Bulten sinir sayisi pdf



Yüklə 182.95 Kb.

səhifə63/93
tarix05.03.2018
ölçüsü182.95 Kb.
1   ...   59   60   61   62   63   64   65   66   ...   93
: Bulten
Bulten -> Anadolu Aydınlanma Vakfı Sosyal ve Kültürel Bülteni • Sayı 53 • Ekim 2014 • Ücretsizdir
Bulten -> Türkiye’deki en etkin siber saldırılar

136
Sınır Özel Sayısı, Yaz 2016
B
u  yazıda  amacım  antropolo-
jik/sosyolojik  bir  yaklaşımla 
insanın sınırlarını ve sınırlılık 
halinin  yabancılaşma  ile  ilişkilerini 
irdelemektir.  Sınırları  aşmak  için  ne 
gerektiği  konusuna  ufak  da  olsa  bir 
ışık tutmaktır.
Tüm  canlı  türleri  arasında,  doğduğu 
haliyle bu doğada var olamayacak tek 
tür insandır. Doğduğu haliyle yaşamı-
nı sürdüremeyecek olması, insanın ilk 
sınırıdır.  Öte  yandan,  diğer  türlerden 
önemli bir farkla doğuyor -son derece 
gelişmiş bir sinir sistemi ile-. Doğdu-
ğu  an,  bu  koşullarda  var  olamayaca-
ğını  fark  eden  yavru,  gelişmiş  sinir 
sistemini kullanarak bir hayatta kalma 
stratejisi  geliştirir.  Bunu  da  kendisini 
büyüten  diğer  insanları  modelleye-
rek  yapar.  O  halde,  insanın  doğuştan 
gelen bu sınırlarına eklenen ikinci sı-
nır, kendisine açık olan, ulaşabileceği 
modellerdir.  Ana  baba  ya  da  başka 
bakıcıların  hayatta  kalma  stratejileri-
nin  sınırları,  yeni  doğanın  da  dünya 
görüşünü (hayat hakkındaki kanısını) 
belirler çünkü İnsan yavrusu, iç ve dış 
dünyayı  algılamak  için  duyusal  filt-
Sınırları 
Algılamak ve 
Aşmak
Dr. Şule N. Aytaç
 Shutterstock.com


Sınır Özel Sayısı, Yaz 2016
137
reler  kullanır.  Bu  filtrelerin  özellikle 
hangisini  ve  hangi  sırada  kullandığı 
aldığı modellerle büyük ölçüde çevre-
lenmiş olur. 
 1
Genel  kabul  olarak  belirtilen,  yedi 
yaşında bir insanın karakterinin belir-
lendiği  fikri  de  bu  olgunun  bir  sonu-
cudur. O yaşa kadar yapılan kayıtlar, 
bir gerçeklik haritası oluşturur ve on-
dan  sonra  iç  ve  dış  dünya  bu  harita-
ya  göre  algılanmaya  başlandığından, 
aslında  yeni  bir  şey  algılamak  müm-
kün olmaz. Karakter dediğimiz şey bu 
gerçeklik haritası tarafından oluşturul-
muştur.  Sonra  gelen  bilgilerin  algıla-
nışı,  temel  yapıya  bir  kozmetik  etki 
yapar ancak.  Bu bağlamda, Türkçede 
‘Bir insan yedisinde ne ise, yetmişinde 
de  odur’  deyişi,  bilimsel  bir  doğruyu 
yansıtır. Başka bir deyişle, insan olma 
koşulunun ikinci sınırı, insanın karak-
teridir.
Bu  sınırları  aşmak, 
 
 2

  ya  da 
  ve  benzeri 
tekniklerle  olasıdır.  Bunun  için  kişi-
nin  sınırlarını  fark  etmesi  ve  aşmak 
istemesi  doğal  olarak  önkoşuldur. 
Bu  farkındalık  sonucunda  arayış  için 
yola koyulma, yolculuğun kendisi ve 
varılan nokta sınırların genişleyip ge-
nişlemediğini, ya da tamamen ortadan 
kalkıp  kalkmadığını  (Bu  mümkünse 
eğer ki bu ayrı bir tartışma konusudur) 
gösterir.
Buraya  kadar  bir  canlı  türü  olarak 
insanın  doğasından  kaynaklanan,  bir 
başka deyişle, Antropolojik sınırlar bir 
ölçüde irdelendi. Üzerinde durulması 
önemli olan ikinci boyut ise sosyolo-
1
 “
.” David Eagleman, 
,  Domingo  Yayınları, 
Çeviren: Zeynep Arık Tozar, 2013, s. 84. Yazar, 
genel  bilgilenme  için  Boğaziçi  Üniversitesi 
Yayınlarından Cosmides ve Tooby, “
”  ve  ayrıntılar  için  Steve  Pinker, 

”, eserlerini salık vermektedir. 
2
 
 
 olarak da bi-
linen 
,  Aristoteles’in 
  adlı  ya-
pıtından alınmış bir sözcük olup; ilgili yapıtta 
trajedinin seyirci üzerindeki etkisini anlatır.
jiktir, çünkü insan bir boşlukta değil, 
diğer  insanlarla  karmaşık  ilişkiler 
ağında var olabilen bir canlıdır.
Doğa,  işlenmemiş  hâliyle,  insan  ihti-
yaçlarını karşılamak için sınırlı oldu-
ğundan,  insan  doğayı  ‘yiyebileceği 
yiyecek,  giyebileceği  giysi  ve  içinde 
yaşayabileceği  bir  barınak  üreterek’ 
dönüştürür 
 3
. Bu dönüştürme faaliyeti 
endüstridir ve diğer tüm faaliyetlerden 
üstündür. Marx’a göre bu faaliyet baş-
ka alanlardaki tüm faaliyetlerden daha 
elzem, müşkül ve zaman alan bir faa-
liyettir.
Endüstri,  insan  ihtiyaçlarını  karşıla-
mak için vardır ama endüstri de yeni 
yaşam  koşulları  yaratarak  yeni  ihti-
yaçların  doğmasına  neden  olur.  Do-
ğayı  yeniden  biçimlendirirken,  yani 
endüstriyel  faaliyette  insan,  yeni  tür 
ve derecelerde tatmin sağlamak üzere 
güçlerini yetkinleştirir.
Emek, ‘hem insanın hem de doğanın 
katıldığı  bir  süreç’  olarak  tanımlanır. 
Bu  etkileşimde  insanın  doğayı  işle-
me biçimi kendi kontrolündedir ve bu 
yolla, doğadan istediklerini elde ede-
cek biçimde onu dönüştürür.
Her  emek  sürecinin  üç  temel  öğesi 
vardır:
1) İnsanın kişisel faaliyeti, yani iş,
2) O işin öznesi,
3) İşin araçları.
İnsan emeğinin ayırt edici özellikleri:
1) İnsan nesneyi 
 zihninde oluş-
turur.
2) Üretim faaliyeti bilinçlidir.
Bu ikinci koşul, insanın yapmakta ol-
duğu işten kendisini ayırabilme yete-
neğini öngörür. Bir başka deyişle, 
Bir  kullanım  değeri  yaratma  süreci 
olarak  emek  (yani  kişinin  iş  görebil-
me  yetisi,  kapasitesi),  nihayetinde, 
insanın  kendisinden  ayrılamayacak, 
3
 Karl Marx
, (1976, 1979), 
Penguin, ss283-306, ve 1844 

(1973) ss-106-119
soyutlanamayacak  bir  özelliğidir.  İn-
san kendi ihtiyaçlarını karşılamak için 
emek  sarf  ettiğinde,  özneye  kendisi 
karar  verip,  araçlara  da  sahip  oldu-
ğunda, sorun yoktur. Ancak bugün de 
hâlâ  geçerli  olan  kapitalist  sistemde, 
emeğin öznesinin kararları, emeği sarf 
edenden başkaları ve araçların sahibi 
de yine başkaları olduğunda sorun do-
ğar: Bu soruna yabancılaşma diyoruz. 
O halde, bu sistemde kişinin sattığı ve 
üretim  araçlarını  ellerinde  bulundu-
ranların  satın  aldığı,  kişinin  belli  bir 
süre içinde iş görebilme yetisidir.  Ve 
üretim araçlarını elinde bulunduranlar 
bu sürede en çok verimi alma ‘sorum-
luluğunu’ taşırlar. Böylece endüstriyel 
faaliyet,  kişinin  kendi  ihtiyaçlarını 
karşılamak  için  bilinçli  olarak  seçti-
ği  bir  faaliyet  yerine,  bir  makinenin 
uzantısı  olarak  harcadığı  bir  çabaya 
dönüşmüştür.  Neyin  neden  ne  kadar 
zamanda ve nasıl üretileceği üzerinde 
hiçbir denetimi olmayan insan böyle-
ce  tüm  üretkenliğinden  soyulmuş  ve 
kendi emeğine ve sonuçlarına yaban-
cılaşmış  olur.  Kendisini,  kendi  faali-
yetinden  ayıracak  bilinci  yitirmiştir. 
İnsan  yaratıcılığına,  üretkenliğine 
bundan daha büyük bir sınır düşünü-
lebilir mi?
Mesele  ‘sınırlanmışlıkla’  kalmaz. 
Üretim sürecinden yabancılaşmış, işin 
bütününe, kendi rolünün ne olduğuna 
vakıf  olmayan  ve  ne  için,  kim  için, 
ne zaman, ne kadar ve ne üretileceği 
üzerinde hiçbir tasarrufu ya da bilgisi 
olmayan  insan,  bu  süreçle  ilgili 
 da devreder.
1979  yılında  İngiltere’de  ‘Emek  Sü-
reci’  üzerine  Sosyoloji  doktoramı 
 4
 
yazarken,  otobüs  şoförleri  greve  git-
mişti.  Konumla  ilgili  olduğu  için  bu 
örneği tezimde de kullandım 
 5
. Greve 
gitmelerinin  nedeni,  otobüsler  tamir 
edildikten sonra resmî olarak kontrol 
edilmelerini istemeleriydi. Bunun ne-
deni ise, tamir edildikleri halde sefere 
4
 “
” – Şule N. Torun (Aytaç), 
DPHİL, 1981, Univ. Of York
5
 Age, s.xvii
Anadolu Aydınlanma Vakfı 
Düşünüyorum Bülteni



Dostları ilə paylaş:
1   ...   59   60   61   62   63   64   65   66   ...   93


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə