  olarak  değil,  bir  alter  ego  [“öbür 
ben”] olarak algılıyorum? Klasik analojik usyürütme kuramı, 
Husserl’in öğrencisi Scheler’in Sempatinin özü ve biçimi’nde 
gösterdiği gibi, açıklamak durumunda olduğu şeyi varsayar. 
Zira benim için aynı davranışlara tekabül eden yaşanmışlık­
ların, öteki’nin davranışlarına yansıtılması, bir yandan öte- 
ki’nin  ego  olarak  -yani  kendisi  için  yaşanmışlıklar  edin­
meye  yetenekli  özne  olarak-  kavranmasını,  öbür  yandan 
benim de kendimi “dışardan” görülür olarak -yani bir alter 
ego
 için öteki olarak- kavramaklığımı içerir, çünkü gözlem­
lediğim  öteki’ninkileri  özdeşlediğim  bu  “davranışları”  ben



Yüklə 1,8 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   23   24   25   26   27   28   29   30   ...   40




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə