Varolmanэn Dayanэlmaz Hafifliрi



Yüklə 1,43 Mb.
səhifə13/23
tarix30.12.2017
ölçüsü1,43 Mb.
növüYazı
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   ...   23

Sanatoryumu, Tolstoy Sanatoryumu, Rimski-Korsakov

Sanatoryumu vardı; bir Suvorov Oteli, bir Gorki Sineması,

bir Kafe Puşkin gördüler. Bütün adlar Rus coрrafyasından,

Rus tarihinden alınmıştı.


Tereza birden işgalin ilk günlerini hatırladı. Bütün kent

ve kasabalarda halk sokak tabelalarını alaşaрı etmişti; sokak

tabelalarının hepsi ortadan kaybolmuştu: Ülke bir gecede

adsız kalmıştı. Rus birlikleri yedi gün boyunca nerede olduklarını

bilmeden taşrada dört dönmüşlerdi. Subaylar işgal

etmek üzere gazete bürolarının, televizyon ve radyo istasyonlarının

yerlerini arıyorlar, bulamıyorlardı. Ne zaman adres

sorsalar, cevap ya bir omuz silkmesi oluyor ya da yanlış ad

ve adresler veriliyordu.
Adsız sansızlıрın ülke için ne kadar tehlikeli olduрu ancak

şimdi anlaşılıyordu. Sokaklar ve binalar özgün adlarına

kavuşamayacaklardı artık. Bu adsız sansızlık sonucunda, bir

Çek kaplıcası ansızın hayali, bir minyatür Rusya'ya dönüşüvermiş,

Tereza'nın orada bulmayı umduрu geçmişe de devletçe

el konulmuştu. Burada geceyi geçirmeleri mümkün deрildi, hayır.


:::::::::::::::::
26
Hiç konuşmadan arabayı park ettikleri yere doрru yola koyuldular.

Tereza her şeyin, herkesin nasıl da deрişik kılıklara

bürünerek ortalarda gezindiрini düşünüyordu. Eski bir

Çek kasabası baştan aşaрı Rus adlarına bürünmüştü. Işgalin

resimlerini çeken Çekler bilmeden gizli polise yardım etmişlerdi.

Onu ölmeye gönderen adam kendi yüzünün üzerine

Tomas'ın yüzünün maskesini geçirmişti. Casus, mühendis

rolüne girmiş, mühendis Petrin Tepesi'ndeki adam rolü oynamaya

kalkmıştı. Oturduрu dairede bulduрu kitap onu baştan

çıkarmak üzere oraya konmuş bir işaretti.


O evde elinde tuttuрu kitap aklına gelince ansızın şimşek

gibi bir uzgörü ışıрı çaktı, yanakları alev alev yanmaya başladı.

Olaylar hangi sırayla gelişmişti? Mühendis kahve getireceрini

söylemişti. Tereza kitap raflarına doрru ilerlemiş,

Sofokles'in Oedipus'unu çekip almıştı. Sonra mühendis geri

dönmüştü. Ama kahve falan getirmemişti!


Tekrar tekrar bu odaya dönüp geliyordu: Kahve yapmak

için gittiрinde ne kadar süre için odadan çıkmıştı mühendis?

Kuşkusuz en az bir dakika kalmıştı dışarıda. Belki iki, hatta

üç. O küçük antrede o kadar zaman ne yapmıştı acaba? Yoksa

tuvalete mi gitmişti? Kapının kapanmasını ya da sifonun

çekilmesini hatırına getirmeye çalıştı Tereza. Hayır, su sesi

duymadıрından emindi; yoksa hatırlardı. Kapının kapanmadıрından

da hemen hemen emindi. O küçük antrede ne işler

karıştırmıştı peki adam?
Her şey son derece açıktı. Amaçları onu tuzaрa düşürmekse

mühendisin tanıklıрından çok daha fazlasına gereksinimleri

olacaktı. Karşı çıkılamayacak kanıtlar gerekecekti.

Kuşku uyandıracak kadar uzun süren yokluрu sırasında

mühendis antreye film makinesi yerleştirmiş olabilirdi. Ya

da, daha akla yakını, fotoрraf makineli birini içeriye almış

olabilir, o da perdenin arkasından onların filmini çekmiş

olabilirdi.


Daha bir iki hafta önce, özel yaşam denen şeyin varolmadıрı

bir toplama kampında yaşadıрını anlayamadıрı için Prohazka'yı

alay konusu etmişti. Peki ya kendisi? Anasının evinin

çatısı altından çıkar çıkmaz, olanca safdilliliрiyle özel yaşamının

mutlak sahibi oluverdiрini sanmıştı. Ama hayır, ana

evinin çatısı tüm dünyayı kaplıyordu ve Tereza'yı hiç rahat

bırakmayacaktı. Tereza anasından hiç kaçamayacaktı.
Meydana çıkan kenarları bahçelerle süslü basamaklardan

inerlerken, "Neyin var?" diye sordu Tomas.


Tereza daha cevap vermeye fırsat bulamadan biri yüksek

sesle Tomas'ı selamladı.


:::::::::::::::::
27
Elli yaşlarında kırış kırış yüzlü bir adamdı bu, bir zamanlar

Tomas'ın ameliyat ettiрi, yılda bir kere kaplıcaya tedaviye

yollanan bir toprak işçisi. Adam Tomas'la Tereza'yı bir bardak

şarap içmeye çaрırdı. Köpeklerin umumi yerlere girmesi

yasak olduрu için, Tereza, Karenin'i arabaya geri götürdü,

bu arada erkekler de yakınlardaki kafede masa ayarladılar.

Tereza işini bitirip de yanlarına geldiрinde adam, "Sakin bir

yaşam sürdürüyoruz. Iki yıl önce beni kolektif çiftliрin başkanlıрına

bile seçtiler," dedi.
"Kutlarım," dedi Tomas.
"Siz de bilirsiniz ya. Herkes kente taşınmaya can atıyor.

Kodamanlar yerinde kalmak isteyen birini buldular mı çok

memnun oluyorlar. Işten atamazlar bizi kolay kolay."
"Sizin yerinizde olmak isterdik," dedi Tereza.
"Sıkıntıdan patlardınız bayan. Yapacak hiçbir şey yok

oralarda. Hiçbir şey."


Tereza toprak işçisinin kırış kırış yüzüne baktı. Onu çok

sevecen, iyilik dolu buldu. Kaç zamandır ilk defa birini iyilik

dolu bulmuştu: Bir taşra yaşamı görüntüsü canlandı gözlerinin

önünde; çan kulesiyle, çayırlarıyla, korularıyla bir köy,

sabanın açtıрı karık boyunca hoplaya zıplaya giden bir tavşan,

yeşil şapkalı bir avcı. Hiç köyde yaşamamıştı. Gözünün

önünde canlandırdıрı ne varsa duyduklarından edinmeydi.

Ya da okuduklarından. Ya da bilinçaltı, uzak atalarından

kendisine miras kalanlardan. Ama köy, ninesinin annesinin

aile albümündeki daguerreotype fotoрrafı kadar berrak ve

açık seçik bir biçimde yaşamayı sürdürüyordu Tereza'nın

içinde.
"Hala aрrın sızın var mı?" diye sordu Tomas.


Çiftçi ensesini, omuriliрin beyne baрlandıрı noktayı gösterdi

eliyle. "Burası aрrıyor ara sıra," dedi.


Tomas, yerinden kalkmadan o noktayı ovuşturdu ve eski

hastasını kısa bir muayeneden geçirdi. "Artık ilaç yazma yetkim

yok," dedi işi bittikten sonra, "ama sana bakan doktora

benimle konuştuрunu ve şu ilacı kullanmanı önerdiрimi söyle."

Cüzdanındaki bloknottan bir parça kaрıt kopardı ve büyük

harflerle bir ilaç adı yazdı.


:::::::::::::::::
28
Prag'a dönmek üzere yola çıktılar.
Yol boyunca, Tereza çıplak bedenini mühendisinkiyle

sarmaş dolaş gösteren fotoрrafı düşündü durdu. Kendi kendine,

böyle bir fotoрraf varolsa bile Tomas'ın bundan hiç haberi

olmayacaрını söyleyerek avunmaya çalıştı. Onlar için

tek deрeri vardır böyle bir fotoрrafın, o da şantaj. Tomas'a

gönderildiрi an hiçbir deрeri kalmayacaktı.


Peki, ya polis bir noktada Tereza'nın hiçbir işlerine yaramayacaрına

karar verecek olursa? O zaman fotoрraf ellerinde

sadece bir oyuncak olur, zarfa koyup Tomas'a yollamalarına

hiç kimse engel olamazdı. Hani sırf eрlence olsun diye.

Böyle bir fotoрraf Tomas'ın eline geçerse ne olurdu? Tomas

onu kapı dışarı mı ederdi? Belki etmezdi. Etmezdi herhalde.

Ama aşklarının o kırılgan yapısı unufak olur, çöker giderdi.

Çünkü o yapı bir tek sütuna Tereza'nın sadakatine dayanıyordu,

kaldı ki aşklar da imparatorluklar gibidir; üzerine

dayandırıldıkları düşünceler unufak olduрunda, onlar da

silinir gider.
Üstelik şimdi bir görüntü belirmişti gözlerinin önünde;

saban karıрının içinden hoplaya zıplaya ilerleyen tavşan, yeşil

şapkalı avcı, koruların üzerinde yükselen köy kilisesinin

çan kulesi.


Tomas'a Prag'dan ayrılmaları gerektiрini anlatmak istiyordu.

Kargaları canlı canlı topraрa gömen çocukları, polis

ajanlarını, şemsiyelerle silahlanmış genç kadınları bırakalım

ardımızda! Köye yerleşmeleri gerektiрini söylemek istiyordu

ona. Tek kurtuluşları buydu.
Tereza, Tomas'a döndü. Tomas yerinden kıpırdamadı bile.

Gözlerini önündeki yola dikmişti,. Aralarındaki sessizlik

çitini aşmayı başaramadıрını görünce, konuşma cesaretini

tümüyle kaybetti Tereza. Petrin Tepesi'nden yokuş aşaрı

inerkenki gibi bir duygu kapladı içini. Midesi kasıldı, kusacaрını

sandı. Tomas'dan korkuyordu. Tereza için fazla güçlüydü

Tomas; Tereza fazla güçsüzdü. Ona anlayamadıрı komutlar

veriyordu; Tereza bunları yerine getirmeye çalışıyordu

ama nasıl başaracaрını bilmiyordu.
Petrin Tepesi'ne geri dönmek, tüfekli adamdan gözlerini

baрlamasını ve kestane aрacının gövdesine yaslanmasına

izin vermesini dilemek geldi içinden. Ölmek istiyordu.
:::::::::::::::::
29
Uyandıрında evde yalnız olduрunu gördü.
Dışarı çıktı, kıyıya doрru yürüdü. Vlatava'yı görmek istiyordu.

Irmaрın kıyısında durup, suya uzun uzun, dikkatle

baktı, çünkü suların gözünün önünden akıp gidişini seyretmek

dinlendirici ve onandırıcıydı. Irmak bir çaрdan ötekine

akıp gidiyor, kıyılarında insan hayatları yaşanıyordu. Hemen

ertesi gün unutulmak üzere yaşanıp bitiyor, ama ırmak

akıp gidiyordu.
Korkuluрa dayanarak gözlerini suya dikti. Prag'ın dış

mahallelerindeydi, Vlatava ırmaрı kalenin ve kiliselerin görkemini

çoktan ardında bırakarak kentin ortasından akıp

geçmişti; temsil sonrasında bir aktris gibi yorgun ve düşünceliydi;

şimdi iki yanındaki çamurlu kıyıların arasından,

kendileri fabrikalara ve terk edilmiş oyun alanlarına sınır çizen

duvarlar ve tahta perdelerle sınırlanmış olarak akmaya

devam ediyordu.


Dalmış, suya bakıyordu ki -su burada daha hüzünlü, daha

koyu renkli geliyordu insana- birden ırmaрın ortasında

garip bir nesne ilişti gözüne -evet, bir park sırasıydı bu. Demir

ayaklı tahta bir park sırası, Prag'ın parklarında bunlardan

geçilmezdi. Vlatava ırmaрından aşaрı doрru süzülerek

kentten uzaklaştıklarını anladı. Bir sürü park sırası, çok,

çok, daha bir sürü sıra, suyun ormanlardan taşıyıp getirdiрi

sonbahar yaprakları gibi süzülerek yanından geçen park sıraları

-kırmızı, sarı, mavi.
Tereza döndü, yoldan geçenlere bunun anlamı ne diye

sormak istercesine arkasına baktı. Neden suyun üzerinde süzülerek

uzaklaşıp gidiyor park sıraları? Ama herkes geçip

gitti yanından; umurlarında bile deрildi, ölümlü kentlerinin

orta yerinden çaрlar boyu geçip giden bir ırmak varmış, yokmuş,

aldırış bile etmiyorlardı.


Yeniden aşaрıya, suya baktı. Büyük bir keder kaplamıştı

içini. Gördüрü şeyin bir veda olduрunu anladı.


Park sıralarının çoрu gözden kaybolduktan sonra, geride

kalmış bir iki sıra daha göründü; bir sarı daha, bir tane de

mavi, en sonuncusu.
:::::::::::::::::
V
AРIRLIK VE HAFIFLIK
:::::::::::::::::
1
Tereza, Tomas'ı beklenmedik bir zamanda Prag'da ziyarete

geldiрinde Tomas, Birinci Bölüm'de söylediрim gibi, onunla

hemen o gün, daha doрrusu o saat sevişti, ama ardından Tereza

birdenbire ateşlendi. Tereza yatakta yatar, Tomas onun

başucunda ayakta beklerken Tomas birden önüne geçemediрi

bir duyguya kapıldı; Tereza sazdan sepete konulup, nehir

aşaрı bırakılarak kendisine yollanmış bir çocuktu.
Terk edilmiş çocuk imgesi giderek Tomas'ın çok sevdiрi

bir şey oldu ve Tomas sık sık içinde bu imgenin yeraldıрı eski

efsaneler üzerine düşünmeye başladı. Sofokles'in Oedipus'unun

çevirisine el atarken de aklında bu vardı anlaşılan.


Oedipus hikayesi herkesçe bilinir; çocukken terk edilen

Oedipus, Kral Polybus'a götürülür ve onun tarafından büyütülür.

Delikanlı Oedipus, bir gün bir daр yolunda at süren

bir soyluya rastlar. Aralarında kavga çıkar ve Oedipus soyluyu

öldürür. Sonra Kraliçe Jocasta'nın kocası ve Tebai kentinin

kralı olur. Oysa ki daрlarda öldürdüрü adamın babası,

yataрına girdiрi kadının ise anası olduрundan haberi yoktur.

Bu arada kader, halkına veba hastalıрını musallat eder ve

bu salgın hastalık nedeniyle onlara büyük acılar çektirir. Oedipus

halkının çektiрi acıların nedeninin kendisi olduрunu

anlayınca, gözlerini kör eder ve o kör haliyle Tebai'den çıkar

gider.
:::::::::::::::::


2
Orta Avrupa'daki komünist yönetimlerin sadece mücrimlerin

eseri olduрunu düşünenler temel bir gerçeрi gözardı ediyorlar

demektir; suç üzerine kurulu bu yönetimler mücrimler

deрil, cennete giden tek yolu bulduklarını sanan coşkulu

yandaşlar tarafından kurulmuştur. Bu yolu öylesine yiрitçe

savundular ki bunlar, sürüyle insan öldürmek zorunda kaldılar.

Sonraları ortada cennet filan olmadıрı anlaşıldı, demek

ki coşkulu yandaşlar birer katilden başka bir şey deрildiler.


Derken herkes komünistlere baрırmaya başladı: Ülkemizin

başına gelenlerden (yoksullaşmış, çoraklaşmıştı ülke),

onun özgürlüрünü kaybetmesinden (Rusların eline düşmüştü),

adalet önünde işlenen suçlardan sizler sorumlusunuz!


Suçlananlar cevap verdiler: Bilemedik! Aldatıldık! Bizler

gerçekten inananlardık! Yüreklerimizin derinlerinde bizler

masumuz!
Sonunda tartışma gelip tek soruya dayandı: Gerçekten

bilememişIer miydi, yoksa öyleymiş gibi mi yapıyorlardı yalnızca?


Tomas tartışmayı yakından (on milyon Çekle birlikte) izliyordu;

yaşanan acımasızca olaylardan habersiz olmayan

komünistler vardı mutlaka (devrim sonrası Rusya'sında işlenen

ve hala işlenmekte olan korkunç suçlardan habersiz olamazlardı)

ama o, komünistlerin çoрunluрunun gerçekten

bunlardan habersiz olduрu görüşündeydi.


Ama, diyordu kendi kendine, haberli ya da habersiz olmaları

deрil asıl sorun; asıl sorun, insanın habersiz olduрu

için masum sayılıp sayılamayacaрı. Tahta çıkmış bir budala

sırf budala olduрu için bütün sorumluluklardan arınmış mı

demekti?
Diyelim ki, 1950'li yılların başında masum bir adamın

idamını isteyen Çek savcısı, Rus gizli polisi ve kendi ülkesinin

yönetimi tarafından oyuna getirilmiş olsun. Ama şu anda

hepimiz suçlamaların saçma olduрunu, idam edilen kişinin

masum olduрunu bildiрimize göre, nasıl olur da bu savcı

kalkıp yumruрunu göрsüne vurarak, Benim vicdanım temiz!

Bilmiyordum! Ben inananlardandım! diyerek kalbinin temizliрini

öne sürebilir? Bu "Bilmiyordum! Ben inananlardandım!"

sözlerinin ta kendisi deрil midir onarılması imkansız

suçunun temelinde yatan?


Tomas, Oedipus hikayesini bu baрlamda görüyordu işte:

Oedipus anasının yataрına girdiрini bilmiyordu, ama olup bitenlerin

farkına varınca, kendini suçsuz saymadı. "Bilmeyerek"

neden olduрu felaketleri görmeye dayanamadıрı için

gözlerini kör etti ve o kör haliyle Tebai'den çıktı gitti.
Tomas, komünistlerin kalbimiz temiz diye baрırarak

kendilerini savunduklarını duydukça kendi kendine, Sizin

'bilmemeniz' sonucu bu ülke özgürlüрünü kaybetti, daha da

yüzyıllarca kazanamayacak belki, hala kalkmış kendinizi suçlu

bulmadıрınızı nasıl söyleyebiliyorsunuz? diyordu. Yaptıklarınızı

görmeye nasıl dayanabiliyorsunuz? Nasıl oluyor da dehşete

kapılmıyorsunuz? Görecek gözünüz yok mu? Gözünüz olsaydı,

gözünüzü kör eder, Tebai'den çıkar giderdiniz!


Benzetme o kadar hoşuna gitmişti ki, dostlarıyla sohbet

ederken sık sık buna başvuruyordu; giderek, sözleri çok güzel

ifade edilmiş, şık bir formül haline geldi.
Dönemin bütün entelektüelleri gibi, o da Çek Yazarlar

Sendikası'nın yayımladıрı üç yüz bin tirajlı haftalık bir gazeteyi

okuyordu. Yönetim içerisinde önemli ölçüde özerklik kazanmış

bir gazeteydi bu ve başka gazetelere yasak olan konularla

uрraşıyordu. Sonuçta, komünist yönetimin ilk yıllarının

alnında kara bir leke olarak duran, siyasi davalar sonucu

işlenmiş adli cinayetlerin suçlusunun kimler olduрu sorusunu

ortaya atan da yazarlar gazetesi oldu.


Yazarların gazetesi bile sadece aynı soruyu tekrarlamakla

yetiniyordu: Biliyorlar mıydı, bilmiyorlar mıydı? Tomas bu

soruyu bayat bulduрu için günün birinde oturdu, Oedipus

hakkındaki düşüncelerini yazıp haftalık gazeteye gönderdi.

Bir ay sonra bir cevap aldı; gazete idarehanesine çaрrılıyordu.

Tomas'ı karşılayan editör kısa ama son derece kesin konuştu.

Tomas'a cümlelerden birindeki sözdizimini deрiştirmesini

önerdi sadece. Çok geçmeden yazı gazetede boy gösterdi

sonradan bir önceki sayfada, Okur Mektupları köşesinde.
Tomas yazıya hiç sevinmemişti. Sözdizimini deрiştirmek

üzere gazete idarehanesine kadar çaрırmışlar, ama sonra

ona sormadan metni öyle bir kısaltmışlardı ki, yazı ele aldıрı

ana görüşe indirgenmişti (bu da yazıyı çok şematik ve saldırgan

kılıyordu). Tomas yazısından hoşlanmıyordu artık.
Bütün bunlar 1968 ilkbaharında oluyordu. Aleksander

Dubçek, kendilerini suçlu bulan ve bu suçları konusunda bir

şeyler yapmaya hazır olan komünistlerle birlikte yönetimi

elinde bulunduruyordu. Oysa öteki komünistler, nasıl masum

olduklarını haykırıp duranlar, gözü dönmüş ulusun

kendilerini adalet önüne çıkarmasından korkuyorlardı. Rus

büyükelçisine her gün durumdan yakınıyorlar, patırtı çıkarıp

destek almaya çalışıyorlardı. Tomas'ın mektubu yayımlandıрında

çıрlıklar attılar: Bakın işler ne raddeye geldi!

Kalkmış, bize açık açık gözlerinizi kör edin diyorlar!


Iki ya da üç ay sonra Ruslar, gubernia'larında konuşma

özgürlüрüne izin verilemeyeceрine karar verdiler ve bir gece

ordularıyla Tomas'ın ülkesine girdiler.
:::::::::::::::::
3
Tomas, Zürih'ten Prag'a geri döndüрünde, çalıştıрı hastanedeki

işine bıraktıрı yerden yeniden başladı. Derken bir gün

başhekim onu odasına çaрırdı.
"Sen de benim kadar iyi biliyorsun ki," dedi, "ne yazar,

ne gazeteci ne de vatanın kurtarıcısısın. Sen bir doktor ve bilim

adamısın. Seni kaybetmek beni çok üzer ve seni elimde

tutmak için de her şeyi yaparım. Ama şu Oedipus makalesini

geri alacaksın. Bu çok önemli mi senin için?"
"Aslını isterseniz," dedi Tomas, metnin üçte birini nasıl

katlettiklerini düşünerek, "hiç mi hiç önemli deрil!"


"Kaybedeceрin şeyin ne olduрunu biliyorsun," dedi başhekim.
Biliyordu, hem de çok iyi. Birbirini dengeleyen iki şey

vardı: Onuru (tükürdüрünü yalamayı reddetmekten ileri gitmeyen

onuru) ve yaşamının anlamı dediрi şey (tıp ve araştırma

alanındaki çalışmaları).


Başhekim sözünü sürdürdü: "Geçmişte söylenip yazılmış

şeyleri kamuoyu önünde geri almakta ortaçaрa yakışır bir

yan var. Zaten, söylediрin şeyi 'geri almak' da ne demek? Insan,

bir zamanlar sahip olduрu bir düşüncenin artık geçerli

olmadıрını nasıl kesinlikle öne sürebilir? Modern çaрda bir

düşünce çürütülebilir evet, ama geri alınamaz. Bir düşünceyi

geri almak imkansız olduрuna, sadece dilsel, biçimsel bir büyücülük

olduрuna göre, istediklerini yapmanda bir sakınca

yok bence. Terörle yönetilen bir toplumda, hiçbir ifade ciddiye

alınamaz. Hepsi güdümlü, zorlamadır ve bunları görmezlikten

gelmek her dürüst kişinin görevidir. Son olarak da şunu

söyleyeyim ki, senin burada bizimle kalman hem benim

hem de hastalarının çıkarları açısından gereklidir."
"Eminim haklısınız," dedi Tomas, yüzünde çok sıkıntılı

bir ifade vardı.


"Ama?" Başhekim onun aklından geçenleri kestirmeye

çalışıyordu.


"Korkarım yüzüm kızarır."
"Yüzün mü kızarır? Meslektaşlarına bu kadar çok deрer

verdiрin için mi hakkında ne düşündüklerini önemsiyorsun?"


"Hayır, onları o kadar çok büyütmüyorum gözümde," dedi Tomas.
"Ha, ayrıca," diye ekledi başhekim, "kamuoyu önünde

açıklama yapman gerekmeyecek. Bana bu konuda güvence

verdiler. Bürokrat bunlar. Tek istedikleri dosyalarında yönetime

karşı hiçbir düşmanlıрın olmadıрını bildiren bir kaрıt

bulunması. Biri kalkıp da neden bu adamı hastanede çalıştırıyorsunuz

diye saldırırsa hazırlıklı olacaklar. Söylediрin her

şeyin seninle onlar arasında kalacaрına ilişkin söz verdiler

bana. Tek sözcüрünü bile yayımlamaya niyetleri yok."


"Düşünmek için bir hafta süre verin bana," dedi Tomas

ve mesele orada kapandı.


:::::::::::::::::
4
Tomas hastanedeki en iyi cerrah sayılıyordu. Söylentilere

bakılırsa, emeklilik yaşı yaklaşan başcerrah yakında ondan

kendi yerine geçmesini isteyecekti. Bu söylenti, yetkililerin

ondan özeleştirisini içeren bir yazılı belge istedikleri söylentisine

eklenince, onun bu isteрe evet diyeceрinden kuşku duyan kalmamıştı.
Onu ilk irkilten şey bu oldu, hiçbir zaman insanlara saygınlıрından

kuşku duyma fırsatı vermediрi halde, erdeminden

çok namussuzluрuna oynamaya hazırdı herkes.
Irkiltici bulduрu ikinci şey ona yakıştırdıkları konuma

gösterdikleri tepkilerdi. Bunları iki ana bölümde inceleyebiliriz:


Ilk tür tepki, kendileri (kendileri ya da yakınları) söyledikleri

bir şeyleri geri almış, kamuoyu önünde işgal yönetimi

ile uzlaşmış ya da uzlaşmaya hazır (istemeden elbette; hiç

kimse yapmak istemezdi böyle bir şeyi) kişilerden geliyordu.


Bu kişiler garip bir gülümsemeyle bakmaya başlamışlardı

ona, eskiden hiç görmediрi bir gülümsemeyle; gizli, işbirlikçi

bir onaylamanın koyun koyun sırıtışıydı bu. Kazara bir

kerhanede karşılaşan iki adamın gülümseyişiydi; ikisi de hafifçe

utanmışlardır, ama bu duygularının karşılıklı olduрuna

da seviniyorlardır bir yandan, aralarında kardeşliрe benzer

bir baр kurulur.
Onların gülümsemeleri daha da keyifliydi, çünkü Tomas

yaşamı boyunca bir gün bile tutucu olmamıştı. Bu yüzden,

başcerrahın önerisini kabul ettiрinin varsayılması korkaklıрın

yavaş yavaş ama emin adımlarla genel davranış biçimi

olmaya başladıрının ve yakında kötü gözle görülmekten çıkacaрının

kanıtıydı. Bu insanlarla hiç dostluk etmemişti, başcerrahın

ricasına uyup da yazılı açıklama yaparsa, onu partilere

davet edeceklerini, onlarla dostluk kurmak zorunda kalacaрını

fark etti ve bu işi çok tatsız buldu.
Ikinci tür tepki, kendileri (kendileri ya da yakınları) kovuşturmaya

uрramış, işgal güçleriyle uzlaşmayı reddetmiş

ya da kendilerinden böyle bir şey istenmemiş de olsa (bu işlere

ciddi olarak karışmış olamayacak kadar genç oldukları

için) uzlaşmaya girmeyeceklerinden (yazılı açıklama imzalamaya

yani) son derece emin olan kişilerden geliyordu.


Bu ikincilerden biri, Doktor S., yetenekli genç bir hekim,

bir gün "Ee, ne haber, istediklerini yazdın hazır ettin mi bakalım?"

diye sordu Tomas'a.
"Neden sözediyorsun sen allahaşkına?" diye karşılık verdi Tomas.
"Sözlerini geri aldıрını gösterir belgeden, elbette," dedi

adam. Sesinde kötü niyet yoktu. Hatta gülümsüyordu bile. O

sık gülümsemeler ormanından bir tane daha; kendini beрenmiş

ahlaki üstünIük duygusunun gülümseyişi.


"Söylesene, ne biliyorsun sen o belge hakkında?" dedi Tomas.

"Okudun mu ki?"


"Hayır," dedi S.
"O halde hala ne konuşup duruyorsun?"
Kendini beрenmişliрi, gülümsemeyi gene de elden bırakmayan

S., cevap verdi: "Bak, bu işlerin nasıl olduрunu hepimiz

biliyoruz. Açıklamanı başcerraha ya da bir bakana ya da

böyle birine yazdıрın bir mektuba yediriyorsun, o da sana

bunun kimsenin kulaрına gitmeyeceрine, yazanı zor durumda

bırakmayacaрına ilişkin söz veriyor. Böyle, deрil mi?"


Tomas omuzlarını silkti. S. sözlerine devam etti.
"Ama açıklama dosyalanıp emin bir yere kaldırıldıktan

sonra bile açıklamayı yazan, yazdıрının her an kamu önüne

çıkarılabileceрini biliyor. Işte, o andan sonra da hiç aрzını açmıyor,

en ufak eleştiride, en ufak protestoda bulunmuyor.

Eрer sesini yükseltmeye kalkışırsa, o an açıklama basına veriliyor,




Dostları ilə paylaş:
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   ...   23


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə