Friedrich nietzsche zerdüŞt böyle söYLÜyordu “İnsanüstünü” (Übermensch) nün Felsefesi



Yüklə 424,77 Kb.
səhifə1/13
tarix06.05.2018
ölçüsü424,77 Kb.
#41524
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13


FRİEDRİCH NİETZSCHE

ZERDÜŞT

BÖYLE SÖYLÜYORDU
İnsanüstünü” (Übermensch) nün Felsefesi
Türkçeye çeviren ve tahlil kısmını Yazan

Prof. Agr. Dr. MAHMUT SADİ
İstanbul

1934

Kader Matbaası
Yeniden Hazırlayan

İsmail Hakkı ALTUNTAŞ



“ZERDÜŞT” UN BİR TAHLİLİ

Zerdüşt, “Münzevi”lerden en büyüğünün sesidir. Cemiyetin mevcut nizamını beğenemeyenler, ona yeni bir ülkü vermek isteyenlere tarihin her devrinde tesadüf edilir. Fakat Nietzsche bu mütefekkirlerden tamamen ayrı bir vasıf taşır.

Onun isyanı bir “hayattan kaçma” değil, bir hayata girme, bir bedbinlik değil, koyu nikbinlik (iyimserlik) gösterir. Öteki “Muztarıp” (acı duyan)lar yalnız yıkar, Nietzsche yıktığının yerine yeni bir şey kurar.

Nietzsche “münzevi”lerin en samimisidir. O, göründüğü gibi yaşamış, duyduğu gibi görünmüştür. Devrinde gelseydi onu bir kahraman olarak görecektik. Fakat 19 uncu asırda gelen Nietzsche ıstırap ve ihtiraslarını Üniversite kürsüsünde tatmine uğraştı. Lâkin bu tam bir tatmin olamazdı.

İşte “imkân” ile “Emel” in bu muvazenesizliği Zerdüşt'ü doğurdu. Üniversite kürsüsünde söyleyemediği her şeyi Zerdüşt'ün dili ile söyletti. Böylece Zerdüşt Nietzsche’in iç şahsiyeti oldu.

Zerdüşt; İranlı bir mütefekkirin ismidir. Fakat İran Zerdüşt'ü bu günkü İsevi ahlâkiyata esası olan diğergâm ve liberal fikirleri telkin ediyordu. Nietzsche Zerdüşt’ü bunun aksini yapar. Bütün diğergâm ve liberal temayülleri yıkar ve küçük insaniyetçilik telakki ettiği bu fikirler yerine “kahraman insaniyetçilik” i ikame etmek diler.

“Zerdüşt”ta ilk rast geldiğimiz yeni mefhum “insanüstünü” dir.

Nietzsche'nin “insanüstünü” dinsizleşen hayatın yeni ülküsüdür.

Dinsiz mütefekkirler arasında da en samimisi Nietzsche dir. Birçokları dimağca dinsiz fakat ruhça dindar kaldılar. Dinsiz mütefekkirlerin en büyüklerinden biri plan Schopenhauer'de bile bu ikiliği buluyoruz. Bu filozofun en yüksek insan tipi olarak ileriye sürdüğü “aziz” mefhumu İsa aleyhisselâmın “aziz” lerine ne kadar benzer. Onlar gibi cefakâr, onlar gibi ıstıraba teşnedir. Hâlbuki Nietzsche “bütün tanrılar ölmüştür” dedikten sonra ruhunu Hristiyanlığın bütün izlerinden sıyırmaya muvaffak olmuş ve ölen ilah yerine yepyeni bir ülkü bir mefhum yaratmıştır. Bu, “insanüstünü” dir..

İnsanüstünü” bir mabut, bir aziz, bir melek değildir Bilâkis tamamen toprağa bağlı, bütün tatminini toprakta bulabilen bir insandır.

Bu insanın kafası dahi, bedeni yiğit, seciyesi kahraman ve iradesi çeliktendir.

Nietzsche, cemiyet içinde “insanüstünü” ve birde kitle tanıyor. Kitlenin gayesi ve en yüksek tekâmülü “insanüstünü” nü yetiştirmektir. Kitle kendi kendine bir yön ve bir gaye vermekten acizdir. Böylece cemiyeti hareketsizlikten, gayesizlikten koruyacak biricik unsur “insanüstünü” dir. Nietzsche 'nin bu fikri “İçtimaî darvinizm” e dayanır.

Cemiyet ve medeniyet şartları orta tipi ve kitleyi refaha ulaştırmaya uğraşırken hakikî hayat mücadelesinin ihmali yüzünden üstün tipler gittikçe azalıyor.

Eski Yunan ve Romanın inkırazı bu suretle olmuştur.

Bu milletlerde kültür yaratan “Üstün tip” mahv olmuştur. Yoksa kitle yaşamaktadır. Yunan ve Roma’da görülen bu hadise bu günkü garp milletlerinde de kendisini göstermektedir. Yirminci asrın konforlu medeniyeti sosyalist prensipler üzerinde işlerken iradeyi zaafa uğratmakta ve kültürü yaratan sınıfta veludiyeti (doğumları) azaltmaktadır.

Avrupa milletlerinin hemen hepsinde tespit edilen veludiyet nispetleri şunlardır.


ORTALAMA ÇOCUK SAYISI

Irgat ve uşaklarda 5,2

Amelede 4,1

Kalfalarda 2,9

Memurlarda 2,5

Büyük memurlarda 2

Serbest meslek erbabı 1,9

Üniversite profesörleri 1,5

En yüksek kabiliyetli insanlar 0,5
Hemen her batında büyük kâşifler veren meşhur bir ailede şimdiki halde ortalama çocuk miktarı 2,8 olduğu halde
1 batın evvel 3,7

2 batın 4,8

3 batın 5,9

4 batın 5,9 dır.


Bu veludiyet farkının bir milletin bünyesinde ve terkibinde nasıl bir tesir yaptığını göstermek için yüksek kabiliyette insanları A, orta fertleri B harfile gösterelim. Bu iki sınıf arasında veludiyet farkı olursa başlangıçta müsavi olan A, B nispeti
30 sene sonra ,
60 sene sonra ,
150 sene sonra olur.
Görülüyor ki medeniyet şartları kitledeki velutluğu (doğumu) çoğaltmaktadır.

Kitlenin ıstırapları ile uğraşan Hristiyan ahlâkiyatı Nietzsche ye göre bir “köle ahlâkiyatıdır”.

Nietzsche buna karşı bir “efendi ahlâkiyat”ikame etmek ister. “insanüstünü” nü daha yakından anlayabilmemiz için Nietzsche nin “son insan” mefhumunu bilmemiz lâzımdır. “Son insan” “insanüstünü” nün tamamen aksidir. Hakir ve acınacak bir mahlûktur. Bu tipi Nietzsche şu cümlelerle gösterir.

Sevgi nedir?

Yaratılış nedir?

Hasret nedir?

Yıldız nedir?

Son insan bunları sorar ve gözlerini kırpar.

Zaman zaman bir az zehir, bu tatlı hülyalar verir ve sonunda biraz daha fazlaca zehir, buda hoş bir ölüm getirir.

Çobansız bir sürü, her kesi ayni şeyi ister, herkes aynıdır, başka bir şey dileyen arzusu ile tımarhaneye gider.
Burada gösterilen “son insan” bir hayal mahsulü değildir.

Yirminci asrın kibar sosyetesinde bugün yaşamaktadır.

Hatta bu sosyete de yaşayan biricik insan tipi odur.

Böyle bir kitle içinden üstün bir insan çıkamaz. Onun için Nietzsche bu kitleyi feda etmek ister.

Gerçek bu insan tipinde biyolojik tereddiler (soysuzlaşmak) aşikârdır. Bir yandan bütün teferruatına kadar tatbik edilen bir iş bölümü ve ihtisasçılık ruh ve bedeni tek taraflı bir faaliyete icbar ediyor.

Öte yandan konfor şartlarının tekemmülü birçok tabiî garizeleri (asıl huyları) körletiyor. Sosyalist prensipler de ferdî iradeyi kullanmaktan ve işlemekten alıkoyar. Bu şartlar altında Avrupa medeniyetinin kendi yükü altında ezileceğini vuzuhla görenler çoğalmaktadır.

Spengler” garbın sukutu, “Wallas” beşerî istifa, “Sallmayer” veraset eserlerinde bu neticeye varıyorlar.

Nietzsche, kendi kendine tereddiye meyleden bu kitleleri içinden kımıldatacak unsur olarak “İnsânüstünü” nü alıyor.

İnsanüstünü” ile kitlenin vaziyeti, ordu ile başkumandanın vaziyeti gibidir. Birisi yalnız emretmeğe, öteki yalnız itaate memurdur.

Liberalizmi yıkan bu “İnsanüstünü” mefhumu en büyük siyasî ve içtimaî tesirini zamanımızda göstermektedir.



Hitlerin otorite fikri, Mussolini faşist mefhumu ve dünyayı saran şahsiyet ihtiyacı hep liberalizmden ayrılıp az çok “İnsanüstünü” ne varmak isteyen bir temayülün ifadesidir.

İNSANÜSTÜNÜ” NASIL YETİŞECEKTİR?

Nietzsche bunun kitle içinde değil dışında ve inzivada yetişebileceğine kanidir. Fakat şüphesiz bu biraz romantik bir tasavvurdur.

Bugünün kitlesine kumanda edecek bir şahsiyetin artık kitle dışında ve kendi inzivası içinde yetişebilmesine imkân yoktur.

Bu belki beşeriyetin en iptidaî devirlerinde; kabildi.

Bugünkü insanın muğlak (karışık) yaşayış ve psikolojisi ilmin hayatının her safhasına girişi artık hudayinabit (ekilmeden biten ot veya ağaç. Hiç bir talim ve terbiye görmemiş adam) bir “İnsanüstünü” yetişmesine imkân veremez.

Nietzsche'nin idealine götürebildi öteki yol bilâkis kitlenin içinde geçer. Her fertte uyuyan bedenî ve ruhî kudretleri işletmek, rekabet şartlarını teinin etmek, üstün bir tipi yetiştirmeğe daha fazla elverişlidir. Onun için bu noktada Nietzsche'den ayrılmak ve onun tavsiye ettiği umumî cehil yerine umumi talim ve terbiyeyi koymak gerektir.

Nietzsche'nin “İnsanüstünü” demokrat bir rejimin reisi değildir,

O, halkın içinde yaşayan, herkesin dert ile hemdert olan bir şahsiyet olarak düşünülmemiştir. Bilâkis fertlerin küçük dertler ile hemdert olmak onun irade ve icra kudretini yıpratır.

Bu endişe daha Goethe'de bile mevcuttur.

Nitekim Herder’in “Fikirler” i intişar edince Napoli'den bir dostuna yazdığı mektupta aynen şöyle söylüyor.

Bu çeşit insaniyet galebe çalarsa korkarım ki dünya bir hastane haline gelecek ve herkes birbirinin sadık hasta bakıcısı olacak”.

Gerçek daima acımakla vaktini geçirenin irade kudreti söner.

Ve çok defa açmana da bir iyilik edilmiş olmaz.

Nietzsche'nin telâkkisine göre Hristiyanlıkla demokrasi ayni kökten menşeini alır. Nietzsche demokrasiyi büyük ve kudretliye, küçük ve âcizin duyduğu bir kin olarak telâkki eder.

Bu kin yukarıda ve üstte gördüğü her şeyi yıkmak ister. Ve ancak kendisi gibi olanlara tahammül eder.



Nietzsche'ye göre demokrasi aşağı tabakayı yükseltmez, bilâkis bunu yapayım derken üst tabakayı alçaltır. Bu nevi insaniyetçiliğe Nietzsche köle insaniyetçiliği diyor.

Ve bunu yıkarak yerine “insanüstünü” ne götüren kahraman insaniyetçiliği koymak istiyor.

*

* *


Zerdüşt’teki orijinal fikirlerden birisi de ruh ve beden münasebetidir. Nietzsche bedenden ayrı bir ruh kabul etmez. Hatta bütün ferdyeti bedenden ibaret telâkki eder.

Ben tamamen bedenim başka hiç bir şeyim yok, ruh ise bedende mevcut bir şeyin adıdır”

Nietzsche'ye kadar ruhî tezahürlerin bedenle alâkası vuzuhla tespit edilmemiştir. Nietzsche hekim ve tabiiyatçı olmadığı halde dâhiyane bir sezişle insan fizyolojisinin hududunu genişletmiş ve “ruh beden birliği” ni tebarüz ettirmiştir.

Bilhassa Powlow'un meşrut (şartlı) refleksler sahasındaki araştırmalarından sonra ruhla beden arasında ne kadar sıkı ve muğlak bir irtibat olduğu meydana çıktı.

Bugünün nazarı ve amelî tıbbında ruh ve beden birliği en esaslı prensiplerden birisi haline geçti.

Bedenin faaliyetinde ki büyük şuuru Nietzsche en güzel bir şekilde ifade ediyor.

Bedeninde en parlak fikrinden ziyade şuur vardır.”

Beden “Ben” e der ki şuran ağrısın ve orası ağırır. Ve ağrısının durmasını düşünür.”

Gerçek uzviyet kendi işlentisinde ne kadar aşikâr bir şuurluluk gösteriyor. Gıdası tükenen uzviyet iştiha işaretini kullanır, sükûne muhtaç olunca o kendisi ile mağrur olduğumuz koca beyni felce uğratmaktan çekinmez, hastalanan uzvu cebrî bir sükûnet vaziyetine getirir.

Demek ki uzviyet körü körüne bir otomatik ile işleyen bir makine değildir. Hâlbuki mihanikiyetçi 1 (ahenkli) bir mektep uzviyeti hâlâ böyle bir makine gibi telâkki eder. Öte yandan Driech, Bier gibi yeni vitalistler 2 uzviyetteki bu şuuru modern tababetin (tıp) hareket noktalarından birisi olarak ele almış bulunuyorlar.

Nietzsche vecizelerinin kıymeti gündelik hayatımızda kendisini gösterir.

Kültür insanında tabiî garizeler (huylar) gittikçe sönmektedir.

Sönen bu garizeleri uyandırmak için miktarı gittikçe artan sun'î vasıtalar kullanmak icap ediyor.

Bir banker, bir profesör, bir memur, bir köylünün doyduğu yemek iştihasını duyabilmek için neler feda etmeğe hazırdır. Fakat bunu hiç bir zaman duyamaz. Bunun yerine az çok zararlı bir takım müştehiler (iştahı sevenler) kullanmağa mecburdur.

Tenasülî garizeyi körleştiren medeniyet şartları bunun yerine ne kadar sun'î vasıtalar ikamesine çalışıyor.

Denemez ki bu iptidaî garizelerin azalması bir terakki eseridir.



İnsan bilâkis garizelerinin kudreti nispetinde kâmil bir insandır.

Bu garizeler körleşince ruhta söner.



İnsan için cinsiyet hayatının haricinde ruhî hayat yoktur.

Asketler (derviş, sofiler), fakirler, harem ağaları içinden bir daha çıkması mümkün değildir.

Bu böyle olunca medeniyetin tabiî garizeleri öldüren şartlarıyla mücadele mecburiyeti hâsıl oluyor. Modern spor bu kıymetli vasıtalardan birisidir.

Gerçek spor faaliyeti esnasında beden tabiîliğine ve iptidaîliğine döner.

Ve en faydalı spor tabiî oyuna en çok yaklaşan spordur.

Bu kıymetli vasıtanın yayılması ile beraber yaşayışımızın her safhasında yalnız rahatlığı gözeten konfor fazlalığından kaçınmak, bedenin sesini daha yakından dinlemek gerektir.



Sesini dinlenemeyen beden ruhtan intikamını alır.

Nietzsche bedene bu tabiî yaşayışı bahşederken dimağa da en yüksek bir irade veriyor. O orada “İnsanüstünü” nü doğurma iradesidir.

*

* *


Zerdüşt’te Nietzsche'nin hücumuna uğrayan şeylerden birisi de klasik cürüm ve ceza fikridir.

Cezayı mücrimden alınan bir intikam telâkki eden eski fikre Lombrose tarafından ilk darbe indirilmişti. Yeni tezin en veciz ifadesini Zerdüşt’te buluyoruz.


Düşman deyin fakat fena demeyin, hasta deyin fakat rezil demeyin, deli deyin fakat mücrim demeyin.”

Bu adam nedir?



Ruhunun içinden dünyaya saldıran hastalıklardan yapılı bir yığın, bunumu avlamak istiyorsunuz.

Bu adam nedir?

Birbirinin yanında nadiren uslu oturan vahşi yılanlardan yapılı bir düğüm. Bunlar kendiliklerin gezmeğe giderler ve dünyada av ararlar.”

Bu yeni tez bilhassa birçok cinayet vasıflarının irsi mahiyette oluşu ileri memleketlerde cürmiyetle (suçla) mücadele açılmasına imkân vermiştir.

Bilhassa Almanya'da irsî mücrim (suçlu) tiplerinin akimleştirilmesi (kısırlaştırılması) kemmiyet (sayıca artış) kazanmıştır.

***


Zerdüşt’te çok münakaşa uyandıran fasıllardan birisi de “Kadına dair” olandır.

Nietzsche, “Kadın muammasının biricik halli gebeliktir diyor”

Bu ağır hüküm nermin (yumuşak) fikirlere, tatlı hayallere bir şamar gibi çarpmaktadır.

Kadın bütün tatminini gebelikte bulan bir cinsi makine midir? Şüphesiz bunu bu şümulile (tümüyle) kabul edemeyiz. Vakıa bir kadın dahî tanınmıyor ve bundan sonra yetişeceği de pek umulamıyor.

Fakat buna mukabil iradenin dehaları olan kahraman tipinde kadınlar biliyoruz. Sonra erkekte mevcut bedenî ve ruhî kabiliyetlerin irsiyet yoluyla yarısını veren kadındır. Onun için Nietzsche'nin kadın hakkında ki hükmünü olduğu gibi kabule imkân yoktur.

Fakat hiç şüphe yok ki o hükümde büyük bir hakikat hissesi vardır.

Cinsiyetin icapları kadının bütün ömrünü alır.



Nemilow der ki:

Kadının bütün ömrü fasılasız bir hastalıktır”. Daha çocukluk devrinde biyolojik cinsiyet farkı kendisini gösterir.

Buluğla başlayan olgunluk devri kadının cinsî hayatında bambaşka bir mahiyet gösterir.

Her “aybaşı” bedenî ve ruhî bir buhrandır. Her doğum kadını ölümle karşılaştıran bir imtihandır. Ve doğum gittikçe güçleşmektedir. Çünkü çocuğun kafası gittikçe büyüyor. Hâlbuki havsala kemikleri eski şeklini muhafaza ediyor.

Kadın bu cinsî icaptan (birleşmeden) kaçmayım dese tabiatın intikamı hazır. Doğurmayan kadınlarda rahim kanseri doğuranlardan fazladır “Sellheim”.

İş bununla da bitmez. Doğurmayan kadının ruhunda şifa bulmaz bir tatminsizlik bir depresyon hayat şevkini keser.

Cinsî hayatın bitişi de kadında bir faciadır. Çünkü ânî vukua gelir. Tenasül guddelerinin (yumurtalık ve bezeler) bu ânî duruşu kadının beden ve ruhunda bir buhran ifade eder.

Velhasıl her çağda kadın cinsiyetin esiridir.

İşte Nietzsche bu esir kadına büyük bir ülkü gösteriyor. “İnsanüstünü” nü doğurmak.

Zerdüşt’te çocuk ve izdivaç bahsi bu ülkünün tasviridir. Bu bahiste sırf cinsî ihtiyaçlarla yapılan izdivaçlar terzil (rezillik kabul) ediliyor. Ve yüksek ve hür insanlarda izdivacın ancak bir tek gaye ile güzellik ve meşruiyet kazanabileceği gösteriliyor.

Bu gaye insanüstünü” nü meydana getirmektir.

İZDİVACIN BU SURETLE TELÂKKİSİ (DÜŞÜNCESİ) NE KADAR ULVÎDİR!



Yüklə 424,77 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2023
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə