Dost d jean-François Lyotard



Yüklə 1,8 Mb.
Pdf görüntüsü
səhifə40/40
tarix17.11.2018
ölçüsü1,8 Mb.
#80921
1   ...   32   33   34   35   36   37   38   39   40

dıklarım  da,  faşizmin  çağımızın  bir  tehlikesi  olduğunu  da 
açıklayamaz.  Dolayısıyla,  tarihi anlamak istiyorsak  (ki filo­
zof için bundan  daha  “hakiki”  bir  görev yoktur),  her ikisi 
de  tümel  olan  bir  özgürlükle  bir  zorunluluktan  oluşan  bu 
çifte  açmazdan  çıkmak  lâzımdır.  “Direnişçilerin  yüceliği 
gibi işbirlikçilerin alçaklığı da hem tarihin zorunsuzluğunu 
-bu olmazsa politikada suçlular da olmaz- hem de  tarihin 
rasyonelliğini -bu olmazsa ortada sadece deliler var demek­
tir- varsayar”  (Humanisme et terreur, 44). “Tarihe anlamını 
biz veriyoruz,  ama o da bunu bize  önermiyor  değil”  (Pheri, 
pere.
  513).  Bu,  tarihin biricik,  zorunlu ve dolayısıyla ölüm­
cül,  insanların -H egel’in  tarih felsefesinde  son  kertede  ol­
dukları gibi- aldanıp oyuncağı oldukları bir tek anlamı değil, 
sadece  anlamı  var  demektir;  bu  kollektif  anlam,  tarihsel 
öznellikler  tarafından  birlikte  varoluşları  içinde  tasarlan­
an ve bir benimseme  eylemiyle  yeniden kavranması da bu 
öznelliklere  ait  olan  anlamların  bileşkesidir;  [bu  yeniden 
kavranış]  bu  anlamın  ve  tarihin  nesnelleştirilmesine  ve 
yabancılaşmasına  son  verir,  kendiliğinden  bu  anlamın  bir 
“modifikasyonunu”  oluşturur,  ve  tarihin  bir  dönüşümünü 
haber verir.  Bir yanda bir nesnel,  öbür yanda doğasıyla on­
dan  farklı  ve  en  iyi yorumla  ona  uymağa  çalışan  bir öznel 
yoktur:  böylece,  tarihin eksiksiz  (tümel)  olarak anlaşılması 
diye  bir  şey  asla  yoktur,  zira  anlama  olabildiğince  “aslına 
uygun”  olduğunda bile,  [bu  özelliğiyle]  tarihi yeni bir yola 
sevkeder ve ona bir gelecek açar. Tarih ne nesnelcilikle, ne 
idealizmle,  ne  de  ikisinin  sorunlu  bir  birliğiyle  değil,  her 
ikisinin  de  derinleştirilmesiyle  kavranabilir;  [bu  derinleş­
tirme]  bizi tarihsel öznelerin kendi “dünyaları” içinde varo- 
luşlanna  getirir,  ve  buradan  bakılınca  nesnellikle  idealizm,


öznelerin kendilerini tarih içinde  anlamaları açısından her 
ikisi de  elverişsiz,  iki olabilirlik  olarak görünürler.  Aslında 
bu varoluşsal anlama da duruma tam uygun değildir, çünkü 
insanlar  için daima bir gelecek vardır ve  insanlar gelecek­
lerini,  kendilerini  üreterek  üretirler.  Tarih,  hiçbir  zaman 
tamamlanmamış yani “beşeri”  olduğu  için,  atfedilebilir  bir 
nesne  değildir;  ama,  yine  beşeri  olduğu  için,  anlamsız 
değildir.  Böylece,  Husserl’in  bir  “radikal  başlangıç”  soru­
nuyla işini asla bitirmemiş bir felsefeye ilişkin savı, yeni bir 
yoldan  haklılık  kazanmış  olur.9
9) 
Bunu Les avmtures de la dialectujue’te de (Gallimard, 1955) görürüz: 
“Yüz yıl önce, otuz sekiz yıl önce olduğu gibi bugün de  hâlâ doğrudur ki, 
kimse  özne  değildir,  tek  başına  özgür  değildir,  özgürlükler  birbirleriyle 
çelişir  ve  birbirlerini  gerektirirler,  tarih  onların  tartışmasının  tarihidir, 
bu  tartışma kurumlar ve  uygarlıklar çerçevesinde, büyük tarihsel eylem­
lerin  dümen suyunda yer  alır  ve  göze  görünür;  bu  eylemleri anlamanın, 
kesin ve sonul bir hiyerarşiye göre bir sisteme ve hakiki, homojen, sonul bir 
toplum  perspektifine  değilse  bile  tek  bir  yaşamın  -h e r  biri  bir  deneyim 
olan ve  sonrakilere  geçebilen- çeşitli evreleri olarak  [bir yere]  yerleştir­
menin yolu vardır.. . ” (276). Ama bu kez marksizm, sosyalizmin olabilirliği, 
sınıfsız  toplum,  iktidara  gelen  proletarya  tarafından  proletrayanın  sınıf 
olarak ortadan kaldırılması ve devletin sonu olan temel savında saldırıya 
uğruyor:  “Sorun  şu:  Devrim,  hükümetin  bir  uç  (limit)  hali  mi,  yoksa 
hükümetin  sonu  mu?”  Buna  Merleau-Ponty  şöyle  yanıt veriyor:  “ikinci 
anlamda tasarlanıyor, ama birinci anlamda uygulanıyor...  Devrimler ha­
reket olarak doğru, rejim olarak yanlıştırlar” (290 ve 279). Burada kitabın 
eleştirel incelemesini yapamıyoruz; sadece fenomenolojik savların marksist 
tarih görüşüyle mutlak bağdaşmazlığını ifade ettiğini belirtelim. Özellikle 
Merleau-Ponty’nin,  sosyalizmin  fiilen  gerçekleşme  imkânını  reddetmesi 
şaşılacak  şey  değildir,  tabiî  fenomenologların  üretim  ilişkilerinin  ve  de­
ğişimlerinin  nesnelliğine  her  türlü  referansı  reddederek,  tarihi  ve  sınıf 
mücadelesini belli belirsiz biçimde sadece bilinçlerin oluşu ve çelişkisi olarak 
ele  alacaklanna  dikkat  edilmişse...


SONSÖZ
I.  -   Fenomenoloji  için,  fenomenolojinin  tarihsel  an­
lamı  üstüne  tartışma  sonsuza  dek  sürebilir,  çünkü  bu  an­
lam bir defada ve kesin olarak  atfedilebilir bir şey değildir. 
Fenomenoloji,  çift-anlamlı bir  tarih koyarak,  tarihin içine 
kendi  çift-anlamlılığını  koymuş  olur.  Marksizm  ise,  tersi­
ne,  tarihin bu  sözde  çift-anlamlılığınm  aslında  fenomeno- 
lojinin  çift-anlamlığım  dile  getirdiğini  gösterir.  Devrimci 
proletaryanın  materyalizminin  olduğu  kadar  barbarlaşmış 
emperyalizmin idealizminin saflarına geçmeye  de yetenek­
siz olan fenomenoloji,  bir üçüncü yol açmak ister ve,  öznel 
planda kimi düşünürlerinin dürüstlüğünden kuşkulanmaya 
neden  olmasa  bile,  nesnel  olarak  kendi  burjuvazilerinin 
oyununu oynar. Sağ kanadının faşizme yönelmesi ve “solu­
nun” da gülünç biçimde kendi kendini yalanlaması bir ras- 
lantı  değildir.  Husserl  tarafından  Krisis’te  alelacele  çırpış­
tırılan  tarih  felsefesi  ciddiye  alınamaz.
II.  -   Fakat  [bu  felsefe]  fenomenolojinin  bir  “hakikati­
ni”  açığa  çıkarmaya  yarayabilir,  zira  fenomenolojik  sav­
lardaki  bu  çift-anlamlılığın  nesnelcilik-öznelcilik  alterna­
tifinden  taşma  niyetini  dile  getirdiği  muhakkaktır;  bu  ni­
yet Husserl’de sırasıyla ö?; (essenceeidos) , aşkınsa! ego ve Leben


(yaşam)  kavramlannde  “gerçekleşmiştir”.  Bu  kavramların 
ortak noktası şudur:  bunlar “nötr”dürler,  yaşamın anlamı­
nın  beslendiği  “toprağı”  (zemini)  sınırlamaya  yararlar.  İn­
san bilimleri boyunca  bunların kendilerini sırasıyla beden, 
Mitsein,  tarihsellik olarak tanımladıklarını gördük. Bu kav­
ramlarla  yapılmak  istenen,  yeni  bir  maliyetle,  sistematik 
düşünce  dahil  her  türlü  düşüncenin  altyapısını  yeniden 
kurmaktı.  İmdi,  sorun,  altyapıların,  “şeylerin  kendisinin” 
kökensel
 olarak,  her türlü  tarihsel  çökeltiden bağımsız ola­
rak,  yakalanabilir  olup  olmadıklarıdır.  Kökensellik  teri­
miyle, yönelişsel hedeflemenin dışında varsayımlık bir “ken- 
dinde-şey”  kastetmiyoruz:  fenomenoloji  fenomenden  yola 
çıkar. Fakat, E. Fink’in pek iyi ifade ettiği gibi, “fenomenin 
fenomenolojisi  bizzat  bir  fenomenal  veri  değildir”.1
Özetle,  “varolanın gözüküşünün bizzat gözüken bir şey 
ol [arak  görün] mediği”  bir  gözlemevine  konuşlanmak  gibi 
fenomenolojik bir karar yok mu  [burada] ?  [Ama]  fenome- 
nolojinin  de  bu  varlıkla  fenomeni  özdeşlemek  kararını  fe- 
nomeneolojik olarak açıklamaya kabiliyetsiz olduğu ortaya 
çıkıyor.  Demek ki  önce  “fenomenoloji yapma hakkına  te­
mel  bulmak”  gerekiyor.2  Fakat  bu  hakkı  temellendirmek 
geleneksel spekülatif düşünceye, felsefi sistematizasyona geri 
dönmektir.  Yönelişsel  analizi  temellendirmek,  ondan  çı­
kıp  sisteme  başvurmaktır.  Fink,  W ahl’den  de  ileri  gidiyor 
ve bu başvurunun istese de istemese de Husserl’in düşünce­
sinde  zımnen  var  olduğunu  gösteriyor:  “şeyin  kendisi”nin 
fenomen olarak yorumlanması, radikal bir yeniden başlama
1)  Eanalyse  intentionnelle  et  le  probleme  de  la pensee  speculative, 
Problemes actuels de la phenomenologie
 içinde, Desclee,  1952, s. 71.
2)  Wahl, Conclusions, a.g.y.


postülası, kavramın “sonralığı” savı, “yönteme” inanç, “ku- 
rulma”nın  (constitution)  ne  olduğunun  belirlenmemişliği, 
her şeyden önce kendisi bir analitik süreç olan Leben kavra­
mının müphem niteliği, ve daha açık olarak “kökensel mod- 
ların” önceliğinin vurgulanması, bütün bunlar modem fel­
sefeden, ve özellikle Descartes’ın cogito devriminden miras 
alınmış  spekülatif öğeleri saklıyor.  Fenomenolojiyi açık bi­
çimde bu mirasın içine yerleştiren Krisis  bir itiraf teşkil edi­
yordu, ve yönelişsel analizden koparak spekülatif bir tarih sis­
temi
 (bayağı kötü bir sistem) ortaya atmasına şaşılmamalıdır.
III. 
-  Hatırlanacağı gibi,  daha önce  Husserl’in orijinal­
lik  iddiasını Hegel’e yanıtlatmıştık;  Fink’in eleştirisi de bu 
yanıtı  akla  getiriyor,  ve  marksist  eleştiri  de  onu  tamamlı­
yor.  Thao’nun  çok  iyi  gördüğü  gibi,  burada  tartışma  ko­
nusu olan, madde problemidir. Hayatın anlamının “toprağı” 
(zemini)  olarak  Leben,  ancak  maddeyle  özdeşlenirse  çift- 
anlamlılığından ve  öznelcilik  tehlikesinden sıyrılabilir.  Fa­
kat bu adım fenomenoloji tarafından anlamamıştır,  çünkü 
ego
 cogito’nun yönelişsel  analizinin terk edilmesi ve  spekü­
latif felsefeye  geçilmesi  anlamına  gelmektedir.  Bu  sezgisel 
yönteme  ve  postülasına  karşı  diyalektik  mantık,  kendini 
reel’in türümü  (emanation)  olarak öne  sürerek,  reel’le  tam 
uyumlu olduğunu öne sürmüş olur. Bu hakikati fenomeno­
loji de,  hakikati hareket,  oluşum,  yeniden başlama  olarak 
tanımladığında, önceden hissetmiştir; fakat burada da ikiz- 
anlamlılıkta takılıp kalmıştır, söz konusu hareketin kendisi 
ikiz-anlamlı  olduğu  için  değil,  ona  maddesel  gerçekliğini 
geri  vermeyi  reddettiği  için..  Anlamın  kaynağını  nesnelle 
öznelin  ara  dünyasında  tutmakla,  nesnelin  (varoluşsalın 
değil)  zaten  özneli  yadsıma  ve  aşma  olarak  içerdiğini,  ve


maddenin  kendisinin anlam olduğunu görmemiştir.  Dola­
yısıyla  fenomenoloji,  bunları  aşmak  bir  yana,  bu  konuda 
Hegelci ve Marxçı filozoflara göre hayli geridedir.  Bu geri­
leme  tarihsel  olarak  açıklanabilir.
IV. 
-  Söze başlarken belirtmiştik ki, yüklem-öncesi  (an- 
tepredicatif
) ,  düşünme-öncesi  (pre-reflexif)  kavramı,  bilime 
karşı olduğu  kadar bilimi  daha  iyi  temellendirmek  için  de 
derinleştirilebilir.  Burası  fenomenolojinin  iki  akımının 
yollarını ayırdıkları yerdir. Bu ikilik insan bilimlerine yakla­
şımda açıkça görülür. İmdi,  açıkça bellidir ki, fenomenolo­
jinin verimliliği,  insanın bilimsel araştırmasına karşı teoloji­
nin ve “maneviyatçı” felsefenin yavan ve gülünç argüman­
larını benimseyenlerin tarafında değildir. Fenomenolojinin 
zenginliği, “pozitif yanı”, insanın kendisini, antropoloji bili­
minin üstüne örtmemezlik edemeyeceği nesnelci şemalann 
altından, yeni baştan kavrama çabasıdır, ve tabiî fenomeno- 
lojiyi bu  temel  üzerinden tartışmak lâzımdır.  Nöro- ve psi- 
ko-patolojik, etnolojik, sosyolojik,  (burada bahsedemediği- 
miz)  dilbilimsel  ve  tarihsel  vb.  verilerin  anlamaya  odaklı 
olarak yeniden ele alınması, ne kaba bir karanlıkçılık, ne de 
kuramsal sağlamlığı olan bir derlemecilik olduğu ölçüde, so­
mut bir felsefenin gereklerini oldukça  iyi karşılar;  Merleau- 
Ponty Marx’ın “felsefeyi ancak gerçekleştirerek ortadan kal­
dırabilirsiniz”  formülünü  benimsiyorsa,3  fenomenoloji ona 
reelleştirilmiş
 bir felsefe, ayrı varoluş olarak ortadan kaldırıl­
mış  bir  felsefe  anlamına  gelir göründüğü  içindir.4
3)  Marxisme et philosophie, Sens et non-sens içinde, s.  267 dev.
4)  Bilindiği  gibi,  Marx,  felsefenin  ortadan  kaldırılmasını  “parçalı” 
düşünürün ortadan kaldırılmasına ve bunu da sınıfsız toplumun kurulma­
sına bağlı  görüyordu.


KAYNAKÇA
HUSSERL -  Genel kaynakçalar, Revue intemationale de philo- 
sophie,
 Ocak 1939; Thevenaz, aşağıda; La philosophie comme 
Science 
rigoureuse,
  PUF,  1955;  Lauer,  aşağıda;  ve özellikle 
Fomi, Fenomenobgia, Milano, 1973.
-   HUSSERLLAN A: C. 1. Cartesianische Meditationen...; 2. Die 
Idee der Phzenomenologie..
.; 3. Ideen zu einer reinen Phseno- 
menologie -
1; 4.  Ideen...  II  (zur Konstitutıon); 5. Ideen.. .-III 
(Wissenschaften);
 6. Die Krisis...;  7. Erste Philosophie  (1923- 
1924)—I (Kritische Ideengeschichte); 8. Erste Philosophie (1923- 
1924)—II (Reduction); 9. PhaznomenologischePsychobgie (1925);
10.ZurPhcenomenobgiedesirmerenZeitbewusstseins
 (1893-1917);
11. 
AnalysenzurpassivenSyruhesis
 (1918-1926); 12.Philosophie 
derArithmetik
 (1890-1901); 13,14,15: ZurPhasnomenologieder 
Intersubjektivitât,
 1 (1905-1920), 2 (1921-1928).3 (1929-1935); 
16. Dingund Raum  (1907);  17. Formale und transzendentale 
Logik;
 18. Logische Untersuchungen-l-, 21. Studien zur Arithmedk 
undGeometrie
 (1886-1901); 22. AufsatzeundRezensionen (1890- 
1910); 23. Phantasie, Büdbewusstsein, Erinnerung (1898-1925); 
25. Philosophie ab strenge Wissenschaft (1911).


II
Bachelard, La hgique de Husserl, PUF,  1957.
Berger, Le cogito dans la philosophie de Husserl, Aubier,  1941 
Derrida, La voix et le phenomene, PUF,  1967.
-Introduction â L ’origine de la geometrie, PUF, 1962.
-Leprobleme delagenese dans laphilosophie de Husserl
 (1953- 
1954), PUF, 1990.
Desanti, Phenomenohgie etpraxis, Editions Sociales, 1963.
ÇEŞİTLİ
Problemes actuels d e h  phenomenohgie
 (Colloque 1951), Desclee, 
1952.
-Phenomenohgie, Existence,
 Colin,  1953.
—Husserl, Etudes phihsophiques - 1 ,1954.
-Husserl et la pensee modeme
 (Colloque 1956), Nijhoff, 1959. 
-Husserl
 (Colloque 1957), Minuit, 1959.
-Edmund Husserl,
 Nijhoff, 1959.
-Edmund Husserl, Revue phihsophique, 4,1959. 
-Merleau-Ponty, TempsModemes, 184-185,1961. 
-Symposium  sobre  la  nociön  husserliana  de  la  Lebenswelt,
 
MexicoCity,  1963.
- L a  phenomenohgie et les sciences de la nature,
 Beauchesne, 
1964.
-Husserl, Revue intem. de la Philosophie, 1965.
-Husserl, Aut, Aut, 1968.
-Phenomenology and the Sodal Sciences,
 Northwestem UP, 1973. 
-Husserl,
 Wissenschaftliche Buchgesellschaft, Darmstadt, 
1973.


-Phenomenologie et hermeneutique,
 CNRS, 1977.
-Husserl,  Scheler, Heidegger,
 K. Alber, Freiburg ve Münih, 
1978.
-Phenomenologie et metaphysique,
 PUF, 1984.
Dufrenne, Phenomenologie de l'experience esthetique, PUF,  1953. 
Finle, D e h  phenomenologie, Minuit, 1974.
Fomi, II soggetto e la storia, Bologna, 1972.
Franck, Chair et corps. Sur la phenomenologie de Husserl, Minuit, 
1981.
Goldstein, La strueture de l’organisme, Gallimard, 1951. 
Heidegger, Qu’est-ce que la metaphysiquel, Gallimard,  1951.
-  Kant et le probleme de la metaphysique, Gallimard, 1953.
-  L ’etre et le temps - 1, Gallimard,  1964.
Kelkel ve Scherer, Husserl, PUF, 1964- 
Lauer, Phenomenologie de Husserl, PUF,  1955.
Lefort,  Les formes  de  l’histoire.  Essais  d’anthropologie  politique, 
Gallimard, 1978.
Levinas, Theorie de l’intuition dans la phenomenologie de Husserl, 
Alcan, 1930.
-  En decouvrant l’existence avec Husserl et Heidegger, Vrin, 
1949.
Lukâcs, Existentialisme ou marxisme, Nagel, 1948.
Marion, Reduction et dorıation. Recherches sur Husserl, Heidegger 
et la phenomenologie,
 PUF,  1989.
Merleau-Ponty, La strueture du comportement, PUF, 1942. 
-Phenomenologie de la perception,
 Gallimard,  1945. 
-Humanisme et terreur,
 Gallimard, 1947.
-S em  et non-sens,
 Nagel, 1948.
-L es aventures de la dialectique,
 Gallimard, 1955.
-Signes,
 Gallimard, 1960.



FENOMENOLOJİ
JEA N -FRA N ÇO IS  LYOTARD
Türkçesi:  İSMET BİRKAN
HUSSERL’İN BAŞAT ÖNEMDEKİ METNİ KR/S/STEN BU YAN A AV­
RUPA  FELSEFİ  DÜŞÜN ÜŞÜN ÜN   MERKEZİ  YÖNELİMLERİNDEN 
BİRİ FENOMENOLOJİ. TARİHSEL O LARAK TANIMLANMASI  İÇİN 
ORTAYA KONAN GİRİŞİMLERİN  SÜREGELDİĞİ FENOMENOLOJİ, 
HEIDEGGER, FINK, MERLEAU-PONTY, LEVINAS GİBİ DÜŞÜNÜR­
LERİN ÖNCÜLÜĞÜNDE ORTAK BİR RUHA AYN A TUTMAYI SÜR­
DÜRÜYOR. NESNEL BİR FENOMENOLOJİ TANIMI OLUŞTURMA­
YA  KATKIDA  BULUNMAYI  AMAÇLAYAN  BU  METİN,  FRAN SIZ 
FELSEFESİNİN  YİRMİNCİ  YÜZYILDAKİ  EN  BÜ YÜ K  ADLARIN­
DAN  LYOTARD’IN  İMZASINI TAŞIYO R VE AKIMIN TÜM  TARİH­
SEL ÖNCÜLLERİ ÜZERİNDEN YOL ALIYOR.
Kültür Kitaplığı:  73;:  Felsefe:  14
I


Yüklə 1,8 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   32   33   34   35   36   37   38   39   40




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə